Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Kültür Sanat Haberleri


Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Akün ve Şinasi sahnelerinin satılması sonucu kapanması sebebiyle dün bir açıklama yayınladı.“Sahnelerin kapanacak olmasından dolayı büyük üzüntü duymaktayız.” denilen açıklamanın devamı şu şekilde: “Bunca sahne eksikliği duyulan ve mevcut sahnelerin seyirci talebini karşılamakta yetersiz kaldığı Ankara’da 2 sahnenin daha eksilmesi sonucunda tiyatro gibi estetik değerinin yanında eğitime çok önemli katkı veren sanatlardan toplum biraz daha mahrum kalacaktır. Daha çok tiyatro salonunun, konser salonunun yapılması yoluyla toplumumuzun daha büyük bir aydınlığa doğru gideceği inancıyla Akün ve Şinasi sahnelerinin devam etmesi arzusundayız. Hangi nedenle olursa olsun, bu yapıların Türk sanatının hizmetinden mahrum bırakılması konusunda kaygı duyduğumuzu ve Devlet Opera ve Balesi olarak, bunu opera ve bale sanatlarının tüm yurtta daha yaygınlaşmasına yönelik verdiğimiz mücadelenin bir parçası olarak gördüğümüzü ve sanatsal anlamda kaybedilecek her sahnenin toplumumuzun gelişim sürecinde bir geri adım olarak gördüğümüzü tüm kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”
23 Temmuz 2014 09:11 | kültür sanat
Tiyatro dünyasında ‘hocaların hocası' olarak anılan tiyatro araştırmacısı ve eleştirmen Prof. Dr. Sevda Şener, dün sabah hayatını kaybetti.83 yaşında aramızdan ayrılan Şener, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF), İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1956’da mezun oldu. İki yıl sonra, aynı okulda açılan Tiyatro Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1962’de doktor, 1967’de doçent, 1972’de de profesör unvanını aldı. Şener 1995’te DTCF Tiyatro Bölüm Başkanlığı görevinden emekli oldu. Birçok ilde, üniversiteler ve çeşitli kültür-sanat kurum ve kuruluşlarının düzenlediği sempozyum, seminer, panel ve açık oturumlara katıldı. Tiyatro kuramları, dramaturji, eleştiri kuramları, estetik, çağdaş sanat, modern ve modern sonrası tiyatro konularında eğitmenlik yaptı. Birçok makale ve eleştiri yazan Şener, tiyatro alanında Oyundan Düşünceye, Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Tiyatrosu ve Oyunlar ve Gerçekler adlı pek çok önemli esere imza attı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi'nde de ders verdi. Yazarın çeşitli dallarda çok sayıda ödülü bulunuyor. Prof. Şener, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin kurucu üyesiydi. Şener'in cenazesi Ankara Kocatepe Camii’nde bugün öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.
23 Temmuz 2014 05:08 | kültür sanat
Tiyatro dünyasında ‘hocaların hocası' olarak anılan tiyatro araştırmacısı ve eleştirmen Prof. Dr. Sevda Şener, dün sabah hayatını kaybetti.83 yaşında aramızdan ayrılan Şener, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF), İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1956’da mezun oldu. İki yıl sonra, aynı okulda açılan Tiyatro Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1962’de doktor, 1967’de doçent, 1972’de de profesör unvanını aldı. Şener 1995’te DTCF Tiyatro Bölüm Başkanlığı görevinden emekli oldu. Birçok ilde, üniversiteler ve çeşitli kültür-sanat kurum ve kuruluşlarının düzenlediği sempozyum, seminer, panel ve açık oturumlara katıldı. Tiyatro kuramları, dramaturji, eleştiri kuramları, estetik, çağdaş sanat, modern ve modern sonrası tiyatro konularında eğitmenlik yaptı. Birçok makale ve eleştiri yazan Şener, tiyatro alanında Oyundan Düşünceye, Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Tiyatrosu ve Oyunlar ve Gerçekler adlı pek çok önemli esere imza attı. Bir dönem Bilkent Üniversitesi'nde de ders verdi. Yazarın çeşitli dallarda çok sayıda ödülü bulunuyor. Prof. Şener, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin kurucu üyesiydi. Şener'in cenazesi Ankara Kocatepe Camii’nde bugün öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.
