Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Kültür Sanat Haberleri


17 Nisan 2015 01:56 | kültür sanat
İhsan Oktay Anar
14 Nisan 2015 16:43 | kültür sanat
Ankara, nisan ayında üç ayrı film festivaline ev sahipliği yapacak. Bu festivallerde en iyi filmler Başkent izleyicisiyle buluşacak.Engelsiz Film Festivali ile bu yıl 26.sı düzenlenecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali
11 Nisan 2015 12:24 | kültür sanat
İhsan Oktay Anar
09 Nisan 2015 17:53 | kültür sanat
Ankara, nisan ayında üç ayrı film festivaline ev sahipliği yapacak. Bu festivallerde en iyi filmler Başkent izleyicisiyle buluşacak.Engelsiz Film Festivali ile bu yıl 26.sı düzenlenecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali
09 Nisan 2015 11:33 | kültür sanat
İhsan Oktay Anar
07 Nisan 2015 17:01 | kültür sanat
İhsan Oktay Anar
07 Nisan 2015 03:04 | kültür sanat
Ankara, nisan ayında üç ayrı film festivaline ev sahipliği yapacak. Bu festivallerde en iyi filmler Başkent izleyicisiyle buluşacak.Engelsiz Film Festivali ile bu yıl 26.sı düzenlenecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali
04 Nisan 2015 12:49 | kültür sanat
Ankara, nisan ayında üç ayrı film festivaline ev sahipliği yapacak. Bu festivallerde en iyi filmler Başkent izleyicisiyle buluşacak.Engelsiz Film Festivali ile bu yıl 26.sı düzenlenecek olan Ankara Uluslararası Film Festivali
04 Nisan 2015 01:47 | kültür sanat
Çello sanatçıları Yeliz Kızılay, Seda Aslanoğlu, Gani Sharipov, Pınar Cumbul, Erdem Akça, Çağla Bilgin, Yasemin Damla Aydınlı ve Yağmur Gülveren, yarın akşam Antalya Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Sahnesi
01 Nisan 2015 14:05 | kültür sanat
Çello sanatçıları Yeliz Kızılay, Seda Aslanoğlu, Gani Sharipov, Pınar Cumbul, Erdem Akça, Çağla Bilgin, Yasemin Damla Aydınlı ve Yağmur Gülveren, yarın akşam Antalya Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Sahnesi
01 Nisan 2015 08:37 | kültür sanat
26. Ankara Uluslararası Film Festivali'ne bir ay kala, festivalde yarışacak uzun metraj filmlerin ardından kısa film ve belgeller de belirlendi. Festivale 217 kısa film başvurusu yapılırken, 31 film yarışmaya aday gösterildi. Başvurusu yapılan belgesel sayısı ise 86 olurken, 16 tanesi yarışmaha hak kazandı. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından gerçekleştirilen Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında ulusal uzun film yarışmasının dışında bağımsız sinema ve farklı anlatım olanaklarının geliştirilmesine destek vermek amacıyla kısa film ve belgesel yarışması da düzenleniyor. Festivale bu yıl 217 kısa film başvurusu geldi. KISA FİLM VE BELGESELLERİ SEÇECEK KURUL DA KESİNLEŞTİ Yarışmaya hak kazanan filmler her kategorinin kendi seçici kurulu tarafından da değerlendirilecek. Kurmaca, deneysel ve canlandırma dallarının her birinde birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödüllerinin verileceği yarışmanın kısa film seçici kurulunda yer alan isimler Banu Bozdemir, Gökçe Bahadır, İlker Canikligil, Doç Dr. Sevilay Çelenk ve Priit Tender oldu. En iyi üç belgeseli belirleyecek olan seçici kurulda ise Mithat Bereket, Mihriban Sezen, Nezahat Gündoğan, Su Yücel, Uğur Kutay yer alıyor. Ödüller 2 Mayıs 2015'te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu'nda düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek. ÖN ELEMEYİ GEÇEN KISA FİLMLER Kurmaca Dalında: Adem Başaran (Orhan İnce) Anonim (Kamer İncedursun) Berfeşir (Serhat Karaaslan) Gri Bölge (Derya Durmaz) Havva (Güçlü Aydoğdu) İçeride (Emir Ziyalar) Ne Ax e Ne Ji Asfalt (Bedir Afşin) Noğa (Miraç Atabey) Öğretmen (Baran Gündüzalp) Panfilo: Apokaliptik Bir