Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Amerikan Kanser Enstitüsü (NCI) verilerine göre lenfoma görülme sıklığı son 10 yılda artış gösteriyor. ABD
17 Eylül 2014 09:34 | sağlık
Ankara'nın Altındağ ilçesinde belediye tarafından hizmete açılan 2 kreş yeni minik öğrencilerin hizmetine sunuldu.
17 Eylül 2014 03:18 | gündem
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan ve ücretsiz olarak hizmet veren Belediye Meslek Edindirme Kursları (BELMEK) yeni dönem kayıtları başladı.
17 Eylül 2014 03:14 | gündem
 Aziz Mahmud Hüdai Vakfı Ankara muhibbii, ayrıca Ankara'da başta Muradiye Vakfı olmak üzere pek çok vakıf ve derneğin kurucusu olan 85 yaşındaki Hacı Gedikli, dün öğle saatlerinde hayatını kaybetti. SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI Hacı Gedikli, Ankara'daki Sami Ramazanoğlu Külliyesinde ...
17 Eylül 2014 02:17 | Gündem
Ankara'nın Kazan Belediyesi yine örnek olacak bir uygulamaya imza attı. Evlerde hasta ve yaşlı bakımı, camilerin temizliği hizmetinden sonra Kazan Belediyesi şimdi de hastanedeki hastalara berber hizmeti veriyor.
17 Eylül 2014 02:17 | gündem
Yeni yayınlanan valiler kararnamesi sonrası emekliye ayrılan Ankara Valisi Alaaddin Yüksel Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek
17 Eylül 2014 02:17 | gündem
Ankara Mamak Belediyesi, kırtasiye ihtiyacı olan öğrencilere kırtasiye yardımında bulundu.
17 Eylül 2014 02:17 | gündem
Ankara'da bugün elektrik kesintisi yapılacak yerler ve saatleri Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş tarafından yapılan yazılı bir açıklama ile duyuruldu. Ankara'da bugün Çankaya, Çubuk, Kazan, Polatlı ve Sincan ilçelerinde elektrik kesintisi yapılacağı belirtildi.
17 Eylül 2014 02:17 | gündem
Ankara’nın hareket alanı giderek daralıyor. IŞİD Türkiye’yi tehdit ediyor, Almanya dinliyor, PKK güçleniyor… Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a göre Türk dış politikası da rehin alındı. Yeni Türkiye’ye hoş geldiniz!Dış politikada kör, sağır, dilsiz rolü oynayan Türkiye içeride toplumsal fayları kıracak bir çatışmayla raydan çıktı gidiyor. Büyük resme bakmaya çalışanlar ise keskin bir yol ayrımında buluyor kendini. Uluslararası ilişkiler profesörü Deniz Ülke Arıboğan’ın ikiye bölünmüş ve birbirinden nefret eden bir toplumda kendini araya sıkışmış olarak tanımlaması da işte bu yüzden. Bu sıkışmışlık içinde Türkiye ve dünya gündemini konuştuk. Hareket alanı giderek daralan Türkiye’ye hem içeriden hem dışarıdan bakmaya çalıştık. Ortadoğu kaynarken, IŞİD küresel bir güç hâline gelirken, PKK meşruiyetini kazanırken, Almanya bizi dinlerken Türkiye ne yapıyor?-Dış politikada sınırlarına hapsolmuş Türkiye görüntüsü giderek güçleniyor. Türkiye 90’lara geri mi dönüyor sizce?Türkiye üç beş sene önce dünyada parmakla gösterilen bir dış politikaya sahipti. Güç merkeziydi. Batı sistemi ile Doğu arasında önemli köprü vazifesi görüyordu. Şimdilerde bundan uzaklaşma var. Bu sadece Türkiye’nin duruşundan kaynaklanmıyor. Ortadoğu’da, Türkiye’yi merkeze almadan da büyük bir değişim var. Arap Baharı’nın sekteye uğraması ve istikrarsızlık Türkiye’nin sınırlarına kadar gelen büyük bir risk alanı oluşturuyor. Üç ayrı merkezde kırılma var. İlki etnik merkezde oluşan kırılma; Arap, Kürt, Türk, Pers, Yahudi gibi tanımlanabilen gruplar arasındaki fay hattına işaret ediyor. İkincisi Sünni-Şii ayrımı üzerinden gelişen mezhepsel sorunlar ki, burası da son derece hareketli. Üçüncü eksen ise Sünni coğrafyanın yani Sünnilerin kendi aralarındaki kırılmadan kaynaklanıyor.-Bu durumda ne yapılabilir?Doğal ortamda ev yaptığınızda yılanlar, fareler çok olur. Yılan girmesin diye katranla çevrelersiniz evin etrafını. Yapılması gereken şey o hattı kuvvetlendirmeye çalışmak. Yılanların dışarıda kalmasını sağlayacak politik bir bariyer oluşturmak. Bu bariyer insanî mekanizmaların çalıştırılmaması demek değil. Ekonomik ilişkileri kesmek anlamına da gelmez. Bu silahlı gruplarla, savaş ortamının taraflarıyla ilişki kurmamak anlamına gelir. Kurulduysa bunların kesilmesi gerekir.-Ne gibi?Mesela Sünni Arap aşiretlerle iyi geçiniyorsunuzdur. Bu sizin ticari, siyasi, kültürel alanınızın genişlemesine yardım ediyordur. Lakin bir gün IŞİD markasının altında bütün bu aşiretler toplanmaya başlarsa aynı ilişkiyi devam ettirirseniz, siz de IŞİD’le ilişki kurmuş hâle gelirsiniz. Türkiye’nin sıkıntısı biraz da bu. Kontrol edemediği aktörler devreye sokuluyor. Dikkatli olunması gereken bir zaman.