Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Kültür Sanat Haberleri


Klasik müzik konserlerinin ‘resmi’ atmosferini dinleyicilerle diyaloğa izin vererek dağıtan Borusan Quartet, önceki akşam “Martı Klasikleri” konserlerinin konuğuydu.Martı İstanbul Hotel ve Lila Müzik işbirliğinde gerçekleştirilen Quartet gece için ‘Encore’ dinletisi hazırladı; ‘encore’ daha yaygın bilinen ismiyle ‘bis’, yani konser bitiminden sonra seyircilerin yoğun alkışlarıyla müzisyenlerin sahneye yeniden çıkarak çaldıkları eser. Andante Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali’nin eser aralarında Quartet’le yaptığı söyleşi ise dinlemeye değerdi. ‘Bis çalmanın zorlukları neler, seyirci ne bekliyor, akılda kalıyor mu kalmıyor mu, müzisyenler çaldıkları ‘bis’in ne olduğunu söylemeliler mi söylememeliler mi?’ sorularının yanında, Efdal Altun’un sosyal medya paylaşımları, Olgu Kızılay’ın balık tutma merakı, Çağ Erçağ’ın aşçılığı ve Esen Kıvrak’ın uçak tutkusu da sohbetin konuları arasındaydı. Onuncu yılını kutlayan Borusan Quartet’in sahnede seslendirdiği encore’lara gelince, Burhan Öcal ve İlyas Mırzayev’in bestelediği “Eski İstanbul”un hemen ardından Aleksey Igudesman’ın Ferhan & Ferzan Önder ile Borusan Quartet için bestelediği yeni “İstanbul” eserini çaldılar. Fritz Kreisler’den “Liebesfreud”, Serkan Gürkan’dan “Tango Feeling”, Oğuzhan Balcı’dan “Karahisar Kalesi” ve “Deli Dalga” eserlerini de icra eden Quartet arka sandalyelerden bestecisinin kim olduğu anlaşılmayan bir de bis yaptı.
23 Ocak 2015 17:05 | kültür sanat
Klasik müzik konserlerinin ‘resmi’ atmosferini dinleyicilerle diyaloğa izin vererek dağıtan Borusan Quartet, önceki akşam “Martı Klasikleri” konserlerinin konuğuydu.Martı İstanbul Hotel ve Lila Müzik işbirliğinde gerçekleştirilen Quartet gece için ‘Encore’ dinletisi hazırladı; ‘encore’ daha yaygın bilinen ismiyle ‘bis’, yani konser bitiminden sonra seyircilerin yoğun alkışlarıyla müzisyenlerin sahneye yeniden çıkarak çaldıkları eser. Andante Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali’nin eser aralarında Quartet’le yaptığı söyleşi ise dinlemeye değerdi. ‘Bis çalmanın zorlukları neler, seyirci ne bekliyor, akılda kalıyor mu kalmıyor mu, müzisyenler çaldıkları ‘bis’in ne olduğunu söylemeliler mi söylememeliler mi?’ sorularının yanında, Efdal Altun’un sosyal medya paylaşımları, Olgu Kızılay’ın balık tutma merakı, Çağ Erçağ’ın aşçılığı ve Esen Kıvrak’ın uçak tutkusu da sohbetin konuları arasındaydı. Onuncu yılını kutlayan Borusan Quartet’in sahnede seslendirdiği encore’lara gelince, Burhan Öcal ve İlyas Mırzayev’in bestelediği “Eski İstanbul”un hemen ardından Aleksey Igudesman’ın Ferhan & Ferzan Önder ile Borusan Quartet için bestelediği yeni “İstanbul” eserini çaldılar. Fritz Kreisler’den “Liebesfreud”, Serkan Gürkan’dan “Tango Feeling”, Oğuzhan Balcı’dan “Karahisar Kalesi” ve “Deli Dalga” eserlerini de icra eden Quartet arka sandalyelerden bestecisinin kim olduğu anlaşılmayan bir de bis yaptı.
23 Ocak 2015 02:00 | kültür sanat
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), 22 Ocak Perşembe akşamı, klasik müziğin iki genç yeteneğini aynı sahnede buluşturacak.“Harika Çocuklar” yasası kapsamında yurtdışına gönderilerek eğitim gören tek kompozitör ve orkestra şefi olan Selman Ada’nın yöneteceği konserin solistliğini, üstün başarıyla eğitimini tamamlayan keman virtüözü Çağıl Yücelen yapacak. Ankara CSO Konser Salonu’nda saat 20.00’de verilecek konser, ertesi gün aynı saatte tekrar edilecek. Konserde, Mendelssohn’un Op. 64 mi minör Keman Konçertosu’nun ardından Cesar Franck’ın re minör Senfoni’sini seslendirecek.
20 Ocak 2015 17:05 | kültür sanat
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), 22 Ocak Perşembe akşamı, klasik müziğin iki genç yeteneğini aynı sahnede buluşturacak.“Harika Çocuklar” yasası kapsamında yurtdışına gönderilerek eğitim gören tek kompozitör ve orkestra şefi olan Selman Ada’nın yöneteceği konserin solistliğini, üstün başarıyla eğitimini tamamlayan keman virtüözü Çağıl Yücelen yapacak. Ankara CSO Konser Salonu’nda saat 20.00’de verilecek konser, ertesi gün aynı saatte tekrar edilecek. Konserde, Mendelssohn’un Op. 64 mi minör Keman Konçertosu’nun ardından Cesar Franck’ın re minör Senfoni’sini seslendirecek.
20 Ocak 2015 02:00 | kültür sanat
Tüm zamanların en sevilen maceralarından Madagascar sinema filminin canlı sahne şovu “Madagascar Live”, ilk kez Türkiye’ye geliyor.Finansbank ana sponsorluğundaki Madagascar Live gösterisi ile çocuklar bu kez aslan Alex, zebra Marty, zürafa Melma ve su aygırı Gloria’nın New York Hayvanat Bahçesi’nden, Kral Julien’in çılgın Madagascar dünyasına uzanan kaçış serüvenlerini tiyatro sahnesinde izleyecek. 25 karakterin sahne alacağı gösteri, Türkiye turnesine Bursa’dan başlayacak. 23-24-25 Ocak tarihlerinde Bursa Merinos Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenecek olan gösteri, 30-31 Ocak ve 1 Şubat tarihlerinde ise İstanbullu çocuklarla Ülker Sports Arena’da buluşacak. Madagascar Live, 6-7-8 Şubat tarihlerinde ise bu kez Ankara için “sahne!” diyecek ve üç gün boyunca Congresium Ankara’da çocuklarla bir araya gelecek.
