Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Emine Uşaklıgil, geçtiğimiz günlerde Can Yayınları’ndan çıkan “Bir Şehri Yok Etmek/ İstanbul’da Kazanmak ya da Kaybetmek” isimli kitabında İstanbul’un dokusunu kaybetme sürecini her yönüyle ele alıyor.Kitabınızda Turgut Cansever’e ait bir hikâye paylaşıyorsunuz: Cansever’in 1943’te girdiği ilk şehircilik dersinde hocası Alman Mimar Oelsner öğrencilerine “Türkiye için ne yapmalı?” diye soruyor. Sonra da cevaplardan tatmin olmayarak “Dua etmeli…” diyor: “Dua etmeli ki belediye kasalarındaki imar planlarını uygulayacak yöneticiler çıkmasın…” Kimse dua etmemiş olacak ki bugün bu durumdayız. Peki, şimdi yapmamız gereken ne? Ya da ne kaldı? Özellikle yerel seçimlerden sonra… ‘İstanbul kurtulabilir mi?’ sorusuna cevap ararken şu verileri göz önünde bulundurmak gerekir. İstanbul’un hem planlama hem de kendine has bir biçimde planlama(ma) kurbanı olması gelişme sürecini etkiledi. Keza toprak ve gayrimenkul temelinde zenginleşme ve sınıf atlama hırsı İstanbul’un kaderini yönlendirdi. Şehrin merkezi alanlarını yıkarak, yeniden inşa ederek yoğunlaştırma politikası bizi bugünlere getirdi. Bu yaklaşım tarihi mirasımızın ve şehir etrafındaki tarım ve yeşil alanların yok olmasına yol açtı. Yerel seçim, genel seçim miydi yoksa referandum muydu bir yana; zaten merkeziyetçi olan yapıyı daha da merkeziyetçi hale getirdi. Bu durumda yerinden yönetim imkânları çok sınırlı. İstanbullular karşı çıksa da, Ankara’da hangi projeler uygun görülüyorsa, uygulanıyor. İstanbulluların söz hakkı yok ve şehirlerine sahip çıkmaları pek kolay değil. Ama yine de sivil toplum mahalle düzeyinde yeni organizasyon modelleri çıkartabilir; muhtar ve ihtiyar heyeti için tanımlanan görevler, içleri doldurularak, mahalle düzeyinde katılımın önünü açabilir; bu şekilde Kent Konseyleri ilçe düzeyinde önem kazanabilir. Konuşuyoruz, dertliyiz… Ama çoğumuz o dert yandığımız projelerde oturuyor. Tanıdığım herkes kredi ödüyor. Mülk sahipliği çok önemli bir ihtiyaç. Bu durumda o kentlilik bilinci geniş kitlelerce nasıl benimsenecek? İstanbul kaçınılmaz olarak çok ciddi altyapı sorunlarıyla karşılaşacak ve bu durum gayrimenkullerin değerini düşürecek. İstanbul’da kamuya ait bütün açık alanlar ve kamu arazileri inşaata açıldı, özelleştirildi, satıldı ve üzerlerine yüksek emsaller verildi. İstedikleri yere, arzu ettikleri kadar imar hakkı vermeye muktedir TOKİ-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı-Özelleştirme İdaresi üçlüsü sınırsız rantın dağıtıcıları konumunda; İstanbul’un ise bu ranttan fayda gördüğü yok. Er geç İstanbullular bunları anlamaya başlayacaklardır. Şunun da ayırımına varacaklardır: Türkiye’deki toplam katma değerin yüzde 27’si İstanbul’da oluşuyorken, nüfusun yüzde 18’i İstanbul’da yaşıyorken, vergilerin yüzde 42’si İstanbul’da toplanırken; İstanbul’da yapılan kamu yatırımları, toplamın yüzde 6’sının altında. İstanbullular bir gün bu konuda seslerini yükselteceklerdir mutlaka. Tarih boyunca neredeyse tüm kentler defalarca yağmalanmış. Hatta yıkılıp yeniden kurulmamış tek bir kent bile yoktur belki. Sebep; kimi zaman doğal afetler, kimi zaman savaşlar, çoğu zaman da liderlerin şehre damga vurma isteği… Yeni değil bu. İstanbul’a özgü de değil. İstanbul’daki yıkım Atatürk zamanında; Prost’la başlıyor; Menderes ve Özal’la devam ediyor. Bu defa daha da yanlış giden ne? 2002’den bu yana yaşananların, İstanbul’un başına gelenlerin farkı ne? AKP ciddi bir rant verimliliğini sağladı, rantı daha geniş kesimlere yaydı, tüketim arttı ve yüksek oranda sermaye birikimi oldu. Geçmişle farkı şöyle özetlemek mümkün: Ekonominin başarısı inşaat sektörüne bağlandı, şehir konusunda tek karar verici Ankara oldu, her engel hukuk yoluyla bertaraf edildi. İstanbul’da son dönem yaşananlar açısından ortaya çıkan tabloyu şöyle özetlemek mümkün: “Kentsel dönüşüm” çerçevesinde hayata geçirilen faaliyetler engel tanımıyor. Zira her adımda engelleri bertaraf eden yasal kalkan adım adım oluşturuldu. 2012 tarihli Afet Yasası bu kalkanı güçlendiren son aşama. 2013 yılının ilk yarısında Bakanlar Kurulu kararlarının yüzde 60’ının imar ve gayrimenkule ilişkin olması bugünkü durumun özelliklerini özetliyor sanırım. Afet Yasası arazi açmak için kullanılıyor, kentsel dönüşüm yasası mülkiyet hakkını kaldırıyor ve üstelik bunların dönüşü yok. Ormanlar, Yenikapı, Sulukule, Tarlabaşı, Ayazma… Sırada bir sürü yer. Ama kentsel dönüşümün aslında iyi, faydalı bir şey olduğunu düşünenler var. Aslında tabii öyle olmalı da… Ama nasıl uygulanırsa? İnsanları çil gibi yerinden etmeyen, yerinde yapılan bir kentsel dönüşüm elbette yararlıdır, hele deprem tehdidi altındaki bölgelerde. Fakat o bölgelerin çoğu rant potansiyelini taşımadıkları için, kentsel dönüşüm ciddi deprem riski altındaki bölgelere pek uğramıyor, inşaata dayalı ekonomik bu