Masal (Memed Aksoy) Saç (Ümit Tayam) Sola Sor (Ro Oğuz) Tatmin (Mahmut Telci) Tzkaişi Ekole (Resul Sakınmaz) Yaz Gecesi Gökyüzü (Can Eşkinazi) Deneysel Dalında: Dönüşüm (Hasan Kılıç) Edifice (Irmak Karasu) Fine Line (İlhami Tunç Gençer) Kaotika (Yiğit Küçükkibar) L'Homme Nodosité (Hande Sığman) Yuva (A. Alper Ayduman) Canlandırma Dalında: Born! (YÖzgür Özcan) Dünyamalı (Vahit Sarıtaş) Fasülye Dünya(Hakan Berber) Gezi (Murat Özfilizler) Göçebe Toprak (Samet Yarar) Malala (Özge Boz) Merdivenler (Serdar Çotuk) Öz (Oğuz Çağrı Kara) Şem (Burkay Doğan) The Balance of Yin-Yang (Alper Durmaz) ÖN ELEMEYİ GEÇEN BELGESELLER Altın Kızlar (Sıla Özsoy, Said Tuğcu) Bakur (Çayan Demirel, Ertuğrul Mavioğlu) Benden Önce (Mehmet Emre Gül) Bir Gün Ben de Öleceğim (Neslihan Kültür) Cennetin Düşüşü (Ersin Kana) Çirok (Muhammet Beyazdağ) Diyar (Devrim Akkaya) Hafsa (Emre Karapınar) Kırmızı Işık (Yasemin Akıncı) Komşu Komşu! Huuu! (Bingöl Elmas) Küçük Kara Balıklar (A. Haluk Ünal, Cem Terbiyeli, Ezel Akay, Serpil Güler, Önder İnce) Külkedisi Değiliz (Emel Çelebi) Meyhane Dedemin Can Evi (Mehdi Shabani) O İklimde Kalırdı Acılar (Zeynel Koç, Cenk Örtülü) Ölmez Ağaç Yırca Direnişi (Kazım Kızıl) Su Bedevileri (Ömer Güneş) (CİHAN)
24 Mart 2015 15:15 | kültür sanat
<![CDATA[<p>Geçtiğimiz ay İzmir Folkart Sanat Galerisi’nde sergilenen dünyaca ünlü Alman koleksiyoner Prof. Dr. Hans Zilch’in koleksiyon sergisi ‘Ellerin Büyüsü’, 17 Mart’ta Ankara’da açıldı.</p>]]>
23 Mart 2015 01:33 | kültür sanat
<![CDATA[<p>26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak ulusal uzun metrajlı filmler  açıklandı. Festivale başvuran ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu ise yarışmadan çekildi.</p>]]>
20 Mart 2015 04:00 | kültür sanat
26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak ulusal uzun metrajlı filmler  açıklandı. Festivale başvuran ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu ise yarışmadan çekildi.]]>
20 Mart 2015 01:17 | kültür sanat
Yeniçağ Gazetesi Yazarı Ahmet Takan, Ankara'nın milletvekili kesin aday listelerinin YSK'ya verileceği 7 Nisan akşamını beklediğini yazdı. Saray ile Başbakanlık arasında kıyasıya bir rekabet yaşandığını belirten Takan, 7 Nisan akşamı AKP'de taşlarınyerinden oynayacağını iddia etti.]]>
19 Mart 2015 17:49 | kültür sanat
Türk tiyatrosunun, öykücülüğünün köşe taşlarından Haldun Taner, 100. doğum yılında anılıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi (CKM), yazarın 100. doğum günü vesilesiyle bir sergi açtı. “Bir Güçlü Yazar, Bir Güzel İnsan: Haldun Taner 100 Yaşında” sergisi, sanatçının fotoğrafları, özel eşyaları ve kitaplarının yanı sıra ilgi alanlarını ve edebî yolculuğunu izleme fırsatı sunuyor.Bundan tam bir asır önce, takvimler 16 Mart Salı’yı gösterirken İstanbul Çemberlitaş’ta gözlerini dünyaya açtı. Devletler hukuku profesörü Ahmet Selahattin Bey ve Seza Hanım’ın biricik oğlu… Henüz beş yaşındayken babasını kalp krizinden kaybetti. Devlet ona kollarını açtı ve Galatasaray Lisesi’nde parasız yatılı okudu. 1935 yılında mezun olduktan sonra burslu olarak Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’nde ekonomi ve siyaset bilimi öğrenimi görmeye gitti. Burada vereme yakalandı. Üç yıl sonra, eğitimini yarım bırakarak yurda döndü. Bu, Haldun Taner’in hikâyesi… Haldun Taner, Türk öyküsünün ve tiyatrosunun yapıtaşlarından biri. Öyle ki daha 60’lı yıllarda eserleri yabancı ülkelerde okunup sahnelenmeye başladı; Rusya, Almanya, İngiltere… Geçtiğimiz salı günü ise Taner’in 100. doğum günüydü. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi (CKM) bu özel gün için bir sergi hazırladı: “Bir Güçlü Yazar, Bir Güzel İnsan: Haldun Taner 100 Yaşında”. Küçük yaşlarından, vefat ettiği 1986 yılına kadar yüzüne yerleşen muzipliğin yansıdığı fotoğraflar, daktilosu, eldiveni, şapkası, ödülleri, diplomaları, öğrenci belgesi, kimlik kartları ve kitaplarının farklı yayınevlerinden çıkan baskıları… Taner’in yazıyla şekillenmiş, öyküye, oyuna adanmış ömrü bu vesileyle yeniden gözler önüne seriliyor. Serginin açılışının yapıldığı pazartesi akşamı, Haldun Taner’in büyük bir sevgiyle bağlandığı eşi Demet Taner de oradaydı. Haldun Taner’in eserlerinin ve bu sergiyle birlikte hayatının topluma mal olmasından duyduğu mutluluğu paylaştı Demet Taner. Yaklaşık otuz yıldır Feneryolu’ndaki evlerinde hiçbir eşyanın yeri değişmediği için sergilenecek eşyalarını seçmek de hiç zor olmamış.Dört yıllık bir tedavi sürecine girmişti Taner. Yazıya da bu zorlu süreçte başladı. “Yazı yazmayı ilk kez uzun bir hastalık süresinde dört duvar arasında mahkûm olduğum zaman aklettim. Güzel bir avuntu olabilirdi.” demiş, sonraları yazarlık nedir sorusuna ise şöyle bir cevap vermişti: “Bir hüsranın avuntusu. Bütün hüsranların avuntusu.” İlk skeçlerini işte bu süreçte 1938 ile 1942 yılları arasında Ankara Radyosu için yazar. Yayımlanan ilk öyküsü “Töhmet” ise 1946 yılında Haldun Yağcıoğlu imzasıyla Yedigün Dergisi’nde çıkar. Yazdığı hikâyelerin, oyunların kabul ve değer gördüğünü fark ettiğinde de artık Haldun Hasırcıoğlu, Can Enişte gibi takma isimlerini kullanmaz. 1945’ten 1983 yılına kadar süren hikâyeciliğinin ilk yılları oldukça verimli geçer. İlk hikâye kitabı “Yaşasın Demokrasi” 1949’da, 1951 yılında okurla buluşan “Tuş”, iki yıl sonra “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” ile 1954’te yayımlanan “Ayışığında Çalışkur” ve “Onikiye Bir Var”dan sonra 15 yıl yeni bir öykü kitabı yayımlamaz. Tiyatro yazarlığından çok daha fazla sevdiği öykücülük hayatına 7 kitap, 56 hikâye sığdırır. Orhan Kemal, Ahmet Kutsi Tecer, Aziz Nesin, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Necati Cumalı, Arthur Miller ve Pablo Neruda dostları arasındadır. Yakın dostlarından Behçet Necatigil, Haldun Taner için şöyle diyecektir: “Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikâyeleriyle tanındı.”EN ÇOK OYNANAN OYUNLARIN YAZARIKendisi her ne kadar hikâyeyi bütün türlerin önüne koysa da Haldun Taner yaşarken de şimdi de en fazla tiyatro eserleriyle tanınıyor. Türkiye’de ilk epik tiyatro örneği kabul edilen Keşanlı Ali Destanı, gerçekçi yaklaşımla kaleme aldığı Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Zilli Zarife, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı en fazla oynanan oyunları olur. Bu süreçte Aristophanes’ten devraldığı ‘düşünce güldürüsü’ onun bütün eserlerinde kendini gösterir. Daha sonra Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile birlikte 1967 yılında, Türkiye’nin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu kurdu. On yıllık birliktelik Taner’in gişe kaygısının eserlerin özelliğine yansıdığı düşüncesiyle sona erer. Buradan ayrılır ve Münir Özkul’la birlikte “Bizim Tiyatro’yu kurar. Taner’in öyküye ve tiyatroya adanmış, güzel dostluklarla gönenmiş, ödüllerle süslenmiş ömrü, 71 yaşında, kaldırıldığı Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde son bulur. Haldun Taner’in ölümünün üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen eserlerinde dert edindiği konular bugün de tazeliğini koruyor. Bugün onun eserlerini okuyanlar, temiz bir toplum ve insan sevgisi idealinde birleşecektir. Sergisi ise nefes alıp veren anılar arasında, ‘bütün hüsranların avuntusu’ yazının vazgeçilmezliğini bir kez daha hatırlatıyor.