17 Ocak 2015 17:05 | kültür sanat
Tüm zamanların en sevilen maceralarından Madagascar sinema filminin canlı sahne şovu “Madagascar Live”, ilk kez Türkiye’ye geliyor.Finansbank ana sponsorluğundaki Madagascar Live gösterisi ile çocuklar bu kez aslan Alex, zebra Marty, zürafa Melma ve su aygırı Gloria’nın New York Hayvanat Bahçesi’nden, Kral Julien’in çılgın Madagascar dünyasına uzanan kaçış serüvenlerini tiyatro sahnesinde izleyecek. 25 karakterin sahne alacağı gösteri, Türkiye turnesine Bursa’dan başlayacak. 23-24-25 Ocak tarihlerinde Bursa Merinos Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenecek olan gösteri, 30-31 Ocak ve 1 Şubat tarihlerinde ise İstanbullu çocuklarla Ülker Sports Arena’da buluşacak. Madagascar Live, 6-7-8 Şubat tarihlerinde ise bu kez Ankara için “sahne!” diyecek ve üç gün boyunca Congresium Ankara’da çocuklarla bir araya gelecek.
17 Ocak 2015 02:00 | kültür sanat
Ankara Stüdyo Sahne’de seyirci karşısına çıkan Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Sabır Taşı’ adlı oyunu, eserin yayımlanmasından 74 yıl sonra sahnelendi. Servet Aybar’ın yönettiği oyunda yalan, ihanet ve kötülükler karşısında masumiyetini korumaya çalışan genç bir kızın yaşadıkları anlatılıyor.Necip Fazıl Kısakürek
11 Ocak 2015 02:59 | kültür sanat
Ressam Mehmet Emin Erdoğdu’nun “Zeytin Ağacından Kadınlar Yapmak” adlı sergisi 8 Ocak Perşembe günü Ankara Nurol Sanat Galerisi’nde açılıyor.Anadolu’nun sayılı zenginliklerinden olan medeniyet bitkisi zeytin, Kazdağları’nda yaşayan Emin Erdoğdu için hem anlam hem de tuval olmuş. Sanatçı sergisinde, zeytinin anayurdu kadar sıcak bir iklime; kadının yalnız güzelliğiyle ve doğurganlığıyla değil; şefkati, anlayışı ve önderliğiyle baş tacı edildiği bir yurda duyulan özlem bu anlatıyor. Sergi, 24 Ocak’a dek Ankara, 6-28 Şubat tarihlerinde de Borum Nurol Sanat Galerisi’nde, Pazar ve Pazartesi hariç her gün 11.00 – 18.30 saatleri arasında görülebilir, www.nurolsanat.com sitesi ile www.lebriz.com online sergi salonundan da izlenebilir.1955 Akşehir doğumlu olan Mehmet Emin Gündoğdu, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden 1983’te mezun oldu. Okul yıllarında Devrim Erbil, Saim Bugay ve Bihrat Mavitan ile çalıştı. Bodrum, Ankara İstanbul ve Almanya’da kişisel sergiler açtı, karma sergilere katıldı. 2003’te Bodrum’da ‘40 kutu, 40 yorum’ adlı projeyi gerçekleştirdi. Resimlerinin temalarını; kadınlar, su sarnıçları, balıklar, tekneler, kuşlar ve masal kahramanları oluşturuyor. Uzun yıllar İstanbul ve Bodrum Gümüşlük’te yaşayan sanatçı şimdilerde Kazdağları’ndaki Adatepe Köyü’nde bulunan atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. (0312 468 86 70)
08 Ocak 2015 15:31 | kültür sanat
Aylık tarih dergisi #tarih, ocak sayısında 1830’lardan günümüze iktidarın medyaya baskısının tarihçesini araştırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı dosyaya göre, ‘basına egemen olmak, aynen bugün olduğu gibi, dün de iktidar sahipleri tarafından bir hak olarak görülüyordu.’Türkiye’de iktidar, her dönemde basını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Ancak bugün gelinen noktanın tek sebebi iktidarların baskısı değildi. #tarih dergisi 2015’in ilk sayısında, kapak konusunu 1830’lardan günümüze kadar Türk medyasının üzerindeki baskıya ayırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı “Devletin Eli Hep Basının Üzerindeydi” dosyasında, baskı tarihçesi sekiz dönemde inceleniyor.‘Sansür Kurulu’ iş başında1831-1908 Türk Basınının Erken Dönemi’nde, devlet kontrolünde yayımlanan Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis ve özel teşebbüsün ilk gazetesi Tercüman-ı Ahval çıkıyor. Daha sonra yayınlanan Tasvir-i Efkar, Muhabir ve daha birçok gazete muhalif yazılar nedeniyle kapatılıyor, gazeteciler sürgün ediliyor. 23 Nisan 1877’de, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Sansür Kurulu oluşturuluyor. Yazı işleri müdürleri gazeteyi baskıya yollamadan önce bütün yazıları bu kurulun onayına sunuyorSoma-Bandırma demiryolunu yazdı, öldürüldü1908-1918 İttihat ve Terakki dönemi diye adlandırılan ikinci dönemde üç muhalif gazeteci; Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey’ler öldürülüyor. 9 Haziran 1910 gecesi, Bahçekapı’da öldürülen Ahmet Samim, Sada-yı Millet gazetesinin yazarlarından. Yazılarıyla İttihatçıları rahatsız eden Samim, Divanı Harbi Örfi’nin gizli işkence usullerine dair belgeleri ve Soma-Bandırma demiryolu imtiyazının içyüzünü açığa çıkardığı için öldürülmüştü.Atatürk’e özür telgrafı çeken gazeteciler, beraat etmişti1925-1929 Takrir-i Sükun Dönemi’nde Şeyh Sait isyanından üç hafta sonra çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu, TBMM’yi devre dışı bırakarak Bakanlar Kurulu’na olağanüstü bir yetki tanıyor. Ardından bütün muhalif gazeteler kapatılıyor ve gazeteciler isyana yol açtıkları gerekçesiyle yargılanıyor. Fakat daha sonra bütün gazeteciler, Atatürk’ten özür ve af dileyen telgraf çektikten sonra beraat ediyor.Bir gazete yağmalandı1930-1946 Matbuat Dönemi’nin en önemli olayı hiç şüphesiz, 4 Aralık 1945’te yapılan Tan gazetesi baskını. 