Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


15 Temmuz darbe girişimi gecesi İstanbul'da Moda Deniz Kulübü'nde katıldığı bir düğünde darbeci askerler tarafından rehin alınarak Ankara'daki Akıncı Üssü'ne götürülen Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın, savcılıkta verdiği ifade ortaya çıktı.İşte Hava Kuvvetleri komutanı Abidin Ünal ifadesindeki detaylar "DÜĞÜNDE OLAĞANÜSTÜ DURUM HİSSETMEDİM" Muharip Hava Komutanı Korgeneral Mehmet Şanver'in kızıyla emekli Hava Tuğgeneral'in oğlu İstanbul Deniz Kulübündeki yapılan düğüne davetli olarak gittim. Saat 19:30 sıralarında düğün salonunda bulunuyordum. Bu saatte kadar da herhangi bir olumsuzluk ya da olağanüstü bir durum hissetmedim. "EŞİM BENİ ARADI" Tahminime göre saat:21:30 sıralarında eşim beni telefonla aradı Genelkurmay'da görevli Hava Korgeneral Fikret Erbilgin'in gözaltına alındığını bana söyledi ve durumun ne olduğunu merak ettiğini söyledi. "TELEFONDAN JET SESLERİNİ DUYDUM" Bunun üzerinde ben de Ankara'da vekil olarak bıraktığım Tümgeneral Cevat Yazgılı'yı aradım. Ben Cevat Yazgılı ile telefonla Ankara'da ne olduğunu konuşurken telefondan jet seslerinin geldiğini duydum, ne olduğunu sordum, kendisi "ben de bilmiyorum ancak şu anda Ankara'nın üzerinde jetler geziyor" dedi. "HAKAN EVRİM 'MECBURUM' DEDİ" Ben de kendisine Hava Kuvvetleri Harekat merkezine giderek duruma hemen el koymasını emrettim, bunun üzerine ben de Ankara Akıncı 4. Üs Komutanlığı'nın komutanı olan Tuğgeneral Hakan Evrimi telefonla aradım. Uçakların kendisi tarafından uçurup uçurulmadığını sordum. Hakan Evrim bana "görevi ben verdim, mecburdum" dedi. Ben de kendisine "Böyle bir mecburiyet yok, havaya uçak kalkmayacağına dair emir size verildi" dedim. "BANA 'CANINIZ TEHLİKEDE' DEDİ" Bana "Durum bildiğiniz gibi değil, benim de canım tehlikede sizin de canınız tehlike" dedi. Bu konuşmadan önce ben darbecilerin kendisini de tehdit etmiştir diye düşünmüştüm ancak daha sonra bu işin içerisinde kendisinin de olduğunu anladım. Bana "Yanımdakiler konuşmamızın sonlandırılmasını istiyorlar
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan Yarbay Emin Güven, gözaltına alındıktan sonra verdiği ilk ifadesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast planını anlattı. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan Yarbay Emin Güven, gözaltına alındıktan sonra verdiği ilk ifadesinde, 15 Temmuz günü Muhafız Alayı'nda, Kurmay Albay Fırat Alakuş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı'nın bulunduğu 5-6 kişinin toplantı yaptığını belirterek, "Konuşmalardan duyduklarıma göre, Cumhurbaşkanı'nın yeri öğrenilecek, bir ekip gidip Cumhurbaşkanı'nı alacaktı ancak tam yerini bilmiyorlardı. Masa üzerindeki krokiler de Cumhurbaşkanı'nın olabileceği muhtemel yerlerdi. Ali Yazıcı'nın görevi, Marmaris'e giderek Cumhurbaşkanı'nın yerini tespit etmek ve koordinatını Fırat Alakuş'a bildirmekti." dedi. Yarbay Güven'in gözaltına alındıktan sonra verdiği ilk ifadesinin bir kısmına ulaşıldı. Buna göre, Yarbay Güven, cemaatle irtibatlı olduğunu itiraf ederek, "Cemaat ile Ankara'da irtibatlı olduğum 'İhsan' isimli şahısla en son geçen sene eylül/ekim gibi görüştüm. Daha evvelki görüşmelerimizin bir kısmına 'Hami' isimli bir şahıs da katılıyordu. 'İhsan' isimli şahısla görüştüm, evinin açık adresini tam bilmiyorum ancak tarif edebilirim." ifadelerini kullandı. Güven, şunları kaydetti: "İhsan' isimli şahıs, 14 Temmuz Perşembe gününden bir-iki gün önce beni cep telefonumdan, bilmediğim bir numaradan aradı. 'Benim selamımı söyleyen olursa ona güven, ona tabi ol.' dedi. Bana, Fırat Alakuş ile ilgili herhangi bir şey söylemedi. Fırat Alakuş, yemeklerde beni görünce ayaküstü konuşurduk. Bu konuşmalarda 'Neden hayırlı olsun demek için yanıma gelmiyorsun?' diyordu. En son olayın olduğu hafta içinde görüştük. 14 Temmuz Perşembe günü Fırat Alakuş'un yanına 'Yeni görevi hayırlı olsun' demek üzere gittim. Fırat Alakuş'un yanına gittiğimde, 'İhsan'ın selamı var' dedi." Beyanında geçen "İhsan" isimli kişiyi arayıp aramadığının sorulması üzerine Güven, şunları anlattı: "Çok fazla telefonla görüşmüyorduk. İrtibatı her zaman onlar kuruyordu. İhsan'ın numarası bende yoktu. İhsan, benimle irtibat kurmak istediğinde cep telefonumdan arıyordu. Aradığı numaralar da genellikle ankesörlü telefon veya kartlı telefonlardı. İrtibat şeklimiz genellikle İhsan'ın, beni arayıp buluşacağımız yeri söylemesi ve söylenen yerde görüşme şeklinde oluyordu. Hatta bir keresinde evime geldi, 'Kapıdan içeri girmeden şurada görüşelim.' demişti. 14 Temmuz'da Hami, telefonla arayarak, akşam 20.30'da Dikmen Caddesi'ndeki bir marketin karşısında buluşmak istediğini söyledi. Bizi, 1206 Sokak olarak hatırladığım sokaktaki bir eve götürdü. Bina numarası 12, daire numarası 6 diye hatırlıyorum. Bizi bıraktı ve çıktı. Daha sonra Fırat Alakuş, adını bilmediğim başka biriyle geldi. Fırat Alakuş, bu esnada bize, Hami'nin, Teğmen Hasan Sevimli'yi getireceğini söyledi. 'Buradakiler, yarın görevi yapacağınız ekip, sen Hasan'la da tanışırsın.' dedi. Fırat Alakuş'un elinde operasyon yapacakların olduğu bir liste vardı." "Fırat Alakuş, (15 Temmuz'da saat 18.30'da Akıncı Üssü'nde olun) dedi "Güven, Fırat Alakuş'un orada kendilerine, "bir abinin MİT tarafından kaçırıldığı", onu kurtarmak için özel operasyon yapacaklarını, bu nedenle 15 Temmuz'da saat 18.30'da herkesin operasyon elbiseleri, bot, çelik yelek ve çelik başlıklarla Akıncı Üssü'nde olmasını söylediğini aktardı. Güven, "Bize, 'Eğer nizamiyede almayacak olurlarsa (Özel Kuvvetlerden geliyoruz, göreve gideceğiz, üs komutanının da bilgisi var) dersiniz, içeriye girersiniz' dedi. Bundan sonra Fırat Alakuş ayrıldı. Daha sonra Şener Kısaç ve Selçuk Topal da ayrıldı. Daha sonra ayrıldık ve evlerimize gittik. Ertesi gün Fırat Alakuş beni aradı. Kendisini evinden almamı söyledi. Evden alırken Alakuş'un yanında yeni tip kamuflaj renkli iki paraşüt çantası vardı. Bunları aracıma koydu ve 'Muhafız Alayı'na gidelim' dedi." şeklinde ifade verdi. Emin Güven, 15 Temmuz günü Muhafız Alayı'na 15.30 sularında ulaştıklarını, Fırat Alakuş'un kamelya gölgesinde 5-6 kişinin bulunduğu masaya gittiğini, buradakiler arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı'nın sivil olarak bulunduğunu, diğerlerini tanımadığını belirterek, şöyle devam etti: "Masanın üzerinde otel ya da tatil köyü olabileceğini değerlendirdiğim, üzerinde Marmaris yazan, uydu görüntüleri olan kroki ve planlar vardı. Fırat Alakuş ve diğerleri bu planlar üzerinde konuşuyorlardı. Bu sırada Fırat Alakuş, 'Çantamı al, şunu al, bunu getir' diyerek beni masadan birkaç kez gönderdi. Bunlar masanın etrafında konuşurlarken, konuşmalardan duyduklarıma göre, Cumhurbaşkanı'nın yeri öğrenilecek, bir ekip gidip Cumhurbaşkanı'nı alacaktı ancak tam yerini bilmiyorlardı. Masa üzerindeki krokiler de Cumhurbaşkanı'nın olabileceği muhtemel yerlerdi. Ali Yazıcı'nın görevi, Marmaris'e giderek Cumhurbaşkanı'nın yerini öğrenmek ve koordinatını Fırat Alakuş'a bildirmekti. Ali Yazıcı, 'Ben Cumhurbaşkanı'nın yanına gider, yerini öğrenirim, benden şüphelenmezler' diyerek, bu görevle görevlendirilmişti. Cumhurbaşkanı'nı Fırat Alakuş'un ekibi veya akademiden gelecek ekip alacaktı. Söz konusu ekipte Şükrü Seymen'in de olduğunu Fırat Alakuş'tan duydum. Ali Yazıcı, 'Eğer Cumhurbaşkanı'nın yerini öğrenmede sıkıntı yaşarsak ben Cumhurbaşkanı'nı arayarak, Antalya'ya giderken beni Sayın Genelkurmay Başkanımız aradı, size iletmek üzere bir zarf verdi. Paralel Yapı ile ilgili çok önemli bilgiler var, sizinle onu görüşeceğim' derim ve bu bahane ile Cumhurbaşkanı'na ulaşabiliriz' dedi. Bu maksatla elinde boş bir zarfı da hazırlamıştı." "Gerçeği Muhafız Alayı'nda öğrendim"Kurmay Albay Fırat Alakuş'un, darbe girişiminden bir gün önce buluştukları evde, "Bir abiyi kurtaracağız" dediğini ancak gerçeği Muhafız Alayı'nda öğrendiğini