19 Mart 2015 02:40 | kültür sanat
Yazar ve müzisyen Zülfü Livaneli, İsveççe'ye çevrilen “Serenad” romanının tanıtımı için geçtiğimiz hafta Stockholm'e geldi. Livaneli ile İsveç'te yaşadığı yıllar, dostu Yaşar Kemal ve yeni romanı 'Konstantiniyye Oteli'nden, Türkiye'nin demokratik ve ahlakî gidişatına, Türk toplumundaki şiddetli bölünmüşlüğe, medya, seçimler ve çözüm süreci gibi konulara uzanan geniş oylumlu bir söyleşi gerçekleştirdik.12 Mart askerî muhtırasının ardından, bir dönem yattığınız hapisten çıktıktan sonra, başka bir isim ve sahte pasaportla İsveç'e siyasi mülteci olarak sığınıyorsunuz. Arzu ederseniz o yıllarınızdan başlayalım söze… Evet, başka bir isimle, sahte bir pasaportla ilk defa 1973 yılında İsveç'e geldim. Daha önce yurtdışına hiç çıkmamıştım. 1971 yılında Türkiye'de askeri darbe oldu. Bu darbeden sonra bir arkadaş grubu olarak bizi tutukladılar ki bu arkadaş grubu içinde Altan Öymen, Uğur Mumcu, Erdal Öz, Emin Galip Sandalcı vardı. Okuyan, yazan insanlar… Çok vahşi bir dönemdi. Sistematik işkencelerin yapıldığı, insan haklarının ayaklar altına alındığı bir dönemdi. Ben de hapisteydim. Ağır suçlamalar yapıyorlardı ama ellerinde delil yok. Yani bizim alakamız olmayan suçlamalar yapıyorlardı. Sonra baktım ki yaşama şartları kayboldu; çünkü suçsuz bulunuyorsun, bırakılıyorsun sonra tekrar içeri alınıyorsun. Yani hayatınızı yok etmeyi planlamışlar. Bir de işkenceler var. Çıkınca tekrar aranmakta olduğumu öğrendim. Türkiye'de yaşama şansı kalmayınca dışarı çıkmaya karar verdim. İsveç'e gelmeye karar veriyorsunuz. Niye başka bir ülke değil de İsveç? Hep İsveç'e gitmek istedim. Çünkü İsveç'in imajı bende çok güzeldi. Daha ortaokuldayken Ankara Devlet Tiyatrosu'nda August Strindberg oyunlarını seyretmiştim. Knut Hamsun'un Göçebe romanı gibi birçok İskandinav yazarının kitaplarını okumuştum. İsveç gözümde güzel ormanlar, nehirler, tertemiz, insan hakları bakımından iyi yeri olan bir ülke idi. Bana bambaşka bir yer gibi geliyordu. Geldik ve burada güzel bir hayat kurduk. İSVEÇ, HAKİKİ SİYASİ MÜLTECİ ÜLKESİYDİ İsveç'te tanıdığınız kimse var mıydı? Buraya gelince nerede kaldınız? Heykeltıraş İlhan Koman vardı, bir gemide yaşıyordu. Arkadaşlar ona göndermişlerdi. M/S Hulda isimli o gemide bir süre kaldık. Sonra eşim geldi. O gemi şimdi Türkiye'de müze oldu. O zaman İsveç'te çok az mülteci vardı. Ama hakiki politik mülteci idiler. Ekonomik sebeplerle mülteciliği kullanıp buraya gelenler değillerdi. Mültecilere yönelik çok iyi bir politika vardı ve biz gayet güzel buraya yerleşebildik. Bir de benim bir şansım oldu. Ben müzisyen olduğum için hemen İsveç televizyonuna film müzikleri yapmaya başladım. Gelir gelmez İsveçli yazar ve yönetmen Barbro Karabuda'nın Yaşar Kemal'den “Bebek Hikâyesi” filminin müziğini yaptım. Sonra İşçi Eğitim Merkezi'nde (ABF) müzik hocası oldum. İsveççe kurslarına gittik. Eşim de çok ilginç bir şekilde İsveççeyi o kadar çabuk öğrendi ki, o da bir yıl sonra yabancılara İsveççe öğretmeni oldu. Çok da güzel maaş alıyordu. Ve dolayısıyla herkes soruyor ‘İsveç'te diska städa yaptınız mı?' (bulaşık yıkadınız mı) diye, yapmadık. Daha sonra konserler, turneler falan... İsveç'te ne kadar kaldınız? İlk gelişte beş yıl kaldık. Daha sonra 12 Eylül oldu, o zaman ben Fransa'daydım; gene buraya geldik, iki sene kaldık. 82 yılında da Paris'e göçtük, üç sene de Paris'te yaşadık. Yani toplam 11 yıl gurbette kaldık. YAŞAR KEMAL, 'KORKMA, SENİ ORADA YALNIZ BIRAKMAYACAĞIM' DEMİŞTİ Hayatınızda çok önemli bir yeri olan Yaşar Kemal ile burada da birlikteliğiniz olmuş. İsveç'e birlikte mi gelmiştiniz? Yaşar Kemal benim 44 yıldır en yakın dostumdu. Onun da en yakın dostu bendim. Biz her gün buluşur, görüşürdük. Onun buraya gelmesi de öyle oldu. Ben hapisten sonra buraya gelince bir süre ayrı kaldık. Fakat ben 76'da yani üç yıl sonra Türkiye'ye dönmek istedim. Çünkü af çıkmıştı, ben de normal pasaport almıştım. Vatanı özlemiştim, döneyim dedim. Bütün bu eleştirilerime rağmen ben Türkiye'den ayrılamıyorum; çünkü Türkiye'yi seviyorum ve orası benim ülkem. Niye böyle kötü diye şikayet ediyorum, daha güzel olsun diye söyleniyorum. 