2. Dünya Savaşı yıllarında tek parti rejimi altındaki Türkiye’de savaş karşıtı ve anti-faşist demokrasi cephesinin bayraktarlığını üstlenen Tan’ın merkezi ve matbaası, 4 Aralık 1945’te elleri balyozlu bir grup tarafından yağmalandı. Gazete sahipleri Sabiha ve Zekeriya Sertel yargılandılar, beraat ettiler ama ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Vatan gibi diğer gazeteler ise Tan’a sahip çıkmak yerine bu baskını, komünizme karşı haklı bir tepki olarak değerlendirdi.‘Besleme basın’ dönemiCumhuriyet tarihinin en büyük iktidar-basın kavgası, 1946-1960 Çok Partili Dönemi’nde yaşandı ve bugünlere hiç de yabancı olmayan ‘besleme basın’ ifadesi ilk kez o dönem ortaya çıktı. Adnan Menderes iktidarı, basını ekonomik olarak sıkıştırmak için hamleler yapıyor. Gazeteler için bugün bile önemli bir gelir kaynağı olan resmi ilanlar o yılların gazeteleri için hayati önem taşıyor. Resmi ilan dağıtımında tiraj, kadro gibi bazı kıstaslar olmasına rağmen DP hükümeti, bu kıstasları göz ardı edip, ilanları istediği gibi yandaşlarına veriyor.Patronlar gazetecilere karşı“1960-1980 Mücadele Yılları”nın en önemli olayı, 8 gazetecinin öldürülmesinin yanı sıra, 1961’de gazetecilere yeni haklar tanıyan kanunu protesto eden 9 gazete (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, Yeni Sabah) patronunun gazetelerini üç gün çıkarmama kararı almasıydı. Gazeteciler de buna karşı eylemler yapıyor ve üç gün boyunca Basın adlı başka bir gazete çıkarıyorlar. Gazeteciler, yaptıkları sokak eylemlerinde ‘Patronlar paralarını, biz hayatımızı koyduk’, ‘Gazeteyi patron değil, biz çıkarıyoruz’ yazılı pankartlar açıyor.3 bin gazeteci yargılandı12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan sıkıyönetim süreci, gazeteciler için de kara günlerin başlangıcıydı. “1980-1990 Evren’li ve Özal’lı Yıllar” olarak ifade edilen bu dönemde, gazeteci Hıfzı Topuz’un aktardığı rakamlara göre 1980-1990 arasında 2 binin üzerinde basın davası açıldı, 3 bin gazeteci, yazar ve yayıncı yargılandı. Yazı işleri müdürlerine 5 bin yıldan fazla hapis cezası verildi.37 fail-i meçhul“1990-2000 Faili Meçhul Yıllar” dönemi, basın tarihinin en karanlık yılları. Bu dönemi anlatmak için öldürülen gazetecilerin listesini vermek bile yeterli. 1990’larda tam 37 gazeteci ve yazar, çoğu aydınlatılamayan, şüpheli suikastlara kurban gitti. En kötü yıl, 14 gazetecinin öldürüldüğü 1992 yılıydı. Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Göktepe bu dönemde öldürülen gazeteciler arasındaydı.Kâbus gibi yıllar#tarih dergisi Genel Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü, ‘edito’ başlıklı yazısında son 14 yılı “2000-2014 Kâbus Dolu Yıllar” başlığıyla değerlendiriyor. Göncü’nün ifade ettiği gibi, 14 Aralık 2014 sabahı Zaman Gazetesi’ne ve Samanyolu TV’ye yapılan baskının ne anlama geldiğini anlamak için 184 yıllık basın tarihine bakmak yeterli. Medyaya baskının önlenemez yükselişi, görünen o ki, hiç de sürpriz değil.Tarihî bir kare28 Nisan 1994’te yayımlanmaya başlayan Özgür Ülke, Özgür Gündem’in devamıydı. 220 sayısı toplatılan gazetenin İstanbul ve Ankara binaları 3 Aralık 1994’te bombalandı. Gazete yetkilileri, Başbakan Tansu Çiller imzalı bir gizli genelgedeki ‘Başta Özgür Ülke olmak üzere yıkıcı ve bölücü yayınların bertaraf edilmesi’ ifadesine dayanarak patlamadan devleti sorumlu tuttu. Patlamadan sonra sanatçılar gazeteye destek verdi. Fotoğrafta, İstiklal Caddesi’nde Özgür Ülke satma eylemi yapan Murathan Mungan, Latife Tekin, Lale Mansur, Orhan Pamuk ve Orhan Alkaya görülüyor.
08 Ocak 2015 05:38 | kültür sanat
Aylık tarih dergisi #tarih, ocak sayısında 1830’lardan günümüze iktidarın medyaya baskısının tarihçesini araştırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı dosyaya göre, ‘basına egemen olmak, aynen bugün olduğu gibi, dün de iktidar sahipleri tarafından bir hak olarak görülüyordu.’Türkiye’de iktidar, her dönemde basını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Ancak bugün gelinen noktanın tek sebebi iktidarların baskısı değildi. #tarih dergisi 2015’in ilk sayısında, kapak konusunu 1830’lardan günümüze kadar Türk medyasının üzerindeki baskıya ayırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı “Devletin Eli Hep Basının Üzerindeydi” dosyasında, baskı tarihçesi sekiz dönemde inceleniyor.‘Sansür Kurulu’ iş başında1831-1908 Türk Basınının Erken Dönemi’nde, devlet kontrolünde yayımlanan Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis ve özel teşebbüsün ilk gazetesi Tercüman-ı Ahval çıkıyor. Daha sonra yayınlanan Tasvir-i Efkar, Muhabir ve daha birçok gazete muhalif yazılar nedeniyle kapatılıyor, gazeteciler sürgün ediliyor. 23 Nisan 1877’de, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Sansür Kurulu oluşturuluyor. Yazı işleri müdürleri gazeteyi baskıya yollamadan önce bütün yazıları bu kurulun onayına sunuyorSoma-Bandırma demiryolunu yazdı, öldürüldü1908-1918 İttihat ve Terakki dönemi diye adlandırılan ikinci dönemde üç muhalif gazeteci; Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey’ler öldürülüyor. 