-Neredeyse bütün komşularıyla problemli bir Türkiye var, bugün. ‘Sıfır sorun’ politikası hayalci olmakla eleştiriliyor.Her şey hayal kurmakla başlar lakin hayalleri revize etmekten de kaçınmamak gerekir. Şunu söyleyeyim; 1980’li yılların dış politikası hâkim olsaydı, bugün yine çevremizde IŞİD, Suriye, Irak problemi olurdu. Dünyanın merkezi Türkiye değil. Büyük bir küresel devinim var. Çok da rahatça yönetilecek bir süreç olmadığını kabul etmek lazım. Batı sistemi savaşa karşı ve meclisleri kanalıyla hükümetlerinin tavrını denetliyor. Cameron ve Obama’nın Suriye’ye müdahale hevesinin önüne kongreleri geçti. IŞİD’in bombaları Batı’da patlarsa müdahale o zaman gündeme gelir. Batı, çıkarlarıyla ilgisi olmayan hiçbir yere insanî nedenlerle müdahale etmemiştir.-Batı IŞİD’ i kullanıyor mu? IŞİD’in İngiltere, ABD ve İsrail ortak yapımı olduğu iddia ediliyor.IŞİD’in tankları, topları, ağır silahları var. Irak ordusu onların karşısında çekiliyor. Peşmerge ordusunu yenebiliyorlar. Kimdir bunlar? Bunların bir yerlerde askerî eğitim almış olmaları, kumanda yapılarının, karargâhlarının olması gerekir. El-Kaide’nin içindeydiler. Sonra kopmaya başladılar. Suriye’deki ilk varlıkları El- Kaide’nin diğer kolu olan El-Nusra’ya karşı oldu. Bunlar Sünnici desek, Özgür Suriye Ordusu’yla da savaştılar. Esed rejimiyle ise problemleri olmadı. Sonra Irak’ta bambaşka bir formatta çıktılar ortaya. Aynı IŞİD’den söz ediyoruz. ‘Sünni devlet kuracağım’ deyip hilafet ilan etti. Burası bütün dünyadaki ‘cihatçı’ları mıknatıs gibi toplayan bir alana döndü.-Hilafet ilanından sonra?Daha merkezî ve kontrollü bir yapıya gidiyorlar. IŞİD’in amacı nedir derseniz, kimse buna gerçek anlamda cevap veremez. Sünni bütünleşmesiyse neden Sünni Kürtlere saldırıyor? Niçin Türkiye’yi tehdit ediyor? Arap bütünleşmesini öngörüyorsa o zaman niçin Maliki’ye saldırıyor ve Şiilere yöneliyor? IŞİD’in bazı Sünnileri ve Arapları tanımlayan dar bir çerçevesi olacak gibi görünüyor. Hem Sünni- Arap olacak hem de Müslüman Kardeşler’den uzak olacak. Selefî geleneğine daha yakın duracak. Tam anlamıyla tarif edemememizin sebebi sürekli strateji değiştirmesi. Gelinen noktada Ortadoğu’dan Amerikan askerinin erken çekildiğini düşünenler de var. IŞİD’e ebelik yapanlar arasında Suudi kanalı da göz ardı edilmemeli.-Ne açıdan?IŞİD kendisini Sünni Müslümanların temsilcisi olarak tanımlayınca Müslüman Kardeşleri de aynı şemsiyenin altına yerleştirecek bir imaj üretti. Uluslararası kamuoyu aradaki farkları bilmediği için bütün Müslümanları aynı kategoride değerlendiriyor. Bu son derece olumsuz bir imaj. Batı’nın İran’a karşı Sünnilerle ittifak içinde olma geleneğini bile değiştirebilecek bir imaj bombardımanı var. Son 35-40 yılda alışageldiğimiz ittifak sistemi değişecek gibi. Revizyona Arap Baharı’yla başladılar, başarısız oldular. Şimdi yeni ve radikal bir Sünni İslam görüntüsü oluşuyor. Bu görüntü Şiilerin elini kuvvetlendirecek ve İsrail’in işine yarayacaktır. İsrail’in bölgedeki Müslümanların ne kadar tehlikeli olduğunu dünyaya anlatmasına fayda sağlayacak. Prensipte İsrail’i tehdit etmeyen bir yapı vasıtasıyla, tehdit eden Hamas türü örgütlerin de imaj kaybetmesine zemin hazırlayacak. İngiltere zaten bölgenin kadim efendisi sayılabilir. Sürecin devamında ne olacağına bakacağız ama ortamın bir Batı müdahalesine doğru çekildiğini düşünüyorum. Eylemlerin Batı coğrafyasına yayılması mümkün. IŞİD Batılıların “bizim çocuklar” dediği insanları da tehdit etmeye başladı. Hem ABD’nin, hem de İngiltere’nin IŞİD’i bugüne kadar karşılarına çıkan en büyük tehdit olarak tanımlamalarını yabana atmamak gerekir.-IŞİD’in yayımladığı videodaki mesaj neydi sizce?Batı sistemine, ‘Bu coğrafyada ne oluyorsa sizi de ilgilendiriyor’ mesajını vermek istediler. Batı kamuoyunu etkilemek için kullanılan bir iletişim stratejisi. Hatta Batı’ya sirayet eden bazı terör teşebbüsleri de olabilir. Batı gerçekten müdahaleye niyetlenirse, şiddetin dozu artacaktır. Bunların hepsi kamu diplomasisi. Çünkü Batı’da kamuoyu, Ortadoğu’ya müdahaleye şiddetle karşı. Pentagon açıklamasında, Amerika’nın dünya üzerinde karşılaştığı en büyük tehdit diyor IŞİD için. Ne alakası var? Niye Amerika’nın karşılaştığı? Hareket, Irak’ı perişan ediyor da neden Amerika’yı tehdit ediyor? Bunu soran yok ama Amerika böyle algılıyor. Amerika’yı neden tehdit ettiğini yavaş yavaş anlatacaklar kendi halklarına. Obama sonrası Cumhuriyetçi birisi gelirse - ki muhtemeldir– çok daha aktif olacaktır bu konularda.