21 Nisan 2014 03:03 | kültür sanat
Enerji Bakanlığı’nın geliştirdiği politikalarla Türkiye, İran’dan sonra en pahalı doğalgazı Rusya’dan alıyor. Petrol ihtiyacının önemli bir bölümü de bu ülkeden karşılanıyor. İlk nükleer santral ihalesini alan Ruslar, son olarak Güney Akım Boru Hattı için Türkiye’den onay aldı. Bu durum, Enerji Bakanlığı’nı, Rusya’ya ihale ve onay veren kurum konumuna soktu.Rus enerji şirketi Gazprom Başkan Yardımcısı Alexander Medvedev’in, Ankara’ya yapacağı ziyaret nedeniyle gözler iki ülke ticari ilişkilerine çevrildi. Türkiye halen, ithal ettiği doğalgazın yaklaşık yarısını Rusya’dan alıyor. Petrol ihtiyacının önemli bir bölümü de bu ülkeden karşılanıyor. Ayrıca Türkiye (Enerji Bakanlığı), nükleer santral ihalesini Ruslara verdi. Son olarak, Rusların Avrupa’ya doğalgaz taşıyacak Güney Akım Boru Hattı’nın Türkiye karasularından geçişine onay verildi. Enerji Bakanlığı’nın geliştirdiği politikalarla şekillenen iki ülke ilişkileri bugün için Bakanlık adına, ‘Ruslardan doğalgaz-petrol alan ve ihale-onay veren’ görünüm kazandı. Enerji Bakanlığı, bir an önce bu çarpık görüntüden kurtulmanın yollarını aramalı. Bunun ilk adımı da Ruslarla Ankara’da yapılacak ikili görüşmelerde atılmalı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ruslar, maliyetleri düşürmek için Güney Akım Boru Hattı’nı Türkiye topraklarından geçirmek istiyor (Karadeniz güzergâhını kısaltarak). Bu önemli bir fırsat Türkiye için. Bakanlık, İtalyanların (ENI), Mavi Akım Boru Hattı inşaatına destek karşılığı Ruslarla ortak olması ve bu ülkeden de doğalgaz sahası alması örnek gösterilebilir. Ayrıca İran’dan sonra en pahalı gaz Rusya’dan alınıyor. Enerji Bakanlığı, Rusların Avrupa’ya yaptığı indirime benzer bir indirimi istemeli, Gazprom yönetiminden.Doğalgaz kullanımı, son yıllarda konutlarda ısınma ve elektrik üretimi amaçlı hızla yaygınlaştı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tahminlerine göre 2014 yılında toplam doğalgaz tüketimi 46,6 milyar metreküp olacak. İhtiyacın yarıdan fazlasını (BOTAŞ ve özel şirketler) Rusya’dan karşılayacak. Bu ülkeden doğalgaz Batı Hattı (Trakya) ile Mavi Akım (Karadeniz) üzerinden boru hattı ile alınıyor. Kamu şirketi BOTAŞ 2014’te Rusya’dan 17 milyar metreküp doğalgaz alımını planlarken özel şirketlerin de Rusya ile yıllık 10 milyar metreküp gaz alım kontratı söz konusu. Petrol alımı da eklendiğinde, iki ülke ticaretinin Türkiye aleyhine geliştiği rahatlıkla görülebilir. Ekonomi Bakanlığı’nın verileri de bunu doğruluyor: Bu yılın ocak-şubat döneminde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 943 milyon dolar iken ithalatı 4,4 milyar dolar oldu.RUS GAZI DA PAHALIÖte yandan Türkiye (BOTAŞ), Avrupa’dan sonra Rusya’nın (Gazprom) en iyi ikinci gaz müşterisidir. Avrupa bu avantajı kullanırken Türkiye henüz bunu lehine çeviremedi. 2014 yılı ilk fiyat dönemi verilerine göre (ocak-mart) BOTAŞ, bin metreküp doğalgaz için İran’a yaklaşık 480 dolar ödüyor. İran’dan sonra yaklaşık 415 dolar fiyat ile en pahalı gaz Rusya’dan alınıyor. Kamunun en fazla doğalgaz aldığı Rusya’nın pahalı fiyatı, dikkat çeken bir konu. Çünkü Ruslar benzer durumda olan Avrupa ülkeleri ile masaya oturmuş ve fiyatı 375 dolar seviyelerine çekmişti. Enerji Bakanlığı, Avrupa’yı örnek göstererek ve önemli bir gaz müşterisi gerçeği ile Ruslardan iyi bir fiyat indirimi almanın yollarını aramalı. Pahalı alınan ve fiyat indiriminin geciktiği her süre, milletin ve Hazine’nin zararına yazıyor. Her ne kadar iki ülke arasındaki anlaşmalarda fiyat revizyonu için 2015 yılı belirlenmiş ise de; Avrupa ülkeleri gibi haklı gerekçeler gösterilip, en önemlisi de özel şirketlerin aynı boru hattından BOTAŞ’a göre daha ucuza gaz alımı örnek gösterilerek Gazprom’dan indirim alınmalı. Buna Rusya’dan petrol alımı, nükleer santral ihalesi ve son olarak muhtemel Güney Akım’ın yeni güzergâhı da eklenmeli. Bakanlık, iki ülke ticari ilişkilerini karşılıklı çıkar ve kazanç esaslarına oturtmalı. Aksi halde, ‘Rusya’dan gaz-petrol alan ve ihale-onay veren’ konumundan kurtulamayacak.Güney Akım önemliRusya, Avrupa’ya daha fazla doğalgaz satışı ve Ukrayna’yı devre dışı bırakmak için Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ni (Karadeniz-Bulgaristan) geliştirdi. Türkiye’de kendi karasuları geçişi için Rusya’ya onay verdi. ‘Uluslararası ilişkilerde ülkelerin karşılıklı çıkarları esastır’ ilkesi gereği Türkiye, Güney Akım için Ruslara verilen onay karşılığında hangi avantajın sağlandığını net bir şekilde kamuoyuna açıklamamıştır. Gazprom Başkan Yardımcısı Medvedev’in Türkiye’ye yapacağı ziyarette, Güney Akım projesinde maliyetleri düşürmek için Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması konusu muhtemelen masaya konulacak. Böyle bir teklifi Enerji Bakanlığı mutlaka ülke menfaatlerini ve kazanımlarını dikkate alarak değerlendirmeli.