9 Haziran 1910 gecesi, Bahçekapı’da öldürülen Ahmet Samim, Sada-yı Millet gazetesinin yazarlarından. Yazılarıyla İttihatçıları rahatsız eden Samim, Divanı Harbi Örfi’nin gizli işkence usullerine dair belgeleri ve Soma-Bandırma demiryolu imtiyazının içyüzünü açığa çıkardığı için öldürülmüştü.Atatürk’e özür telgrafı çeken gazeteciler, beraat etmişti1925-1929 Takrir-i Sükun Dönemi’nde Şeyh Sait isyanından üç hafta sonra çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu, TBMM’yi devre dışı bırakarak Bakanlar Kurulu’na olağanüstü bir yetki tanıyor. Ardından bütün muhalif gazeteler kapatılıyor ve gazeteciler isyana yol açtıkları gerekçesiyle yargılanıyor. Fakat daha sonra bütün gazeteciler, Atatürk’ten özür ve af dileyen telgraf çektikten sonra beraat ediyor.Bir gazete yağmalandı1930-1946 Matbuat Dönemi’nin en önemli olayı hiç şüphesiz, 4 Aralık 1945’te yapılan Tan gazetesi baskını. 2. Dünya Savaşı yıllarında tek parti rejimi altındaki Türkiye’de savaş karşıtı ve anti-faşist demokrasi cephesinin bayraktarlığını üstlenen Tan’ın merkezi ve matbaası, 4 Aralık 1945’te elleri balyozlu bir grup tarafından yağmalandı. Gazete sahipleri Sabiha ve Zekeriya Sertel yargılandılar, beraat ettiler ama ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Vatan gibi diğer gazeteler ise Tan’a sahip çıkmak yerine bu baskını, komünizme karşı haklı bir tepki olarak değerlendirdi.‘Besleme basın’ dönemiCumhuriyet tarihinin en büyük iktidar-basın kavgası, 1946-1960 Çok Partili Dönemi’nde yaşandı ve bugünlere hiç de yabancı olmayan ‘besleme basın’ ifadesi ilk kez o dönem ortaya çıktı. Adnan Menderes iktidarı, basını ekonomik olarak sıkıştırmak için hamleler yapıyor. Gazeteler için bugün bile önemli bir gelir kaynağı olan resmi ilanlar o yılların gazeteleri için hayati önem taşıyor. Resmi ilan dağıtımında tiraj, kadro gibi bazı kıstaslar olmasına rağmen DP hükümeti, bu kıstasları göz ardı edip, ilanları istediği gibi yandaşlarına veriyor.Patronlar gazetecilere karşı“1960-1980 Mücadele Yılları”nın en önemli olayı, 8 gazetecinin öldürülmesinin yanı sıra, 1961’de gazetecilere yeni haklar tanıyan kanunu protesto eden 9 gazete (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, Yeni Sabah) patronunun gazetelerini üç gün çıkarmama kararı almasıydı. Gazeteciler de buna karşı eylemler yapıyor ve üç gün boyunca Basın adlı başka bir gazete çıkarıyorlar. Gazeteciler, yaptıkları sokak eylemlerinde ‘Patronlar paralarını, biz hayatımızı koyduk’, ‘Gazeteyi patron değil, biz çıkarıyoruz’ yazılı pankartlar açıyor.3 bin gazeteci yargılandı12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan sıkıyönetim süreci, gazeteciler için de kara günlerin başlangıcıydı. “1980-1990 Evren’li ve Özal’lı Yıllar” olarak ifade edilen bu dönemde, gazeteci Hıfzı Topuz’un aktardığı rakamlara göre 1980-1990 arasında 2 binin üzerinde basın davası açıldı, 3 bin gazeteci, yazar ve yayıncı yargılandı. Yazı işleri müdürlerine 5 bin yıldan fazla hapis cezası verildi.37 fail-i meçhul“1990-2000 Faili Meçhul Yıllar” dönemi, basın tarihinin en karanlık yılları. Bu dönemi anlatmak için öldürülen gazetecilerin listesini vermek bile yeterli. 1990’larda tam 37 gazeteci ve yazar, çoğu aydınlatılamayan, şüpheli suikastlara kurban gitti. En kötü yıl, 14 gazetecinin öldürüldüğü 1992 yılıydı. Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Göktepe bu dönemde öldürülen gazeteciler arasındaydı.Kâbus gibi yıllar#tarih dergisi Genel Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü, ‘edito’ başlıklı yazısında son 14 yılı “2000-2014 Kâbus Dolu Yıllar” başlığıyla değerlendiriyor. Göncü’nün ifade ettiği gibi, 14 Aralık 2014 sabahı Zaman Gazetesi’ne ve Samanyolu TV’ye yapılan baskının ne anlama geldiğini anlamak için 184 yıllık basın tarihine bakmak yeterli. Medyaya baskının önlenemez yükselişi, görünen o ki, hiç de sürpriz değil.Tarihî bir kare28 Nisan 1994’te yayımlanmaya başlayan Özgür Ülke, Özgür Gündem’in devamıydı. 220 sayısı toplatılan gazetenin İstanbul ve Ankara binaları 3 Aralık 1994’te bombalandı. Gazete yetkilileri, Başbakan Tansu Çiller imzalı bir gizli genelgedeki ‘Başta Özgür Ülke olmak üzere yıkıcı ve bölücü yayınların bertaraf edilmesi’ ifadesine dayanarak patlamadan devleti sorumlu tuttu. Patlamadan sonra sanatçılar gazeteye destek verdi. Fotoğrafta, İstiklal Caddesi’nde Özgür Ülke satma eylemi yapan Murathan Mungan, Latife Tekin, Lale Mansur, Orhan Pamuk ve Orhan Alkaya görülüyor.
08 Ocak 2015 02:43 | kültür sanat
Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden şair A.Adnan Azar, ölümünün birinci yılında anılacak. Anma töreni, 10 Ocak Cumartesi Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.Derneğin Ankara Selanik Caddesi’nde bulunan merkezinde yapılacak törene şairin yakınları, dostları ve sevenleri katılacak. 58 yaşında hayata veda eden Adnan Azar, edebi yönünün yanı sıra yönetmen yardımcısı olarak film setlerinde bulunmuş bir isimdi. Azar, 1995 yapımı Batık Aşklar Müzesi filmiyle Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kurgu ödülü kazanmıştı. 10 Ocak Cumartesi günü saat 14.00’te başlayacak etkinliğe Özcan Karabulut, Eren Aysan, Akif Kurtuluş, Haydar Ergülen, Ahmet Telli, Ercan Kesal, Işık Kansu ve Pelin Batu konuşmacı olarak katılacak. Konuşmaların ardından Mahir Karayazı’nın yönettiği A.Adnan Azar’ın kendini anlattığı belgesel gösterilecek. (0312 419 10 98)