-IŞİD’in Musul Konsolosu dâhil 49 Türk’ü bırakmak için Süleyman Şah Türbesi’ni istediği iddia edildi. Bu doğruysa nasıl bir adım atılmalı?Buradaki durum karışık ama aynı zamanda geçici. Vatan toprağını kaybetmek bizim duygusal yönlerimize ve milliyet anlayışımıza çok aykırı. Fakat orada yirmi küsur askeri bırakıp ne yapıyorlarsa yapsınlar diye beklemek kabul edilebilir değil. Konsolosluğun boşaltılmaması kanımca ciddi hataydı. Çünkü orada sadece 49 kişi rehin alınmadı, Türk dış politikası da rehin alındı. Türkiye kıpırdayamaz oldu. Burada üç yöntem var. Ya bırakır çekilirsiniz; “Uluslararası hukuk çerçevesinde haklarım devam ediyor. Uygun zamanda geleceğim.” dersiniz. Geri dönüşü sağlayan ön koşulları da koyarsınız. Ya da ordunuzla bölgeye girer, korumaya alırsınız Süleyman Şah türbesini. Bir başka seçenek de bölgede savaşan size yakın olan gruplara silah desteği sağlarsınız. Sizin yerinize onlar korumuş olurlar. Türk ordusu mümkün olduğunca bölgeye girmemeli bence.-Ortadoğu denklemi içinde PKK’nın da belirleyici bir rolü var. IŞİD ortada dururken PKK silah bırakır mı?Kesinlikle bırakmaz. PKK açısından bulunmaz bir nimet hâline geldi. Şu an karşılarında ciddi bir tehdit var. Üstelik koca bir sistemi tehdit eden bir yapı. Herkes adına savaşıyor PKK. Şu an bölgede devlet gücü kullanabilecek iki ülke var. İran ve Türkiye. Bunun dışında devlet yok. O sebeple tabii ki PKK’nın hareket olarak meşruiyetini ve uluslararası kamuoyundaki itibarını artıracak bu hareket. Muhtemelen en çok çile çeken ve en çok kazanan olacaktır sürecin sonunda.-PKK, Avrupa Birliği’ne kendisini silahlandırması çağrısında bulunuyor.Terör listesinden çıkarıldıkları an silah gönderebilecekler. Türkiye’nin baskısı sebebiyle bir şey yapamıyorlar. Peşmergeleri silahlandırarak dolaylı yardımda bulunmaya çalışıyorlar. Ama sonunda Türkiye karşısında daha iyi silahlanmış, hatta terör listelerinden çıkarılmış bir örgüt bulabilir.-Nasıl bir strateji gütmeli Türkiye?Kürtlere Türkiye’nin de destek vermesi gerekebilir. Tehdit büyürse Kürt bölgesi bir tampon ve Kürtler de savaşçı olarak orada varlıklarını sürdürecek. Batı üstelik toplu hâlde mukabele etme gereği duyarsa, NATO operasyonuyla ya da BM çerçevesinde bir şeyler düşünürlerse, Türkiye lojistik destek vermek zorunda kalacak. Verdiğiniz bu destek, IŞİD’le savaşan bütün savaşçılara verilmiş destek olacak. İçinden kolayca çıkabilecek durumda değil Türkiye.-Silahlar sustu ama güçlenen bir PKK var. Bu ters orantı için ne söylersiniz?Bağımsız ya da özerk bir Kürt devletinin kurulması da konuşuluyor.Hiçbir ülke barış ortamında bölünmez. Diyaloğun ülkeyi bölmek olarak tanımlandığı tek coğrafya Türkiye. Sonsuza kadar süren bir çatışma mı olmalıydı? Herkes gözünü yumup Türkiye’yi bir bütün zannediyor. Oysa Türkiye ruhen bütün falan değildi. Askerinizin zoruyla birarada tuttuğunuz coğrafyaya öyle kolayca bütün diyemezsiniz. Türkiye’nin güç sarf etmesi gereken şey bütünleştirecek bir devlet düşüncesinin oluşturulması. Birbirinden nefret eden yüzde elliler var, ülkemizde. Ufacık bir kıvılcımda mahalleleriniz, kurumlarınız birbirine girecek. İktidarın tercihi olarak bu noktaya gelinmesi de çok acayip geliyor. Toplumun yüzde ellisi hiçbir talebinin göz önünde bulundurulmadığını düşünüyor. Devlette hiçbir kurumda görev alamayacağını öngörüyor. Bu, yönetilebilir bir süreç değil. Doğrusu biraz yumuşama olacağını ümit ediyorum.-Türkiye’nin hâlihazırdaki durumunu Batı nasıl değerlendiriyor?Türkiye’ye yoğun bir destek vardı bir dönem. Özgürleşme, vesayetin kaldırılması, ekonominin gelişmesi, özellikle etnik ve mezhepsel kimliklere yönelik açılım politikalarının uygulanması Batı dünyasından takdir görüyordu. Fakat son dönemlerde ortaya çıkan aşırı güvensizlik ortamı, iktidar tarafında kendini koruma güdüsüyle muhalif düşüncelere yönelik bir saldırganlık oluşturdu. Üslubun sertleşmesi demokratik teamüllerin askıya alınmasının yolunu da açıyor. Batı açısından diğer bir konu da Rusya ile olan yakın ilişkilerimizin dozu. Türk-Rus ilişkileri her zaman çok kritiktir hem Türk siyaseti hem de küresel dengeler açısından. Batı, “Türkiye’yi Acaba Rusya’ya kaptırır mıyız?” endişesine kapıldığında hep karıştırır ülkeyi. Özellikle Rusya ile ilişkiler konusu Transatlantik ittifak sisteminde de, Avrupa içi dengelerde de kırılma yaratabilecek bir belirleyiciliğe sahip.