anlatan Güven, "Ben gerçeği öğrenince operasyon ekibinde yer almamak için belimin ağrıdığını, operasyona katılamayacağımı söyledim. Bunun üzerine Fırat Alakuş, bana, 'O zaman sen Ali Yazıcı'nın koruması ve şoförü olursun' dedi. Ben de bu durumun operasyonda görev almaktan daha iyi olduğunu, yolda bir yerlerde bir mazeret bulup ayrılabileceğimi ve oradan Bodrum'a geçebileceğimi düşünerek kabul ettim." ifadelerini kullandı. Alakuş'un Muhafız Alayı'ndan kendi aracıyla ayrılacağını, bu nedenle aracının anahtarını Alakuş'a verdiğini belirten Güven, kendisinin de Ali Yazıcı ile Marmaris'e gitmek üzere Ali Yazıcı'nın tahsisli aracıyla Muhafız Alayı'ndan ayrıldıklarını söyledi. Aracı kendisinin kullandığını belirten Güven, eve uğrayıp tabancasını aldığını, sonra yola devam ettiklerini aktardı. Ali Yazıcı'nın yolda telefonla Cumhurbaşkanı'nın yanından aradığını düşündüğü kişilerle konuştuğunu ve "Antalya'da maç yapılacak, bakmaya gidiyorum." gibi ifadeler kullandığını anlatan Güven, "Bunu asıl niyeti maskelemek maksadıyla söylediğini düşünüyorum. Yolculuğun ilerleyen kısmında Cumhurbaşkanı'nın yanında arayanlarla görüşürken 'öyle mi olmuş', 'vah vah' şeklindeki sızlanmaları da deşifre olmamak için yaptığını düşünüyorum." şeklinde savunma yaptı. Güven, daha sonra Ali Yazıcı'yı arayan birinin "İşler karıştı, Çiğli'ye gidin." dediğini belirterek, ifadesini şöyle sürdürdü: "Bu sırada Muğla'ya girmek üzereydik, Denizli'yi geçmiştik. İzmir'e 2 saatlik mesafede bulunuyorduk. Gece yarısı Çiğli Askeri Üssüne ulaştık. Çiğli'deki üste üs komutanının odasına girdiğimizde 2 albay, bir yarbay ve 3 binbaşı vardı. Odadakiler darbe girişimi konusunda şaşkındı. 'Burada muharip uçak yok.' dendiğini duydum. Odadaki Ali Yazıcı'nın daha önce yurt dışında birlikte çalıştığı için tanıdığı ve sarıldığı subayın bir göreve gitmek üzere evinde çantalarını hazırladığını ancak birlikten çağrıldığı için apar topar üsse geldiğini söylediğini işittim. Ali Yazıcı odadakilere, 'Ben başyaverim. Antalya'ya maç için gidiyorduk. Darbe olunca burası güvenli diye buraya geldik.' dedi. Çiğli'nin neden seçildiğini bilmiyorum. Çiğli'den sabah Ali Yazıcı ile çıktık ve ben Nilüfer firmasına ait terminali görünce orada indim." "Olayları öğrenince çok korktum"Bodrum'da olayı öğrenince çok korktuğunu savunan Güven, olaylar sırasında kendisinin birlikten iki defa arandığını, bunlardan birinin, Çiğli'deki üsse vardıktan bir süre sonra, 01.00 civarında olduğunu hatırladığını anlattı. Cep telefonundan arayan numaranın kayıtlı olmadığını bildiren Güven, Harekat Merkezi'nden ismini bilmediği bir başçavuşun, "Ankara'da kalanları tespite çalışıyoruz." dediğini, kendisinin ise izinde olduğunu söylediğini kaydetti. Diğer görüşmenin ise 16 Temmuz'da, Ali Yazıcı'dan ayrıldıktan sonra gerçekleştiğini aktaran Güven, "Sesinizi duymak için aradık." denildiğini bildirdi. Kampa ulaşana kadar annesi ve halasıyla telefonda görüştüğünü belirten Güven, Fırat Alakuş'u da aradığını ancak telefonunun kapalı olduğunu ifade etti. Güven, şu beyanda bulundu: "Aileme bir şey yaparlar' diye korkuyorum. Bana, aileme bir şey yapılacağına ilişkin herhangi bir tehditte bulunmadılar ancak birliğimizi basıp, arkadaşlarımızı şehit eden bu zihniyetin her şeyi yapabileceğini düşünüyorum. Çocuklarımı ve eşimi düşünüyorum, tedirginim." Güven, "Cemaatin subaylara farklı, astsubaylara farklı davrandığı söyleniyor. Bu konuda ne biliyorsun?" sorusu üzerine, astsubayların da olduğu ortamda abilerle görüşmediğini, dolayısıyla böyle bir farkı bilmediğini ve başkasından da duymadığını kaydetti. Cemaatle ilk temas Harp OkulundaCemaat ile ilk temasının ne zaman, nasıl başladığı ve bugüne nasıl geldiğine yönelik soruyu da yanıtlayan Güven, Harp Okulundayken görüştüğü kişinin "İhsan" değil, bir başkası olduğunu ve ismini hatırlamadığını ifade etti. Bahçelievler Deneme Lisesindeyken kendisini "Murat" adlı, soyadını hatırlamadığını bir arkadaşının "bunlarla" tanıştırdığını bildiren Güven, Harp Okulundayken görüşmeye tek gittiğini belirtti. Güven, sınıf okulundayken cemaatten tanıdığı, jandarma olan devre arkadaşı Yavuz Başayar'ı bildiğini aktararak, kendisinin Tunceli'ye, arkadaşının ise başka bir yere gittiğini ve şu anda irtibatlarının bulunmadığını savundu. Sınıf okulunda irtibatta olduğu kişiyle Kozyatağı'ndaki evlerde görüştüğünü, burada kitap okunduğunu, görüşmelerde kendilerinden "hizmet" için para istendiğini ifade eden Güven, bu sırada ailesine de baktığı için çok fazla para vermediğini bildirdi. Tunceli'ye tayin olduktan sonra, Ankara'da izinde bulunurken, İstanbul'dan adını hatırlamadığı bir abinin kendisini arayarak, "Ankara'da olduğunu ve buluşmak istediğini" söylediğini kaydeden Güven, görüşmede kendisini Malatya'da bulunan bir başka "abi" ile görüştürdüğünü aktardı. Güven, tanışmalarına aracılık eden kişinin, Malatya'daki kişiyle görüşmeye devam edeceğini söylediğini belirterek, "Malatya'daki abi ile izinlere gelirken veya giderken, bir gün kalmak suretiyle görüşüyorduk. Onunla da irtibat şeklimiz yukarıdaki gibi, onun beni araması ile oluyordu. Bizden para isterlerdi. 'Bu paraları fakir öğrencileri okutmak için kullanıyoruz.' diyorlardı" beyanında bulundu. Tunceli'den 1998'de Kahramanmaraş'a atandığını, oraya gidince Malatya'daki "abi"nin kendisini Gaziantep'te bir başka "abi" ile tanıştırdığını ve artık onunla görüşeceklerini söylediğini anlatan Güven, şunları kaydetti: "Gaziantep'te de irtibatımız yine aynı şekilde devam etti. Maraş'tayken görevlere gidip geldiğim için daha seyrek görüşüyorduk. Belirli bir periyodu yoktu. Maraş'tayken Azerbaycan'a göreve gittim. Görevi tamamlayıp Maraş'a geldim. Döndüğümü öğrenmişler. Beni aradılar, görüştük. Azerbaycan'da görevliyken bir kızı sevdim. Abiler onunla evlenmeme izin vermedi. Onlardan gizli evlendim. Evlendikten sonra daha az görüşmeye başladım. Para da az veriyordum. 2000 ve 2003 arasında en fazla 10 görüşme yaptım." "(Hizmetten koparsan işin rast gitmez, kaza olur, başına bir şey gelir) diyorlardı"Eruh'ta görev yaparken Gaziantep'teki "abi" ile görüşmeye devam ettiğini anlatan Güven, görüşmelere tek gittiğini bildirdi. Güven, Özel Kuvvetler Komutanlığına tayin olması konusunda "abiler" ile herhangi bir konuşması olmadığını, onların bu kadar güçlü olduğunu düşünmediğini ifade etti. Ankara'ya geldikten sonra bir başka "abi" ile tanıştırıldığını belirten Güven, görev dönüşlerinde kendisini çağırdıklarını, görevden döndüğünü nasıl haber aldıklarını ise bilmediğini aktardı. Görüşmek istemediği için 2-3 kez cep telefonu numarasını değiştirdiğini savunan Güven, "Benden para istiyorlardı. Ben de 'Vereyim de kurtulayım' diyordum. 'Hizmetten koparsan işin rast gitmez, kaza olur, başına bir şey gelir.' diyorlardı. 'Araç, ev alırken bize sor.' diyorlardı. 'Namazı açıkta kılmayın.' diyorlardı" ifadelerini kullandı. Güven ayrıca, 2013-2014 yıllarında tabur komutanlığı yaptığı dönemde "İhsan" isimli kişinin, taburundaki isimlerle ilgili "Bu iyi, buna dikkat et, bundan zarar gelmez, vatansever" gibi bilgiler verdiğini anlattı. Ali Yazıcı ifadesinde tanımadığını iddia etmiştiSoruşturma kapsamında tutuklanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı ise savcılıktaki ifadesinde, 15 Temmuz'da 16.30 sıralarında kendisine tahsis edilen plakasını hatırlayamadığı araçla Muhafız Alayı'nın kapısından çıkacağı sırada avlunun içinde yarbay olduğunu söyleyen sivil giyimli kişinin yanına geldiğini ve Antalya'ya gideceğini söylediğini belirtmişti. Yazıcı, ifadesinde "Bu kişi bana 'Nereye gidiyorsun?' diye sordu. Ben de Antalya'ya gideceğimi söyledim. O da 'Beni de Antalya'ya götürür müsün?' diye sorunca 'Gel, götüreyim' dedim. Ben arabaya bindikten sonra ismini sordum, o bana isminin Emin olduğunu, yarbay rütbesinde bulunduğunu söyledi. Ben bu şahsı görsem tanırım. Çıktığım kapıda güvenlik kamera kayıtları belki vardır." demişti.