08 Ocak 2015 01:59 | kültür sanat
Güncel sanat merkezlerinden Salt Galata, bu yıl 6 araştırma projesine destek verdi. İki akademisyen tarafından yapılan o araştırmalardan biri, Beyoğlu’nun ünlü sinema ve tiyatro salonlarına dair sosyolojik bir veriyi ortaya çıkardı.Geçtiğimiz yıl ilk kez araştırma fonu veren Salt Galata, bu yıl mimarlık ve tasarım, sosyal ve ekonomik tarih ile güncel sanat alanlarındaki özgün belge edinimi ve incelemesi yapan 6 projeye burs imkânı sağladı. O projelerden biri de, 1945’te yapılmaya başlanan ve ‘İkramiye Evleri’ adı verilen konutların dününü ve bugününü inceleyen araştırmaydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık mezunu Duygu Yarımbaş ve Başkent Üniversitesi ve Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Umut Şumnu’nun yaptığı araştırmaya göre, dönemin bankaları, yastık altı paraları kasalarına çekmek için Atlas ve Beyoğlu Sineması ile Muammer Karaca Tiyatrosu’nun salonlarında çekilişle ev dağıtmış. İlk kez Yapı Kredi Bankası’nın yaptığı çekilişlerle dağıtılan bu evler, dönemin konut ihtiyacını giderirken sosyal yaşamı da etkilemiş.İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke nüfusu giderek artarken ihtiyaç duyulan konutu bir nebze olsun azaltan bu evler, o dönemin mimari oluşumuna katkı sağlamış. Bankaların büyük afişlerle, dergilere ve gazetelere verdiği ilanlarla duyurduğu çekilişlere katılabilmenin tek şartı var; biriktirilen paraların bankaya yatırılması. İstanbul Kadıköy’de çok sevdiği iki evin yıkılmasıyla evlerin bugünkü durumlarını araştırmaya başlayan Duygu Yarımbaş, günümüze ulaşan 35 eve, o yıllarda hazırlanan afişlerde belirtilen adreslerle ulaşabilmiş. Evlerin büyük bir kısmı ise tabii ki kentsel dönüşüme yenik düşmüş.1973’te yasaklanıyorYaklaşık 30 yıl boyunca kaç adet ev dağıtıldığı bilinmiyor. Ünlü mimarların tasarladığı evler, ilk başta kalabalık aileler düşünülerek yapılmış, ama daha sonraları çekirdek aileye hitap eden iki oda + bir salon şekline dönüşmüş. İstanbul’da Suadiye, Levent, Nişantaşı, Bağdat Caddesi, Büyükada, Yeşilköy, Küçükyalı gibi semtlere inşa edilen bu evlerin yanı sıra Ankara, İzmir, Bursalılar da İkramiye Evleri için yarışmış.İlk başlarda insanları tasarrufa teşvik etmek, tasarruf bilinci oluşturmak amacını da taşıyan kampanya daha sonra başka bir yöne evriliyor ve köşk, yazlık, tekne, otomobil, traktör, altın, öğrenim kredisi, öğrenim bursu, seyahat, ev kredisi, yazlık, hayat sigortası, burma bilezik vermeye kadar gidiyor. Yapı Kredi ve İş Bankası gibi kurumların başlattığı bu kampanya, işte bundan sonra eleştiri yağmuruna tutuluyor. Hem insanları piyango gibi kısa yoldan zengin olmaya alıştırdığı hem de bankaların giderlerini azaltmak için 1973’te çıkan bir kanunla bankaların ev vermesi yasaklanıyor. 1975’te ise bütün ikramiyeler tamamen kalkıyor. Yarımbaş ve Şumnu araştırmalarının İstanbul ve Ankara ayağını tamamlamış, şimdi Bursa ve İzmir’deki evlerin peşindeler. Proje, bundan sonraki süreçte kitap ve sergi ile kalıcı hale getirilecek.60’ar bin TL verilen diğer araştırmalarDeniz Yonucu “Bir İdeal Olarak İstanbul: Kentin Alevi Mahalleri ve Marjinden Kente Bakmak”Deniz Arzuk “Parçalanmış Kentlerde Çocukluk: Türkiye’de Çocukluğun 1980 Sonrası Mekânsal ve Söylemsel Dönüşümü”Nermin Saybaşılı “Mıknatıs Sesler, Duyusal Formlar”Banu Karaca “Kayıp Menşeler ve Türkiye’de Sanatın Ekonomi Politiği”Mehmet Kentel “Ölü Bedenler Üzerinde Kozmopolitizm: Geç 19. Yüzyıl İstanbul’unda Çeşitliliği Uysallaştırmak”
03 Ocak 2015 12:45 | kültür sanat
Güncel sanat merkezlerinden Salt Galata, bu yıl 6 araştırma projesine destek verdi. İki akademisyen tarafından yapılan o araştırmalardan biri, Beyoğlu’nun ünlü sinema ve tiyatro salonlarına dair sosyolojik bir veriyi ortaya çıkardı.Geçtiğimiz yıl ilk kez araştırma fonu veren Salt Galata, bu yıl mimarlık ve tasarım, sosyal ve ekonomik tarih ile güncel sanat alanlarındaki özgün belge edinimi ve incelemesi yapan 6 projeye burs imkânı sağladı. O projelerden biri de, 1945’te yapılmaya başlanan ve ‘İkramiye Evleri’ adı verilen konutların dününü ve bugününü inceleyen araştırmaydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık mezunu Duygu Yarımbaş ve Başkent Üniversitesi ve Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Umut Şumnu’nun yaptığı araştırmaya göre, dönemin bankaları, yastık altı paraları kasalarına çekmek için Atlas ve Beyoğlu Sineması ile Muammer Karaca Tiyatrosu’nun salonlarında çekilişle ev dağıtmış. İlk kez Yapı Kredi Bankası’nın yaptığı çekilişlerle dağıtılan bu evler, dönemin konut ihtiyacını giderirken sosyal yaşamı da etkilemiş.İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke nüfusu giderek artarken ihtiyaç duyulan konutu bir nebze olsun azaltan bu evler, o dönemin mimari oluşumuna katkı sağlamış. Bankaların büyük afişlerle, dergilere ve gazetelere verdiği ilanlarla duyurduğu çekilişlere katılabilmenin tek şartı var; biriktirilen paraların bankaya yatırılması. İstanbul Kadıköy’de çok sevdiği iki evin yıkılmasıyla evlerin bugünkü durumlarını araştırmaya başlayan Duygu Yarımbaş, günümüze ulaşan 35 eve, o yıllarda hazırlanan afişlerde belirtilen adreslerle ulaşabilmiş. Evlerin büyük bir kısmı ise tabii ki kentsel dönüşüme yenik düşmüş.1973’te yasaklanıyorYaklaşık 30 yıl boyunca kaç adet ev dağıtıldığı bilinmiyor. Ünlü mimarların tasarladığı evler, ilk başta kalabalık aileler düşünülerek yapılmış, ama daha sonraları çekirdek aileye hitap eden iki oda + bir salon şekline dönüşmüş. İstanbul’da Suadiye, Levent, Nişantaşı, Bağdat Caddesi, Büyükada, Yeşilköy, Küçükyalı gibi semtlere inşa edilen bu evlerin yanı sıra Ankara, İzmir, Bursalılar da İkramiye Evleri için yarışmış.İlk başlarda insanları tasarrufa teşvik etmek, tasarruf bilinci oluşturmak amacını da taşıyan kampanya daha sonra başka bir yöne evriliyor ve köşk, yazlık, tekne, otomobil, traktör, altın, öğrenim kredisi, öğrenim bursu, seyahat, ev kredisi, yazlık, hayat sigortası, burma bilezik vermeye kadar gidiyor. Yapı Kredi ve İş Bankası gibi kurumların başlattığı bu kampanya, işte bundan sonra eleştiri yağmuruna tutuluyor. Hem insanları piyango gibi kısa yoldan zengin olmaya alıştırdığı hem de bankaların giderlerini azaltmak için 1973’te çıkan bir kanunla bankaların ev vermesi yasaklanıyor. 1975’te ise bütün ikramiyeler tamamen kalkıyor. Yarımbaş ve Şumnu araştırmalarının İstanbul ve Ankara ayağını tamamlamış, şimdi Bursa ve İzmir’deki evlerin peşindeler. Proje, bundan sonraki süreçte kitap ve sergi ile kalıcı hale getirilecek.60’ar bin TL verilen diğer araştırmalarRessamlar Örneği Üzerinden Türkiye’de Modernlik ve “Milli Sanat” Tartışmalarına Bir Bakış (Bengü Aydın)Türkiye ve dünya futbol tarihinde adından dolayı kapatılmış; oyuncuları soruşturma, kovuşturma, yargılama ve işkencelere uğramış tek futbol kulübü olan Dinamo Mesken’in hikâyesini anlatan araştırma (Ege Berensel)Türk İslam Eserleri Müzesi, Ankara Ulucanlar Cezaevi Müzesi Diyarbakır İçkale’deki bir grup bina arasında oluşan üç ortak noktadan hareketle yapılan “Şimdiki Geçmiş” ve Kültürel Miras: Mekân, Hafıza, Temsil Projesi (Eray Çaylı)Devlet ve İmgeleri: Türkiye’de Fotoğraflardaki Geçmişi Anımsamak (İdil Çetin)Katılımcı Tasarım Açısından Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve Troya Müzesi (Özge Sade)Sabit Olmayan Zeminlerde Yürümek: İstanbul’daki Gayrimüslim Mezarlıkları (Özge Serin ve Brian Karl)
03 Ocak 2015 04:26 | kültür sanat
2014, sinema sektörü için bereketli bir yıl oldu. Rakamlar, geçen yılın bilet satışlarında ve yerli film üretiminde bir rekor olduğunu gösteriyor.Antrakt sinema dergisinden Deniz Yavuz’un derlediği bilgilere göre, 3 Ocak-30 Aralık 2014 arasında Türkiye’de 357 vizyon filmi gösterime girdi. Bunların 108’i yerli yapım. Dolayısıyla sinemamızın 100. yılında 100 film hedefi aşılmış oldu. Sinema bileti satışlarında da tarihi bir rakama ulaşıldı. Türkiye’deki sinema gişelerinde 362 gün boyunca 60 milyon 952 bin 627 adet bilet satıldı. Yerli ve yabancı 357 vizyon filminin toplam hasılatı ise 648 milyon 993 bin 016 TL. 2013’e göre 2014’te yüzde 21 oranında hasılat artışı sağlandı.Sinema seyircisinin tercihi ise yine yerli filmler oldu. En çok izlenen filmler sıralamasında ilk 10 film yerli yapımlardan oluşurken toplam bilet satışının yüzde 60’ı Türkiye yapımı filmlerden elde edildi. Bu veriler, Türkiye’de 1989 yılından bu yana ulaşılan en yüksek seviyede olduğunu gösteriyor.Gösterime giren Türkiye yapımlarının sayısı 1990 ile 2007 arasında 40’ı aşmazken aynı sayı 2008’den bu yana 50’nin altına düşmüyor. Türkiye’de sinemanın yüzüncü yılı olarak kabul edilen 2014’te vizyona çıkan yerli yapımların sayısı 108. Bu, yirmi beş yıllık sürede ulaşılan en yüksek sayı…İllere göre sinemalara bakıldığında bütün başlıklarda İstanbul’un önde olduğu görülüyor. İstanbul’un Avrupa yakasında Anadolu yakasına göre iki katı işletme bulunurken, İstanbul’u Ankara takip ediyor. Başkent’in ardından İzmir gelirken Bursa ve Antalya sinema adetleri açısından önde gelen iller… Türkiye’de bir yıl boyunca düzenli sinema filmi gösterimi yapılan komplekslerin yer almadığı iller Kars, Şırnak, Bayburt, Iğdır, Ardahan, Hakkâri, Sinop, Bartın, Gümüşhane. 2014’te hiç gösterimin yapılmadığı iller ise Sinop ve Hakkâri. Son yıllarda faaliyetine son veren sinema işletmesi sayısı 150’ye ulaştı. Kapanan sinemalar 2010’dan başlayarak, beş yıla yayıldığında her yıl 30 sinemanın faaliyetini durdurduğunu söyleyebiliriz. 2014’te açılan sinema sayısı ise 47. Yeni açılan komplekslerde 221 adet perde gösterime başlarken, geçen yıl genel toplam koltuk kapasitesine 24.924 adetlik bir ek yapılmış oldu. Yeni sinemalar Marmara’da yoğunluk gösterirken bu bölgeyi İç Anadolu takip etti.