-Yeni Türkiye nasıl bir Türkiye olur?Bunun slogan düzeyinde geliştirilmiş bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü 12 yıldır iktidarda olan bir parti yeni Türkiye vadedince ne anlama gelir onu bilmiyorum. Neyi hayal ediyorlar? Çünkü açılımlar, vesayetle mücadele, ekonomik gelişme falan ‘Yeni Türkiye’ öncesinde başlatılmış şeyler. Sadece başkanlık sistemine geçmek yeni Türkiye’yi tanımlar mı? Başkanlık sistemine geçilebilir mi? Onu bilmiyorum. Ama aynı kadroların iktidarda olduğu bir yeni Türkiye daha önce yapılmayan neyi yapacak? Hangi eskiyi beğenmiyorlar? Neden bir yeniye ihtiyaç duydular onu görmek lazım.-“Halk, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kişiden çok, sistemi ve cumhurbaşkanı modelini oylayacak.” demiştiniz bir twitinizde. Başkanlık sistemini mi kastediyordunuz?Ben parlamenter sistemden yana olan bir insanım. Parlamenter sistemin içinde Türkiye’nin kendini geliştirdiğini, sistemin olgunlaştığını düşünüyorum. AKP’nin 3 dönemdir halktan takdir gören politikası da parlamenter sistem içerisinde gerçekleştirilmiş bir başarıya işaret ediyor. Aslında konu başkanlık sistemi de değil. Başkanlık sisteminin Tayyip Erdoğan’ın tercih ettiği ve sadece onun için dizayn edilmiş bir şey olması. Dünyanın en iyi siyasi lideri olsanız bile böyle kişiye özel düzenleme ilkesel olarak doğru değil. Üstelik AK Parti içinde de muhalefet olduğu belli. Cumhurbaşkanı Erdoğan da önce partili cumhurbaşkanlığı formülüne yakındı ama şu an gördüğüm kadarıyla Ahmet Davutoğlu ile birlikte, birbiriyle bağlantılı ama biraz daha üst pozisyona geçmiş bir yapı kurgulanacak. Anayasal altyapısı hazır olmadığı için birtakım krizlere gebe şu anki sistem.-Başbakan Davutoğlu sürekli köklü bir ‘devlet geleneği’ vurgusu yapıyor. Bununla neyi ifade ediyor?Osmanlı’dan hatta daha gerisinden bir tarihçi gibi bakıyor Davutoğlu. “Belli bir geleneğin devamı olarak doğuyor her şey.” diye düşünüyor. AK Parti aslında 2002’de doğmuş bir parti değil, demek istiyor. Şimdilerde AK Parti devlet merkezini güçlü tutmaya başlayan bir parti. Oysa askerî-bürokratik vesayetle mücadele ederken devleti küçültme arzusu vardı, 2002’de. Kendisi hem iktidar hem de muktedir yani devlet oldukça eski kanalları benimsiyor. Mesela YÖK. Güya AK Parti’nin kaldıracağı bir yapıydı. Hâlbuki en güçlü YÖK sistemini kurdu. Artık daha güçlü, daha merkezî bir devlet göreceğiz.-Abdullah Gül, “Bugünkü şartlarda siyasette yer almayacağım.” demesinin üzerinden çok geçmeden, partisine döneceğini açıkladı. Ne değişti sizce?Bence son güne kadar kararını vermedi Abdullah Gül. Bu anlamda biraz kararsızlığının kurbanı oldu. İnisiyatifi tamamen Tayyip Erdoğan’a bıraktı. Nitekim Erdoğan desteğini Ahmet Davutoğlu’na verdiği andan itibaren denge değişti. AK Parti kurulduğunda güçlü bir kadro vardı. Erdoğan o kadronun lideriydi ama o kadronun istişare geleneği ve içindeki dengeler çok önemliydi. Onu dengeleyen parti içi güçlü isimler vardı ama Erdoğan giderek herkesten daha güçlü bir siyasi figür hâline geldi ve o kadronun üzerine taştı. Yeni Türkiye, tasfiye edilmiş eski kadrosu ve tek lider Erdoğan tarafından kurgulanmış yapısıyla yeni AKP’dir. Üç dönem kuralıyla AK Parti’nin, Arınç’ın ‘yeni yetmeler’ dediği yeni yüzlerin, profillerin devreye girdiği bir lider partisine dönüştüğü yapıdır bir anlamda.-Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak yine akil heyeti toplasa ve ‘nasıl bir cumhurbaşkanı görmek istersiniz’ dese cevabınız ne olur?Demokrasinin bayraktarlığını yapan, tarafsız bir devlet adamı görmek isterim. Gerçekten balkon konuşmasında kendinin de söylediği gibi Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmasını isterim. Bu toplumun yüzde ellisinin mutsuz olduğunu görmesi gerekiyor. AK Parti’nin ilk iki döneminde bu insanlar kesinlikle muhalif bile olsalar bu kadar mutsuz değillerdiAksiyon Dergisi'ndeki röportajın tamamını okumak için tıklayın...