21 Nisan 2014 02:00 | ekonomi
Peygamberimiz’in doğumunun kutlandığı haftaya gölge düştü. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği etkinlik 2 saat kala engellenmeye çalışıldı. Tüm yasal izinlerin alınmasına rağmen valilik, programdan sonra Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlattı. Burdur Milletvekili Yıldırım, bu bahaneyle bazı memurların görevden alınmak istendiğini söyledi.Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin geçen cuma Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda düzenlediği Kutlu Doğum programı iki saat kala devlet eliyle engellenmek istendi. Tüm resmî izinlerin gösterilmesi ve davetlilerin salonu doldurması üzerine yapılabilen programın ardından Valilik soruşturma açtı. Valiliğin internet sitesine de konulan soruşturma emrinde, “Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili herhangi bir izin söz konusu olmamıştır. İhmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idarî soruşturma, etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” denildi. Dernek Başkanı Necip Bedur, yetkili mercilerden gerekli izinleri almalarına rağmen bürokrasinin anlaşılmaz tavırla progremı engellemeye çalıştığını ifade etti. Organizasyona katılan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz “Böyle güzel ve hayırlı bir program siyasete malzeme edilmemeli.” dedi.Burdur, Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007’de hükümete karşı verdiği 27 Nisan bildirisini gölgede bırakan bir skandalla sarsıldı. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından geçtiğimiz cuma düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliği, programın başlamasına 2 saat kala iptal edilmek istendi. Hüsnü Bayer Kapalı Spor Salonu’ndaki sorumlu yetkililer, kendilerine amirlerinden telefonlar geldiğini belirterek programı engellemek istedi. Ancak davetlilerin salonu doldurmuş olması sebebiyle program devam etti. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Necip Bedur, programın neden iptal edilmek istendiği konusunda bilgisi bulunmadığını belirtti. Bedur, başta Burdur Valiliği olmak üzere Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden gerekli yazılı izinleri aldıklarını ama buna rağmen bürokrasinin anlaşılmaz bir tavırla etkinliği engellemeye çalıştığını ifade etti. İlgili makamlara izinlerinin olduğunu anlatmaya çalışan dernek yetkilileri, programı güçlükle gerçekleştirebildi. Ancak programın ertesi gününde Burdur Valisi Nurettin Yılmaz, programın yapılmasına izin veren yetkililer ve programı organize eden dernek hakkında soruşturma emri verdi. Valilikten yapılan açıklamada, “18 Nisan 2014 tarihinde Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından yapılan Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili Valiliğimizin sözlü ya da yazılı herhangi bir izni söz konusu olmamıştır.” denildi. Ardından konuyla ilgili olarak ihmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idari soruşturma başlatıldığı dile getirilerek, “Devlete ait bir salon kullanılarak etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” ifadeleri kullanıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim’de görevli dernek yetkilileri dün müdürlüğe çağrıldı. Burada ifade veren Necip Bedur, gerekli izinler alındıktan sonra devlete bin 500 TL ücret yatırdıklarını söyledi. “Bu nasıl bir çelişkidir ki son dakikada oraya gelen insanların gözü önünde böyle bir program iptal edilmeye çalışılıyor.” dedi. Bedur, cuma günü asayişin sağlanması için Valilik üzerinden Emniyet’e yazı yazıldığını ve polisin programda görev aldığını da sözlerine ekledi. Soruşturma, büyük tepki çekti. Kutlu Doğum programına katılan Burdur Bağımsız Milletvekili Hasan Hami Yıldırım, yaşanan sürece şahit olduğunu belirterek bahanelerle etkinliğin iptal edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Yıldırım, o geceyi şöyle anlattı: “Bazı kişiler, programı engellemek için birilerine şikâyette bulunmuş. Programı gerekçe gösterip, birtakım kamu görevlilerini görevden almak istiyorlar. Bu yanlış. Ben olay yaşandığında