03 Ocak 2015 04:26 | kültür sanat
Güncel sanat merkezlerinden Salt Galata, bu yıl 6 araştırma projesine destek verdi. İki akademisyen tarafından yapılan o araştırmalardan biri, Beyoğlu’nun ünlü sinema ve tiyatro salonlarına dair sosyolojik bir veriyi ortaya çıkardı.Geçtiğimiz yıl ilk kez araştırma fonu veren Salt Galata, bu yıl mimarlık ve tasarım, sosyal ve ekonomik tarih ile güncel sanat alanlarındaki özgün belge edinimi ve incelemesi yapan 6 projeye burs imkânı sağladı. O projelerden biri de, 1945’te yapılmaya başlanan ve ‘İkramiye Evleri’ adı verilen konutların dününü ve bugününü inceleyen araştırmaydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık mezunu Duygu Yarımbaş ve Başkent Üniversitesi ve Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Umut Şumnu’nun yaptığı araştırmaya göre, dönemin bankaları, yastık altı paraları kasalarına çekmek için Atlas ve Beyoğlu Sineması ile Muammer Karaca Tiyatrosu’nun salonlarında çekilişle ev dağıtmış. İlk kez Yapı Kredi Bankası’nın yaptığı çekilişlerle dağıtılan bu evler, dönemin konut ihtiyacını giderirken sosyal yaşamı da etkilemiş.İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke nüfusu giderek artarken ihtiyaç duyulan konutu bir nebze olsun azaltan bu evler, o dönemin mimari oluşumuna katkı sağlamış. Bankaların büyük afişlerle, dergilere ve gazetelere verdiği ilanlarla duyurduğu çekilişlere katılabilmenin tek şartı var; biriktirilen paraların bankaya yatırılması. İstanbul Kadıköy’de çok sevdiği iki evin yıkılmasıyla evlerin bugünkü durumlarını araştırmaya başlayan Duygu Yarımbaş, günümüze ulaşan 35 eve, o yıllarda hazırlanan afişlerde belirtilen adreslerle ulaşabilmiş. Evlerin büyük bir kısmı ise tabii ki kentsel dönüşüme yenik düşmüş.1973’te yasaklanıyorYaklaşık 30 yıl boyunca kaç adet ev dağıtıldığı bilinmiyor. Ünlü mimarların tasarladığı evler, ilk başta kalabalık aileler düşünülerek yapılmış, ama daha sonraları çekirdek aileye hitap eden iki oda + bir salon şekline dönüşmüş. İstanbul’da Suadiye, Levent, Nişantaşı, Bağdat Caddesi, Büyükada, Yeşilköy, Küçükyalı gibi semtlere inşa edilen bu evlerin yanı sıra Ankara, İzmir, Bursalılar da İkramiye Evleri için yarışmış.İlk başlarda insanları tasarrufa teşvik etmek, tasarruf bilinci oluşturmak amacını da taşıyan kampanya daha sonra başka bir yöne evriliyor ve köşk, yazlık, tekne, otomobil, traktör, altın, öğrenim kredisi, öğrenim bursu, seyahat, ev kredisi, yazlık, hayat sigortası, burma bilezik vermeye kadar gidiyor. Yapı Kredi ve İş Bankası gibi kurumların başlattığı bu kampanya, işte bundan sonra eleştiri yağmuruna tutuluyor. Hem insanları piyango gibi kısa yoldan zengin olmaya alıştırdığı hem de bankaların giderlerini azaltmak için 1973’te çıkan bir kanunla bankaların ev vermesi yasaklanıyor. 1975’te ise bütün ikramiyeler tamamen kalkıyor. Yarımbaş ve Şumnu araştırmalarının İstanbul ve Ankara ayağını tamamlamış, şimdi Bursa ve İzmir’deki evlerin peşindeler. Proje, bundan sonraki süreçte kitap ve sergi ile kalıcı hale getirilecek.60’ar bin TL verilen diğer araştırmalarRessamlar Örneği Üzerinden Türkiye’de Modernlik ve “Milli Sanat” Tartışmalarına Bir Bakış (Bengü Aydın)Türkiye ve dünya futbol tarihinde adından dolayı kapatılmış; oyuncuları soruşturma, kovuşturma, yargılama ve işkencelere uğramış tek futbol kulübü olan Dinamo Mesken’in hikâyesini anlatan araştırma (Ege Berensel)Türk İslam Eserleri Müzesi, Ankara Ulucanlar Cezaevi Müzesi Diyarbakır İçkale’deki bir grup bina arasında oluşan üç ortak noktadan hareketle yapılan “Şimdiki Geçmiş” ve Kültürel Miras: Mekân, Hafıza, Temsil Projesi (Eray Çaylı)Devlet ve İmgeleri: Türkiye’de Fotoğraflardaki Geçmişi Anımsamak (İdil Çetin)Katılımcı Tasarım Açısından Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve Troya Müzesi (Özge Sade)Sabit Olmayan Zeminlerde Yürümek: İstanbul’daki Gayrimüslim Mezarlıkları (Özge Serin ve Brian Karl)
03 Ocak 2015 02:33 | kültür sanat
2014, sinema sektörü için bereketli bir yıl oldu. Rakamlar, geçen yılın bilet satışlarında ve yerli film üretiminde bir rekor olduğunu gösteriyor.Antrakt sinema dergisinden Deniz Yavuz’un derlediği bilgilere göre, 3 Ocak-30 Aralık 2014 arasında Türkiye’de 357 vizyon filmi gösterime girdi. Bunların 108’i yerli yapım. Dolayısıyla sinemamızın 100. yılında 100 film hedefi aşılmış oldu. Sinema bileti satışlarında da tarihi bir rakama ulaşıldı. Türkiye’deki sinema gişelerinde 362 gün boyunca 60 milyon 952 bin 627 adet bilet satıldı. Yerli ve yabancı 357 vizyon filminin toplam hasılatı ise 648 milyon 993 bin 016 TL. 2013’e göre 2014’te yüzde 21 oranında hasılat artışı sağlandı.Sinema seyircisinin tercihi ise yine yerli filmler oldu. En çok izlenen filmler sıralamasında ilk 10 film yerli yapımlardan oluşurken toplam bilet satışının yüzde 60’ı Türkiye yapımı filmlerden elde edildi. Bu veriler, Türkiye’de 1989 yılından bu yana ulaşılan en yüksek seviyede olduğunu gösteriyor.Gösterime giren Türkiye yapımlarının sayısı 1990 ile 2007 arasında 40’ı aşmazken aynı sayı 2008’den bu yana 50’nin altına düşmüyor. Türkiye’de sinemanın yüzüncü yılı olarak kabul edilen 2014’te vizyona çıkan yerli yapımların sayısı 108. Bu, yirmi beş yıllık sürede ulaşılan en yüksek sayı…İllere göre sinemalara bakıldığında bütün başlıklarda İstanbul’un önde olduğu görülüyor. İstanbul’un Avrupa yakasında Anadolu yakasına göre iki katı işletme bulunurken, İstanbul’u Ankara takip ediyor. Başkent’in ardından İzmir gelirken Bursa ve Antalya sinema adetleri açısından önde gelen iller… Türkiye’de bir yıl boyunca düzenli sinema filmi gösterimi yapılan komplekslerin yer almadığı iller Kars, Şırnak, Bayburt, Iğdır, Ardahan, Hakkâri, Sinop, Bartın, Gümüşhane. 2014’te hiç gösterimin yapılmadığı iller ise Sinop ve Hakkâri. Son yıllarda faaliyetine son veren sinema işletmesi sayısı 150’ye ulaştı. Kapanan sinemalar 2010’dan başlayarak, beş yıla yayıldığında her yıl 30 sinemanın faaliyetini durdurduğunu söyleyebiliriz. 2014’te açılan sinema sayısı ise 47. Yeni açılan komplekslerde 221 adet perde gösterime başlarken, geçen yıl genel toplam koltuk kapasitesine 24.924 adetlik bir ek yapılmış oldu. Yeni sinemalar Marmara’da yoğunluk gösterirken bu bölgeyi İç Anadolu takip etti.
