Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Kültür Sanat Haberleri


Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 8.’sini düzenlediği Beyoğlu Sahaf Festivali, kapılarını kitapseverlere açtı.70 sahafın katıldığı festivalde değerli kitaplar, elyazmaları, kartpostallar, eski fotoğraflar, plaklar yer alıyor. 7 Ekim’e kadar Tepebaşı’nda açık kalacak festivalin açılışını Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan yaptı. Açılışta konuşan Sahaflar Derneği Başkanı Nedret İçli, “Gaziantep, İzmir, Ankara, Bursa ve Anadolu’nun birçok noktasına misafir olduk. Beyoğlu bizim için bir rol model oldu. Bu sayede valilikler ve belediyeler bizleri sahaf olarak davet ediyor ve bu etkinlikleri ülkemizin birçok noktasında taşıyoruz.” dedi. Festival boyunca, alana kurulan sahnede konuk yazarlar kitapseverlerle sohbet edecek.
18 Eylül 2014 01:59 | kültür sanat
Feridun Andaç, yazarların kaleme ilişkin hikâyelerini anlattıkları bir kitap derledi: “Kalem Kitabı”. Varlık Yayınları tarafından neşredilen kitapta, 1923 doğumlu Hıfzı Topuz’dan 1974 doğumlu Faruk Duman’a kadar günümüz edebiyatından tanınmış 45 yazar yer alıyor.Sümerler yazıyı M.Ö. 3200 yılında keşfetti. Fenikeliler M.Ö. 1200’de alfabeyi geliştirdi. Yunanlılar tarafından kaleme alınan ilk el yazısı 4000 yıl önceye ait. Kaleme gelince, kurşunkalemin yapımı ile ilgili ilk buluntular 1660 yılına dayanıyor. Yazıyla, yazının araçlarıyla ilgili bilgi neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Peki, edebiyat dünyasından isimlerin kalemle, bu ister dolmakalem olsun, ister tükenmez ya da kara uçlu bir kurşunkalem, hikâyesi nedir? Kişisel yazı yolculuklarında kalemin yeri, önemi, ağırlığı nasıldır? Aynı zamanda bir kalem koleksiyoneri olan editör ve eleştirmen Feridun Andaç, Varlık Yayınları’ndan çıkan “Kalem Kitabı”nda günümüz edebiyatından tanınmış 45 yazar ve şaire kalemle olan öykülerini sordu.Türlü çeşit dolmakalemle, kurşunkalemle baba evindeki yazı masasında tanışanlar da var, yalan söyleyerek aldıranlar da. Bu hikâyelerden en çarpıcısı belki Adnan Binyazar’ınki. Çıraklık ettiği aşçı dükkânının ustası yollamadığı için 8 yaşında hâlâ okula başlayamamış, aklı hep hayal ettiği kalemde... Bahşişlerini ustası elinden aldığı için biriktirme şansı da yok. Öyle böyle kafaya koymuş Binyazar, bahşişlerin bir kısmını ustasından saklamayı başarmış ve ilk kalemini iki buçuk liraya almış 1942’de. Ustası görmesin diye arka cebinde sakladığı, orada mı diye sıklıkla eliyle kontrol ettiği kalemini tek satır yazamadan kaybeder yazar. Bundan sonra geçen 72 yıldır da o ilk kaybın acısını hiç unutmaz. Haydar Ergülen, kalemle ilişkisini, gelişen teknolojiye göz kırpmadığını, “Her şeyi, ama her şeyi kalemle yazdım.” diyerek anlatıyor. Kalemle derin bir bağ kuran, nesne olarak onu hayatının ayrılmaz bir parçası haline getiren isimlerden bir diğeri de Nazlı Eray. Ankara’da yeni bir romana başlamadan önce kalemlerini aldığı özel dükkânları var Eray’ın, üstelik her yeni yıl gecesi, yastığının altında yeni bir kalem olmadan da uykuya geçmiyor. Buna benzer bir durum Cemil Kavukçu’da da görülüyor. Kalemlere olan tutkusu öyle bir noktada ki yazarın, kaldığı otellerden ayrılırken komodinin üstündeki kurşunkalemi orada bırakmayıp yanında götürüyor. Dolmakalemlere tutkusu ve zengin koleksiyonuyla tanınan Doğan Hızlan ise, “İri dolmakalemleri kutuda seyretmekten hoşlanırım, yazmaya gelince küçükleri tercih ederim.” diyor.Dolmakalem bir yana diğerleri bir yana“Dolmakalemle yazılan el yazısının güzelliği, o yazıya bir tür hüsn-ü hat disiplini verir.” diyor Hilmi Yavuz, hep dolmakalemle yazdığını anlatırken. 91 yaşındaki yazar Hıfzı Topuz da lise yıllarında dolmakalemle yazdığı defterlerini bile sakladığını ve bütün romanlarını dolmakalemle yazdığını anlatıyor. Bir dolmakaleme sahip olmanın, hele de kolay alınabilir olmadığı zamanlarda, onu elinde tutabilmenin önemini de görüyoruz yazılarda. Necati Tosuner örneğin, babasının hediye ettiği yeşil dikey çizgili dolmakalemi kaybettiğinde artık bir şey yazamayacağını zannetmiş.Dolmakalemlere tutkuyla bağlı olanlar kadar ondan uzak duranlar da var elbette. Faruk Duman mesela. Dolmakalemin yargıçlara özgü bir gereç olduğunu düşündüğü için hayatı boyunca böyle bir kalemle yazmamış “Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur”un yazarı. Nursel Duruel de öyle dolmakalemle pek arası ısınamamışlardan. Onun vazgeçilmezi, ilkokula başladığı yıllardan beri kurşunkalem.“Kısalınca fırlatır atarsın”Yazarların hikâyelerini, romanlarını, şiirlerini aktarmalarında en önemli vazifeyi kalemler üstlenir. Belki bu sebepten, kitapta yer alan hemen herkeste kalemle olan kuvvetli ya da zayıf bir bağ görmek mümkün, tek bir isim hariç! Kalemlerle kurulan duygusal bağa Hatice Meryem kesin bir dille karşı çıkıyor: “Bana kalırsa, yazarsın çizersin boyu kısalıp tutulamayacak hale gelince fırlatıp atarsın. Kalem budur.” İlla bir nesneye mana yüklemek istiyorsanız diyor Meryem, cımbızdan kepçeye, kulak pamuğundan avizeye binbir nesne ne güne duruyor?