17 Eylül 2014 02:08 | gündem
Feridun Andaç, yazarların kaleme ilişkin hikâyelerini anlattıkları bir kitap derledi: “Kalem Kitabı”. Varlık Yayınları tarafından neşredilen kitapta, 1923 doğumlu Hıfzı Topuz’dan 1974 doğumlu Faruk Duman’a kadar günümüz edebiyatından tanınmış 45 yazar yer alıyor.Sümerler yazıyı M.Ö. 3200 yılında keşfetti. Fenikeliler M.Ö. 1200’de alfabeyi geliştirdi. Yunanlılar tarafından kaleme alınan ilk el yazısı 4000 yıl önceye ait. Kaleme gelince, kurşunkalemin yapımı ile ilgili ilk buluntular 1660 yılına dayanıyor. Yazıyla, yazının araçlarıyla ilgili bilgi neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Peki, edebiyat dünyasından isimlerin kalemle, bu ister dolmakalem olsun, ister tükenmez ya da kara uçlu bir kurşunkalem, hikâyesi nedir? Kişisel yazı yolculuklarında kalemin yeri, önemi, ağırlığı nasıldır? Aynı zamanda bir kalem koleksiyoneri olan editör ve eleştirmen Feridun Andaç, Varlık Yayınları’ndan çıkan “Kalem Kitabı”nda günümüz edebiyatından tanınmış 45 yazar ve şaire kalemle olan öykülerini sordu.Türlü çeşit dolmakalemle, kurşunkalemle baba evindeki yazı masasında tanışanlar da var, yalan söyleyerek aldıranlar da. Bu hikâyelerden en çarpıcısı belki Adnan Binyazar’ınki. Çıraklık ettiği aşçı dükkânının ustası yollamadığı için 8 yaşında hâlâ okula başlayamamış, aklı hep hayal ettiği kalemde... Bahşişlerini ustası elinden aldığı için biriktirme şansı da yok. Öyle böyle kafaya koymuş Binyazar, bahşişlerin bir kısmını ustasından saklamayı başarmış ve ilk kalemini iki buçuk liraya almış 1942’de. Ustası görmesin diye arka cebinde sakladığı, orada mı diye sıklıkla eliyle kontrol ettiği kalemini tek satır yazamadan kaybeder yazar. Bundan sonra geçen 72 yıldır da o ilk kaybın acısını hiç unutmaz. Haydar Ergülen, kalemle ilişkisini, gelişen teknolojiye göz kırpmadığını, “Her şeyi, ama her şeyi kalemle yazdım.” diyerek anlatıyor. Kalemle derin bir bağ kuran, nesne olarak onu hayatının ayrılmaz bir parçası haline getiren isimlerden bir diğeri de Nazlı Eray. Ankara’da yeni bir romana başlamadan önce kalemlerini aldığı özel dükkânları var Eray’ın, üstelik her yeni yıl gecesi, yastığının altında yeni bir kalem olmadan da uykuya geçmiyor. Buna benzer bir durum Cemil Kavukçu’da da görülüyor. Kalemlere olan tutkusu öyle bir noktada ki yazarın, kaldığı otellerden ayrılırken komodinin üstündeki kurşunkalemi orada bırakmayıp yanında götürüyor. Dolmakalemlere tutkusu ve zengin koleksiyonuyla tanınan Doğan Hızlan ise, “İri dolmakalemleri kutuda seyretmekten hoşlanırım, yazmaya gelince küçükleri tercih ederim.” diyor.Dolmakalem bir yana diğerleri bir yana“Dolmakalemle yazılan el yazısının güzelliği, o yazıya bir tür hüsn-ü hat disiplini verir.” diyor Hilmi Yavuz, hep dolmakalemle yazdığını anlatırken. 91 yaşındaki yazar Hıfzı Topuz da lise yıllarında dolmakalemle yazdığı defterlerini bile sakladığını ve bütün romanlarını dolmakalemle yazdığını anlatıyor. Bir dolmakaleme sahip olmanın, hele de kolay alınabilir olmadığı zamanlarda, onu elinde tutabilmenin önemini de görüyoruz yazılarda. Necati Tosuner örneğin, babasının hediye ettiği yeşil dikey çizgili dolmakalemi kaybettiğinde artık bir şey yazamayacağını zannetmiş.Dolmakalemlere tutkuyla bağlı olanlar kadar ondan uzak duranlar da var elbette. Faruk Duman mesela. Dolmakalemin yargıçlara özgü bir gereç olduğunu düşündüğü için hayatı boyunca böyle bir kalemle yazmamış “Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur”un yazarı. Nursel Duruel de öyle dolmakalemle pek arası ısınamamışlardan. Onun vazgeçilmezi, ilkokula başladığı yıllardan beri kurşunkalem.“Kısalınca fırlatır atarsın”Yazarların hikâyelerini, romanlarını, şiirlerini aktarmalarında en önemli vazifeyi kalemler üstlenir. Belki bu sebepten, kitapta yer alan hemen herkeste kalemle olan kuvvetli ya da zayıf bir bağ görmek mümkün, tek bir isim hariç! Kalemlerle kurulan duygusal bağa Hatice Meryem kesin bir dille karşı çıkıyor: “Bana kalırsa, yazarsın çizersin boyu kısalıp tutulamayacak hale gelince fırlatıp atarsın. Kalem budur.” İlla bir nesneye mana yüklemek istiyorsanız diyor Meryem, cımbızdan kepçeye, kulak pamuğundan avizeye binbir nesne ne güne duruyor?