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Yüksek Askeri Şura yarın Ankara'da Çankaya Köşkü'nde toplanacak. Toplantının en önemli gündem maddesi 15 Temmuz darbe girişimi. Şura'da FETÖ terör örgütüne üye askerler için karar alınacak,komuta kademesinde tesbit edilen FETÖ'cülerin tamamı TSK'dan ihraç edilecek.İşte yarınki YAŞ'ın saat saat programı... 8:30 Anıtkabir Ziyareti 9:30 YAŞ'in başlamasi 12:30 Başbakan tarafından YAS üyeleri onuruna öğle yemeği verilecek. 20:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan Külliye'de YAŞ üyelerine akşam yemeği verecek.
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Eski Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, darbe girişimiyle ilgili ilk istihbaratın "Hakan Fidan'a suikast" şeklinde geldiğini söyledi.Davutoğlu, uçak kriziyle ilgili ise, özellikle bir Rus uçağının düşürülmesi şeklinde bir talimat vermediğini, yapılanın angajman kuralları çerçevesinde olduğunu ifade etmek için söz konusu açıklamayı yaptığını belirtti.Eski Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, NTV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Darbe girişimi gecesine değinen Davutoğlu, "Günler vardır bir asra bedel... 15 Temmuz öyle bir gündü. Bu gece karanlık olabilir ama yarın Türkiye aydınlık bir güne uyanacak demiştim. O gün üst üste iki düğüne katılmak üzere Ankara'daydık. Sonra olağanüstü haberler bize de intikal etmeye başladı. Koruma müdürümüze güvenlik tedbiri alması talimatı iletildi. Güvenli bir bölgeye gittik. Güvenlik koruma amirimizin tanıdığı bir eve gittik. Cumhurbaşkanı ve Başbakanımıza ulaşmak için çabalarımız oldu. TV kanallarına gece boyunca demeçler verdik. Herkes kader gecesinde doğru yerde olmak zorunda. Özellikle yabancı kanallara, izahat eksikliği olduğunu gördüğümde, açıklamalar yaptık. Bir algı oluşturulmaya çalışılıyordu
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Tokat'ta 2010 yılı KPSS'de 95-97 puan alan karı-koca çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup cuntacının darbe girişimi sonrası Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ve darbe girişimi dolayısı ile başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonlar devam ediyor. Bu kapsamda Mart ayında düzenlenen FETÖ/PDY operasyonu kapsamında çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 1'i kadın 19 şüphelinin dosyası Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tekrar ele aldı. Darbe girişiminin ardından FETÖ/PYD terör örgütüne yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında şahıslardan birçoğu gözaltına alınarak adli makamlara sevk edildi. Tokat Havalimanı'nda çalışan E.A ile eşi A.A 2009 yılı KPSS'de 47-49 puan aldığı, 2010 yılında ise 95-97 puan almaları nedeni ile dikkat çektiği kaydedildi. Şahıslar çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğü öğrenildi.
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Özel Kuvvetler Komutanı Aksakallı FETÖ'cü generali alnından vuran koruma astsubayı ile arasındaki son diyaloğu göz yaşları içinde anlattı.Aksakallı: Ömer; Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu, karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şehadet var. Hakkını helal et. Ömer Başçavuş: Başüstüne komutanım, hakkım helal olsun. Siz de helal edin... 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin kırılma anlarından birinin yaşandığı Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki (ÖKK) tarihi olayı Tümgeneral Zekai Aksakallı anlattı. Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Aksakallı, darbecileri karargâha sokmamasını istediği, koruma astsubayı Ömer Halisdemir'in şehadetine varan emri gözyaşları içinde aktardı. Aksakallı Paşa'ya, Ömer Başçavuş'un ailesinin yanından gelir gelmez ulaşabildik. Paşa, "Ömer'in Mevlidini okuttuk dua ettik. Aile dimdik" dedi. O karanlık geceyi aydınlığa çeviren olaylar dizisi şöyle gelişti: BAHANE İLE ANKARA'YA GELMEK İSTEDİ Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Semih Terzi, 15 Temmuz'da görev gereği Silopi'de idi. 15 Temmuz sabahı ısrarla Zekai Paşa'yı aradı. "Kayınpederimin durumu kritik Ankara'ya gelmek istiyorum" dedi. Paşa, normal zamanlarda makul karşılayacağı bu talepten şüphelendi. Aynı gün darbeci General Terzi'nin eşi de bir bahane ile Zekai Paşa'nın eşini arayıp ikna etmeye çalışmıştı. ZEKAİ PAŞA'YI MEŞGUL ETME TAKTİĞİ Zekai Paşa için tuhaf gelen başka olaylar da vardı. Terörle cansiperane mücadele eden Zekai Paşa, sürekli arazide idi. O günü yakın arkadaşlarına şöyle anlattı: "Ben, son bir yıldır, düğüne bayrama gitmiyorum. Ancak kanser tedavisi gören bir arkadaşımızın düğünü vardı. Bana da görev verdiler. 'Komutanım, sizden başka kıdemli kimse yok. Genelkurmay adına hediye çekini siz takdim eder misiniz?' dediler. Doğrusu tuhaftı. Çünkü Ankara'da benden kıdemli çok sayıda komutan vardı. Düğün salonuna girince şüphelerim daha da arttı. Hem kıdemli komutanlar oradaydı hem de salonda bulunmaması gereken kişiler de gelmişti. Hızlıca protokol görevini yapıp çıktım." AKSAKALLI'YA OPERASYON Aksakallı'nın makam aracı, Külliye'ye giden yol üzerinde 3 araç tarafından sıkıştırıldı. Paşa, zaten tedirgindi ve yakın ekibini önceden uyarmıştı. Darbecileri atlattılar. Zekai Paşa, o gece bir kalkışma olduğunu Özel Kuvvetler Karargahı'nın da ele geçirilmek istendiğini öğrenir öğrenmez hem en güvendiği adamını aradı hem de karargahtaki nöbetçi subaylara ulaşmaya çalıştı. Tabii aynı anda, ÖKK'den en sadık adamlarına da silahlarını alarak komutanlığını önüne gelmeleri emrini verdi. KARARGÂHTA DARBECİ İTAATSİZLİĞİ Zekai Paşa, karargâhı aradığında, şok bir cevapla karşılaştı. Terzi, "Ben oraya geliyorum. Kışlanın emniyetini sağlayın, içeriye komutanlardan kimseyi almayın, gerekirse ateş edin" emrini vermişti. SİZ FETÖ'CÜSÜNÜZ Zekai Paşa, "Siz görevden alındınız, artık Semih Paşa'nın emrini dinliyoruz" diyen albaya, "Emrimi dinlemiyorsun, FETÖ'cülerin emirlerini dinliyorsun, sen paralelcisin" diye bağırdı. ŞEHADET EMRİ İşte o andan itibaren yaşananları Zekai Paşa göz yaşları içinde şöyle anlattı: "Başçavuş Ömer Halisdemir'i aradım, Ömer benim koruma astsubayımdır. Ömer'e, "Sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum. Tuğgeneral Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu, karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şahadet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var. Hakkını helal et" dedim. EMREDERSİNİZ KOMUTANIM Ömer Başçavuş, sonu ölüme varan emir üzerine vakur bir sesle Zekai Paşa'ya hitaben, "Baş üstüne komutanım, hakkım helal olsun. Siz de helal edin" dedi. CUNTA KARARGÂHA GİREMEDİ Bu sırada darbeci general Terzi helikopter pistinden karargaha yürüyordu. 10 kişilik koruma ekibi etrafındaydı. Tam karargah binasının girişinde ÖKK Koruma Astsubayı Başçavuş Ömer Halisdemir tarafından durduruldu. Terzi ve korumaları "Karargâha giremezsiniz. Zekai Paşa'nın emri" demeye kalmadan kendisi etkisiz hale getirmeye çalışan özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdüğü tabancasını çekti darbeci Terzi'yi alnından vurdu. Halisdemir ise 10 koruma tarafından ateş edilerek, başına ve vücuduna isabet eden 30 kurşunla şehit düştü. TAM YETKİLİSİNİZ ZEKAİ PAŞA Zekai Paşa darbecilerin yönetim merkezi Akıncı Üssü'nü yeniden alabilmek için İçişleri Bakanı Efkan Ala'dan direktif aldı. Ala, "Zekai Paşa, size başkomutan ve hükümet yetkisi veriyorum" dedi. Güvendiği arkadaşlarına, "Biz, terörle mücadele sırasında da bunların (FÖTÜ'cülerin) tavrını, isteksizliğini anlamıştık" diyen Zekai Paşa, "O gece, sadece Ankara değil, Ankara dışındaki birlik komutanlarıyla da görüşmelerimiz oldu, isyancıların tutuklanmasını sağladık" dedi. ÇOK KAN DÖKÜLÜRDÜ Zekai Paşa, "Eğer Özel Kuvvetler Komutanlığı ele geçirilseydi, durum çok kötü olurdu, Allah korusun çok kan dökülürdü" dedi ve ekledi: Biz, bu adamları biliyoruz, bu adamlar korkak ve vicdansızdır! Şükürler olsun ki girişimleri başarılı olamadı. Çünkü bu millet eski millet değil. Çok büyük bir felaketi atlattık. MİLLETİN KALBİNE TAHT KURDU Ömer başçavuşun kahramanlığını duyan gurbetçiler ve yurt içindeki vatandaşlar Niğde'deki baba ocağına akın ediyor. Vatandaşlar Ömer astsubayın mezarı başında dua edip göz yaşı döküyor. Hayrettin YENEL O ŞEHİT DÜŞERKEN Ömer başçavuşun şehit düştüğü sırada Zekai Paşa, en mutemet adamları ile Gölbaşı'ndaki karargâha girdi ve cuntanın elemanlarını etkisiz hale getirdi. O dakikadan itibaren Genelkurmay karargâhı ve Akıncı Üssü'nün darbecilerden temizlenmesi planını organize etti. SİLOPİ'DEN GELDİ Terzi, darbe tezgâhının icraya konulacağı 15 Temmuz'da Silopi'den helikopterle önce Diyarbakır'a, sonra askeri uçakla Ankara Akıncı Üssü'ne geldi. Buradan da yine askeri helikoptere binerek, Gölbaşı'ndaki ÖKK karargâhındaki özel piste indiğinde yanında özel tim vardı. Okan Müderrisoğlu - Sabah