17 Eylül 2014 01:59 | kültür sanat
Mart 2014'te, İstanbul DEPO'da ziyaretçisiyle buluşan "20 Dolar 20 Kilo" sergisi, 16-28 Eylül 2014 tarihleri arasında Ankara Mimarlar Derneği Sergi Salonu'nda izlenebilecek.Mart 1964’te memleketlerini terk etmek zorunda kalmış İstanbullu Rumların göçe zorlanmalarının ardından 50 yıl geçti. Gidenler sadece hakkında sürgün kararı çıkan Rumlar değildi. Evlilik, akrabalık ve iş ilişkisi yoluyla onlarla bağlantı halinde olan kendileri için sürgün kararı çıkmayan Rumlar da bu tarihten sonra İstanbul’u yavaş yavaş terk etmeye başladılar. Yaklaşık 45 bin insanı derinden etkileyen bu travmatik olay, 16 Eylül 2014 tarihinde ‘20 Dolar 20 Kilo’ başlıklı sergiyle Ankara’da olacak. ‘20 Dolar 20 Kilo’ projesi, bir yakın dönem trajedisi olan 16 Mart 1964 Rum Sürgünü'nü dönemin tanıklıkları, yazılı ve görsel belgeleri eşliğinde kamuoyunun gündemine yeniden sunarak konuşabilmeyi ve resmi tarihin bu sayfasıyla yüzleşmeyi amaçlıyor. 1960’lı yılların ortalarına kadar Türkiye’deki en kalabalık azınlık grubunu oluşturan Türkiye Rumlarının tehcirden sonra yaşadıkları travmayı tanıklıklar eşliğinde sunan sergi,16 Mart 1964 tarihinde başlayan tehcirin 50. yılı nedeniyle Babil Derneği tarafından düzenleniyor. İstanbul’da Depo’da bir ay süreyle açık kalan serginin Ankara ayağı Mimarlar Derneği Sergi Salonu’nda 2 hafta boyunca izleyicileriyle buluşacak. Serginin daha sonra Atina’yı ziyaret etmesi planlanıyor. Ayrıca ekim ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde bir sempozyum gerçekleştirilecek. Proje kapsamında Atina, İmroz ve İstanbul’da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailelerinde bu dramatik olayı yaşamış olan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı. Sözlü tarih çalışmasının yanı sıra döneme ait belge, arşiv taramaları ve çeşitli görsel ve yazılı malzemenin de yer alacağı sergi ‘terk etme, terk edilme, ortada kalma, damgalanma, ötekileştirme’ gibi kavramları da tartışmaya açıyor. Neden 20 Dolar 20 Kilo?: Türkiye’de yaşayan Yunanistan pasaportlu Rumların zorunlu tehcirinde yanlarına sadece 20 kilo ağırlığında kişisel eşya ve 20 Dolar karşılığı Türk parası almaları zorunlu tutulmuştu.16 Mart 1964’te ne olmuştu?: 1923 nüfus mübadelesinden sonra Türkiye ve Yunanistan arasındaki buzları eritmek için 1930′da dönemin başbakanları İsmet İnönü ve Elefterios Venizelos arasında “İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi” anlaşması imzalandı. Buna göre, her iki ülkenin vatandaşları diğer ülkeye seyahat ederek, ticaret yapabilecek ve yerleşebilecekti. Ancak 1960’ların başında iyice gerginleşen Kıbrıs meselesi nedeniyle 16 Mart 1964′te bu anlaşma tek taraflı olarak feshedildi ve Yunan uyruklu Rumların sınır dışı edilmesine karar verildi. Zorunlu tehcir yaklaşık 45 bin insanın hayatını etkiledi. (www.babilder.org)
15 Eylül 2014 14:39 | kültür sanat
Erzincan'ın Üzümlü İlçesi'ndeki Altıntepe'de, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından Ağustos ayında başlatılan kazılarda Urartu dönemine ait 3 mezar günyüzüne çıkarıldı.Erzincan'ın en önemli tarihi yapılarından biri olan 2 bin 750 yıllık Urartu dönemine ait Altıntepe'de, 2003 yılından itibaren Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından kazı çalışmaları sürdürülüyor. Çalışmalarda bugüne kadar Bizans ve Urartular dönemine ait bir çok tarihi eser gün yüzüne çıkartıldı. Kente 15 kilometre uzaklıkta Üzümlü İlçesi sınırlarındaki Altıntepe'de Ağustos ayında başlayan bu yılki kazıların ardından 1959- 68 yılları arasında Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından bulunan ancak bakımsızlıktan üzerleri kapanan Urartu dönemine ait tek örnek olan 3 mezar gün yüzüne çıkartıldı.VALİ ZİYARET ETTİKazı çalışmasının bu yıl sona ermesi ile birlikte Altıntepe'de incelemede bulunan Vali Abdurrahman Akdemir, Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karaosmanoğlu'ndan kazı çalışmaları hakkında bilgi aldı. Prof. Dr. Mehmet Karaosmanoğlu bu yıl 12'nci dönem kazılarını gerçekleştirdiklerini belirterek şunları anlattı:"Bu sene mezarlara ağırlık verdik. 1959-68 yılları arasında Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından ortaya çıkartılan mezarların içerisi terk edildikten sonra dolmuştu. Mezarların içlerini temizledik. Rölöveleri yapıldı, yeni planları çizildi ve restorasyon çalışması için proje hazırlama aşamasına geçildi. Proje tamamlandıktan sonra Erzurum'daki Kültür Varlıkları Bölge Müdürlüğüne sunulacak ve oradan geçtiği taktirde de uygulamaya geçilecek. Urartu döneminden tek örnek olan bu üç mezar tahrip olmasına rağmen temizlik çalışmasından sonra iyi korunduğunu gördük. İlk dönem kazılarında ortaya çıkartılan lahitleri yine ortaya çıkardık. Önceki yapılan kazılarda lahitler içerisinde iskeletler vardı ve onlar Ankara Üniversitesindeki Antropoloji bölümünde incelemesi yapılmış, birinde kadın birinde erkek olduğu tespit edilmişti. Üç numaralı mezardaki buluntular bugün Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesinde teşhir edilmektedir."ZİYARETE AÇILACAKVali Abdurrahman Akdemir de, Urartu birinci ve ikinci dönemine ait buluntuların yer aldığı Altıntepe'de daha öncede dünyanın ilk bilinen kanalizasyon ya da tuvalet sistemi, sisteminin ortaya çıkartıldığını belirterek şunları söyledi:"Bu sene hocamızın başkanlığındaki ekip, Urartu dönemine aitgerçekten çok önemli bir buluntuyu gün yüzüne çıkardılar. Urartu döneminin tek eseri olan, tek örneği olan mezarlar burada ortaya çıkarıldı. İnşallah önümüzdeki yıl burada kazı eviyle birlikte yine bu çalışmalar belli bir noktaya geldikten itibaren biz Erzincan'a gelen ziyaretçilerimize burayı hizmete sunacağız. Önümüzdeki yıl bu çalışmalar daha yoğun bir şekilde devam edecek ve Altıntepe'de hem Bizans dönemine, hem de Urartu birinci ve ikinci dönemine ait tarihi eserler ortaya çıkacak."(DHA)
12 Eylül 2014 16:20 | kültür sanat