23 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Ankara’da dün yine protesto vardı. Akün ve Şinasi sahnelerinin yıkılmasını istemeyen Ankaralı sanatçılar, tiyatro kostümlerini giyerek Akün’ün önünde buluştu ve “Kente ihanetin ihalesi olmaz” pankartları açıp bildiri okudu.Ankara'daki Akün ve Şinasi sahnelerinin satışı ile ilgili ihale dün gerçekleştirildi. Atatürk Orman Çiftliği, Türk Hava Yolları, Türk Kızılayı, SGK gibi kurumların iştiraki ile kurulan ve her iki sahnenin de sahibi olan Emek İnşaat tarafından, Akün Sahnesi’nin bitişiğindeki iş merkezinde ihale yapılırken, dışarıda da sahnelerin kapanmasını istemeyen sanatçılar ve sivil toplum örgütü temsilcileri eylem yaptı.Tiyatro kostümleri ile Akün'e gelen sanatçılar, ihalenin iptalini istedi. Aynı şekilde geçtiğimiz yıl da ihale devam ederken dışarıda eylem yapan sanatseverler amaçlarına ulaşmış, ihaleye katılan firmalar geri çekilmişti. Sanatçılar bu yıl da aynı gelişmenin yaşanmasını bekliyor. Bu sebeple ihale sürerken dışarıda şarkı, türkü ve mini oyunlarla protestolarını gerçekleştirdiler.'ANKARA'NIN BELLEĞİ SİLİNECEK'Devlet Tiyatrosu sanatçısı Şahin Ergüney, satışların yapılmaması için düzenlenen gösteride bir basın açıklaması yaptı. “Sanata evet, ihaleye hayır.” diyen Ergüney, Akün ve Şinasi sahnesinin Ankara'nın yaşantısında önemli bir yeri olduğunu söyledi. Bu sahnelerin satılması ile Başkentlilerin anılarının silineceğini belirten Ergüney şunları söyledi: “Kentten bir bellek daha silinmeye çalışılıyor. Şinasi ve Akün sahneleri Ankara'nın ve Ankaralıların belleğinin bir parçasıdır. Bunların yıkılması demek Ankaralıların belleğinin yağmalanması, yok edilmesi şehrin ve şehir kimliğinin kaybedilmesi demektir. Ankara'da birçok büyük prodüksiyon Akün ve Şinasi'de gerçekleştirildi. Dışardan gelen tiyatro toplulukları da bu sahneleri kullandı, festivallere ev sahipliği yaptı. Tüm gelişmiş ülkelerin başkentlerinde kültür merkezleri vardır. Bizim Başkent'imizde yok. Tiyatronun demokrasi kültürüne katkısı tüm dünya tarafından kabul edilmiştir ve bu anlayışın sonunda Paris'te 120 tiyatro her gece perde açar. Berlin'de 60'ı aşkın, Londra'da 200'ü aşkın, Atina'da 110 tiyatro binası vardır. Nüfusu Ankara'ya yakın Viyana'da 55 tiyatro binası vardır. Ancak başkent Ankara'da topu topu 12 tiyatro binası var ve sayıları giderek azaltılmaya çalışılıyor. Anılarımıza ve sahnelerimize sahip çıkmak için tüm Ankaralıları temsilen işte buradayız. Emek İnşaat Atatürk Orman Çiftliği, Türk Hava Yolları, Türk Kızılayı ve SGK gibi kurumların iştiraki ile kurulan bir kamu ortaklığıdır. Bazı kişiler veya şirketler kârlarına kâr katsın diye değil, devlet tarafından halk yararına yatırımlarının artırılması için kurulmuş bir işletmedir. Şimdi halkın vergileri ile kurulmuş bu işletme halkın malını satacağını söylüyor. Akün ve Şinasi'nin satışı ve yıkılmasını durdurmak için kalıcı bir önlem alınmasını, binaların iş merkezi ünitesinden ayrılarak korunmasını talep ediyoruz.” İhale ise şartnameye uygun teklif gelmediği için şimdilik ertelendi.