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
FETÖ'nün darbe girişimi sırasında Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde şehit olan Erzurumlu iki kişinin ailesine Yakutiye Belediyesince ev hediye edildi. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz gecesi darbe girişimi sırasında Ankara Gölbaşı'nda şehit düşen Erzurumlu Yakup Sürücü ve Murat Ellik'in ailelerine Yakutiye Belediyesince ev armağan edildi. Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut, gazetecilere yaptığı açıklamada, 15 Temmuz gecesi FETÖ'nün milli iradeye karşı bir kalkışma harekatı yaptığını anımsattı. Korkut, olaylarda çevik kuvvetten 2 polis memurunu şehit verdiklerini anımsatarak, şehitlerin ailesini ziyaret ettiğini ve evlerinde yas havasının olmadığını anlatarak, şöyle konuştu: "Şehit Yakup'un iki kardeşi var. Bunlar bana, 'İçişleri Bakanımıza ulaşın lütfen, bizim herhangi bir maddi beklentimiz yok. İkimiz de çevik kuvvette görev almak istiyoruz. Bir Yakup gider bin Yakup gelir' dediler. Eşinin bir ifadesi çok önemliydi. Yakup daha önce eşiyle konuşurken, 'Ben şehit olursam devlet sana sahip çıkar. Eşi de, 'Allah korusun, niye şehit oluyorsun da böyle kelimeler ifade ediyorsun?' diyor. Sonra biz kendileriyle görüştük taziye sürecinde. Bir ev kendilerine vereceğimizi ifade ettik. İşte bunu anlatarak devletin kendi yanlarında olduğunu ifade ettiler. Ben de çok duygulu anlar yaşadım. Bu nedenle Erzurumlu iki şehidimizin ailelerine birer ev hediye ediyoruz. " Korkut, şehitlere ev verilmesiyle ilgili Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile de görüştüğünü ve Akdağ'ın 'Şehitler için ne yapılsa az' dediğini aktardı. Korkut, şehitlerin ailelerine Yeşil Yakutiye Konutları'ndan iki daire ayırdıklarını, ağustos ayında da evleri teslim etmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.
27 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Prof. Adem Sözüer 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yargılama sürecinin hukuki boyutunu ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Darbe girişiminde bulunanların hem darbe hem terör suçundan yargılanacaklarını belirten İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Adem Sözüer, "Bu darbe girişimini organize eden örgüt silahlı bir örgüttür. Anayasal düzeni zorla değiştirmek, parlamentoyu ortadan kaldırmak istediler. Bu işin siyasi yönüdür. Gölbaşı'ndaki polis merkezini bombardımana tuttular. 47 polis öldü. Ellerinde sadece bayrak olan insanların üzerine tank sürdüler, ateş ettiler. Bunlar da işin terör yönüdür. Bu suçlardan en önemlisi de öldürme suçudur. Her bir öldürme için ayrı ayrı ağılaştırılmış müebbet cezası verilecek." dedi. 246 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET Hayatını kaybeden her kişi için ayrı ceza alacaklarını vurgulayan Sözüer, "Terör ve darbe suçunun dışında her bir ölüm için ayrı ayrı ceza verilecek. Yani darbe teşebbüsünde bulunanların her biri 246 kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanacak." açıklamasında bulundu. "İDAMLA YARGILANMALARI MÜMKÜN DEĞİL' "Hukuki tarafta bugün ölüm cezasını getirirsek bile geçmişe yönelik uygulamamız mümkün değildir.Herkes suçun işlediği tarihte hangi kanun varsa oradaki cezayı alır. Öte yandan suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi'ne göre ölüm cezası olan ülkelere suçlular iade edilmez. İdam cezası geri gelirse, ABD Fethullah Gülen'i iade etmeyecektir örneğin. Etse bile, Gülen dahi idamla yargılanamaz çünkü suçu işlediği tarihten geçmişe dönük uygulanamaz."
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Başkentin simgesi Kızılay Meydanı'nın adı
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Bekir Bozdağ: Gülen iade edilmezse ilişkilerimiz zedelenirBu darbe girişimi elebaşı Fetullah Gülen olan FETÖ'nün Türkiye'deki hainleri tarafından uygulanmıştır. Türkiye olarak Gülen'in iadesi için gerekli dosya gitti ve bu süreçte de geçici olarak tutuklanmasını talep ettik. ABD Dışişleri Bakanı Kerry bu konuda olumlu yaklaşıyor. Onların bu tutumu GÜlen'i tedirgin ediyor. İade edilmemesi için ABD hükümetine sesleniyor. Darbeci kişilere gaz veriyor tarih sizi yazacak diyor ama kendisi ABD'ye yalvarıyor. Gel Türkiye'ye tarih seni yazsın kandırdığı beynini yıkadığı ülkesine düşman ettiği bu darbecilere gaz veriyor kendisi iade olmamak için ABD'ye yalvarıyor. Ona buradan çağrıda bulunuyorum. Gel Türkiye'ye burası bir hukuk devleti sizin gibi yargılamayız biz. Adil bir şekilde burada yargılan. Türkiye'ye gelmek için ABD'ye ve başka ülkelere kaçmak ile ilgili çalışmalar yaptığına dair istihbaratlar var. Fetullah Gülen, Mısır, Kanada, Meksika, Avustralya ve Güney Afrika'ya kaçabilir bu konuda çalışmaya başladı. Belgeleri hazırlıyoruz, ABD'ye sunulacak. DARBECİLERE İŞKENCE İDDİASI Bu iddialar gerçeği yansıtmıyor. Pekçok darbeci askeri vatandaş teslim aldı. Hatta bazı vatandaşlar onlarla kavga etti. Bu olaylar gözaltında olmadı. Onları yakalama esnasında yaşandı. Akın Öztürk, Akıncı Üs'sünde yakalanma esnasında yaralandı. Bir takım iftiralar var. İsim versinler nerede yapılmış söylesinler. Darbe girişimleri başarısız olunca iftiralar atmaya başladılar. Yakalanma esnasında olanları gözaltında olmuş gibi yansıtıyorlar. Akın Öztürk Akıncı Üs'sünde kalkış yapmak istediğinde pistler bombalandı. O sırada ateş ediliyor ve yaralanma meydana geliyor. Gözaltında yaralanma olayı yoktur. YARGILAMALAR NEREDE YAPILACAK? Yüksek güvenlikli F tipi cezaevlerimiz var. Buralarda tutuklular bulunuyor. Sığmayan yerlerde bunlara uygun cezaevleri var. Bunlara uygun tüm güvenlik tedbirleri alınmış durumda. Yargılama konusuna gelince, bu soruşturma Cumhuriyet tarihinin en büyük davası. Bunun tek bir yerde yapılması doğru değil. Binlerce kişinin sanık olduğu bir davanın tek bir yerde görülmesi sağlıklı değil. Buna savcılar karar verecektir. Ankara'da bu büyüklükte bir salon yok. Sincan'a büyük bir salon inşaatı başlattık. 4-5 ay içerisinde yargılamanın sağlıklı bir şekilde yapılacağı bir salon olacak. Bu davanın sanıklarının ve avukatlarının bulunabileceği bir duruşma salonunun çalışmaları başladı. ADİL ÖKSÜZ'ÜN SERBEST BIRAKILMASI Serbest bırakan hakimlerle ilgili soruşturma başladı. Bütün türkiye darbe teşebbüsünün Akıncı Üssünde olduğunu biliyor. Sabaha karşı orası havadan bombalanıyor. Ve siz orada bulunuyorsunuz. Şimdi soruyorlar. Oraya arsa bakmak için geldiğini iddia ediyor. Öyle bile olsa ne işin var orada. Çok büyük bir şüphe var. Gözaltına alındıktan sonra tutuklanmaması benim de kafamda büyük şüpheler uyandırıyor. Kanaatim darbenin sivil ayaklarından birisi olduğu yönünde. Şuan kaçıyor ama o da yakalanacaktır. İDAM CEZASI TARTIŞMALARI Anayasamızda açık hükümler var. Türkiye idam cezasını getirmek için anayasada gerekli değişikliği yapmak zorundadır. Türkiye bu cezanın geri getirilmesini istiyor. Halkın bu talebine kulağımızı tıkayamayız. Bu konu değerledirme masasında.