51. kez sinemaseverlerle buluşacak Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın jüri başkanı yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Yılmaz Erdoğan oldu.Türk sinemasının 100'üncü yılında 'Gelenekten Geleceğe' sloganıyla yola çıkan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma Jürisi belli oldu.Jüri Yılmaz Erdoğan başkanlığında yönetmen, kurgucu ve metin yazarı Belmin Söylemez, sinema ve tiyatro sanatçısı, akademisyen Bülent Emin Yarar, yönetmen Nuri Bilgi Ceylan'ın eşi senarist oyuncu ve fotoğraf sanatçısı Ebru Ceylan, görüntü yönetmeni Hayk Kirakosyan, edebiyatçı İskender Pala, tiyatro, sinema oyuncusu Meral Çetinkaya, besteci Selim Atakan ve oyuncu Songül Öden'den oluşuyor.Belirlenen jüriyle ilişkin Altın Portakal Film Festivalisi basın ofisinden yapılan yazılı açıklamada jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu olarak tanıtıldı. Erdoğan'ın 'Vizontele' ile başlayan sinema serüveninde, 'Bir Zamanlar Anadolu'da gibi uluslararası başarılara imza atmış yapımlarda oyuncu olarak yer aldığı hatırlatılan açıklamada 2013 yılında 'Kelebeğin Rüyası' ile Oscar aday adayı olarak Türk sinemasını gelenekten geleceğe, yerelden evrensele temsil eden en önemli isimlerden biri olduğu belirtildi. Jüri başkanı Erdoğan, 2005 yılında 42'ncisi düzenlenen festivalde Ferzan Özpetek başkanlığındaki jüride de yer almıştı. O yıl Nuri Bilge Ceylan, Hülya Koçyiğit, Kenan Işık, Tuna Erdem, Zuhal Olcay ve Feride Çiçekoğlu'ndan oluşan jüri Ulaş İnaç'ın yönetmenliğini yaptığı 'Türev' filmini 2005 yılının 'En İyi Film'i seçmişti.Yılmaz Erdoğan sanat yaşamının yanı sıra Ak Parti iktidarının sürdüğü çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi grubunda yer aldı. Erdoğan'ın Gezi Parkı protestoları sırasında 16 Haziran 2013'te polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine 269 gün boyunca komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan için "Güle güle Berkinim, iki gözüm güler yüzüm. Utanmalı senden gözyaşlarımız bile" şeklinde tweet atarken Başakşehir Fatih Terim Stadı'nın açılışında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte futbol oynaması eleştiri konusu olmuştu.Ödüllü yönetmen, metin yazarı, kurgucu Belmin Söylemez ilk uzun metrajlı filmi 'Şimdiki Zaman' ile 19'uncu Adana Altın Koza Film Festivali'nde Yılmaz Güney Ödülü, SİYAD En İyi Film Ödülü ve Film-Yön Özel Ödülü kazandı. Kısa ve belgesel filmleriyle yurt içinde ve Saraybosna, Toronto ve Milano gibi önemli yurtdışı festivallerden ödüller kazandı.Tiyatro yönetmeni, sinema ve tiyatro oyuncusu ve akademisyen Bülent Emin Yarar 17'nci Altın Koza Film Festivali'nde 'Beş Şehir' filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Yarar bununla birlikte 9'uncu Afife Jale Tiyatro Ödülü, İsmail Dümbüllü Özel Ödülü ve 14'üncü Afife Jale Tiyatro Ödülü'nün de sahibi.Senarist, oyuncu ve fotoğraf sanatçısı Ebru Ceylan, Cannes'da Altın Palmiye alan 'Kış Uykusu'nun senaryosunu eşi Nuri Bilge Ceylan ile birlikte yazdı. İlk kez 'Uzak' filminde küçük bir rol aldığı yönetmen eşi Nuri Bilge Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi 'İklimler'de başrol oynadı. Yönetmenin bir sonraki filmi 'Üç Maymun'un ise sanat yönetmenliğini yaptı, hikayesini yazdı, senaryosuna katkıda bulundu.Görüntü Yönetmeni Hayk Kirakosyan, 'Başka Dilde Aşk', 'Neredesin Firuze', 'Eve Dönüş: Sarıkamış 1915' filmleriyle çeşitli festivallerden En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü aldı.Altın Portakal'a jüri üyesi olarak seçilen İskender Pala, Katre-i Matem, Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk ve Şah ve Sultan gibi yapıtlarıyla divan şiirini sevdiren yazar olarak tanındı. Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü, AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü ve Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü sahibi Prof. Dr. Pala, Zaman gazetesindeki köşesinden 'Muhafazakar Sanat Manifestosu' tartışmasını yürütmüştü.Altın Portakallı oyuncu Meral Çetinkaya ise uzun yıllar Dostlar Tiyatrosu ve Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nda çalıştı. 1981 yılında Hazal filmindeki rolüyle, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' ödülünü aldı. 1996 yılında 'Solgun Bir Sarı Gül' filmindeki rolüyle bir kez daha Altın Portakal'ın sahibi olan Çetinkaya, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın bu yıl 33'üncüsünü düzenlendiği İstanbul Film Festivali'nin Lütfi Kırdar Kongre Salonu'nda düzenlenen törenine Berkin Elvan tişörtü giyerek katılmıştı.Yeni Türkü grubuyla yaptığı çalışmalarla tanınan Selim Atakan, 20'nci Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Şerif Gören'in 'Derman', 26'ncı Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde de Atıf Yılmaz'ın yönettiği 'Ölü Bir Deniz' filmlerine yaptığı müziklerle de En İyi Film Müziği ödüllerini aldı. Jüri üyesi Atakan aynı zamanda Nuri Bilgi Ceylan'la 'İklimler, Üç Maymun, Bir zamanlar Anadolu'da' ve 'Kış Uykusu' filmlerinde yapımcı olarak çalışan ve 51'inci Altın Portakal'ın Festival Komitesi'nde yer alan Zeynep Özbatur Atakan'la evli.Jüri üyesi Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu Songül Öden, 'Sınır', 'Acı Aşk' ve '72'nci Koğuş' filmlerinde rol aldı. Oynadığı televizyon dizileriyle, özellikle de 'Gümüş' dizisi ile Türkiye'yle birlikte Balkanlar ve Ortadoğu'da da yıldız bir isme dönüşen Songül Öden, son olarak Bertolt Brecht'in 'Kafkas Tebeşir Dairesi' oyunuyla da beğeni topladı.(DHA)
29 Ağustos 2014 17:15 | kültür sanat