76'da döndüm ama ülke çok karışık, günde 20-30 kişi öldürülüyor. Cinayetler var. Polis şiddeti, faili meçhuller. Ülke korkunç bir durumda. Bir-iki de ihbar geldi; burası tehlikeli dediler. Ben istemeye istemeye 5-10 gün sonra buraya geri dönmek zorunda kaldım. İstanbul'da Yaşar Kemal'de kalıyordum. Bir gün o ve eşi Tilda beni SAS uçağına bindirecekler. Ama öğlende Kör Agop'un lokantasına gittik, balık yedik. Orada türküler falan söyledik, benim gitmek istemediğimi, zorla döndüğümü biliyorlar. O kadar üzüldüler ki Yaşar abi "Korkma ben orada seni yalnız bırakmayacağım, ben de geleceğim" dedi. Tilda ile orada karar verdiler tak diye geldiler. Ama Yaşar Kemal burada uzun kalmadı… Yaşar abi burada iki yıla yakın kaldı. Her gün çıkar yürürdük beraber; türkü söylerdik. Ben bestelerimi yapardım. O “Merhaba'nın sözlerini yazdı, ben bestesini yaptım. Çin lokantalarına giderdik. Çok güzel günler yaşadık burada. İki yıl boyunca burada hep yazdı. Romanlarına çok önem veriyordu. Hep yeni projelerini anlatıyordu bana. Bu son senelerde çıkan “Bir Ada Hikâyesi”ni bana ta o zamanlar Stockholm'deyken anlatmıştı. Dolu dolu yaşadı. Dolu yazdı. Türkiye'nin ve dünyanın büyük bir şahsiyetiydi. Cenaze törenini biz düzenledik. Halkın çok büyük bir saygısı vardı. Çıkarken halk ‘Sen bizim onurumuzsun' diye bağırdı. Bu kaç kişiye nasip olur? Cenazesinde Türkiye'yi birleştirdi. Türkiye'de kitaplarınızın neredeyse hepsi çok satanlar arasında. Almanya başta olmak üzere bazı başka ülkelerde de kitaplarınız büyük ilgi görüyor. İsveç'te de aynı ilgiyi bekliyor musunuz? Belli olmuyor. Bazı ülkelerde daha değişik gidiyor. Mesela Amerika'da da benim Serenad kitabım çok satmıştı. Hatta geçenlerde bir üniversite beni davet etti; okulun her bölümüne yeni giren 1500'den fazla öğrenciye ders kitabı olarak vermişler. Kitabı okuttular ve ondan yarışma düzenlediler. Dereceye girenlere ödüllerini verdik. Sınıflarda dersler yaptım, çok enteresan bir hafta yaşadık. Bir üniversitenin yeni giren bütün öğrencilerine okutmak çok ilginç. Amerika'da New York Times başta olmak üzere basın da çok ilgi gösterdi. Almanya'da benim kitaplar her zaman iyi gidiyor. Çok enteresan, Çin'de bestseller oldu. Yani bazı ülkelerde oluyor, bazı ülkelerde olmuyor. İsveç'te ne olacağını bilmem. HEP EDEBİYATLA MÜZİK ARASI BİR YERDE DURDUM Onurunuza verilen kokteylde büyükelçi sizi misafirlerine tanıtırken, ilgilendiğiniz birçok alan saydı. Müzik, sinema, edebiyat, köşe yazarlığı, politika vs… Bu kadar farklı alanlarda iş yapmak genelde odaklanamama problemi oluşturur. Ama siz el attığınız her şeyi başarıyla yapıyorsunuz. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Çocukluğumdan itibaren düşündüğüm alan hep edebiyattı. Yani kitap okumaktan deliye dönmüş bir çocuk tasavvur edebilirsiniz. Bütün eğitimim de edebiyattı. Fakat İsveç'e geldiğim zaman, 12 Mart'ta öldürülen Deniz Gezmiş'ler ve diğerleri için şiirler yazdım ve bunları türkü biçiminde söyledim. Bu albüm burada çıktı. Bunu da görev olarak yaptım. Askerleri eleştirmek ve bu kurbanlar için ağıt yakmak… Sonra ben normal yazıma çizime devam ettim. Kitap yazıyordum burada; fakat bir sene sonra kardeşim geldi. O zaman Türkiye ile İsveç arasında bu kadar iletişim yok. Oradaki gelişmeleri duyamıyorsunuz. Dedi ki bana, bütün Türkiye'de öğrenciler senin parçalarınla yürüyor, on binlerce kişi... Ne demek benim parçalarım? Vallahi öyle ama, dedi. Sonra öğrendim ki öyleymiş. O albüm Türkiye'de Bakanlar Kurulu tarafından yasaklandı; hâlâ yasak. Ondan sonra benden yeni bir albüm istediler. Yeni bir albüm, yeni bir albüm, sonra konserler derken müziğe zorla çekip aldılar. Ama hep edebiyatla müzik arası bir yerde durdum. Ben şarkı yazardım. Pür müzisyen yaşamadım, kitaplarımı da yazdım. Odaklanma meselesi… Şimdi artık konser yapmıyorum. Müzikte de bir şey yapmıyorum. Tamamen kafamdaki hikâyeler, romanlar… YENİ ROMANIMIN BAŞINA HZ. MUHAMMED'İN HADİSİNİ ALDIM Yeni bir roman var mı? Evet, ‘Konstantiniyye Oteli'. Bitti, yayınevine verdim. Konusu İstanbul'da geçiyor. İstanbul'da bir Bizans sarayının kalıntıları üstüne Rus oligark ve İstanbul zengin sermayesiyle çok lüks bir otel inşa edilmiş. Onun açılış gecesi. 