oradaydım. Yetkilileri aradım. Bilgi aldım. Programı düzenleyen dernek yetkilileri programla ilgili Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat etmiş. Milli Eğitim de, yetkinin Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne ait olduğunu, izni oradan almaları gerektiğini belirtmiş. Dernek sorumluları da resmi yazıyı Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne yazmışlar. İl Müdürlüğü de belirtilen gün ve saatlerde herhangi bir programın olmadığını belirtmiş. Salonun ücreti de dernek yetkililerinin anlaştığı sponsorlar tarafından banka yolu ile Spor Lisesi Okul Aile Birliği hesabına yatırılmış. Yani gerekli bütün işlemler yapılmış. Konu bahane edilip program engellenmek istendi. Bu kutlama Türkiye’nin her yerinde yapılıyor. Buna engel olanlar üzülerek ifade ediyorum ki kaybediyorlar. Hükümetin baskıları ve gelecek kaygıları sebebiyle bu programlara maalesef salon vermeyerek, izin vermeyerek engel olmak zorunda kalıyorlar. Hükümet, böyle bir programa engel değil destek olmalı. Bu programlarda kamusal düzen mi bozuluyor? Asayiş mi bozuluyor? Peygamber Efendimiz (sas) anlatılıyor. İnsanlar gözyaşları ile bu programları izlemeye geliyor. Bu düşmanca tutum artık bitmeli. Bu hadiseler ne demokrasiye ne de insanlığa sığar.”YASA DIŞI PROGRAMLARA BİLE İZİN VERİYORLAREtkinliğe katılan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz de, “Böyle güzel ve hayırlı bir program siyasete malzeme edilmemeli. Ben, Burdur için yapılan bütün güzel işlerin yanında olmaktan mutluluk duyarım. Benim 2-3 binin üzerinde vatandaşım böyle güzel bir programa iştirak etmiş. Ben de katıldım. Gayet güzel oldu.” açıklamasını yaptı. Burdur Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz de programa katıldığını anlatarak şunları söyledi: “Gayet güzel oldu. Programın engellenmeye çalışılmasına ülkemizin son iki-üç aydır yaşadığı olayları düşününce hiç şaşırmadım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti son aylarda yaşadığı antidemokratikliği tarihi boyunca yaşamadı.” Ağlasun Belediye Başkanı Aydın Kaplan Kutlu’nun da tepkisi şöyle oldu: “Hükümetin son zamanlardaki antidemokratik tavırları ortada. Dinî konuları bile siyasî malzeme yapıyorlar. BDP yasa dışı programlar yapar, izin verirler. Her kesim tarafından sevilen bir sivil toplum kuruluşu hem de resmî yazı ile izin almış. Ancak izinsiz program yapıyorsunuz diye program engellenmek istendi. Bu nasıl iştir?”Kutlu Doğum için valilikten izin alma şartı yokBurdur Valiliği, toplantı için izin alınmadığı iddia edilerek Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre etkinliği gerçekleştiren kişiler hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu. Ancak söz konusu kanunun 3. maddesinde, “Herkes, önceden izin almaksızın, bu kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” deniliyor. Sadece kanun kapsamında sayılan toplantılar için 48 saat önceden valiliği bilgilendirmek gerekiyor. Kanunun 4. maddesinde de, vakıf ve dernekler tarafından tüzükleri kapsamında yapılan toplantılar ile gelenek ve görenekler kapsamında gerçekleştirilen şölenlerin ise bildirim kapsamı dışında tutulduğu belirtiliyor. Bu sebeplerden ötürü, Burdur Valiliği, gelenek ve görenekler kapsamında yapılan, hiçbir siyasi amaç taşımadığı için izin ve bildirim zorunluluğu bulunmayan, hatta ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’ kapsamında olmayan Kutlu Doğum kutlaması için kanuna aykırı bir soruşturma başlatmış bulunuyor.27 Nisan muhtırasında Kutlu Doğum bahane edilmiştiTarihe e-muhtıra olarak geçen 27 Nisan bildirisinde de Kutlu Doğum programları bahane edilmişti. 27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay’ın internet sitesinde yayınlanan bildiri, şöyle başlıyordu: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir.” 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile Kutlu Doğum haftası etkinlikleri yapılması, aynı günde Kur’an okuma yarışması düzenlenmesi; Mardin, Gaziantep, Diyarbakır, Ankara, Denizli gibi illerde gerçekleştirilen etkinlikler ‘devletin temel niteliklerini aşındırmaya yönelik’ irticai anlayış olarak özetlenmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlanan bildiri şöyle sonlanıyordu: “Son günlerde cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişeyle izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. (…) TSK, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusunda sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”