51. kez sinemaseverlerle buluşacak Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın jüri başkanı yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Yılmaz Erdoğan oldu.Türk sinemasının 100'üncü yılında 'Gelenekten Geleceğe' sloganıyla yola çıkan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma Jürisi belli oldu.Jüri Yılmaz Erdoğan başkanlığında yönetmen, kurgucu ve metin yazarı Belmin Söylemez, sinema ve tiyatro sanatçısı, akademisyen Bülent Emin Yarar, yönetmen Nuri Bilgi Ceylan'ın eşi senarist oyuncu ve fotoğraf sanatçısı Ebru Ceylan, görüntü yönetmeni Hayk Kirakosyan, edebiyatçı İskender Pala, tiyatro, sinema oyuncusu Meral Çetinkaya, besteci Selim Atakan ve oyuncu Songül Öden'den oluşuyor.Belirlenen jüriyle ilişkin Altın Portakal Film Festivalisi basın ofisinden yapılan yazılı açıklamada jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu olarak tanıtıldı. Erdoğan'ın 'Vizontele' ile başlayan sinema serüveninde, 'Bir Zamanlar Anadolu'da gibi uluslararası başarılara imza atmış yapımlarda oyuncu olarak yer aldığı hatırlatılan açıklamada 2013 yılında 'Kelebeğin Rüyası' ile Oscar aday adayı olarak Türk sinemasını gelenekten geleceğe, yerelden evrensele temsil eden en önemli isimlerden biri olduğu belirtildi. Jüri başkanı Erdoğan, 2005 yılında 42'ncisi düzenlenen festivalde Ferzan Özpetek başkanlığındaki jüride de yer almıştı. O yıl Nuri Bilge Ceylan, Hülya Koçyiğit, Kenan Işık, Tuna Erdem, Zuhal Olcay ve Feride Çiçekoğlu'ndan oluşan jüri Ulaş İnaç'ın yönetmenliğini yaptığı 'Türev' filmini 2005 yılının 'En İyi Film'i seçmişti.Yılmaz Erdoğan sanat yaşamının yanı sıra Ak Parti iktidarının sürdüğü çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi grubunda yer aldı. Erdoğan'ın Gezi Parkı protestoları sırasında 16 Haziran 2013'te polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine 269 gün boyunca komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan için "Güle güle Berkinim, iki gözüm güler yüzüm. Utanmalı senden gözyaşlarımız bile" şeklinde tweet atarken Başakşehir Fatih Terim Stadı'nın açılışında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte futbol oynaması eleştiri konusu olmuştu.Ödüllü yönetmen, metin yazarı, kurgucu Belmin Söylemez ilk uzun metrajlı filmi 'Şimdiki Zaman' ile 19'uncu Adana Altın Koza Film Festivali'nde Yılmaz Güney Ödülü, SİYAD En İyi Film Ödülü ve Film-Yön Özel Ödülü kazandı. Kısa ve belgesel filmleriyle yurt içinde ve Saraybosna, Toronto ve Milano gibi önemli yurtdışı festivallerden ödüller kazandı.Tiyatro yönetmeni, sinema ve tiyatro oyuncusu ve akademisyen Bülent Emin Yarar 17'nci Altın Koza Film Festivali'nde 'Beş Şehir' filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Yarar bununla birlikte 9'uncu Afife Jale Tiyatro Ödülü, İsmail Dümbüllü Özel Ödülü ve 14'üncü Afife Jale Tiyatro Ödülü'nün de sahibi.Senarist, oyuncu ve fotoğraf sanatçısı Ebru Ceylan, Cannes'da Altın Palmiye alan 'Kış Uykusu'nun senaryosunu eşi Nuri Bilge Ceylan ile birlikte yazdı. İlk kez 'Uzak' filminde küçük bir rol aldığı yönetmen eşi Nuri Bilge Ceylan'ın dördüncü uzun metrajlı filmi 'İklimler'de başrol oynadı. Yönetmenin bir sonraki filmi 'Üç Maymun'un ise sanat yönetmenliğini yaptı, hikayesini yazdı, senaryosuna katkıda bulundu.Görüntü Yönetmeni Hayk Kirakosyan, 'Başka Dilde Aşk', 'Neredesin Firuze', 'Eve Dönüş: Sarıkamış 1915' filmleriyle çeşitli festivallerden En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü aldı.Altın Portakal'a jüri üyesi olarak seçilen İskender Pala, Katre-i Matem, Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk ve Şah ve Sultan gibi yapıtlarıyla divan şiirini sevdiren yazar olarak tanındı. Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü, AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü ve Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü sahibi Prof. Dr. Pala, Zaman gazetesindeki köşesinden 'Muhafazakar Sanat Manifestosu' tartışmasını yürütmüştü.Altın Portakallı oyuncu Meral Çetinkaya ise uzun yıllar Dostlar Tiyatrosu ve Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nda çalıştı. 1981 yılında Hazal filmindeki rolüyle, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' ödülünü aldı. 1996 yılında 'Solgun Bir Sarı Gül' filmindeki rolüyle bir kez daha Altın Portakal'ın sahibi olan Çetinkaya, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın bu yıl 33'üncüsünü düzenlendiği İstanbul Film Festivali'nin Lütfi Kırdar Kongre Salonu'nda düzenlenen törenine Berkin Elvan tişörtü giyerek katılmıştı.Yeni Türkü grubuyla yaptığı çalışmalarla tanınan Selim Atakan, 20'nci Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Şerif Gören'in 'Derman', 26'ncı Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde de Atıf Yılmaz'ın yönettiği 'Ölü Bir Deniz' filmlerine yaptığı müziklerle de En İyi Film Müziği ödüllerini aldı. Jüri üyesi Atakan aynı zamanda Nuri Bilgi Ceylan'la 'İklimler, Üç Maymun, Bir zamanlar Anadolu'da' ve 'Kış Uykusu' filmlerinde yapımcı olarak çalışan ve 51'inci Altın Portakal'ın Festival Komitesi'nde yer alan Zeynep Özbatur Atakan'la evli.Jüri üyesi Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu Songül Öden, 'Sınır', 'Acı Aşk' ve '72'nci Koğuş' filmlerinde rol aldı. Oynadığı televizyon dizileriyle, özellikle de 'Gümüş' dizisi ile Türkiye'yle birlikte Balkanlar ve Ortadoğu'da da yıldız bir isme dönüşen Songül Öden, son olarak Bertolt Brecht'in 'Kafkas Tebeşir Dairesi' oyunuyla da beğeni topladı.(DHA)
29 Ağustos 2014 14:04 | kültür sanat
Tarihi İpekyolu ile ilgili bugüne kadar birçok belgesel çekildi. En ünlüsü 1980’li yıllarda Japon devlet televizyonu NHK’nın çektiği belgeseldi.Aynı yıllarda TRT ekranlarında izlediğimiz bu belgesel, new age müziğinin ünlü ismi Kitaro’yu da dünyaya tanıtmıştı. Geçtiğimiz kış İstanbul’da ilk kez konser veren Kitaro, belgesel için yaptığı bestesi The Silk Road’ı belgeselin o muhteşem görüntüleri eşliğinde bir kez daha çalarak hayranlarını mest etmişti. İpekyolu’nu bu kez Çinliler anlatmıştı. Çalışmaları iki yıldır devam eden ve altı yılda tamamlanacak olan “İpekyolunda On Bin Kilometre” için bugün, sayıları 50’yi bulan Çin’in medya kuruluşlarının temsilcileri ile belgesel ekibi İstanbul’a geliyor. Ekip aslında 24 Ağustos’ta Hopa Sarp Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı, Trabzon, Ordu, Tokat, Kapadokya ve Ankara’daki çekimleri tamamladı. Bugünden itibaren önce İstanbul’da, ardından da Edirne İpsala sınır kapısında belgeselin Türkiye ayağını bitirecekler.Çin Devlet Tanıtım Kurumu’nun desteği ve Shaanxi Eyalet Kanalı’nın koordinatörlüğünde çekimi gerçekleştirilen 8 ülke ve çok sayıda kentte yaklaşık 10 bin kilometre kat edilerek tamamlanacak “İpekyolunda On Bin Kilometre” belgeselinin çekimleri Çin’in Xian şehrinden başladı, İtalya Roma’da sona erecek. Belgeselin Rize, Giresun, Trabzon, Ordu, Tokat, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Ankara, Bolu, Adapazarı ve İstanbul’da yapılan çekimlerinde tarihi lokasyonlar ve Türk insanının yaşamından kesitler sunulacak.