03 Ocak 2015 02:33 | kültür sanat
Aylık edebiyat dergisi İtibar ve iki ayda bir çıkan Mahalle Mektebi'nin yeni yılın ilk sayısı yayımlandı. Geçtiğimiz ay yeni kitabı Vatan Somuttur'u yayımlayan Hakan Arslanbenzer'le yapılan söyleşi ve Ahmet Murat'ın yeni şiiri “Muhayyer Münacat” öne çıkıyor.İbrahim Tenekeci yönetiminde aylık olarak çıkan İtibar, bu ay da Hasan Aycın'ın bir çizgisiyle açılıyor. Derginin şiir sayfaları Said Yavuz'un “İçine Kapanık Çocuklar”, Ahmet Murat'ın “Muhayyer Münacat” ve İbrahim Tenekeci'nin “Köye Giden Cenaze” isimli şiirleriyle başlıyor. Bu sayının diğer şairleri ise Murat Güzel, Mustafa Akar, Fatih Muhammet Atasever, Murat Koparan, Murat Sözer, Cihan Ülsen, Tuba Kaplan, Orhan Özekinci, Sadık Koç, Nihat Hayri Azamat, Nadir Aşçı, Serdar Arslan, Soner Karakuş, Sadık Altan, Ertuğrul Demir, Ömer Fatih Andı, Yusuf Hami, Kaan Orhan ve Leylâ İpekçi. Bu sayının arka kapak şiiri ise İlker Nuri Öztürk'e ait. Derginin ocak sayısının öykü sayfalarında Sibel Eraslan'ın “Amber Hanımın Çekim Gücü”, Cemal Şakar'ın “Sonsuzluk ve Bir Gün”, İsmail Özen'in “Akşama Doğru”, Aykut Ertuğrul'un “Makul Saatler”, Osman Cihangir'in “Bir Gün Sineği” ve Adem Tekden'in “Mümkün Hayaller” öyküleri yer alıyor. Öykülerin hemen ardından ise Işık Yanar'ın henüz yayınlanmayan yeni romanından bir bölüm olan “Yemek Duası” geliyor. İbrahim Demirci, Ahmet Sarı gibi isimleri kapaklarına taşıyan Mahalle Mektebi'nin ise yeni dosya konusu ise sosyolog Prof. Dr. Köksal Alver. İkisi çeviri olmak üzere toplam 12 şiirin bulunduğu dergide şiir dosyası, Ali Berkay'ın "Révélation Magnétique" şiiriyle açılıyor. Diğer şair ve şiirler ise şöyle: Hakan İsfa Şahin, "Beni Bir Defa Telgraf Çekerken Vurdular", Yağız Yalçınkaya, "Vaat Edilen Kesret", Abdurrahim Hâdi Bıyıklı, "Tüm Kırılmış Deniz Atları", Ahmet Sarı, "Kuş Seslerinden Bir Çadır". Gül Çiğdem, Kateb Yacine'nin "Selam" şiirini, Hasan Bozdaş ise Maung Zarni'nin henüz başlığında okurunu etkileyen çarpıcı bir şiir olan "Mülteciler İçin Yurt Yok" şiirini çevirmiş. Dergide dokuz öykü de bulunuyor. Yunus Develi'nin "Bir Küçük Teftiş" adlı öyküsü insanın şehirle savaşını anlatıyor. Mustafa Çiftci ise "Hişman Pahma" adlı aşk öyküsüyle güzel bir metin hazırlamış. Ali Güney ise Mehmet Gürhan'a ithaf ettiği "Üçüncü Yüz" öyküsünde hüznü konuşturuyor. Senem Gezeroğlu'nun "Her Şey Yersiz Yerinde" başlıklı öyküsü ise sıra dışı biçemiyle dikkat çekiyor. Yine öykü dosyasında Safiye Gölbaşı, "Bi Umut Gökkuşağı İspinozu", Sıddık Yurtsever, "Vebal", Birsen Sulubulut, "Ankara", Recep Ayık, "Tehlikeli Bir Öykü", Meral Afacan Bayrak, "Velev ki Eylül" adlı öyküleriyle yer alıyor. (www.itibardergi.com) (www.mahallemektebi.com)
31 Aralık 2014 16:49 | kültür sanat
UNESCO, 2014 yılını Abdülkadir Merâgî yılı ilan etmişti. Peki bu senenin bitmesine sayılı günler kala, 600 yıl önce, müzikoloji alanında en önemli eserlerden Makâsid’ül Elhân’ı yazan Merâgî ile ilgili ne yapıldı? Cevabı Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Müdürü Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar veriyor: “Sadece bir iki konuşmayla Merâgî yılını maalesef geçirdik.”ÜNAL LİVANELİ ANKARA-Türk müziği bilgini ve bestecisi Abdülkadir Merâgî (1353-1435) UNESCO
27 Aralık 2014 02:00 | kültür sanat
Ankara Samanyolu Eğitim Kurumları, dört yıldır şiir etkinliği düzenleyerek şiire ilgisi olan öğrencilerle Yağmur dergisi şairlerini bir araya getiriyor.Samanyolu-Yağmur Şiir Günleri’nde bu yıl, dokuz şair öğrencilerle buluştu. Ankara Samanyolu Eğitim Kurumları Merkez Kampüsü’nde dün yapılan etkinlikte 18 sınıfta şiirler okundu, söyleşiler gerçekleştirildi. Etkinlik şairlerin Samanyolu Yazarlık Okulu öğrencileri ile yaptığı şiir söyleşisi ile başladı. “Şiir nedir? Şiire ihtiyaç var mı?” gibi soruların cevap arandığı söyleşiye Ahmet Doğru, Bülent Gündoğan, Halil Zenciroğlu, Hasan Çağlayan, Hüseyin Kaya, Kadir Erdal, Mustafa Oğuz, Yaşar Beçene ve Ziya Paşa Akyürek katıldı.Etkinlik kapsamında ayrıca şairler 18 farklı sınıfta şiir üzerine söyleşiler yaptı. Şiirin, insanın değişimine sağladığı katkı, medeniyetlerin inşasında şiirin vazgeçilmezliği konuşuldu. Programda Samanyolu Yazarlık Okulu’nun yaptığı şiir yarışmasında dereceye giren ilk 10 şiirin sahipleri de ödüllendirildi.
27 Aralık 2014 02:00 | kültür sanat
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), yeni yılı Küba ezgileriyle karşılayacak. Rengin Gökmen yönetimindeki orkestra, Küba ezgileri ile tanınan Klazz Brothers ile birlikte 2015’e girecek.Uluslararası alanda birçok ödülün sahibi olan Klazz Brothers’a şarkıcı Maria Markesini de eşlik edecek. Konserde ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu ve Devlet Opera ve Balesi Bale Sanatçıları da gösteriler gerçekleştirecek. Ankara Spor Salonu’nda yapılacak konser yarın akşam saat 20.00’de başlayacak.
25 Aralık 2014 09:56 | kültür sanat

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.624