21 Nisan 2014 02:00 | gündem
İzmir’de 3 yıl önce katarakt ameliyatı sonrası enfeksiyon kaparak birer gözlerini kaybeden 4 hasta, Sağlık Bakanlığı ve ameliyatı yapan doktora 300’er bin liralık tazminat davası açtı. İki mağdurun davası sonuçlandı. Mahkeme, bakanlığı 50’şer bin lira tazminatla cezalandırdı. Rakamı komik bulan davacıların avukatı Hadi Genç, bu tazminatın, Türkiye’de insan sağlığına verilen değerin kanıtı olduğuna dikkat çekti.İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Göz Kliniği’nde gerçekleştirilen katarakt ameliyatları sırasında enfeksiyon sonucu 8 hasta kör olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Türkiye’yi sarsan sağlık skandalı 10 Ocak 2011’de meydana geldi. Aynı hastanede aynı zamanda başhekim yardımcısı da olan Opr. Dr. G.K., 8 hastaya peş peşe katarakt ameliyatı yaptı. Aynı gün taburcu edilen hastalar, ertesi gün gözlerinde şişme, yanma, kaşınma ve batma gibi şikâyetlerle tekrar hastaneye müracaat etti. Göz damlası verilerek evlerine gönderilen 8 hasta, şikâyetlerinin sürmesi üzerine yeniden aynı doktora ulaştı. Hastaların enfeksiyon kaptığını belirleyen Opr. Dr. G.K., diğer hastanelere sevk etti. 8 hastanın ameliyatlı gözlerinin bir daha hiç görmeme riskinin yüksek olduğu belirtildi. Olayın duyulması üzerine önce hastanedeki ameliyatlar durduruldu, ardından klinik kapatıldı.Birer gözlerini kaybeden hastalar İlhami Yaşa (74), Yüksel Altınçubuk (63), Musa Meleş (69) ve Hüdaverdi Gündüz (60), avukatları Hadi Genç aracılığıyla üç yıl önce Sağlık Bakanlığı ve ameliyatları yapan Opr. Dr. G.K.’dan kişi başı 300’er bin lira maddî ve manevî tazminat istedi.Avukat Genç dilekçesinde, “G.K. tarafından yapılan ameliyat sonrası müvekkillerin görme yetisini tamamen kaybettikleri, bu durumun G.K.’nin mesleki hatası ve fiili sebebiyle meydana geldiği açıktır. Söz konusu durum yapılan tedavilerle dahi onarılamaz ve telafi edilemez durumdadır. Ameliyatı yapan doktor, piyasadan çekilen solüsyonu kullanmıştır. Bakanlık duyarlı davranmamıştır. Sebep ne olursa olsun Bakanlık görevini yapmamıştır. Müvekillerimde uzuv kaybı meydana gelmiştir. Bakanlık olayda hizmet kusurludur.” dedi.İzmir 1. ve 4. İdare Mahkemesi’nde ayrı ayrı süren davalarda Hüdaverdi Gündüz ile Musa Meleş’in davaları sonuçlandı. Her iki mahkeme de davacılara Sağlık Bakanlığı’nın, yasal faizi hariç 50’şer bin lira tazminat ödemesine karar verdi. Doktor için ise tazminata hükmedilmedi. Avukat Hadi Genç, mahkemelerin, müvekkillerine verdiği tazminat miktarlarının komik olduğunu, itiraz edeceklerini, açtıkları diğer iki davanın ise henüz sonuçlanmadığını söyledi. Avukat Genç, Türkiye’de insan sağlığına verilen değerin de bu tazminatla kanıtlandığını savundu.
21 Nisan 2014 02:00 | gündem
Başkent Ankara'da 2014 Mart ayından tam 503 yangın meydana geldi. Ankara İtfaiyesinin müdahalesi sonucu 502 yangın kısmi hasarla atlatılırken, 1 yangın ağır hasra neden oldu.
20 Nisan 2014 17:44 | gündem
Ankara ODTÜ'de ağaçlandırma şenliği. ODTÜ tarafından düzenlenen Ağaçlandırma Şenliği'ne katılan vatandaşlar, 12 bin adet ağaç fidanı dikti.
20 Nisan 2014 17:33 | gündem
Erdoğan'la çektiği selfie'yi yayımladıAnkara'da onuruna verilen akşam yemeğinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la 'selfie' çeken Malezya Başbakanı Necip Rezak, bu fotoğrafı Twitter'dan paylaştı.
20 Nisan 2014 16:58 | dünya
Şanlıurfa doğurganlıkta liderliği bırakmadıŞanlıurfa, 2012'de olduğu gibi geçen yıl da kadın başına düşen en yüksek çocuk sayısıyla doğurganlıkta lider il oldu. İstanbul, Ankara ve İzmir'in de aralarında bulunduğu 51 ilde kadın başına düşen çocuk sayısı 2'nin altında kaldı, En düşük oran ise Kırklareli'ne ait.