“İpekyolu’nun izinden gidiyoruz”Yenibosna’daki Gorrion Otel’de Türk gazetecilerle bugün bir araya gelecek olan projenin mimarı ve yöneticisi, Shaanxi Eyaleti TV kanalı ve proje sorumlusu Mr. Yang Wenmen, “İpekyolunda On Bin Kilometre” adlı belgesel ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Çin halkına dünyayı ve dünyadaki kültürel zenginlikleri tanıtmak amacıyla İpek Yolu belgeselinin çekimlerine başladık. Kültürüne dost bir toplum yapısı içerisinde, geçmişteki mirası günümüze aktarmayı ve Çin ile diğer dünya milletleri arasında köprü oluşturmayı hedefledik. İpekyolu’nun izinden giderken yolumuz Türkiye’den geçti.” Projenin Türkiye ayağında danışmanlık yapan mimar Gökhan Avcıoğlu ise, “İpekyolu’nun Türkiye’ye uzanan bölümü ticari ve kültürel açıdan dinamik bir bölge. Dolayısıyla söz konusu belgesel projesi için de oldukça kritik bir o kadar da önemli noktada yer alıyoruz. Ülkemizin kültürel ve sanatsal zenginliğinin yanında ticari gücünün de dünyaya başarıyla sunulacağı bu belgesel projesi, yalnızca Çin’de ya da Uzakdoğu’da değil dünyanın birçok yerinde ülkemizin sahip olduğu potansiyellerin görülmesi ve duyulmasına olanak sağlayacak, Çin ile kültürel köprüler kurmak adına da fırsat yaratacaktır.” diyor. İlk olarak Shaanxi eyaletinin resmi televizyon kanalında yayınlanacak belgeseli 2 milyar kişinin izleyeceği tahmin ediliyor. Belgesel Çin’den sonra Türkiye’de de gösterilecek. Sevinç Özarslan
28 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
Edebiyatın atardamarı niteliğindeki dergilerin arasına her geçen gün yenileri katılıyor. Yeni isimler, ilk ürünü yayımlanan şairler ve öykücüler okuruyla buluşuyor. Son dönemde bu kervana katılan edebiyat ve şiir dergilerini inceledik.Yazar Yekta Kopan, yaklaşık bir hafta önce sosyal medyadan şöyle bir mesaj paylaştı: “İlk romanlar, yeni hikâye kitapları, dergiler, internet siteleri, fanzinler... Kurumundan geçilmeyen edebiyatçılar titresin, gençler geliyor!” Bunun üzerine edebiyat damarına taze kan akışı sağlayan yeni edebiyat dergilerini inceledik.İlk sayılarda şiir bereketiYıllar önce “Heves” şiir dergisi son sayısını yayımladığında, arkasında zor doldurulacak bir boşluk bırakmıştı. “Karagöz” şiir ve temaşa dergisi de nisan ayında artık çıkmayacaklarını duyurdu. Üç ayda bir yayımlanan, Osman Özbahçe ve Hakan Şarkdemir yönetimindeki Karagöz de böylece, dergisine bağlı okurunu yalnız bırakmış oldu. Buna karşın dergi raflarında gelecekte Heves ya da Karagöz gibi dergilerin yerine geçeceği sinyallerini veren dergiler yer almaya başladı. İlk sayısını yayımlayan iddialı dergilerden biri “Japonya” şiir dergisi. Temmuz-ağustos sayısıyla okurla buluşan derginin yayın kurulu, aralarında ilk şiir kitaplarını da yayımlamış isimlerden oluşuyor. Salim Nacar, Liman Mehmetcihat, Enes Özel, Nazmi Cihan Beken yönetimindeki derginin sunuş yazısında, bu dergide neler olmayacağının garantisi verilmiş; kesin bir ifadeyle dergide ‘cılk metinler', ‘cılk metinlerin cılk yazarları' (onlara şair demeye imtina etmişler), ‘politik çöpler' ve ‘ideolojiler ile ilgili palavralar' olmayacağının sözünü veriyorlar. Sunuş yazısında bir yerde geçen şu cümle, “Şiiri dışında ilgi odağı olma becerisi gösterebilmenin şair dalgınlığında affedilebilir bir yanı yok.” bir nevi dergide yer alacak şiirlere karşı gösterdikleri hassas tutumu açıklıyor.Dergide yer alan güçlü şiirlerin yanı sıra son sayfalarda Salim Nacar ve Nazmi Cihan Beken'in güncel edebiyat konularında yaptıkları “Şimdi Söyle” söyleşisi de dikkat çekiyor. İlk sayısı yayımlanan bir diğer şiir ve eleştiri dergisi de “Şerhh”. Monica Papi, Eren Barış, Aras Keser, Servet Turan ve Kadir Yanaç tarafından hazırlanan dergi Ankara'da çıkarılıyor. İsmini divan edebiyatı geleneğinde sıkça başvurulan “şerh etme” pratiğinden ilhamla alan dergide şiirle birlikte eleştiri ve çeviriye de önem veriliyor.İlk yılını devirmiş ve başladıkları günden bugüne önemli bir yol kat etmiş, tasarımıyla dikkat çeken dergilerden biri “Peyniraltı Edebiyatı” dergisi. Her ay bir yazarı gündeme getiren dergi, bu ay yayımlanan 16. sayısında Boris Vian'ı odağa alıyor. Selim Bektaş, Koray Koral, Alp Yenibalcı ve Gamze Yeşildağ'ın editörlüğünde çıkan dergide kapağa katkı sağlayan isimler arasında Sevin Okyay, Onsraman, Selim Bektaş ve Hakan Cezayirli bulunuyor.İlk yılını 7. sayısıyla deviren bir diğer dergi “Natama”. Bahar aylarında Enis Akın'ın açtığı bir tartışmayla edebiyat ortamını hareketlendiren dergide yeni isimler görmek mümkün. Son sayısında ürünü bulunanlar arasında ise Enis Akın, Mehmet Öztek, Ozan Can Türkmen gibi isimler bulunuyor. “Keyf-i Edebiyat” dergisi de dördüncü sayısıyla birinci yaşını kutlayan dergiler arasında. Ankara menşeli derginin giriş yazısında yeni bir dergi çıkarmak için yola koyulanlara, onları bekleyen aşamalar anlatılıyor. Bilal Güven'in editörlüğünde çıkan dergide öykü, şiir ve denemelerin yanında sinema, opera ve bale yazıları da yer alıyor. İkinci sayısıyla bu zahmetli dergicilik yolunda ilerleyen dergilerden bir diğeri ise “Yokuş Yola” dergisi. Diyarbakır merkezli çıkarılan derginin yönetici ekibi ise oldukça kalabalık. Abonelik sistemi olmayan ve sadece “çıkmaya hazır olduğunda çıkan” dergi Cihan Ülsen tarafından yönetiliyor.İlk sayılar, ilk günkü heyecanla devrilen ilk yıllar… Bütün bu dergilerin içerikleri, edebi anlamda bu dünyaya katkıları elbette tartışmaya açık. Çok iyi yazıların yanında vasatın altında ürünlerle de karşılaşmak mümkün, ancak Yekta Kopan'ın da söylediği gibi, ‘Gençler geliyor!'Post Öykü, ekimde çıkıyorAykut Ertuğrul önderliğinde, İrem Ertuğrul, Burcu Bayer, Arda Arel ve Ertuğrul Emin Akgün yönetimindeki Post Öykü dergisi ise ilk sayısını ekimde yayımlayacak. İki ayda bir çıkacak dergide bağımsız öykülerin yanı sıra Elias Canetti’nin 50 karakterinden ilhamla kurgulanacak öyküler de yer alacak. Dergide, şimdiye dek üstüne kayda değer bir çalışma yapılmamış Filibeli Ahmet Hilmi’nin A’mâk’ı Hayal’i üzerine üç sayı sürecek incelemeler, denemeler ve söyleşiler de yer alacak. A’mâk-ı Hayal üzerine yapılacak bu detaylı çalışma bittiğinde de, geleneğin izinde söyleşi ve yazı serileri derginin sayfalarında yer almaya devam edecek.