22 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Türkiye Felsefe Kurumu, kuruluşunun 40. yılı vesilesiyle, genç felsefeciler için “Felsefenin Işığında Sanal Gerçeklik ve Şiddet” konulu uluslararası bir makale yarışması düzenliyor.40 yaşın altında her felsefeci Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca dillerinden birinde kaleme aldığı, yayımlanmamış bir makalesiyle yarışmaya katılabilir. Makalelerin en geç 1 Aralık 2014 tarihine kadar, bilgi@tfk.org.tr adresine e-posta yoluyla, ayrıca basılı metin olarak da "Türkiye Felsefe Kurumu Ahmet Rasim Sokak 8/2, 06550, Çankaya, Ankara" adresine gönderilmesi gerekiyor. (www.tfk.org.tr)
21 Temmuz 2014 10:02 | kültür sanat
Türkiye Felsefe Kurumu, kuruluşunun 40. yılı vesilesiyle, genç felsefeciler için “Felsefenin Işığında Sanal Gerçeklik ve Şiddet” konulu uluslararası bir makale yarışması düzenliyor.40 yaşın altında her felsefeci Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca dillerinden birinde kaleme aldığı, yayımlanmamış bir makalesiyle yarışmaya katılabilir. Makalelerin en geç 1 Aralık 2014 tarihine kadar, bilgi@tfk.org.tr adresine e-posta yoluyla, ayrıca basılı metin olarak da "Türkiye Felsefe Kurumu Ahmet Rasim Sokak 8/2, 06550, Çankaya, Ankara" adresine gönderilmesi gerekiyor. (www.tfk.org.tr)
21 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Türk şiirinin usta şairi Ece Ayhan’ın daha önce bilinmeyen ve hiçbir yerde yayımlanmamış şiirleri kitaplaştırıldı. Araştırmacı ve çevirmen Tunç Tayanç’ın hazırladığı “Adım Ece Ayhan Çağlar”, Ece Ayhan’ın ‘yokum’ dediği bir dönemin verimlerini ortaya seriyor.Ece Ayhan, Dipyazılar’da edebiyat dünyasına adım atışını şu cümlelerle anlatıyor: “… 1931 doğumluyum, ancak 1956’da yayınlayabildim. Ortaokuldan beri yazıyorum ama kuralları bilmiyordum. 1956’ya dek pulu yapıştırıp gönderiyordum.” ve şöyle devam ediyor: “Kısaca 1956 sonlarına kadar ortada yokum, her anlamda yokum.” Ece Ayhan her ne kadar 56 öncesi için “her anlamda yokum” dese de, vefatından 12 yıl sonra araştırmacı, çevirmen Tunç Tayanç tarafından bir kitap hazırlandı. Kitabın içeriğinde ise şairin kendini “yok” hükmünde saydığı yıllara ait, 1949-1958 arasında kaleme aldığı ve neredeyse tamamı hiçbir yerde yayımlanmamış şiirleri, öyküleri ve Kınar Hanımın Denizleri üzerine yazılan birkaç yazı yer alıyor. Usta bir şairin yıllar içindeki gelişimini ortaya seren “Adım Ece Ayhan Çağlar”ın (Yapı Kredi Yayınları) hikâyesi de bir o kadar ilginç. 7 Şubat 2013’te, Prof. Dr. Oğuz Onaran, Tayanç’ın eline “bunlara bir bakıver” diyerek ‘sararmaya yüz tutmuş bir klasörü’ tutuşturur. Klasörde iki tomar kâğıt, biri kitap boyutunda ve klasöre özenle yerleştirilmiş, diğeri ikiye katlanmış halde… Çoğunun altında E. Ayhan Çağlar, birkaçında da A. Ebiri imzası… Kitap boyutundaki 26 şiirden oluşan nüshanın kapağında yazan isim “Çocukların Ölüm Şarkıları”, ikinci tomarda ise 91 sayfa üzerinde yer alan 81 şiir. Tayanç’ın tespit ettiğine göre kitap olarak hazırlanan nüshadaki şiirlerin büyük bölümü Pazar Postası, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Yenilik, Varlık gibi dergilerde ya da kitaplarda yer alıyordu ve 24’ü daha sonra Kınar Hanımın Denizleri’nde yayımlandı. Fakat diğer tomardaki şiirlerin birkaçı dışında hiçbiri yayımlanmamıştı. Böylece bugüne dek hiçbir yerde yayımlanmamış 74 Ece Ayhan şiiri ortaya çıkmış oldu.Dosyanın Onaran’ın eline nasıl geçtiği ise bilinmiyor. Oğuz Onaran, Çetin Ziylan, -Ece Ayhan ve Üner Birkan (o dönem iki nüsha olarak hazırlanan Çocukların Ölüm Şarkıları’nın bir nüshası da Birkan’dadır) Ankara Üniversitesi’nde arkadaş olurlar, hatta bir dönem Onaran, Ziylan ve Ayhan aynı evi paylaşır. Ancak şiirlerin nasıl Onaran’da