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
İzmir merkezli 22 ilde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda 20 kişi gözaltına alındı.Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Okan Bato'nun, "FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılanması"na yönelik soruşturma kapsamında aralarında rütbeli subayların da bulunduğu 70 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sabah saatlerinde İzmir'in yanı sıra İstanbul, Ankara, Konya ve Eskişehir'in de bulunduğu 22 ilde başlattığı operasyonda 20 kişiyi gözaltına aldı. YAŞAR BÜYÜKANIT'IN YAVERİ DE İÇLERİNDE Gözaltı kararı verilenlerden 55'inin asker olduğu, aralarında Tümgeneral Hamza Koçyiğit ile Tuğgeneraller Şener Topçu, Uğur Buldu, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın yaveri emekli Albay Gürsel Yüce, ayrıca darbe girişimi sonrası tutuklanan ya da halen gözaltında olan Tuğgeneraller Mehmet Nuri Başol, Fatih Celaleddin Sağır, Murat Aygün ve Hidayet Arı, Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan'ın da yer aldığı 17 askerin bulunduğu öğrenildi. OPERASYON İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Bato, "İzmir'deki askeri casusluk soruşturması"ndaki usulsüzlükler ile bazı bilgilerin sızdırılmasına ilişkin inceleme ve elde edilen belgeler doğrultusunda "FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanması"na yönelik soruşturma başlatmış, aralarında Fetullah Gülen, gazeteci Tarık Toros ve FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinin de yer aldığı 24 kişi hakkında gözaltı kararı vermiş, 2'si amiral 6 muvazzaf askerin de savcılığa getirilmesi için Genelkurmay Başkanlığına talimat göndermişti. İzmir merkezli Aydın, Denizli, Balıkesir, Gaziantep, Adana, Trabzon, Samsun, Afyonkarahisar, Mersin'de yürütülen operasyonda 8 zanlı gözaltına alınmış, 12 kişinin önceki operasyonlar kapsamında arandıkları ve yurt dışında oldukları belirtilmişti. Genelkurmay Başkanlığına gönderilen yazı doğrultusunda muvazzaf askerlerden Binbaşı Habil Özcan, Merkez Komutanlığına bağlı askeri inzibatlarca İstanbul'dan İzmir'e götürülmüş, Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu ve Tuğamiral Ali Suat Aktürk ile Binbaşılar Korkmaz Mermer, Recep Zafer ve Özgür Gün'ün ise sağlık gerekçeleriyle rapor aldıkları için talimat doğrultusunda adliyeye götürülemedikleri öğrenilmişti. Savcılık, gözaltındaki 8 kişi ile Binbaşı Habil Özcan'ı tutuklanmaları talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk ederken, 5 muvazzaf asker ile 16 firari hakkında "yakalanmalarına yönelik gözaltı kararı" çıkarılmasını talep etmişti. İfadelerinin ardından Binbaşı Özcan ile Mehmet Kerem Ceylan, Halil Kıyıcı, Yılmaz Şen Hasan Toğal, Şadi Yıldız ve Fatih Dikbaş'ın tutuklanmasına karar verilirken, Recai Adalı ve Zafer Denli yurt dışı çıkış yasağı getirilerek serbest bırakılmıştı. Hakim, 2'si amiral 5 muvazzaf asker ile 16 firari hakkında da "yakalanmalarına yönelik gözaltı kararı" vermiş, bu karar doğrultusunda Binbaşı Gün ve Zafer yakalanarak getirildikleri İzmir'de tutuklanmış, teslim olan Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli Binbaşı Mermer ise çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılmıştı. Operasyon kapsamında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanı Tümamiral Macit Arslan da Ankara'da gözaltına alınarak İzmir'e getirilmiş, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Rusya Başbakan Yardımcısı Arkadiy Dvorkoviç, Moskova'da Türk heyeti ile yaptıkları görüşmenin ardından "Türkiye ile vize rejimini görüşme kararı aldık" dedi."ANKARA İLE GÖRÜŞME KARARI ALDIK" Moskova'daki Türk heyeti ile ikili ilişkilerin tüm alanlarını konuştuklarını söyleyen Rusya Başbakan Yardımcısı Arkadiy Dvorkoviç, Türk vatandaşlarına yönelik vize rejimi konusunda Ankara ile görüşmeler yapmaya karar verdiklerini belirtti. CHARTER UÇUŞLAR İÇİN UZMANLARIN İNCELEME SONUÇLARI BEKLENECEK Sputnik Türkiye'nin haberine göre, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından açıklama yapan Dvorkoviç, Rusya ile Türkiye arasındaki charter seferlerinin Rus uzmanların güvenlik önlemlerine ilişkin denetimlerinden sonra başlatılabileceğini söyledi. Dvorkoviç, söz konusu denetimlerin 9 Ağustos'ta Türkiye ve Rusya liderlerinin Saint Petersburg'da yapacağı zirveden önce gerçekleştireceğini de kaydetti. GARANTİ VERİLİRSE... Dvorkoviç, "Vize rejimi konusunda dışişleri bakanlıkları ve ilgili merciler arasında görüşmeler yapılması konusunda anlaşma sağladık. Terör ve aşırılık eylemlerine karışmış kişilerin Rusya'ya geçişinin engelleneceği hususunda garanti verilmesi gerekiyor. İlgili merciler arasında bu konularda anlaşma sağlandığında, vize kısıtlamasının kaldırılması için hazırlıklara başlanabilir" ifadelerini kullandı.
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Darbe girişimi soruşturması kapsamında İstanbul'un Kadıköy ilçesi kaymakamı Birol Kurubal gözaltına alındıBirol Kurubal kimdir? 1966 yılında Erzincan İli Refahiye ilçesinde doğdu. İlköğrenimini tamamladıktan sonra Orta ve Lise Öğrenimini Samsun'da tamamladı. 1985 yılında girdiğiAnkara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun oldu. Kısa bir süre Avukatlık yaptıktan sonra 80. Dönem Kaymakam adayı olarak göreve başladı. Kütahya-Hisarcık ve Gaziantep-Oğuzeli ilçelerinde Kaymakam Vekilliği yaptıktan sonra sırasıyla Balıkesir-Balya, Adıyaman-Gerger, Gümüşhane-Torul, Çorum-İskilip ve Sakarya-Arifiye ilçelerinde Kaymakamlık görevlerinde bulundu. İçişleri Bakanlığı' nın 06.08.2012 tarih ve 2012/473 Sayılı Müşterek Kararnamesiyle İlçemiz Kaymakamlığına atandı. 13.09.2012 tarihinde görevine başlayan Birol Kurubal, evli ve 3 çocuk babasıdır.
26 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Başbakan Binali Yıldırım Bakanlar Kurulu Toplantısı'ndan sonra Boğaziçi Köprüsü'nün adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirileceğini söyledi.Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu sona erdi. Toplantıya ilişkin açıklamayı yapan Başbakan Binali Yıldırım "İstanbul ve Ankara'da birer şehitler anıtı kurulması bugünkü Bakanlar Kurulunda kararlaştırdığımız diğer bir konudur. Darbecilerin ilk hedefi olan ve vatandaşlarımızın şehit edildiği Boğaziçi Köprüsü'nün adının '15 Temmuz Şehitler Köprüsü' olarak değiştirilmesine de karar verilmiştir." dedi.
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Başbakan Binali Yıldırım Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada; Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı'ın İçişleri'ne bağlanacağını söyledi.Başbakan Binali Yıldırım, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderlerle gerçekleştirdiği zirve ile ilgili olarak, "Özellikle kısa vadede sistemin tıkanmasının doğurduğu olumsuz sonuçları ortadan kaldırmak için küçük ölçekli bir anayasa değişikliği mutabakatla yapılabilir. Bunun altyapısını hazırlamak üzere birlikte çalışma yapacağız. Ancak tamamen yeni anayasanın, yine bütün partilerin katılmayla hazırlanması konusunda da bir görüş birliği olduğunu gördük ve bu konuda daha önce başlayıp yarıda kalan süreci de devam ettirme kararı almış bulunuyoruz." ifadelerini kullandı. "Jandarma ve Sahil Güvenlik İçişleri Bakanlığına bağlanacak" Bugünkü toplantıda yeni kanun hükmünde kararname ile ilgili konuları görüştüklerini ve bunları karara bağladıklarını dile getiren Başbakan Yıldırım, "Buna göre, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı tam anlamıyla İçişleri Bakanlığına bağlanacaktır. Bununla ilgili kararname yayımlanacaktır." dedi. "Boğaziçi Köprüsü'nün adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirildi" Başbakan Yıldırım: "İstanbul ve Ankara'da birer şehitler anıtı kurulması bugünkü Bakanlar Kurulunda kararlaştırdığımız diğer bir konudur. Darbecilerin ilk hedefi olan ve vatandaşlarımızın şehit edildiği Boğaziçi Köprüsü'nün adının '15 Temmuz Şehitler Köprüsü' olarak değiştirilmesine de karar verilmiştir." Bağış hesapları açıldı 15 Temmuz'da mağduriyete uğrayan vatandaşlarımıza devlet olarak sahip çıktık. Şehitlerimizin yakınları için bağış hesapları açıldı. Bu millet kendine yapılan ihaneti olduğu gibi, kendisi için hayatını ortaya koyanları da asla unutmaz. Hükümet olarak Türkiye'nin 15 Temmuz darbe girişimi yanında bu tür tehditlere bir daha maruz kalmaması konusunda kararlıyız. Türkiye'nin 100. yıl hedeflerine ulaşma konusundaki kararlılığı bugün 15 Temmuz'a göre, kat be kat daha fazladır. Darbe girişimiyle ülkemize diz çöktüreceklerini sananlar, yanıldıklarını görmüşlerdir. Kısa vadedeki adımlardan kastımız şudur, bütün partilerin hedefi yepyeni bir anayasa yapmak. Darbelerden kalan anayasadan ülkemizi kurtarmak, bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa yapmak. Bu bütün partilerin taahhüdüdür. Ancak 59-60 madde uzlaşma sağlandı, devamı gelmedi. Buna devam edilmesi konusunda bir görüş birliği var. Ancak bunun dışında gerek yargıyla, gerek yargı birliğiyle ilgili daha küçük bir paketin yine anlayış birliği içerisinde çıkarılması için ortak bir zemin olduğu görülmüştür. Yeni anayasa takvimi Kısa vadedeki adımlardan kastımız şudur, bütün partilerin hedefi yepyeni bir anayasa yapmak. Darbelerden kalan anayasadan ülkemizi kurtarmak, bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa yapmak. Bu bütün partilerin taahhüdüdür. Ancak 59-60 madde uzlaşma sağlandı, devamı gelmedi. Buna devam edilmesi konusunda bir görüş birliği var. Ancak bunun dışında gerek yargıyla, gerek yargı birliğiyle ilgili daha küçük bir paketin yine anlayış birliği içerisinde çıkarılması için ortak bir zemin olduğu görülmüştür. Yeni anayasa süreci takvimi şu andan itibaren başlamıştır. HDP de bu çalışmaya pekala katılabilir, herhangi bir sınırlama yok. Bunlar asker kılığında rütbesiz canilerdir, terörist grupların elemanlarıdır. TSK'nın kurumsal itibarıyla hiçbir alakaları yoktur. O yüzden eleştirilerimizde asla ve asla vatandaşlarımızdan beklentimiz odur ki teröristlerle, vatanımızı seven askerimizi polisimizi bir tutmayalım. Bu işe kalkışanların hepsi birbirini ihbar ediyor. Herkes kanun önüne çıkacak, hesabını verecek.