27 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin yaşayan önemli isimlerinden Bekir Sıtkı Erdoğan dün akşam 88 yaşında hayatını kaybetti.Haydarpaşa GATA Hastanesi’nde dört gündür yoğun bakımda olan Erdoğan’ın cenaze namazı bugün ikindi namazını müteakip Üsküdar Çiçekçi’deki Selimiye Camii’nde kılınacak. Şairin cenazesi memleketi Karaman’da defnedilecek. “Hancı” ve “Kışlada Bahar” isimli şiirleriyle tanınan Erdoğan, son yıllarda tasavvufî şiirlere yönelmişti. Türk şiirinin önemli ustalarından biri kabul edilen şair, 1926 yılında Karaman’da doğdu. Kuleli Askerî Lisesi ve Kara Harp Okulu mezunu şair kıta subaylığı da yaptı. Bu arada Ankara Üniversitesi, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ni bitirdi. Heybeliada Deniz Lisesi, İstanbul Alman Lisesi ve Marmara Koleji’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Aruz, hece ve serbest vezinle şiirler yazdı. Şiirlerinden bazıları bestelendi. Rubai türündeki şiirleri başta Hisar, Türk Edebiyatı, Yüzakı ve Kubbealtı Akademi Mecmuası olmak üzere birçok dergide yayımlandı. Birçok kurum ve kuruluştan ödüller aldı. Hakkında saygı toplantıları yapıldı. Bir Yağmur Başladı, Dostlar Başına, Kışlada Bahar ve Binbirinci Gece adlı kitapların sahibi Erdoğan’ın eserleri Akıl Fikir Yayınları tarafından yayımlanıyor. KÜLTÜR-SANAT
25 Ağustos 2014 10:41 | kültür sanat
1987 yılında kurulan Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun Ata Park’taki Haluk Ongan Sahnesi’nin bulunduğu parsel, mülkün sahibi olan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satışa çıkarılıyor.Konuyla ilgili olarak Trabzon Sanatevi Yürütme Kurulu Başkanı Adnan Taç, dün bir basın açıklaması yaptı. Taç açıklamada, “Tiyatromuzun Haluk Ongan sahnesinin bulunduğu parselin, mülkün sahibi olan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satışa konuluyor olması canımızı acıtmıştır. Başta valimiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız olmak üzere bu parselin ve üzerinde mevcut tiyatro sahnesinin bir an önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devri konusunda gerekli çabayı sarf edeceklerine inanıyoruz. Gerekiyorsa tiyatro binasını korumak, daha işlevsel hale getirmek, ya da kapsamını genişleterek bir kompleks haline dönüştürülmesini sağlamak adına Tiyatro Müdürlüğü’nce projelendirilecek planlarına destek vermelerini istiyoruz.” dedi. Geçtiğimiz ay, Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi ve Akün Sahneleri de satışa çıkarılmış, sanatçılar ise satışı durdurmak için tiyatroların önünde protesto yapmıştı.
20 Ağustos 2014 09:18 | kültür sanat
Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın şair, yazar, gazeteci ve yayıncı Şevket Rado’ya yazdığı mektuplarından oluşan Şevket Rado’ya Mektuplar adlı kitap Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.Kitap, Rado’ya yazılan mektupların yanı sıra Orhan Veli’nin La Fontaine çevirilerinin perde arkasını, Oktay Rifat’ın yayımlanmamış Ahmet adlı romanını ve Melih Cevdet Anday’ın Ankara yıllarına ilişkin anılarını da içeriyor.
20 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
1987 yılında kurulan Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun Ata Park’taki Haluk Ongan Sahnesi’nin bulunduğu parsel, mülkün sahibi olan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satışa çıkarılıyor.Konuyla ilgili olarak Trabzon Sanatevi Yürütme Kurulu Başkanı Adnan Taç, dün bir basın açıklaması yaptı. Taç açıklamada, “Tiyatromuzun Haluk Ongan sahnesinin bulunduğu parselin, mülkün sahibi olan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satışa konuluyor olması canımızı acıtmıştır. Başta valimiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız olmak üzere bu parselin ve üzerinde mevcut tiyatro sahnesinin bir an önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devri konusunda gerekli çabayı sarf edeceklerine inanıyoruz. Gerekiyorsa tiyatro binasını korumak, daha işlevsel hale getirmek, ya da kapsamını genişleterek bir kompleks haline dönüştürülmesini sağlamak adına Tiyatro Müdürlüğü’nce projelendirilecek planlarına destek vermelerini istiyoruz.” dedi. Geçtiğimiz ay, Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi ve Akün Sahneleri de satışa çıkarılmış, sanatçılar ise satışı durdurmak için tiyatroların önünde protesto yapmıştı.
20 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
Polonya-Türkiye dostluğunun 600. yılı nedeniyle hazırlanan Kehribar Ülkesinden Yeni Öyküler, Kalem Kültür Yayınları’nın “Ülke Edebiyatları” serisinin ilk kitabı olarak okura sunuldu.Çağdaş Polonya edebiyatını tanıtmayı amaçlayan hazırlanan antolojide 17 Polonyalı yazarın bugüne kadar Türkçede yayımlanmamış öyküleri yer alıyor. Polonya Kültür Bakanlığı’nın ve Polonya Kitap Enstitüsü’nün katkılarıyla, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Leh Dili Edebiyatı Bölümü akademisyenleri işbirliğinde hazırlanan antolojideki öyküleri bölüm öğrencileri çevirdi. Antolojide Adam Wiedmann, Andrzej Stasiuk, Andrzej Sapkowski, Jacek Hugo-Bader, Joanna Bator, Józef Hen, Jerzy Pilch, Krzysztof, Varga, Magdelena Tulli, Mariusz Szczygie
12 Ağustos 2014 09:52 | kültür sanat
Polonya-Türkiye dostluğunun 600. yılı nedeniyle hazırlanan Kehribar Ülkesinden Yeni Öyküler, Kalem Kültür Yayınları’nın “Ülke Edebiyatları” serisinin ilk kitabı olarak okura sunuldu.Çağdaş Polonya edebiyatını tanıtmayı amaçlayan hazırlanan antolojide 17 Polonyalı yazarın bugüne kadar Türkçede yayımlanmamış öyküleri yer alıyor. Polonya Kültür Bakanlığı’nın ve Polonya Kitap Enstitüsü’nün katkılarıyla, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Leh Dili Edebiyatı Bölümü akademisyenleri işbirliğinde hazırlanan antolojideki öyküleri bölüm öğrencileri çevirdi. Antolojide Adam Wiedmann, Andrzej Stasiuk, Andrzej Sapkowski, Jacek Hugo-Bader, Joanna Bator, Józef Hen, Jerzy Pilch, Krzysztof, Varga, Magdelena Tulli, Mariusz Szczygie
12 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulan Armaggan Art & Design Gallery, nisan ayında başlattığı solo sergi serisinin ikincisine ev sahipliği yapıyor.Türkiye’nin tek sanat ve tasarım galerisi olarak, tarihi yarımadada özel konseptler üzerine yoğunlaşan sergileri ile merak uyandıran galeri, ressam Betül Cankara’nın “Hiç” ve Ayşegül Kırmızı’nın “Haz” isimli solo sergilerine aynı anda yer veriyor.Serginin küratörü Şanel Şan, iki solo sergi için, “Seyahatleri kilometrelerle değil biriken öfkeler, sevgiler, hatıralar, yasanmışlıklar, edinilmiş bilgiler ile ölçülebilecek Ayşegül Kırmızı ve Betül Cankara’nın resimlerinde gerçek, hayal ve kurgu ağlarına sarılacaksınız.” diyor. Sergide yer alan eserlerinde dünya tarihi boyunca farklı şekillerde hep iletişimde olan insan ve hayvanın ilişki ağlarından etkilenerek yola çıkan Ayşegül Kırmızı, “Haz” ismini verdiği sergisinde hayvan ve kadın figürlü resimlerini izleyiciye sunuyor. Betül Cankara ise “Hiç” ismini verdiği sergide, renk ve boyayı katmanlı kullanımıyla yaşanmışlıklara göndermeler yapan figürler sunuyor. Cankara resimlerini kelimelere şöyle döküyor: “Kendimiz olmayı bildiğimiz an, içimizdeki âlemi bulduğumuz andır. Kendi ses ve titreşimlerimizi, anı durdurup dinleyebilmek ‘kendimize’ bir an olsun dokunabilmektir.”Betül Cankara ve Ayşegül Kırmızı’nın resimleri, Armaggan Art & Design Gallery’de yaratılan iki ayrı salonda, özel bir mimari çalışmayla 13 Eylül’e kadar sergilenecek. (www.armaggangallery.com)