kaldığı konusu bir şekilde açıklık kazanmıyor. Tayanç’ın anlatımıyla aktaracak olursak: “Oğuz da Ece Ayhan’ın mı daktiloya çektiğini, Üner Birkan’dan kendisine mi geldiğini yoksa kendisinin mi yazdığını hiç mi hiç hatırlamıyordu…”ŞAİRİN ELYAZMALARI DA KİTAPTA Kitap yıllarca hiçbir yayında kendine yer bulamayan Ece Ayhan şiirleri hakkında geniş çerçevede bir inceleme imkânı sunuyor. Çıkarılan ve değiştirilen dizelerle birlikte “Üç Gencin Kalbi” isimli şiir taslak ve yayımlanmış hali olarak kitapta yer bulmuş kendine. Bunun yanında ulaşılan 4 taslakla “Veda’lardan Birinde”nin nasıl şekillendiği de satır satır açıklanıyor.Tayanç her ne kadar elindeki dosya üzerinde çalışırken büyük bir titizlik göstermiş olsa da, herhangi bir hata ihtimaline karşı şiirlerin Ece Ayhan’ın el yazısıyla yazılmış ve daktilo edilmiş orijinal nüshalarını da kitaba eklemiş. Okunamayan bir sözcüğü okuyabilecek ya da eksik bir dizeyi tamamlayabilecek ve şiirlerin son biçimini almasına katkıda bulunabilecek Ece Ayhan dostları için bu kapı açık bırakılmış. “Aynı şiirin birkaç değişik biçimde yazılmışı da var, eksik olanlar, başlanıp bırakılmış olanlar da… Okunamayan sözcükler, dizeler de bir başka sorun… Aklımın erdiği, elimin değdiği kadarını belirtmeye, açıklamaya çalıştım ancak ne şairim ne de eleştirmen ya da edebiyatçı; ‘araştırmacı’yım ve hata yapma olasılığımı azaltmak için de, şiirlerin el yazısı ile yazılmış nüshalarını da vermenin yerinde olacağını düşündüm.”BENİHatırlamalısınız beniBirlikte düşlerimiz vardırGeceleri düşünüşümüzGaripliğe karşı kişilerGülmemi bilirsinizGeç vakit anlattıklarımıUnutmamalısınızGünün birinde sizlere rastlayabilirimTanır mıydınız?Hatırlarsınız belkiBir zamanlar yaşamış olduğumu
20 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Başkent’in sanat çevreleri, Devlet Tiyatro-ları’nın kullandığı Akün ve Şinasi sahnelerinin satılacak olmasının sıkıntısını yaşıyor.Üst katları iş merkezi olan sahnelerle birlikte binanın sahibi olan Emek İnşaat’ın binaları satışa çıkarması ile Akün ve Şinasi’nin tiyatro sahnesi hükmünü yitireceğini belirten sanatseverler dün yine eylem düzenledi. 21 Temmuz 2014 tarihinde binalar için düzenlenecek ihale sonucunda, sahnelerin yerlerine alışveriş merkezi inşa edileceğini iddia eden eylemciler, “Sanata evet, ihaleye hayır” sloganları ile ilgili birimlerin dikkatini çekmeye çalıştı.Ankara’nın en önemli ve en merkezi sahneleri arasında yer alıyor Akün ve Şinasi. Emek İnşaat’ın sahibi olduğu her iki sahne de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kiralanıp, Devlet Tiyatroları’na tahsis edilmişti. Uzun yıllar boyunca tiyatro için kullanılan sahnelerin şimdi ise kapatılması söz konusu çünkü binaların sahibi olan Emek İnşaat, yaklaşık bir yıldan beri binaları satmak istiyor. Bu süre içinde birkaç kez ihaleye çıkıldı ancak mahkemeye giden sanatçılar, yürütmeyi durdurma kararı çıkardı. 21 Temmuz 2014 tarihinde ise binaların satışı için yeni bir ihale düzenlenecek. 26 sivil toplum örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Başkent Dayanışması üyeleri de ihalenin engellenmesi için dün Akün Sahnesi’ne davulla yürüdü. Kızılay’dan başlayıp Akün Sahnesi’ne yürüyen Başkent Dayanışması üyeleri, Akün Sahnesi’nin önünde bildiri okudu. Dayanışma adına bildiriyi okuyan Kültür-Sanat Sen Temsilcisi ve Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Alper Tazebaş, Akün ve Şinasi’nin yıllardan bu yana Başkent’in kültür-sanat hayatına hizmet verdiğini söyledi. Her iki sahnenin de Devlet Tiyatroları’nın en başarılı, en büyük prodüksiyonlarına ev sahipliği yaptığına dikkat çeken Tazebaş, Ankaralıların kültür-sanat konusundaki açıklarının bu iki mekân tarafından kapatıldığını belirtti. Hükümete sanatın önemini anlatmaya çalıştıklarını, dünyadan örnekler verdiklerini aktaran Tazebaş şunları söyledi: “Bu sahnelerin önemini anlamadılar. Akün ve Şinasi Emek İnşaat bünyesinden ayrılsın ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınsın önerisini getirdik. Bu sahneler Ankara’nın ve Ankaralıların belleğinin bir parçasıdır. Akün ve Şinasi’yi satışa çıkartmak ihanettir. Kente karşı ihanetin ihalesi olmaz. 21 Temmuz’da saat 11.00’de tüm Ankaralıları ‘İhaleye hayır, sanata evet’ demeye davet ediyoruz.”