300 davetli var. İstanbul'un bütün burjuvaları, zenginleri falan. Onların içerisinde tipler var, kadın ve erkek… Bir de orada çalışan garsonlar var. Mesela biri Roboski'de kardeşini kaybetmiş. Biri ordan, biri burdan… Biri para biriktiriyor, IŞİD'e gitmek istiyor. Yani toplumun panoraması… Konstantiniyye Oteli'nin başrolünde İstanbul var. Şimdi bazı milliyetçiler diyecek ki ‘Efendim niye İstanbul değil de Konstantiniyye?' Kitapta bu da tartışılıyor. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldığında adını değiştirmiyor. Osmanlı'da resmen Konstantiniyye idi. İstanbul daha Yunanca. Kitabın başına, Hz. Muhammed'in “Konstantiniyye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne kutlu ordudur.” hadisini aldım. Şimdi bir kere, Peygamber'in hadisinde bir harfi değiştirmek günah; o Konstantiniyye diyor. O öyle diyorsa biz nasıl onu değiştirebiliriz!? İkincisi de Napolyon'un bir sözü. Diyor ki, “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti muhakkak Konstantiniyye olurdu.” Kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde bağladım. Hadise mi karşı gelecekler! (Gülüyor).ERDOĞAN'DAKİ YETKİ, PADİŞAHLARDA BİLE YOKTU Biraz da Türkiye'yi konuşalım… Malum, Türkiye 17/25 Aralık yolsuzluğunu yaşadı ve ardından operasyonlar geldi. Sizin için ne ifade ediyor bunlar? Ben ilk defa 1993 yılında Sabah gazetesinin köşe yazarı iken dedim ki Türkiye üçe bölünüyor. O zamana kadar hep sağ-sol olarak anlaşılıyordu. Ben dedim ki, sağ-sol dağılıyor. Türkiye üç kutuplu bir Türkiye'ye gidiyor. Daha böyle din referanslı hareketler, laik milliyetçi ve Kürt kutup. Türkiye bu şekilde ayrılıyor dedim. Ve sahiden de maalesef o şekilde gitti. Türkiye'de eğer sağ ve sol dünya demokrasilerinde olduğu gibi merkez sağ ve merkez sol olsaydı daha sağlıklı bir demokrasi olacaktı. Hâlbuki etnik ve dini temellere bölünüyor. Şu anda Türkiye'de yapılanın siyasetle ilgisi yok. Bu bir rejim mücadelesi idi. Ama şu anda o da kalmadı. Şu anda tek kişinin mücadelesi haline geldi. Tayyip Erdoğan Türkiye'de kendisi ve ailesi için bir düzen kurmak istiyor. Kendisini garantiye almak istiyor. Ve bu konuda gene kendisi ile ilgili istekleri, beklentileri olan Öcalan'la işbirliği yapıyor ve şu anda bu iki kişinin kendileri için neler planladığıyla ilgili koca ülke… Görüyorsunuz partiler, konuşmalar, sözcüler yok; MİT'ten aldım, MİT'e koydum, hiçbirinin önemi yok. Sadece tek kralın ağzından çıkan laflar ki Osmanlı padişahlarında bile böyle bir yetki yoktu. En azından Şeyhülislam'dan fetva almaları lazımdı. Bakalım nasıl sonuç verecek? Ben Türkiye'de tek adam yönetiminin olamayacağına inanıyorum. Ve bu sistemin çatırdadığına inanıyorum.Hukuk devleti krizde mi yani? Kesinlikle krizde. Hukuk devleti kalmadı. Zaten her zaman hukuk askıya alınırdı. Bizde maalesef hukuk yönetimlerin üstünde değil, her zaman rejimin emrinde. Askeri dönemlerde de hukuk askıya alınmıştı. Ama bu sefer çok kör parmağım gözüne. Yani kendilerine bağlı bir medya yaratarak ve orada her şeyi tersine çevirmeye çalışarak gülünç olmak pahasına Türkiye'ye korkunç bir dönem yaşatıyorlar. Ama ben bu kadar geçmişi olan koskoca bir ülkenin buna layık olduğu ve buna tahammül edeceği kanısında değilim. Bence rejimin çatırdamalarını hissediyoruz, duyuyoruz.17 Aralık'tan sonra emniyet ve yargı bürokrasisinde yapılan değişikliklerle hükümet ne yapmak istedi sizce? Hükümet