11 Ağustos 2014 01:59 | kültür sanat
'Ankara'nın en belalı semti' olarak bilinen ve zaman zaman helikopterli polis baskınlarıyla gündeme gelen Altındağ'ın Çinçin semti, bugünlerde herkesi ayrı bir telaş sarmış durumda. Çoğunluğunu Çinçinli oyuncuların oluşturduğu bir film ekibi hummalı bir şekilde çalışıyor. Çinçin bölgesinde yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları, gecekondu sahipleri ile müteahhitler ve TOKİ arasında yaşanan çatışmaların ele alındığı 'Yolunda A.Ş. Çinçin Bağları Hikâyesi' filminin çekimlerine başlandı. Filmde tanınmış sanatçıların yanısıra mahalleli de rol alıyor.Başkent'in en bilindik ve en eski gecekondu mahallelerinden Çinçin Bağları Mahallesi'nde, Kemal Sunal'ın başrolünde oynadığı 'Düttürü Dünya' filminden sonra ikinci kez bir sinema filminin startı verildi. Neredeyse tamamı Ankaralı bir ekibin, Türkiye'nin ilk profesyonel web dizisi olarak başlattıkları ve kısa sürede 'fenomen' haline gelen 'Yolunda A.Ş.' projesi, Çinçin'de yaşayanların da desteğiyle beyaz perdeye aktarılacak. Çinçin Mahallesi Dörtyol Kavşağı'nda çekimlerine devam edilen filme ilgi çok büyük. Mahallenin genç, çocuk ve yaşlıları çekimleri takip ediyor, kimisi filmde küçük roller alıyor. Filme ünlü oyuncu Cezmi Baskın bir hurdacıyı canlandırırken, Hüseyin Elmalıpınar da mahallenin muhtarını canlandırıyor. Gecekonduları almak isteyen müteahhitlerle işbirliği içinde olan muhtar, yaşanan çatışmanın göbeğinde yer alan isim konumunda. Türkiye genelinde devam eden kentsel dönüşüm çalışmaları başta olmak üzere, çeşitli sorunları Çinçin Bağları Mahallesi üzerinden, gerçekçi bir dille aktarmayı hedefleyen filmin senaryosunu Çinçin'de doğup büyüyen Hasan Göktaş kaleme aldı. Çinçin'de yaşayan üç gencin, mahallenin ortak sorunlarına çözüm bulma mücadelelerini konu edinen film, kendine has jargonu, gerçek ve gerçeğe yakın karakterlerle, 'kara mizah' tonuyla sinema dünyasına yeni bir soluk kazandırmayı amaçlıyor. Yapımcılığını Han Yapım'ın üstlendiği 'Yolunda A.Ş. Çinçin Bağları Hikâyesi' filminin yönetmeni ise Emre Budak. Defne Yalnız, Cezmi Baskın, Gökay Müftüoğlu ve Hüseyin Elmalıpınar gibi sanatçıların da dahil edildiği filmin başrollerini isse Erdağ Yenel, İbrahim Aymergen ve Emre Budak üstleniyor. Ağustos ayı içerisinde çekimlerin bitmesi planlanan film, Kasım ayında vizyona girecek. CEZMİ BASKIN: 'FİLM, ÇİNÇİN'LE İLGİLİ YANLIŞ ALGIYI DEĞİŞTİRECEK' Filmde ünlü sinema oyuncusu Cezmi Baskın bir hurdacıyı canlandırıyor. 'Tenekeci Cevdet' rolüyle seyirci karşısına çıkacak Baskın'a göre, Çinçin'le ilgili 'yanlış algılar' filmle birlikte bitecek. Gecekondularda yaşayan insanların, bulundukları yerlerden koparılarak 'sürüldüğünü' anlatan Cezmi Baskın, "Bu insanları yaşadıkları, doğup büyüdükleri, aşık oldukları, çocuk büyüttükleri evlerinden alıp TOKİ mağaralarına hapsediyorlar. Filmin ana kurgusu da buradan doğan çatışma üzerine kurulu. İnsanlar evlerinden kopmak istemiyor, kendi içinde mutlu yaşıyor. Ama dışarıdan birileri onları daha iyi yaşam vaadiyle evlerine el koyuyor, onları alışık olmadıkları ve sevmedikleri bir yaşama sürüklüyor. Bugün Türkiye'de bu gibi hikâyelerin binlerce örneğini görmek mümkün. Çinçin'le ilgili var olan yanlış ve kötü algılar bu filmle değişecek diye inanıyorum." şeklinde konuşuyor. SÜREKLİ ÖTEKİLEŞTİRİLENLERİN KENETLENMESİNİN HİKÂYESİ 'Yolunda A.Ş. Çinçin Bağları Hikâyesi' filminin başrol oyuncularından Emre Budak aynı zamanda yönetmenlik koltuğunda da oturan isim. Filmin çekileceği ortaya çıkınca başta mahallelinin tedirgin olduğunu belirten Budak, ilerleyen süreçte mahallenin 'kameraya' alıştığını ve filmde rol üstlenmek için akın ettiğini söylüyor. Çinçin'in sosyal yapısını anlatan bir film yaptıklarını belirten Budak, mahalleyle ilgili söylentilerin de gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. "Buradaki insanların da diğerlerimiz gibi hikayeleri var. Ankara'nın ötekileri konumundalar sürekli ve bundan kurtulmak istiyorlar." diyen Yönetmen Emre Budak, filmle birlikte 'herkesin gerçeği göreceğini' aktarıyor. Kendisi de Çinçin'de doğup büyüyen, kendi deyimiyle 'Çinçin çocuğu' olan Hasan Göktaş, çocukların da izleyebileceği bir film yapmak istediklerini vurguluyor. Filmde, karakterlerin sınıfsal kimlikleriyle ele alındığını, filmin anlatacağı hikâyelerle yoksulluk, Çinçin'in Altındağ ilçesi dışında kalan 'dünyayla' ilişkisi ve gecekondu-TOKİ ikileminin ele alındığını belirtiyor. Filmle birlikte Çinçin'e karşı olan önyargıların kırılacağına inandığını kaydeden Göktaş, "Ötekileştirilmiş bir mahalle kimliğinden öte, yoksul ve dezavantajlı kimliğinden dolayı birbirine kenetlenmiş bir mahalle görüntüsü veriyoruz. Ki gerçekten de öyle. Sürekli dışlanan, ötekilenen bir mahalle kendi içine kapanır ve dayanışır. Biz de bunu anlatacağız." diye konuşuyor. (CİHAN)
07 Ağustos 2014 15:31 | kültür sanat
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Akün ve Şinasi sahnelerinin satılması sonucu kapanması sebebiyle dün bir açıklama yayınladı.“Sahnelerin kapanacak olmasından dolayı büyük üzüntü duymaktayız.” denilen açıklamanın devamı şu şekilde: “Bunca sahne eksikliği duyulan ve mevcut sahnelerin seyirci talebini karşılamakta yetersiz kaldığı Ankara’da 2 sahnenin daha eksilmesi sonucunda tiyatro gibi estetik değerinin yanında eğitime çok önemli katkı veren sanatlardan toplum biraz daha mahrum kalacaktır. Daha çok tiyatro salonunun, konser salonunun yapılması yoluyla toplumumuzun daha büyük bir aydınlığa doğru gideceği inancıyla Akün ve Şinasi sahnelerinin devam etmesi arzusundayız. Hangi nedenle olursa olsun, bu yapıların Türk sanatının hizmetinden mahrum bırakılması konusunda kaygı duyduğumuzu ve Devlet Opera ve Balesi olarak, bunu opera ve bale sanatlarının tüm yurtta daha yaygınlaşmasına yönelik verdiğimiz mücadelenin bir parçası olarak gördüğümüzü ve sanatsal anlamda kaybedilecek her sahnenin toplumumuzun gelişim sürecinde bir geri adım olarak gördüğümüzü tüm kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”
23 Temmuz 2014 09:11 | kültür sanat
Tiyatro dünyasında ‘hocaların hocası' olarak anılan tiyatro araştırmacısı ve eleştirmen Prof. Dr. Sevda Şener, dün sabah hayatını kaybetti.83 yaşında aramızdan ayrılan Şener, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF), İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1956’da mezun oldu. İki yıl sonra, aynı okulda açılan Tiyatro Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1962’de doktor, 1967’de doçent, 1972’de de profesör unvanını aldı. Şener 1995’te DTCF Tiyatro Bölüm Başkanlığı görevinden emekli oldu. Birçok ilde, üniversiteler ve çeşitli kültür-sanat kurum ve kuruluşlarının düzenlediği sempozyum, seminer, panel ve açık oturumlara katıldı. Tiyatro kuramları, dramaturji, eleştiri kuramları, estetik, çağdaş sanat, modern ve modern sonrası tiyatro konularında eğitmenlik yaptı. Birçok makale ve eleştiri yazan Şener, tiyatro alanında Oyundan Düşünceye, Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Tiyatrosu ve Oyunlar ve Gerçekler adlı pek çok önemli esere imza attı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi'nde de ders verdi. Yazarın çeşitli dallarda çok sayıda ödülü bulunuyor. Prof. Şener, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin kurucu üyesiydi. Şener'in cenazesi Ankara Kocatepe Camii’nde bugün öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.