20 Nisan 2014 13:17 | ekonomi
Asgari ücretle bir şirkette çalışan baba Kürşat Kıyak ve eşi Reyyan, Sağlık Bakanlığı ile duyarlı herkesten destek beklediğini söyledi. Elmadağ
20 Nisan 2014 11:51 | Gündem
Asgari ücretle bir şirkette çalışan baba Kürşat Kıyak ve eşi Reyyan, Sağlık Bakanlığı ile duyarlı herkesten destek beklediğini söyledi. Elmadağ
20 Nisan 2014 11:51 | ekonomi
Süper Lig’in 30. haftasında Gaziantepspor’a konuk olan Gençlerbirliği, rakibini 1-0 mağlup ederek derin bir nefes alırken, ev sahibini ateş hattına itti.Kamil Ocak Stadı’nda oynanan ve Güney ekibi açısından büyük önem taşıyan ktirik maçta Başkent temsilcisi, ikinci yarıda bulduğu golle 3 puanın sahibi oldu. İlk devresi sessiz sona eren karşılaşmanın 53. dakikasında Gosso’nun ortaladığı topla buluşan Ermin Zec, rakiplerini çalımlayarak ceza sahası içine girdi. Kaleci Karcemarskas’ı da geçmeyi bilen Boşnak forvet, meşin yuvarlağı ağlara yollayıp maçın skorunu ilan etti.G.ANTEPSPOR: 0 - GENÇLERBİRLİĞİ: 1GAZİANTEPSPOR: Karcemarskas 4, Ekrem Dağ 5, Şenol Can 4, Gilles Binya 3, Bekir Ozan Has 4 (Dk. 77 Muhammed İldiz 3), Traore 4, Haris Medunjanin 3 (Dk. 56 Turgut Doğan Şahin 3), Serdar Özbayraktar 4 (Dk. 56 Marek Sapara 3), Stankevicius 5, Mustafa Durak 3, Cenk Tosun 3GENÇLERBİRLİĞİ: Dahlin 7, Doğa 5, Tosic 7, Ahmet Çalık 7, Kulusic 6, Hakan 6, Nizamettin Çalışkan 5 (Dk. 62 Petrovic 4), Jean Jacques Gosso 8, Ermin Zec 7, Jimmy Durmaz 7 (Dk. 84 Uğur ?), Oktay Delibalta 5 (Dk. 76 Deniz Naki 3)GOLLER: Dk. 53 Ermin ZecSARI KARTLAR: Şenol Can / Tosic, KulusicHAKEMLER: Volkan Bayarslan 6, Kemal Yılmaz 6, Serdar Diyadin 6STAT: Kamil Ocak
20 Nisan 2014 02:00 | spor
17 Aralık 2013’te rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda tutuklanan, daha sonra serbest bırakılan Reza Zarrab, havuz medyasına verdiği mülakatta “Cari açığın yüzde 15’ini ben kapattım.” diyor.Geçen yılki 65 milyar dolar cari açığın 10 milyarını finanse ettiğini söylüyor. Peki nasıl? İran’a altın ihraç etmiş. İster İran’ın dış ticaret rakamlarına, ister TÜİK’in verilerine bakın senelik 10 milyar dolar altın ticareti göremezsiniz. İran ithal edilen altından yüzde 50’ye yakın vergi alırken bu ülkeye kayıtlı yollarla kim, niye altın satsın? Sabah Gazetesi’ne mülakat veren 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun kilit ismi Reza Zarrab, (Rıza Sarraf) “Cari açığın yüzde 15’ini ben kapattım.” diyor ki ilk bakışta 77 milyonun “evvela kendisinden özür dilemesi ardından şükranlarını arz etmesini!” gerektirecek kadar büyük lokma bu. Geçen sene 65 milyar dolar cari açık verdi Türkiye. Zarrab diyor ki açığın 10 milyar dolarını ben finanse ettim. Bir an bunu doğru kabul edelim. Tek başına 10 milyar dolar getirmiş Zarrab ülkemize. Peki nasıl? İran’a altın ihraç etmiş onun karşılığında. İster İran’ın, ister TÜİK’in verilerine bakın senelik 10 milyar dolar altın ticareti göremezsiniz. İran altın ithalatına yüzde 50’ye yakın vergi alırken bu ülkeye kayıtlı yollarla kim, niye altın satsın? Altının ons fiyatı belli. Dünyada çok dar bir marjda getiri elde edilebilecek değerli madeni satsa da bu kadar vergiden sonra para kazanılabilir mi? İran’ın altın ithalatına ördüğü duvarın ancak rüşvet ve iltimasla aşıldığını bizzat altın ticareti ile iştigal edenler söylüyor.Zarrab evlere şenlik mülakatta rakamlar verse de çuvallamaktan kurtulamamış: “Bakın, İran’ın Türkiye ile yıllık ticaret rakamı 3,5 milyar Euro’dur.” Rakamlarla arası iyi değil. İki ülkenin ticaret hacmi söylediğinin en az 2,5 katı. Geçen sene İran’a yapılan 4 milyar 192 milyon dolarlık ihracata karşılık, bu ülkeden 10 milyar 383 milyon dolarlık ithalat yapmışız. Üstelik Türkiye’nin İran’a olan ihracatındaki en büyük düşüş, “Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar, kıymetli metaller, inciler, taklit mücevherci eşyası, metal paralar” kaleminden kaynaklandı. Geçen yıl bu kalemden 1 milyar 679 milyon dolar ihracat gerçekleştirilirken, bu rakam 2012’de 6 milyar 540 milyon dolardı. Yüksek miktarda petrol ve gaz aldığından her halükârda Türkiye’nin İran’a karşı açık verdiği bir ticaretten bahsediyoruz. En fazla açık verdiğimiz 5. ülke İran iken Zarrab cari açığımızı 10 milyar dolar azalttı, öyle mi? Hoca Nasrettin’in hanımına sorduğu gibi soralım Zarrab’a: “İran’a iğneden ipliğe ne sattıysak toplam 4,1 milyar dolar kazandıysak sizin altın ticaretinden ülkemize kazandırdığınız 10 milyar dolar nerede?”Devam edelim. Belki bir şeyi atlamışızdır. Geçen sene bütün dünyaya mücevherat, takı, saat ve külçe altın ihraç ederek kazandığımız döviz 4,5 milyar dolar. Bütün Türkiye, madencisi, rafinerisi, kuyumcusu ve turizm sektörü el ele vermiş anak bu kadar ihracat yapabilmiş. Böyle bir ihracat rakamı için ciddi miktarda hurda ya da külçe altını