demeyelim. Hükümet diye bir şey yok. Soru “Tayyip Erdoğan ne yapmak istiyor?” olmalı. Şu anda herkes hükümetin göstermelik olduğunu görmüyor mu? Orada makamlar dolu; ama ne oluyor? MİT başkanlığından istifa etti, milletvekili adayı oldu. Yok ben bunu istemem, geri dönsün. E peki ne oldu? Döndü, gene koyduk oraya. Bunlar olacak işler mi Allah aşkına, çocuk oyuncağı gibi. Onun için Sayın Erdoğan ne düşünüyor, ne istiyor. Etrafına ne söylüyor… Onun iradesi hilafına yaprak kıpırdayamaz AKP'de. Ve dolayısıyla Türkiye de böyle gidiyor maalesef.Sizce ne oldu da AK Parti ilk yıllarda ısrarla vurguladığı hukuk devleti hedefinden saptı? İlk yıllarda gayet iyi gidiyorlardı… Bana hiç öyle gelmedi. Ben hiçbir zaman öyle düşünmedim. Öyle düşünen arkadaşlarımızla da orada yollarımız ayrıldı. Zaten söylemleri belliydi. Şematik bir şekilde düşünüldü. Özellikle Batı, Amerika ve Avrupa şöyle düşündü. Türk ordusunun şöhreti malum: İnsanları hapseder, öldürür, darbe yapar, demokrasinin gelişmesine izin vermez… Doğru. “Ee şimdi birileri çıktı, bu ordunun gücüne karşı bak bir şeyler yapıyorlar. E, o zaman biz bunları destekleyelim.” Bu çok naif bir düşünceydi. Türk aydınlarında da böyle oldu. Buralarda böyle oldu. Yahu evimdeki yangını söndürmek için sele muhtaç olmam iyi bir şey mi? İtfaiye isterim o yangın söndürülsün; ama ben ordu diktası yerine kendi diktamı geçireceğim diyen bir hareket ki başından beri düşünceleri buydu. E, ben böyle bir harekete niye destek vereyim? Şimdi ondan sonra döndü arkadaşlar, en sert muhalefeti yapıyorlar ama biraz da geç kaldılar. Onlar onu meşru hale getirdi. Onlar Batı'ya anlattılar, aman çok demokrat adam, çok iyi adam diye. Ya daha önce söylediği lafları bilmiyorlar mıydı?TÜRKİYE'DE DİNİ, AHLAKİ, TOPLUMSAL DEĞERLER YOK OLMUŞ DURUMDAPeki sizce bu gidişat nereye? Uluslararası kuruluşların insani değerler raporlarında da Türkiye sürekli geriye gidiyor… Valla Türkiye çatışmaya gidiyor. İç çatışmaya, bölünmeye gidiyor. Toplumun bölünmesi en korkunç şeydir. Çok bölündük, insanlar birbirlerinden nefret ediyorlar artık. Bu toplumsal mesele beni daha çok kaygılandırıyor. Hükümet gider. Herkes gibi Erdoğan da gider. Ama bu hasar nasıl giderilecek? Bu toplumdaki kan davası nasıl gidecek? Beni esas endişelendiren bu. İkincisi de, ahlaksızlık arttı. Toplumu koruyan değerler, buna din de dahil, -ahlak din kökenlidir; dini değerler, ahlaki değerler, toplumsal değerler yok olmuş durumda. Onun için her türlü tehlikeye açık, ahlaksızlığın egemen olduğu bir şiddet toplumuna doğru gidiyoruz. Beni en çok bu toplumsal çürüme kaygılandırıyor.Önümüzde, 7 Haziran'da seçimler var. Nasıl bir tablo ortaya çıkar sizce? CHP'yi, HDP'yi nasıl buluyorsunuz seçim sürecinde? CHP'de çok büyük kabahatler var. Ben CHP'den istifa ederken bütün düşüncelerimi yazdım, hatta 'bu parti vakıf olsun' demiştim. Çünkü normal bir siyasi parti gibi değil. Dolayısıyla şimdi HDP öne çıkıyor. Barajı geçecek herhalde. Çünkü insanlar hep ona doğru yöneliyorlar. Seçimden sonra AKP'nin biraz zayıflaması ve belki de ancak hükümet kuracak noktaya gelmesi, belki de kuramaması, koalisyona ihtiyaç duyması gibi noktaları görmek sürpriz olmaz. Çözüm sürecinden somut bir sonuç beklentiniz var mı? Tarafları samimi buluyor musunuz? Samimiyet yok. Çok tehlikeli bir süreç. Fakat Kürt hareketi amacına daha bilinçli bir şekilde yöneldi. Oraya doğru gidiyor. Hükümet de şu anda onları oyalamak derdinde; ama kendi başkanlık sistemini geçirmek için. Yani ben size bazı haklar veririm, siz de beni başkan olarak seçin diyor; ama ben bunun yürüyebileceğini zannetmiyorum. Samimiyet yok çünkü.Medyanın bugünkü genel durumunu nasıl buluyorsunuz? Felaket. Felaket!.. Ben Vatan gazetesinin yazarıydım. 30 senedir köşe yazıyorum. Fakat bu son hükümetin baskılarından sonra, gazetecilerin atılmasından sonra hükümeti protesto ettim, ‘artık yazmıyorum' dedim. Felaket!..