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Mendi, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarınca, mağdur sıfatıyla alınan ifadesinde, 15 Temmuz FETÖ'nün darbe girişimi sırasında yaşadıklarını anlattı.Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarınca, mağdur sıfatıyla alınan ifadesinde, 15 Temmuz günü, daha önce beraber çalıştığı bir tümgeneralin kızının düğünü için Ankara Gazi Orduevi'nde bulunduğunu söyledi. Orgeneral Mendi, saat 21.00'den sonra emir astsubayının yanına geldiğini, Genelkurmay nizamiyesi giriş kapısında silah seslerinin duyulduğunu ve bir çatışma olduğunu söylediğini aktardı. Konuyu netleştirmek için düğün salonu dışına çıktığını, Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Merkezini aradığını ifade eden Mendi, yaşananları şöyle anlattı: "Telefonlar kesikti. Genelkurmayı da aradım, orada da telefonlar kesikti. Cevap alamayınca Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanı Tümgeneral Arif Çetin'i telefonla aradım, durumu sordum. Arif Çetin bana, 'Komutanım, ben de ulaşamıyorum. Siber saldırı olabilir' dedi. Ben de 'Komutanlık karargahına hemen git, durumu açıklığa kavuştur ve bana bilgi ver' dedim. Bir ara ben emir subayım Piyade Yarbay Murat Yılmaz'ın koşarak yanıma geldiğini gördüm. Sivil giysiliydi. Düğüne emir subayımla değil, emir astsubayımla geldiğim için emir subayımın sivil elbise ile yanıma koşarak geldiğini görünce çok şaşırdım. Bana, Genelkurmay 2. Başkanı'nın beni Genelkurmay Karargahında beklediğini söyledi. Eşime, onu eve bırakıp Genelkurmaya geçeceğimi söyledim. Emir subayım eşime ayrı bir araba getirdi, 'Onu araba ile evine göndeririz, siz hemen arabanıza binin beraber Genelkurmaya gidiceğiz' dedi. Ben düğüne geldiğim arabama bindikten sonra birden aracın sol arka kapısı açıldı. Konya Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Timurcan Ermiş arabaya bindi. Üzerinde eğitim elbisesi ve tabanca vardı." "Konya'dan niye buraya geldin"Orgeneral Mendi, Tuğgeneral Ermiş'e "Benden habersiz Konya'dan niye buraya geldin?" diye sorduğunu, bu arada aracın hareket ettiğini, Ermiş'in de kendisine, "Burada ben size bir şey söylemeyeceğim. Akıncılar Kışlasında size tebliğ edilecek." diye cevap verdiğini söyledi. Aracın ön tarafında emir subayı Yarbay Murat Yılmaz'ın bulunduğunu, şoförün er olduğunu aktaran Mendi, şunları kaydetti: "Arabanın hızla Akıncılar Kışlasına gideceğini öğrenince ben hem Murat Yılmaz'a hem de Timurcan Ermiş'e 'Hani bu araba Genelkurmay Başkanlığına gidecekti' diye bağırdım. Ermiş, bana tekrar 'Akıncılar Kışlasında size iletilecek.' dedi. Ben işin içinde başka bir iş olduğunu anladım ve bağırarak kendilerine 'Siz eşkiya mısınız, çete misiniz?' dedim. Bunun üzerine Ermiş bana 'Sizi de aramızda görmek istiyoruz.' dedi. Ben buna şiddetle karşı cevap verdim ve 'Ben sizin adamların yanında niye olayım? Allah hepinizin belasını versin.' dedim. Bunun üzerine Timurcan Ermiş birden belindeki tabancasını çıkartıp bana doğrulttu. Ben, 'Siz de çetenin içindeymişsiniz', aracın önündeki emir subayım Murat Yılmaz'a 'Sen 8 yıldan beri benimle çalışıyorsun. Sen de çetenin içindeymişsin. Yazıklar olsun sana' dedim. Timurcan Ermiş, Akıncılar Kışlasına gidinceye kadar silahı doğrultulmuş şekilde durdu. Bu esnada ben, 'Siz çetesiniz, Allah belanızı versin. Vuracaksan şimdi vur' diye sürekli bağırarak söylenmeye devam ettim. Bir ara Timurcan Ermiş'i Konya'dan getiren minibüs bizim taksinin önüne geçti. Akıncılar Kışlasının kapısına kadar bu şekilde geldik." "Koruma ekibim bizi takip etti"Akıncılar Kışlasının kapısında, 25-30 kişilik teğmen ya da üsteğmen rütbesinde, tulum şeklinde pilot kıyafetli ve ellerinde açıkta tabancalar bulunan askerlerin kendisini karşıladığını anlatan Mendi, bu kişilerin aracın etrafını üçerli, beşerli şekilde çevirdiklerini söyledi. Bu arada, düğün salonundan Akıncılar'a kadar arkadan başka bir araçla koruma ekibinin kendilerini takip ettiğini anlatan Mendi, şu ifadeleri verdi: "Akıncılar Kışlasına gelip durduğumuzda arkamızdan gelen koruma ekibimden Jandarma Astsubay Halil Gözalıcı hemen bizim arabanın şoför mahallindeki eri, arkadaki koruma arabasına gönderdi. Kendisi de bizim aracın şoför mahalline oturdu. Bu esnada Timurcan Ermiş arabadan indi. Önümüzden giden minibüse gidip kapısı açık olan minibüsten içeride oturan birisiyle konuştu ancak kiminle konuştuğunu görmedim. Fakat içerideki bu kişi darbeyi organize eden kişilerden biri olabilir. Daha sonra arabanın etrafını çevreleyen pilotlardan birkaç kişiyle konuştu. Ancak ne konuştuklarını duymadım. Duymam da imkansızdı. Arabadan beni indirmeden demir kapılı olan bir yere arabayla girdik. Sağa dönüp bir yere doğru hareket etmeye başladık. Karanlıkta tek tük ağaç olan bir yerde durduk. Beni araçtan indirdiler. Başlangıçta ışık olan daha sonra dehliz gibi bir yolu olan bir odaya soktular. Bina müstakil binaydı ancak binada hiç cam yoktu. Düz duvardı. Binanın içinde 'sorgu merkezi' yazan bir tabela gördüm. Aralarında yaklaşık 1 metre olan yan yana 2 sandalye vardı." "Yunanlılara esir olsaydım, bu muameleyi görmezdim"Burada yanında tulumlu, pilot kıyafetli bir üsteğmen ile iki teğmen bulunduğuna, zaman zaman dışarı çıktıklarına işaret eden Orgeneral Mendi, şöyle devam etti: "Ancak her zaman mutlaka bir veya ikisi duruyordu. Kısa bir süre geçtikten sonra birden ayak sesleri duydum. Çok kişinin yürüdüğünü anladım. Birden bir tanesi, yüzbaşı olan, diğer teğmen ya da üsteğmen olan 6-7 kişilik bir grup içeri girdi. Bunların başındakinin yüzbaşı olduğunu anladım. Yüzlerini görsem tanırım. Yüzbaşı şu anda hatırlayamadığım, kurdukları teşkilatın adını söyleyerek, 'O kuruluşun adına sizi tutukluyorum.' dedi. Ben buna şiddetle karşı çıktım. Kendisine 'Seni PKK'dan, IŞİD'den korumak için mücadele ediyorum, 46 yıllık subayım. Sen beni tutuklayacağını hangi yetkiye dayanarak söylüyorsun.' diye şiddetle çıkıştım. Bunun üzerine yanda duranlar iki koluma bu plastik kelepçeyi taktılar. İnanılmaz kin ve nefretle kolumu, yani bileklerimi sıktı. Bu esnada ben, 'Yunanlılara esir olsaydım, bu muameleyi görmezdim.' dedim. Daha sonra yan tarafta duran iki kişi ile beraber yüzbaşı da ayaklarımı birleştirip ayaklarımı da kelepçelediler. Ben yine aynı şekilde tepki verdim. Daha sonra kafama gözlerimi de kapatacak şekilde siyah bir kukuletaya (siyah bere) benzer bir şey geçirdiler. Ben, bu bereyi ellerimle çıkarmak istedim. Ellerimi indirdiler, ağzıma da bir bant yapıştırdılar." Bu ekibin gittiğini, iki teğmen ve üsteğmenin burada kalmaya devam ettiğini, bereyi kafasından tekrar çıkardığını ve yüzünü açtığını anlatan Mendi, "Bunlardan önce ellerimi çok sıktıklarını söyleyince kelepçeyi hafif gevşetmişlerdi. Benim hareketlerim nedeniyle bu sefer önden olacak şekilde bağlanan ellerimi arkadan plastik kelepçe ile tekrar kelepçelediler." dedi. Yaklaşık 30 dakika sonra yeniden ayak sesleri duymaya başladığını bildiren Mendi, birisini yanındaki sandalyeye oturttuklarını hissettiğini ve "kendisi gibi, arkadaşlardan birisini derdest edip getirdiklerini tahmin ettiğini" söyledi. Yanına getirdikleri kişinin diğerlerine, "Benim gözlüklerim vardı, sizde mi?" diye sorduğunu, onların da "Evet" yanıtı verdiğini belirten Mendi, sesinden bu kişinin Kara Kuvvetleri Eğitim Doktrin