16 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Şırnak Uludere’ye insanlık suçlarını unutulmaz kılacak bir müze açılıyor. ‘Roboski Müzesi Girişimi’nin çabalarıyla hayata geçen müzenin projesi önceki gün açıklandı.28 Aralık 2011'de Şırnak'ın Uludere (Roboski) ilçesi yakınlarında, sınır ticareti yaparken askeri uçakların bombardımanı sonucu hayatını kaybeden 34 Kürt vatandaşının anısını yaşatmak için kurulacak ‘Roboski Müzesi'nin projesi belli oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Ozan Öztepe'nin başkanlığında hazırlanan proje birinci seçildi. Seçilen müze projesi, Uludere'de inşa edilerek, hayatını kaybedenlerin anısının yaşatılması sağlanacak.‘Roboski Müzesi Girişimi' adı altında bir araya gelen ve mimarlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile Uludere'de katledilen vatandaşların aileleri, Uludere'de bir müze kurulmasını kararlaştırmıştı. Müze için proje çağrısına 56 ekip, 25 ayrı proje ile katıldı. Seçici kurul, 25 proje içinden 5 projeyi değerlendirmeye aldı. Geçtiğimiz cumartesi ve pazar günü Ankara Faruk Eren Avukat Evi'nde gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında, bütün ekipler konuyu ele alış biçimlerini ve proje önerilerini paylaştı. Her proje uzun uzun tartışıldı. Diğer tüm katılımcılar gibi yarışmacılar da birbirlerinin projeleri ile ilgili eleştiri ve görüşlerini dile getirdi. Değerlendirmelerin sonunda bütün tasarım ekipleri, hangi proje seçilirse seçilsin ellerinden gelen her türlü desteği vermeye devam edeceklerini belirtti.İki gün süren hararetli tartışmaların ardından finale kalan beş proje içinden Roboski Müzesi ve Anma Yeri olarak inşa edilmek üzere Ozan Öztepe'ye ait proje birinci seçildi. Bunun yanında 25 proje arasından öne çıkan bazı projeler de anma kültürüne ve mimarlık ortamına katkılarından dolayı özel ödüle layık görüldü.Bu aşamadan sonra Uludere'de kurulması planlanan müze için çalışmalara başlanacak. Müze, katledilen vatandaşların mezarlarının bulunduğu ve ailelerin müze için kullanıma sunduğu arazi üzerinde yapılacak. Müze inşası için gerekli paranın bağışlardan elde edilmesi planlanıyor. Bağışların yanı sıra konser, sergi gibi faaliyetlerden gelecek gelirler de müzenin yapımına harcanacak.Roboski Müzesi ve Anma Yeri kaynak bulunursa bu yıl açılacakRoboski Müzesi Girişimi, Uludere'de hayatını kaybedenlerin yakınlarının yanı sıra sanatçı, hukukçu, sivil toplum örgütü temsilcileri gibi farklı kimliklerin bir araya gelmesi ile 2013 yılında kuruldu. Girişim, ‘Uludere olayının şahsında bölgede yaşanan tüm insanlık suçlarını görünür ve unutulmaz kılmak için kalıcı bir yapı olmalı' düşüncesinden hareketle, müze fikrini geliştirdi. Müze için proje yarışması düzenlenmesine karar verildi. Yarışmaya başvurular 16 Nisan ile 1 Temmuz tarihleri arasında alındı. Kaynak bulunursa, müzenin 2014 sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. Müzede sanatçıların Uludere için yaptığı resimler, heykeller, fotoğraflar sergilenecek. Hayatını kaybedenlerin ailelerinin bağışlayacağı çeşitli hatıra eşyaları da müzede yerini alacak. Müzede dinleti ve anma programlarının yapılacağı mekânlar ile kütüphane de olacak.