ithal ettiğimiz unutulmasın. Üretim ve içerideki hurda altın, ihtiyacı karşılamıyor. O zaman Zarrab, bu kadar külçe külçe altını hadi aldı. Sonra da bu kadar ihracatı kayıtlı yaptı ise Maliye onun şirketine en az 100 milyon dolar vergi tahakkuk ettirmiş olmalı. Kurumlar Vergisi oranı yüzde 20 olduğuna göre 2013 dönemi için Zarrab, 20 milyon dolar vergi ödedi. Mülakatta, “Altın ihracatında KDV, ÖTV yok deyince hakim şaşırdı.” şeklinde ustaca hazırlanmış cümlesine aldanmayın. Söz konusu ihracatta her iki dolaylı vergi yok. Ancak Kurumlar Vergisi var. 10 milyar dolarlık ticaret yaptığını beyan ettiğine göre Zarrab, çocukluktan beri ikamet ettiği Türkiye’ye senelik 20 milyon dolar vergiyi çok görmemiştir herhalde. Önceki seneler de eklendiğinde 100 milyon dolar vergi ödemiş olmalı. O, işlerin telaşından vergiyi atladıysa Gelir İdaresi ıskalamamıştır. Havuz medyasının vergi borcunu sıfırlanmasını bile izah edebilmiş Maliye elini çabuk tutmalı. Konuya açıklık getirip rekortmen Zarrab’ı teşekkür belgesi ile onurlandırmalı!Yukarıdaki rakamlar kafanızı karıştırmasın. ne Zarrab o kadar altın sattı İran’a, Ne de İran’ın böyle bir talebi oldu. İran’a müeyyidelerinin en sert olduğu dönemde Türkiye’den bankalar üzerinden tahsil edemediği doğalgaz-petrol paralarının altına dönüştürülmesinden ibaret yapılan işlemler. İran’a ihracat kalemi altında giden altınlar, ödemeler dengesinde net hata noksan hesabında azalışa da sebep oldu. Çünkü ihraç edilen altınların karşılığı dövizler ülkeye gelmiyordu. İran’dan ithal ettiğimiz gaz ve petrolün bedeli İran’a gidemiyor, bunun yerine İranlılar bu bedelleri ile Türkiye’de altın alıp ülkelerine götürüyordu. Altınların bedeli Türkiye’ye gelmiyordu. Böyle olunca altın sevkiyatını ülkemize döviz getiren ihracat olarak hesaba kaydettiğimiz için, ama bedeli de fiilen ülkemize gelmediği için cari denge ile ülkeye gelen finansman farkı şaşıyordu. Mesela Mart 2013’te son 12 aylık altın ihracatı 16,6 milyar dolar iken, net hata noksan -7,7 milyar dolara düştü. Bu kaynağı belirsiz para çıkışı manasına geliyordu.Zarrab bu operasyonun Türkiye ayağını temsil ediyordu. Babek Zencani (İran’da tutuklu ve mallarına tedbir konuldu), karşı taraftaki muhataptı. Altın ihracatı gibi görünse de resmî veriler bunu teyit etmiyor. Bu kadar altın fiziken satılmış ve mukabili döviz elde edilmiş olsaydı Merkez Bankası ile TÜİK verilerinde emaresine rastlardık. Altınla ödeme de müeyyide kapsamına alınınca bu trafiğin bıçak gibi kesilmesi başka ne anlama gelir sizce?Zarrab, dış ticaretin girift prosedürlerinden gümrüklerden tek başına sıyrılamazdı. Bu çapta bir malî operasyon her iki devlet nezdinde üst düzey bağlantılar gerektirir. Basına yansıyan fezlekelerde sistemin nasıl işlediği anlatılıyor. Buna göre Zarrab’a ait firmaların Halkbank’taki hesabına gelen paralar altına dönüştürülerek İran’a gönderildi. Çin’de paravan firmalar adına hesap açıldı, İran’daki bankalardan ihracat ödemesiymiş gibi bu hesaplara havale yapıldı. Bu işlemler için sahte evrak düzenlendi. Ardından, Çin’deki paralar ihracat ödemesi gibi gösterilerek, Türkiye’de kurulan paravan veya gerçek firmaların hesabına aktarıldı. Paralar, İran’a göndermek üzere altına dönüştürüldü. Bunun için gerçek firmaların Halkbank’taki hesapları kullanıldı. Toplanan külçe altın ve nakit para kuryeler aracılığıyla havalimanından İran’a veya İran’a göndermek üzere Dubai’ye yollandı. İddialar bu yönde.Reza’nın açıklamalarını soruladılar!17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun bir numaralı zanlısı İranlı asıllı Reza Zarrab, açıklama yapmak için ‘havuz medyası’ yayın organlarından Sabah Gazetesi’ni seçti. Ses kayıtları, görüntüler ve soruşturma dosyasındaki rüşvet trafiğiyle ilgili soruların yer almadığı Sabah’taki ‘röportaj’da, Zarrab’ın açıklamak istediği konulara yönelik sorularla yetinildi. Yakın zaman önce havuz medyası çalışanlarının Başbakan Tayyip Erdoğan ile yaptığı canlı yayın programı, muhataba halkın merak ettiği gündemdeki konuları sormadıkları için eleştirilmişti. Sosyal medyada canlı yayına katılan gazeteciler, “Başbakan’ın cevaplarını soruladılar” diye alay konusu olmuştu.Röportajdan daha çok “cevapların sorulandığı” görüşmelerden biri de dünkü Sabah gazetesinde Reza Zarrab ile yapıldı. Reza’ya aralarında bakanların da yer aldığı rüşvet listesi, kuryesinin rüşvet taşırkenki görüntüleri, Bilal Erdoğan’ın yönetim kurulu üyesi olduğu TÜRGEV Vakfı’na yaptığı bağışlar, Egemen Bağış’a çikolatanın altına 500 bin lira koydurup hediye göndermesi, Dubai’nin önde gelenlerine İstanbul’da kadın ayarlaması gibi ses kayıtlarında ve görüntülerde yer alan soruların hiçbiri sorulmadı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a hediye saat, piyano gibi kamuoyuna mal