18 Mart 2015 02:00 | kültür sanat
Sabancı Vakfı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları işbirliğiyle bu yıl 17.'si düzenlenen Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Devlet Tiyatrosu Festivali'nin biletleri bugün satışa çıkıyor. 27 Mart'ta Hacı Ömer SabancıKültür Merkezi Sahnesi'ndeİstanbulDevlet Tiyatrosu'nun 'Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş' oyunuyla başlayacakfestival, 30 Nisan'a kadar sürecek.Türkiye'den 16, yurtdışından 8 olmak üzere toplam 24 oyunun sahneleneceği festival bu yıl en zengin programıyla tiyatro severlerin karşısına çıkıyor.Festivalde Amerika Birleşik Devletleri'nden Summer Nite Theatre “Marat / Sade”, Çin'den Shangai Dramatic Arts Center “Köpeğin Yüzü”, Fransa'dan Demons Et Merveilles “Lulu'nun Beyaz Gecesi”, Portekiz'den Espetáculo da 'Dobrar “Gôda”, Makedonya'dan Üsküp Türk Tiyatrosu “Bir Yaz Gecesi Rüyası”, Yunanistan Ulusal Tiyatrosu “Pasta” ve Ukrayna'dan Kiev Modern Bale Tiyatrosu “Carmen TV” adlı oyunlarını sergileyecek. Türkiye'den ise İstanbul Devlet Tiyatrosu “Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş”, Trabzon Devlet Tiyatrosu “Rulet”, Sivas Devlet Tiyatrosu “Kanlı Düğün”, Ankara Sanat Tiyatrosu “Halktan Biri” ve “Tesadüfen Kadın Elizabeth”, Semaver Kumpanya “Kuşlar” ve “Veriler”, Tiyatro Adam “Arturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı”, İkinci Kat Tiyatrosu “Fü”, Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu “Kafesten Bir Kuş Uçtu” ve Pürtelaş Tiyatrosu “Savaş” adlı oyunlarını sahneleyecek. Festival oyunları Adana'da Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi sahnesinde ve İstanbul'da Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi'nde seyirciyle buluşacak. Festivalin bu yıla özel açık hava gösterisi Alman Panoptikum ekibinin hazırladığı “Transition” ismini taşıyor. Performans 10 Nisan Cuma akşamı, saat 20.00'de, Tren Garı'nda izlenebilecek.Genç tiyatro toplulukları da festivalde Adana Tiyatro Festivali, alternatif tiyatro örneklerini Adanalı tiyatroseverlerle buluşturmak için festival sahnesinde genç tiyatro topluluklarına da yer açıyor. Festival kapsamında 5 genç tiyatro topluluğu Adana Devlet Tiyatrosu Fuaye Genç Sahne'de oyunlarını sergiliyor. Kulis Sanat Tiyatrosu “Köprüdeki Adam”, Seyyar Tiyatro “Tehlikeli Oyunlar”, Ters Ağaç Kukla Tiyatrosu “Son İncir”, Ray Tiyatro “Pencere” ve Tiyatro Evi “Çirkin” adlı oyunlarıyla seyirciyle buluşma heyecanını yaşayacak. Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü Tiyatro sanatının gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygı duymak amacıyla 2005 yılından bu yana verilen “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü” her yıl olduğu gibi festivalin açılış töreninde sahibini bulacak. Bugüne kadar Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü almaya hak kazanan ustalar şöyle: Cüneyt Gökçer (2005), Macide Tanır (2006), Bozkurt Kuruç (2007), Yıldız Kenter (2008), Genco Erkal (2009), Müşfik Kenter (2010), Gülriz Sururi (2011), Haldun Dormen (2012), Rutkay Aziz (2013), Prof. Zeliha Berksoy (2014). Ödülün bu yıl hangi sanatçıya takdim edileceği açıklanmadı.
18 Mart 2015 02:00 | kültür sanat
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu “Gergedan” Ankara Devlet Tiyatrosu Küçük Tiyatro Sahnesi’nde 17-21 Mart tarihleri arasında sahnelenecek.]]>
17 Mart 2015 16:26 | kültür sanat

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  86.8.668