15 Temmuz 2014 12:59 | kültür sanat
Şırnak Uludere’ye insanlık suçlarını unutulmaz kılacak bir müze açılıyor. ‘Roboski Müzesi Girişimi’nin çabalarıyla hayata geçen müzenin projesi önceki gün açıklandı.28 Aralık 2011'de Şırnak'ın Uludere (Roboski) ilçesi yakınlarında, sınır ticareti yaparken askeri uçakların bombardımanı sonucu hayatını kaybeden 34 Kürt vatandaşının anısını yaşatmak için kurulacak ‘Roboski Müzesi'nin projesi belli oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Ozan Öztepe'nin başkanlığında hazırlanan proje birinci seçildi. Seçilen müze projesi, Uludere'de inşa edilerek, hayatını kaybedenlerin anısının yaşatılması sağlanacak.‘Roboski Müzesi Girişimi' adı altında bir araya gelen ve mimarlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile Uludere'de katledilen vatandaşların aileleri, Uludere'de bir müze kurulmasını kararlaştırmıştı. Müze için proje çağrısına 56 ekip, 25 ayrı proje ile katıldı. Seçici kurul, 25 proje içinden 5 projeyi değerlendirmeye aldı. Geçtiğimiz cumartesi ve pazar günü Ankara Faruk Eren Avukat Evi'nde gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında, bütün ekipler konuyu ele alış biçimlerini ve proje önerilerini paylaştı. Her proje uzun uzun tartışıldı. Diğer tüm katılımcılar gibi yarışmacılar da birbirlerinin projeleri ile ilgili eleştiri ve görüşlerini dile getirdi. Değerlendirmelerin sonunda bütün tasarım ekipleri, hangi proje seçilirse seçilsin ellerinden gelen her türlü desteği vermeye devam edeceklerini belirtti.İki gün süren hararetli tartışmaların ardından finale kalan beş proje içinden Roboski Müzesi ve Anma Yeri olarak inşa edilmek üzere Ozan Öztepe'ye ait proje birinci seçildi. Bunun yanında 25 proje arasından öne çıkan bazı projeler de anma kültürüne ve mimarlık ortamına katkılarından dolayı özel ödüle layık görüldü.Bu aşamadan sonra Uludere'de kurulması planlanan müze için çalışmalara başlanacak. Müze, katledilen vatandaşların mezarlarının bulunduğu ve ailelerin müze için kullanıma sunduğu arazi üzerinde yapılacak. Müze inşası için gerekli paranın bağışlardan elde edilmesi planlanıyor. Bağışların yanı sıra konser, sergi gibi faaliyetlerden gelecek gelirler de müzenin yapımına harcanacak.Roboski Müzesi ve Anma Yeri kaynak bulunursa bu yıl açılacakRoboski Müzesi Girişimi, Uludere'de hayatını kaybedenlerin yakınlarının yanı sıra sanatçı, hukukçu, sivil toplum örgütü temsilcileri gibi farklı kimliklerin bir araya gelmesi ile 2013 yılında kuruldu. Girişim, ‘Uludere olayının şahsında bölgede yaşanan tüm insanlık suçlarını görünür ve unutulmaz kılmak için kalıcı bir yapı olmalı' düşüncesinden hareketle, müze fikrini geliştirdi. Müze için proje yarışması düzenlenmesine karar verildi. Yarışmaya başvurular 16 Nisan ile 1 Temmuz tarihleri arasında alındı. Kaynak bulunursa, müzenin 2014 sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. Müzede sanatçıların Uludere için yaptığı resimler, heykeller, fotoğraflar sergilenecek. Hayatını kaybedenlerin ailelerinin bağışlayacağı çeşitli hatıra eşyaları da müzede yerini alacak. Müzede dinleti ve anma programlarının yapılacağı mekânlar ile kütüphane de olacak.