17 Eylül 2014 01:59 | kültür sanat
Kükremeler bile bir yere kadar...Hayatın her alanına sızan rekabetçi ruhla, narin gülümsemeleri bile prangaya vuruyoruz. Toplum olarak uyku kaçıran zifir gecelerden geçtiğimiz şu günlerde hırçın yürekler, uzatılan dostluk eli karşısında taş duvarlarını yerle bir ediyor. ‘Şerefli ikincilik, kirli şampiyonluktan daha iyidir.’ diyerek futbol çayırına ipekten örtü sermiş rahmetli Süleyman Seba’ya ithaf edilen Süper Lig’in bu sezonunda, kükremeler bile bir yere kadar. Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan lig maçında, ‘Yetmez ama evet’ duruluğundaki centilmenlik, yıllardır sendeleyen futbol kardeşliğine umut oldu. İki kulübün birbirine kapattığı pencereleri, Emre ve Onur’un kenetlenen elleri açtı.Emre’den pas rekoruFenerbahçe, ligin ikinci haftasında Trabzonspor ile golsüz berabere kalırken maçın adamı seçilen Emre Belözoğlu ilginç bir istatistik tutturdu. Yıldız oyuncu karşılaşmada yüzde 93’lük isabetli pas oranıyla geceye damga vurdu. 34 yaşındaki tecrübe, takımının tüm ataklarını yönlendiren isim olurken, 101 kere topla buluşup 93 isabetli pas verdi. Bu, son yıllarda Türkiye liglerinde ulaşılmış en yüksek pas sayısı. Maç boyunca Trabzonspor takım halinde 185 pas yaparken, Emre’nin tek başına 93’e ulaşması dikkat çekti.Rizespor İstanbul’da evinde gibiKaradeniz temsilcisi Rizespor, İstanbul’da aldığı başarılı sonuçlarla dikkat çekiyor. Ligdeki ikinci maçında deplasmanda Beşiktaş ile karşılaşan Yeşil-Mavililer, öne geçmesine rağmen maçtan 1-1’lik sonuçla ayrıldı. Çaykur, geçen sezonda İstanbul’da oynadığı maçlarda yenilmemişti. Galatasaray ve Kasımpaşa ile 1-1 berabere kalan Rizespor, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yle de 0-0 berabere kalarak sahadan puanla ayrılmayı başarmıştı.Puan kaybetmeyen takım kalmadıGalatasaray, ligin ikinci haftasında Eskişehir’le 0-0 berabere kalarak liderliğini devam ettirdi. İlk altı takımın 4 puanı varken puanını dörde çıkaran Sarı-Kırmızılılar averajla liderlik koltuğunu kaptırmadı. Ligin ikinci haftası itibarıyla puan kaybetmeyen takım kalmadı. Puan tablosunun sonuna ise ligin yeni takımı Balıkesirspor demir attı. İki maçını da kaybeden Bal-kes 0 puan, -4 averajla iyi bir başlangıç yapamadı.İbrahim Toraman, sahalara döndüSivasspor’un tecrübeli defans oyuncusu İbrahim Toraman, 393 gün sonra yeşil zemine ayak bastı. Akhisarspor maçında ilk on birde başlayan ve 90 dakika sahada kalan 32 yaşındaki oyuncu, en son Beşiktaş forması altında 18 Ağustos 2013 tarihinde Trabzonspor’a karşı oynamıştı. Toraman, bir dönem kaptanlığını yaptığı Beşiktaş’tan olaylı şekilde ayrılmıştı. Sezer Öztürk ile kavga eden futbolcu önce kadro dışı bırakılmış daha sonra da kulüpten gönderilmişti.Haftanın Futbolcusu: Atıf (Sivasspor) - Gekas (Akhisar) 2-2 biten maçta yer aldı iki futbolcu da. Atıf geçen sezonun gol kralıydı ve bu maçta da 2 güzel gole imzasını attı. Gekas ise Türkiye liglerinin gördüğü en golcü yabancıların başında geliyor ve birisi son dakikada olmak üzere iki klas gol de ondan geldi.Haftanın Takımı: Bursasporİlk hafta evinde Galatasaray’a 2-0 yenilen Bursaspor, Gençlerbirliği deplasmanında 2-1’lik galibiyetle güldü. Teknik Direktör Şenol Güneş ile kan uyumunu sağlamaya çalışan Yeşil-Beyazlılar’ı zafere taşıyan golleri Volkan Şen ve Fernando kaydetti.Haftanın Teknik Direktörü: Ertuğrul SağlamEskişehirspor’da kısıtlı sayılabilecek bir kadrosu var. Ancak buna rağmen geçen sezon kupada final oynattığı takımıyla iyi işler yapmaya devam ediyor Ertuğrul Sağlam. İlk haftadaki üç puandan sonra bu hafta da İstanbul’da Galatasaray’dan puan aldı.