olmuş birkaç konuda ise Zarrab, “soruşturmanın gizliliğini” gerekçe göstererek cevap vermedi. Zarrab, servet değerindeki saate dair adli makamlara belge sunduğunu söylemekle yetindi.Bakan Çağlayan’ın danışmanı O.K. vasıtasıyla Bakan’a istediği saatin gelmediği sitemi iletilmiş, kurye Murat Yılmaz tarafından İsviçre’den satın alınan Patek Phillipe 5101G marka lüks saatin 25 Eylül 2013’te İstanbul’dan Ankara’ya götürüldüğü internete de düşen görüntülerle kamuoyuna mal olmuştu. Havaalanında X-ray cihazından geçerken polisin, saati taşıyan kuryeyi durdurup fotoğrafladığı da ortaya çıkmıştı. Çağlayan’ın Patek Phillipe 5101G marka bir saati koluna taktığını gösteren fotoğrafı da ortaya çıkmıştı.Görüşmede Reza Zarrab, “25 milyar liralık altın ihracatı ile Türkiye’nin cari açığının yüzde 15’ini kapattığını” da söyledi. Ancak ekonomistlere göre geçen yıl İran’ın etkisiyle Türkiye’yi net altın ithalatçısı yaptı ve bu yüzden Türkiye’nin cari açığı arttı. Türkiye’nin 2014 yılının ilk 2 ayındaki cari açığı, 2013 yılının ilk iki ayına göre 2,78 milyar dolar azaldı. Bu yılın ilk iki ayında cari açıktaki düşüşte altın ticaretindeki değişim etkili oldu. Türkiye geçen senenin ilk iki aylık döneminde 727 milyon dolar net altın ithal ederken, bu senenin ilk iki ayında 413 milyon dolar net altın ihracatı gerçekleştirdi. Doç. Dr. Fatih Macit, iki aylık cari açıktaki 2,78 milyar dolarlık düşüşün 1,1 milyar dolarının altın ticaretindeki bu iyileşmeden kaynaklandığına dikkat çekti. İSTANBUL ZAMAN
20 Nisan 2014 02:00 | ekonomi
Türkiye Barolar Birliği, Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarına izin verilmemesi ile ilgili, “1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasının engellenmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Anayasa’ya aykırıdır.” dedi.Anayasada güvence altına alınmış ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı’nın ihlali durumunda Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabileceğini belirtti.Türkiye Barolar Birliği (TBB) 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı Taksim’de kutlamak isteyen gruplara izin verilmemesi üzerine sert bir açıklama yaptı. Açıklamada, Anayasa’nın 34. maddesi hatırlatılarak, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” vurgusu yapıldı. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre, herkesin barışçıl olarak toplanma hakkına sahip olduğu belirtildi. Anayasa’nın 148. maddesine göre de, temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi durumunda Anayasa Mahkemesi’ne başvurabileceğine dikkat çekildi. Barolar Birliği, AİHM’nin 27 Kasım 2012 tarihli ‘Disk ve Kesk/Türkiye’ kararını hatırlatarak, 1 Mayıs 2008’de Taksim Meydanı’nda kutlamalarının engellenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin ihlali anlamına geldiğini belirtti. Açıklamasının sonunda TBB, “Hukuk Devleti’nde idareler, bireyler anayasal haklarını kullanırken onların bu haklarının kullanımını kolaylaştırıcı önlemler almakla görevlidir. Bu çerçevede, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği Taksim Meydanı’nda İşçi Bayramı’nın kutlanması ve katılanların can güvenliğinin korunmasını sağlamakla görevlidir.” ifadelerini kullandı.DİSK Başkanı Kani Beko da, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyareti sonrasında yaptığı açıklamada, kutlamalar için Yenikapı’yı adres gösteren İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya cevap verdi. Taksim’in kendileri için önemli olduğunu söyleyen Beko, “Taksim’de 37 şehidimiz var, orada olma zorunluluğumuz var.” dedi. AYŞENUR PARILDAK ANKARA
20 Nisan 2014 02:00 | gündem
20 Nisan 2014 01:54 | gündem
İşadamlarının gündemi yüksek vergilerFatma Semiz başkanlığındaki Ankara Genç İşadamları Derneği (ANGİAD) Yönetim Kurulu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek
20 Nisan 2014 01:35 | gündem
Ankara en fazla cihaz bulunan kentlerdenTıbbi Görüntüleme Teşhis ve Tedavi Teknolojileri Derneği (Tıp Gör Der) Başkanı Esen Tümer, Türkiye'nin tıbbi görüntüleme teknoloji karnesinin zayıf olduğunu belirterek, "Türkiye'de her 1 milyon kişiye 28 ileri teknolojili tıbbi görüntüleme ve tedavi cihazı düşüyor" dedi.
20 Nisan 2014 01:35 | gündem
Engelli tuzağına savaş açacaklarAltınokta Körler Derneği Ankara Şubesi, kentlerin engellilerin yaşamına uygun hale getirilmesi amacıyla kampanya başlattı.
20 Nisan 2014 01:35 | gündem
İşçilere atlı polis önlemiMuğlalı termik santral işçilerinin, Yeniköy ve Kemerköy santrallerinin Ankara
20 Nisan 2014 01:35 | gündem
Ankara
20 Nisan 2014 01:35 | gündem
Gözler sahada kulaklar dışarıdaAnkaraspor ve Ankaragücü, bugün kendi maçlarını kazanıp, rakiplerinin puan kaybını bekleyecek.
20 Nisan 2014 01:35 | gündem

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.067