Komutanı Orgeneral Kamil Başoğlu olduğunu anladığını ifade etti. Galip Mendi, ifadesinde şunları kaydetti: "Kendisine, 'Kamil, sen misin evladım?' diye söyledim. Kamil, 'Evet komutanım, benim' diye cevap verdi. Onun da ağzında bant vardı. Ancak bantlar dille ıslanınca yapışkanları çözülüyordu, bant açılıyordu. Ben kendisiyle aralıklı, zaman zaman konuşmaya başladım. Ona, 'Sana nasıl geldiler' diye sordum. Kendisinin evden üstü başı giyinik olmayacak şekilde, şort ve atletle olduğu halde alındığını, eşinin gözünün önünde kafasına bere geçirerek, ambulansa getirdiklerini ifade etti. Sabaha kadar bu şekilde sandalyede oturarak konuştuk. Biz bu şekilde konuşurken başımızda duran üsteğmen bize pek müdahalede bulunmadı. Biz, Kamil ile beraber başımızda duran üsteğmene evli olup olmadığını sorduk. Evli olduğunu söyleyince nasihatlarda bulunmaya çalıştık. Bu işin sonu olmayacağını ve derhal vazgeçmeleri gerektiğini kendisine söyledik. Benim ve Kamil'in tuvalet ihtiyacı olmuştu. Önce Kamil tuvalete gitmişti, daha sonra ben gittim. Tuvalet 50-60 metre uzaktaydı. Üsteğmen nasihatta bulunduğumuzdan etkilenmiş olacak ki döndüğümüzde arkada olan kelepçeleri önden bağladılar çünkü biz arkadan bağlanmanın çok rahatsız edici olduğunu söylemiştik. Bundan dolayı ellerimizi önden bağladılar ancak ayaklarımızı aynı şekilde tekrar bağladılar. Kamil ile sandalyede oturmaktan kafamız sağa sola kayıyor, 'En azından bir masa getirin' diye Kamil söyledi. Bunun üzerine yere, tahminime göre bir pilot montu koymuşlar, bir de bezlerden yastık yapmışlar, buraya bizi yatırdılar. Bu esnada ayaklarımızı çözdüler. Bu şekilde sabahı ettik." "Gece boyunca jetlerin inip kalktığını duyduk"Orgeneral Mendi, Batı Adliyesi savcılarınca mağdur sıfatıyla alınan ifadesinde, Akıncı Kışlası'nda tutulduğu yerde, gece boyunca jetlerin inip kalktığını duyduklarını ve sabah pistin yakınında olduklarını anladıklarını söyledi. Bu sırada helikopter seslerinin, malzeme taşıyan nakliye uçaklarının seslerinin de geldiğini anlatan Mendi, şu beyanı verdi: "Uçakların seslerini yükselttiklerini tahmin ettim. Daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanımızdan uçakların bu şekilde seslerini yükseltebileceğini öğrendim. Bu ses yükseltmeyi sırf bize baskı olsun diye yaptıklarını anladık. Sabah olduğunu benim saatim fosforlu olduğu için ve kapıdan kısmen ışık sızdığını gördüğümüzde anladık. Saatin 09.00'a doğru geldiğini anladık. Bu esnada odada Kara Kuvvetleri Eğitim Doktrin Komutanı Orgeneral Kamil Başoğlu ve benden başka kimsenin olmadığını fark ettik. Yanımızda kimse olmadığı için kafamızı kapatan bereyi ellerimizle yukarıya kaldırdık. Kapıdan iki kişinin geldiğini gördük. Arkadan ışık vurduğu için yüzlerini seçemedim. Kamil de ben de tuvalet ihtiyacımız olduğunu söyledik. Bir kişi yanımıza geldi, bizi dışarı çıkardı, önce beni çıkardı. Gözlerim açıktı ve bana hiçbir müdahalede bulunmadı. Gözlerim açık şekilde tuvalete gittik. Bu kişi pilot kıyafetli değildi, sivil giyimliydi. Ben kendisine 'Dün akşamkiler nerede' diye sorduğumda bana 'Ben jandarmayım komutanım, sizleri tanıyorum' dedi." Sürekli bomba ve makineli tüfek sesleri duyduklarını aktaran Mendi, yanlarına gelen bir kişinin, "Uçaklar bombalama yaptığı için Komutanım biraz duralım" dediğini ve koluna girerek tuvalete götürdüğünü söyledi. Bu kişinin "Size saygımız var ama bunu yapmak zorundayız" diyerek kendisini tekrar odaya getirdiğini anlatan Mendi, "Aynı şekilde Kamil de tuvalete gidip geldi. Bombalama sesleri yine geliyordu. Bomba sesleri kesilince bu kişi yine Kamil ile bana gelerek, 'Size dışarıda kahvaltı hazırladık' dedi ve bizi dışarı çıkardı, kapının eşiğine kadar getirdi. Burada bir bank vardı. Bunun üzerinde birkaç lokma yedik. İkimizi de tekrar içeri aldılar. En dış kapı demir kafesli çerçeveli bir kapıydı. Bu kapıyı da üzerime kapattılar." diye konuştu. "Sizi vuracaklar"Odada kimse olmayınca Kamil Başoğlu ile rahat hareket etmeye başladıklarını dile getiren Mendi, şöyle devam etti: "Ayaklarımız bağlı olmadığı için kapının aralığından dışarıyı görmeye çalışıyorduk. Sonunda kapıda koruma astsubayı olan Halil belirdi. Halil Astsubay heyecanlı bir şekilde bana, 'Komutanım duydum, sizi vuracaklar. Süratli bir şekilde derhal burayı terk etmemiz lazım' dedi. Eskişehir'den kalkan uçakların bombalaması sonucunda başımızda duran ve jandarma olduğunu iddia eden kişinin, 'Başarısız olduk' diye mırıldandığını duydum. Halil Astsubay bize 'dışarı çıkalım' diye söyleyince Kamil ve ben koşarak hızla arabanın yanına koştuk. Beni getiren arabaya bindik. Şoför mahalline Astsubay Halil geçti ve 'Komutanım, buradan uzaklaşmamız gerekiyor' diyerek aracı sürdü. Halil Astsubay cep telefonu ile en baştan beri bizi arkadan takip eden ve dışarıda bırakılan koruma aracında bulunan korumalarımdan Astsubay Jandarma Başçavuş Erdem Er'e telefondan 'Sancağı aldım, kurtardım, dışarı çıkmak için hareket ettim' diye söyledi. Buradan süratle çıkış yolu aradık. Sonra yolu bulduk ve ana yola çıktık." Dışarıda yol güvenliğini tutan polislerin kendilerini durduğunu, kimliklerini öğrendiğinde bir emniyet amiri ve bir polis nezaretinde Kazan Emniyet Müdürlüğüne kadar götürdüklerini, emniyet müdürlüğünde görevli polislerle bir müddet sohbet ettiklerini ve kendilerine çay ikram edildiğini belirten Galip Mendi, "Genelkurmay Başkanının Başbakanlıkta olduğunu öğrendikten sonra oraya gittim. Kendisini dışarı çıkararak bilgi verdim. Daha sonra eve gidip üstümü değiştirdim ve resmi üniformamı giyerek karargaha geçtim" dedi. "Odaların anahtarını toplamışlar"Karargahta kötü bir manzarayla karşılaştığını dile getiren Mendi, şunları kaydetti: "Bina harabe edilmiş ve odaların tamamı kullanılamaz hale gelmişti. Cesetler yerdeydi. Orada durumu netleştirdik. Karargah başkanlarını topladım ve yapılacak işleri belirledim. Kendilerine emir verdim. Bir müddet etrafı kontrol ettikten sonra buradan ayrıldım. Bu olayların olmasına yönelik olay tarih ve saatinden önce hiçbir şey hissetmedik. Ancak olaylardan sonra öğrendiğime göre Kurmay Albay Erkan Öktem'in cuma günü yani darbeye kalkıştıkları gün bir iki saat önce karargahtaki muhtemelen arama yapacakları odaların anahtarını aldığını beyan ettiler. Bunun dışında her şey normal gözüküyordu. Bütün bu olaylar olurken bana müessir fiilde bulunulmadı. Hakaret ve tehditlerde bulunulmadı. Sadece ilk etapta ellerimi çok sıkı olacak şekilde kelepçelediler ve bunu yaparken hakir davrandılar. Beni tutukladığını söyleyen kişi kendisini benden çok üstün görüyordu. Ben bu olaydan dolayı mağdur oldum. Bunu yapanlardan davacı ve şikayetçiyim. Bunun yapan ve alet olanların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep ediyorum."
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Marmaris'te yakalanan askerler arasında Çiğli Ana Jet Üssü'nün imamı Paşa lakaplı Zekeriye Kuzu'nun da olduğu bildirildi.Ankara'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı karargahında görev yapan Tümgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'le birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kaldığı otele saldırıyı organize eden Çiğli 2'nci Ana Jet Üs Komutanlığı'ndaki 'FETÖ imamı' olan MAK timi komutanı Astsubay Zekeriya Kuzu'nun, 'en tehlikeli firari' olduğu belirtilmişti.