17 Eylül 2014 01:59 | spor
Katar dönüşü Bank Asya konusunda BDDK’ya baskı yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “BDDK karar vermeli ve buna göre adım atmalı.” şeklindeki açıklamaları Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e soruldu.Bank Asya ile ilgili durumun çok açık olduğunu belirten Şimşek, sorumlu kurum BDDK olduğu için bu konuda açıklama yapabilecek tek kurumun BDDK olduğunu söyledi. Erdoğan’ın, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hakkında gerekirse ilişkilerin kesilebileceğini söylemesi de Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sorulan konular arasındaydı. Şimşek, bu konuyla ilgili olarak da Türkiye’nin uluslararası piyasalardan borç alan bir ülke olduğuna dikkat çekerek, “Tabii ki kredi derecelendirme kuruluşlarının görüşleri önemli.” ifadelerini kullandı.Şimşek, “Türkiye’nin temelleri sağlam. Bazı kırılganlık alanlarımız var. Her şey mükemmel değil. Ama genel olarak baktığınız zaman, bugün dünyada kamu maliyesi alanında en güçlü ülkelerden bir tanesi biziz. Borcun milli gelire oranı net veya brüt olarak en düşük ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir. Bankacılık sektörünün en sağlam olduğu ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir. Hanehalkı borçluluk oranlarının nispeten düşük olduğu ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir.” diye konuştu. Maliye Bakanı Şimşek, torba kanunun Maliye Bakanlığı’nı ilgilendiren maddelerine ilişkin bilgilendirmede bulunmak üzere dün Ankara’da basın toplantısı düzenledi. Enflasyonun yükseliyor olmasının yeni bir sorun olarak ortaya çıktığını belirten Maliye Bakanı, “Merkez Bankamızın duruşu sayesinde önemli ölçüde çekirdek enflasyondaki artış duruldu. Bu çok önemli.” dedi.
17 Eylül 2014 01:59 | ekonomi
İngiliz eğitim danışmanlık firması Quacquarelli Symonds’ın yaptığı dünya geneli üniversitelerin 2014-2015 dönemi için başarı sıralaması açıklandı.Buna göre Türkiye’den ilk 500’de sadece 5 üniversite yer aldı. Birinci sırada gelen üniversitenin Amerika Birleşik Devletleri’nden Massachusetts Institute of Technology (MIT) olduğu sıralamada Boğaziçi ve Bilkent üniversiteleri 399’uncu sırayı paylaştı. Ortadoğu Teknik Üniversitesi 401’inci olurken, Koç Üniversitesi ise 461’inci sırada kendine yer buldu.Üniversitelerin akademik bilinilirliği, kadroları, fakültelerin ve öğrencilerin başarı oranları, fakültelerin çalışmalarına yapılan atıflar, uluslararası fakülteler ve öğrenciler gibi özellikler baz alınarak yapılan araştırmada Türkiye’den ilk yüzde hiçbir üniversite bulunmazken ilk 500’de sadece 5 üniversite yer aldı. İlk 10 üniversitenin 6’sı ABD’den, 4 tanesi ise İngiltere’den oldu. Cambridge Üniversitesi ikinci sırada yer aldı. Üçüncü sırada ise ikinci sıra ile aynı puanı alan Londra Kraliyet Koleji geldi. Bilkent ve Boğaziçi 399’uncu sırayı paylaşırken diğer Türk üniversiteleri ise şöyle sıralandı: ODTÜ 401, Koç 461, Sabancı 471, İstanbul Teknik Üniversitesi 501, Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi 601’inciliği paylaştı. Ankara ve Çukurova üniversiteleri ise 700 ile 800’üncü sıra arasında kendine yer buldu.