23 Temmuz 2014 05:08 | kültür sanat
Tiyatro dünyasında ‘hocaların hocası' olarak anılan tiyatro araştırmacısı ve eleştirmen Prof. Dr. Sevda Şener, dün sabah hayatını kaybetti.83 yaşında aramızdan ayrılan Şener, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF), İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1956’da mezun oldu. İki yıl sonra, aynı okulda açılan Tiyatro Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1962’de doktor, 1967’de doçent, 1972’de de profesör unvanını aldı. Şener 1995’te DTCF Tiyatro Bölüm Başkanlığı görevinden emekli oldu. Birçok ilde, üniversiteler ve çeşitli kültür-sanat kurum ve kuruluşlarının düzenlediği sempozyum, seminer, panel ve açık oturumlara katıldı. Tiyatro kuramları, dramaturji, eleştiri kuramları, estetik, çağdaş sanat, modern ve modern sonrası tiyatro konularında eğitmenlik yaptı. Birçok makale ve eleştiri yazan Şener, tiyatro alanında Oyundan Düşünceye, Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Tiyatrosu ve Oyunlar ve Gerçekler adlı pek çok önemli esere imza attı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi'nde de ders verdi. Yazarın çeşitli dallarda çok sayıda ödülü bulunuyor. Prof. Şener, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin kurucu üyesiydi. Şener'in cenazesi Ankara Kocatepe Camii’nde bugün öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.
23 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Ankara’da dün yine protesto vardı. Akün ve Şinasi sahnelerinin yıkılmasını istemeyen Ankaralı sanatçılar, tiyatro kostümlerini giyerek Akün’ün önünde buluştu ve “Kente ihanetin ihalesi olmaz” pankartları açıp bildiri okudu.Ankara'daki Akün ve Şinasi sahnelerinin satışı ile ilgili ihale dün gerçekleştirildi. Atatürk Orman Çiftliği, Türk Hava Yolları, Türk Kızılayı, SGK gibi kurumların iştiraki ile kurulan ve her iki sahnenin de sahibi olan Emek İnşaat tarafından, Akün Sahnesi’nin bitişiğindeki iş merkezinde ihale yapılırken, dışarıda da sahnelerin kapanmasını istemeyen sanatçılar ve sivil toplum örgütü temsilcileri eylem yaptı.Tiyatro kostümleri ile Akün'e gelen sanatçılar, ihalenin iptalini istedi. Aynı şekilde geçtiğimiz yıl da ihale devam ederken dışarıda eylem yapan sanatseverler amaçlarına ulaşmış, ihaleye katılan firmalar geri çekilmişti. Sanatçılar bu yıl da aynı gelişmenin yaşanmasını bekliyor. Bu sebeple ihale sürerken dışarıda şarkı, türkü ve mini oyunlarla protestolarını gerçekleştirdiler.'ANKARA'NIN BELLEĞİ SİLİNECEK'Devlet Tiyatrosu sanatçısı Şahin Ergüney, satışların yapılmaması için düzenlenen gösteride bir basın açıklaması yaptı. “Sanata evet, ihaleye hayır.” diyen Ergüney, Akün ve Şinasi sahnesinin Ankara'nın yaşantısında önemli bir yeri olduğunu söyledi. Bu sahnelerin satılması ile Başkentlilerin anılarının silineceğini belirten Ergüney şunları söyledi: “Kentten bir bellek daha silinmeye çalışılıyor. Şinasi ve Akün sahneleri Ankara'nın ve Ankaralıların belleğinin bir parçasıdır. Bunların yıkılması demek Ankaralıların belleğinin yağmalanması, yok edilmesi şehrin ve şehir kimliğinin kaybedilmesi demektir. Ankara'da birçok büyük prodüksiyon Akün ve Şinasi'de gerçekleştirildi. Dışardan gelen tiyatro toplulukları da bu sahneleri kullandı, festivallere ev sahipliği yaptı. Tüm gelişmiş ülkelerin başkentlerinde kültür merkezleri vardır. Bizim Başkent'imizde yok. Tiyatronun demokrasi kültürüne katkısı tüm dünya tarafından kabul edilmiştir ve bu anlayışın sonunda Paris'te 120 tiyatro her gece perde açar. Berlin'de 60'ı aşkın, Londra'da 200'ü aşkın, Atina'da 110 tiyatro binası vardır. Nüfusu Ankara'ya yakın Viyana'da 55 tiyatro binası vardır. Ancak başkent Ankara'da topu topu 12 tiyatro binası var ve sayıları giderek azaltılmaya çalışılıyor. Anılarımıza ve sahnelerimize sahip çıkmak için tüm Ankaralıları temsilen işte buradayız. Emek İnşaat Atatürk Orman Çiftliği, Türk Hava Yolları, Türk Kızılayı ve SGK gibi kurumların iştiraki ile kurulan bir kamu ortaklığıdır. Bazı kişiler veya şirketler kârlarına kâr katsın diye değil, devlet tarafından halk yararına yatırımlarının artırılması için kurulmuş bir işletmedir. Şimdi halkın vergileri ile kurulmuş bu işletme halkın malını satacağını söylüyor. Akün ve Şinasi'nin satışı ve yıkılmasını durdurmak için kalıcı bir önlem alınmasını, binaların iş merkezi ünitesinden ayrılarak korunmasını talep ediyoruz.” İhale ise şartnameye uygun teklif gelmediği için şimdilik ertelendi.
22 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  81.9.865