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem
Maliye Bakanı Naci Ağbal, trafik para cezalarının yeniden yapılandırma düzenlemesi kapsamına dahil edileceğini ve yaklaşık 4 milyon 250 bin vatandaşın trafik cezası borcu ve yaklaşık 6 milyar lira alacak olduğunu açıkladı.Maliye Bakanı Naci Ağbal, katıldığı bir televizyon programına gündemdeki konuları değerlendirdi. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) alçakça saldırısına karşı milletin büyük bir basiretle, vatanına, milletine, demokrasisine sahip çıktığını anlatan Ağbal, devletin olağanüstü hal (OHAL) çerçevesinde gösterdiği olağanüstü çaba, gayret bulunduğunu, vatandaşın normal hayatını sürdürmesini sağlayacak tedbirlerin alındığını ve ekonominin her geçen saat normalleştiğini kaydetti. Söz konusu darbe girişiminin ekonomide de birtakım yansımaları olduğuna işaret eden Ağbal, bu konuda da ilk andan itibaren tam bir koordinasyon içinde kurumların gerekli tedbirleri aldığını, kimsenin endişe etmemesi gerektiğini söyledi. Yeniden yapılanmaya trafik cezalarının dahil edilmesi Ağbal, ödenmemiş vergi, prim ve gümrük vergisi borçlarına yeniden yapılandırma imkanı getirildiğini anımsatarak, düzenlemenin cuma günü TBMM Genel Kurulu'nun gündemine gelmesinin planlandığını aktardı. Söz konusu teklif içerisinde trafik para cezalarının yer almadığına işaret eden Ağbal, trafik para cezalarını da düzenleme kapsamına alacaklarını bildirdi. Ağbal, "Bugün yaptığımız değerlendirmede bu konuda da bir olumlu görüş oluşturduk. İstiyoruz ki vatandaşlarımızın vergi dairelerine olan trafik para cezalarını da yeniden yapılandırmaya dahil edelim. Bu kapsamda yaklaşık 4 milyon 250 bin vatandaşımızın trafik para cezası borcu varmış. Yaklaşık 6 milyar liralık alacak. İnşallah bunları da yapılandıralım." ifadelerine yer verdi. Zarar gören kamu binaları Darbe girişimi sonrasında zarar gören kamu binalarına ilişkin bir soru üzerine Ağbal, kamunun faaliyetlerinin hiçbir şekilde aksamayacağını vurguladı. Ağbal, "Zarar gören bütün kamu binalarının nerede ihtiyacı varsa, ister hazırda olan kamu binaları olsun, gerekse kiralama yoluyla olsun, bütün yaraları süratle sarılacak. Mesela Ankara Emniyet Müdürlüğü binamız hasar gördü. Bugün daha sabahleyin İçişleri Bakanımız ile görüştük. Maliye Bakanlığı olarak bizim Milli Piyango Genel Müdürlüğüne yaptığımız bir bina vardı. İki bakan kendi aramızda görüştük. Ankara Emniyet Müdürlüğünü süratle o binaya taşıyoruz." şeklinde konuştu. "Milletten alınanlar millete dönmüş oldu" FETÖ'ye ait el konulan varlık ve kurumların nasıl değerlendirileceğinin sorulması üzerine Ağbal, şu değerlendirmelerde bulundu: "Şu anda esas olan, bu terör örgütünün elinde olan, ona bir ekonomik güç oluşturan, bir nüfuz alanı oluşturan bütün bu ekonomik varlıklarının devlete geçmesini sağlamak. El konulan varlıklar arasında faaliyetine devam etmesi gereken sağlık kuruluşlarını süratle Sağlık Bakanlığının tasarrufuna bıraktık. Eğitim kuruluşlarını Milli Eğitim Bakanlığının tasarrufuna bırakıyoruz. Bugün sanıyorum YÖK Genel Kurulu toplanıyor, üniversitelerle ilgili ne yapılacak o konuda da kararlar verilecek. Şu anda yapmaya çalıştığımız şey bütün bu paralel terör örgütünün sağlık, eğitim ve sivil toplum ayağındaki ekonomik varlıkları tekrar millete döndürmek. Milletten alınan, milletin paralarıyla oluşturulan yapılar vardı. Sevindirici olan paralel yapının milletten aldığını; Allah'ın takdiri, milletten alınanlar bu şekilde tekrar millete dönmüş oldu." Söz konusu varlıkları tek tek tespit ettiklerini ve her birini kayda aldıklarını anlatan Ağbal, bu varlıkların kamunun ihtiyaç duyduğu noktalarda nasıl kullanılacağı konusunda önümüzdeki süreçte değerlendirme yapılacağını sözlerine ekledi. Bakan Ağbal, kamudaki görevden uzaklaştırmalara değinerek, işlerin aksamaması için gereken çalışmaları yaptıklarını söyledi. Ağbal, "Kanun Hükmünde Kararnameye gerekli hükmü koyduk. Bütçe kanundaki sınırlamalara tabii olmaksızın bu şekilde boşalacak kadrolara Bakanlar Kurulu kararıyla açıktan atama yapma imkanı getirdik." ifadelerini kullandı. Darbe girişimi sırasında şehit ve gazi olan vatandaşlara yönelik birtakım düzenlemeler yaptıklarına dikkati çeken Ağbal, "Bu kardeşlerimizden şehit olanlarla ilgili olarak, güvenlik güçlerimizden bugün şehit olanlarımıza hangi mali hakları sağlamışsak bu kardeşlerimize de aynı hakları sağladık. O insanların hepsi bunları yaparken sadece vatan ve millet için yaptılar ama devlet olarak biz onların geride kalanlarına ve yaralanan kardeşlerimize sahip çıkacağız." diye konuştu.
25 Temmuz 2016 00:00 | ekonomi
Mardin'in Nusaybin ilçesinde, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonda şehit düşen Jandarma Uzman Çavuş Emre Tunca'nın Ankara'nın Çubuk ilçesinde yaşayan ailesi, şehit oğullarının kabrini bir an olsun yalnız bırakmıyor. Mardin'in Nusaybin ilçesinde, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonda şehit düşen Jandarma Uzman Çavuş Emre Tunca'nın Ankara'nın Çubuk ilçesinde yaşayan ailesi, şehit oğullarının kabrini bir an olsun yalnız bırakmıyor. Mardin'in Nusaybin ilçesinde terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonda şehit düşen Tunca'nın ailesi, 4 aydır oğullarının başında adeta nöbet tutuyor. Her gün mesai saati bitiminde Yıldırım Beyazıt Mahallesi'nde bulunan Paşa Mezarlığı'na giden şehit Emre Tunca'nın annesi Saniye, babası Bahtiyar Tunca ile kız kardeşi Gamze ve eşi, akşam saatlerinde hava kararana kadar mezarın başını terk etmiyor. Tunca ailesinin fertleri, Türk bayrakları ve çiçeklerle donattıkları kabrinin başında, şehidin arkadaşlarını ve sevenlerini kabul ediyor, Kur'an-ı Kerim okuyor. Baba Bahtiyar Tunca, Allah'tan kimseye evlat acısı yaşatmamasını dileyerek, tek tesellisinin oğlunun şehit mertebesine yükselmesi olduğunu vurguladı. Oğlunun mezarının hiç boş kalmadığını, çok sayıda ziyaretçinin geldiğini anlatan Tunca, ''Mesai bitiminden sonra geliyoruz akşam hava kararana kadar burada bekliyoruz. Dualarımızı ediyoruz, Allah kabul etsin. Sağolsunlar gelenlerimiz oluyor. Onlar da burada dualarını ediyorlar. Aynı şehit olduğu günkü gibi acımızı içimizde yaşıyoruz. Tek tesellimiz evladımızın şehit olması. O biraz acımızı hafifletiyor. Ölmediğim sürece bu acının içimden çıkması imkansız bir şey. Ölene kadar bu şekilde her gün buraya geleceğim.'' dedi. "Bunlar asker olamazlar"FETÖ'nün darbe girişimine tepki gösteren Tunca, ''Şerefli ve şanlı askerimizin üniformasının içine giren bu sahtekarlar asker olamazlar. Bunlar vatan hainidir. Bunlar için diyecek bir şey bulamıyorum. Yani o üniforma herkese layık olamaz ama bunlar onu kullanmışlar. Yazık günah, göz bebeğimiz ordumuzu bu duruma düşürdüler. Bizim çocuklarımız vatan uğruna can veriyorlar, şehit oluyorlar, bunların yaptıklarına bakın." diye konuştu. ''En büyük hayali şehit düşmekti''Emre'nin en büyük hayalinin vatanına milletine hizmet etmek ve bu uğurda şehit düşmek olduğunu aktaran Saniye Tunca, darbe girişiminde bulunulmasının şehit yakınları olarak kendilerini çok üzdüğünü vurguladı.
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem
15 Temmuz gecesi darbecileri şaşırtmak için Dalaman Havalimanı'ndan 3 uçağın havalandığı ortaya çıktı.15 Temmuz darbe girişiminden saatler önce darbeci askerler Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 15 yıllık özel pilotunu arayarak 'Cumhurbaşkanı'nın tatil dönüşü Ankara'ya gelirken kullanacağı rota' istemiş. İLK KEZ SORULAN SORU Erdoğan'ın eski bir asker olan özel pilotu ise rotanın henüz belli belirterek "Rota belli olsa bile kimseye vermem. Hem siz rotayı ne yapacaksınız? Bugüne kadar kimse bize uçuştan önce böyle bir şey sormadı. Güvenlik için rotayı sadece pilotların bilmesi gerekir" diyor. Karşı taraf bir kaç kez daha ısrar etse de pilottan rotayı alamıyor. 3 AYRI UÇAK HAVALANDI O geceye ilişkin bir diğer çarpıcı ayrıntı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul'a götürülmesi ile alakalı. 15 Temmuz gecesi helikopterle gizlice Dalaman'a ulaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan için Dalaman Havalimanı'ndan 3 ayrı uçak bekletiliyor. Erdoğan teknik özelliklerini çok iyi bildiği TC-ATA uçağını tercih ediyor. Ve bu uçağa binip yola çıkıyor. İNEGÖL ÜSTÜNDE GELEN EMİR ATA uçağının hemen ardından Cumhurbaşkanlığı'na ait diğer uçaklar da Dalaman Havalimanı'ndan kalkıyor. Amaç hainleri şaşırtmak. Cumhurbaşkanı'nın hangi uçak içinde olduğunu anlayamamaları. İnegöl'ün üstüne gelene kadar uçağın nereye ineceğini kimse bilmiyor. İnegöl üstündeyken Erdoğan İstanbul'a inin emrini veriyor. (Posta)
25 Temmuz 2016 00:00 | gündem

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.167