17 Eylül 2014 01:59 | gündem
Hrant Dink Vakfı ödül töreninde konuşan Rakel Dink, Türkiye’nin katillerin ödüllendirildiği bir zaman diliminden geçtiğini belirterek, “En büyük zulüm olan diktatörlük, gaddarlık, sevgisizlik ve vicdansızlık çevremize hakim.” dedi. Ödüle, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve ünlü İngiliz aktivist Angie Zelter layık görüldü.Altıncı kez verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün bu seneki sahibi İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve ünlü barış aktivisti İngiliz Angie Zelter oldu. Açılış konuşmasını yapan Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, katillerin ödüllendirildiği, işkencecilerin bağışlandığı, çevre ve işçi katliamlarının sürdüğü bir zamanda yaşadığımızı belirterek, “En büyük zulüm, diktatörlük, gaddarlık, sevgisizlik, vicdansızlık çevremize hakim.” dedi.Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen ve sunuculuğunu Olgun Şimşek’in yaptığı ödül töreninde, Ara Dinkjian ve Ari Hergel sahne aldı. Ödül törenine geçilmeden önce ‘Işıklar’ adı altında dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de özellikle insan hakları konusunda çalışmalar yapan kişi ve kurumlarla ilgili kısa bir video gösterimi yapıldı. Açılış konuşmasını Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink yaptı. Ayrımcılığın, zorbalığın, insan hakları ihlallerinin, adaletsizliğin bir kez daha her yanı sardığı bir dönemde yaşadığımızı söyleyen Rakel Dink, “Katillerin ödüllendirildiği, işkencecilerin bağışlandığı, çevre ve işçi katliamlarının sürdüğü bir zamanda yaşıyoruz. En büyük zulüm, diktatörlük, gaddarlık, sevgisizlik, vicdansızlık çevremize hakim. Bugün Yezidilerin başına gelenleri canlı canlı izlerken, 100 yıl önce yaşananları nasıl cahilce inkar edelim? Bütün bunlara tanıklık eden her bir dünya vatandaşının sorumluluğu değil midir, olanlara engel olmak?” diye sordu. Demokrasinin kazanacağını dile getiren Dink, buna inancının sonsuz olduğunu kaydetti.Ülkesi İngiltere’nin dünyada baskıcı rejimlere silah sattığını ve uluslararası hukuku sistematik olarak ihlal ettiğini vurgulayan aktivist Angie Zelter, İngiltere’nin son dönemde İsrail’e silah sağladığını, İsrail’in işlediği savaş suçlarını görmezden geldiğini söyledi. Angie Zelter, Filistin’deki Batı Şeria ve kuşatılmış Gazze’deki insanî hukuk ihlalleriyle ilgili İngiltere’nin İsrail’i kınamayı reddettiğini dile getirdi. Zelter, Hrant Dink’in merhamet ve cesaret dolu hayatına hayranlık duyduğunu belirterek, “Hrant’ın daha kapsayıcı ve demokratik bir Türkiye için yaptıkları ilham verici.” ifadelerini kullandı.Türkiye’den ödül kazanan eski Adli Tıp Başkanı ve İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise “Böylesine anlamlı bir ödüle değer görülmenin oluşturduğu bir mahcubiyet içindeyim. Hem yalnızca yapılması gerekeni yaptığınızda, bu davranışın ödüllendirilmesinin mahcubiyeti hem yapılması gerekenin bu topraklarda olağan bir değer olarak benimsenmesini yaygınlaştıramamış olmamışın utancı.” dedi.Verilen ödülün bu yılki jürisinde; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Prof. siyaset bilimci-yazar Baskın Oran, Michigan Üniversitesi Ann Arbor’da Alex Manougian Modern Ermeni Tarihi Kürsüsü Başkanı Gerard Libaridian, İnsan Hakları İzleme Örgütü Genel Müdürü avukat Kenneth Roth, Greenpeace Genel Direktörü Kumi Naidoo, London School of Economics’te Küresel Yönetişim, Sivil Toplum ve İnsani Güvenlik Araştırma Birimi Direktörü Prof. Mary Kaldor, sosyolog-yazar Oya Baydar, Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink, 2013 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi, insan hakları savunucusu Nataša Kandi ve 2013 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Cumartesi Anneleri yer aldı.
17 Eylül 2014 01:59 | gündem
Mogan'ın kurtuluş reçetesiMogan Gölü, bozkır Ankara
17 Eylül 2014 01:24 | gündem
Canlı kilo fiyatı 12-12,5 TLAnkara İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Muhsin Temel, geçen yıl kilogram fiyatı 11 TL olan kurbanlıkların bu yılki kilogram fiyatını 12-12,5 TL olarak açıkladı.
17 Eylül 2014 01:24 | gündem
ADOB sezonu açıyorAnkara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), sanat sezonunun açılışını ünlü orkestra şefi Florian Frannek
17 Eylül 2014 01:24 | gündem
Ankara'dan giden ilk hacı kafilesi yola çıktıAnkara'dan kutsal topraklara gidecek 450 kişilik ilk hacı kafilesi Esenboğa Havalimanı'ndan uğurlandı.
17 Eylül 2014 01:24 | gündem
Gölbaşı'nda şenlik hazırlığıGölbaşı Belediyesi tarafından bu yıl 11'incisi düzenlenecek olan Gölbaşı Uluslararası Göller, Andezit ve Sevgi Çiçeği Şenliği için geri sayım başladı. Ankaralılar, Mogan gölü kenarında 19-20-21 Eylül tarihlerinde eğlence ve gösterilere doyacak. Şenliğe İsmail Altunsaray, Yusuf Güney, Orhan Çakmak, Mustafa Özcan ve yerel sanatçılar konserleri renk katacak.
17 Eylül 2014 01:24 | gündem
50 milyon TL kâr edeceğizBaşkan Melih Gökçek, kent toplu ulaşımında geçen hafta uygulamaya konan ring seferleriyle ilgili şöyle dedi:
17 Eylül 2014 01:24 | gündem

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.165