15 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Antakya tarihine ışık tutan ilk arkeolojik kazı çalışmalarına ait fotoğrafların yer aldığı “Asi'deki Antakya: Mozaikler Şehri'nde İlk Araştırmalar” sergisi, İstanbul'dan sonra Ankaralı tarih ve sanat meraklılarıyla buluşuyor.Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (VEKAM), Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AnaMed) ve Türk-Amerikan Derneği işbirliğiyle Cinnah Caddesi'ndeki Türk-Amerikan Derneği Emin Hekimgil Sanat Galerisi'nde açılan sergi, 21 Eylül'e tarihine kadar görülebilir.
10 Temmuz 2014 09:28 | kültür sanat
Karikatür sanatçısı Selçuk Demirel'in 2 Nisan'da İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde açılan "İnsanoğlu Kuş Misali" sergisi 31 Ağustos'a kadar devam ediyor.Demirel'in 1974-2014 yılları arasında basında yer alan çizimlerinden oluşan retrospektif sergisi, izleyicileri sanatçının son kırk yılda dünya gündemine ilişkin özgün bakışını keşfetmeye davet ediyor. Dünyanın 1974 ile 2014 yılları arasındaki yaşadığı önemli olayları, siyasal ve sosyal dönüşümleri çizgilere taşıyan sergi, Demirel'in Türkiye'de yaşarken hazırladığı bir dizi afiş ile açılıyor. Sanatçının Le Monde, Le Monde Diplomatique, Le Nouvel Observateur, The Washington Post, The New York Times ya da The Wall Street Journal gibi gazete ve dergilerde yayınlanmış desenlerinden yapılan seçki, sergide üç tema etrafında sunuluyor: Jeopolitik: Parayı egemen kılan çatışmalar, savaşlar, dünyada yaşanan çalkantılı olaylar ve ekonomik ve mali krizler ile boğuşan insanoğlu. İnsan hakları: Toplumda yaşanan felaketlere insanoğlunun direnişi, özverisi, kadınların köktendincilik ve tüm kötü muamelelere karşı verdikleri mücadele. Düşünmek: Gözetlenen düşünce, insan aklı kaç kere belirsizliklerle karşı karşıya kalmıştır? Kültürel kriz ve iletişim krizlerini eleştiren çizimler.Selçuk Demirel'in çizimleri, kalemin hoşgörüsüzlüğe karşı durmak ve ifade özgürlüğünü savunmak için en iyi silah olduğunun kanıtı. Sanatçının çizimleri, dünyamızda yaşanan akıl dışılıkları ince bir üslupla açığa çıkaran şiirsel olduğu kadar siyasi birer eylem aynı zamanda.1954 yılında Artvin'de dünyaya gelen Demirel, çalışmalarını Fransa'da sürdürüyor. İlk resimleri 1973 yılında Ankara'da henüz lise öğrencisi iken yayınlandı. Sonrasında sanatçının mimarlık eğitimi alırken gerçekleştirdiği çizimleri gazete ve dergilerde basıldı. 1978 yılında Paris'e yerleşen Demirel, çalışmalarını burada sürdürdü.(www.ifturquie.org)
10 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Antakya tarihine ışık tutan ilk arkeolojik kazı çalışmalarına ait fotoğrafların yer aldığı “Asi'deki Antakya: Mozaikler Şehri'nde İlk Araştırmalar” sergisi, İstanbul'dan sonra Ankaralı tarih ve sanat meraklılarıyla buluşuyor.Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (VEKAM), Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AnaMed) ve Türk-Amerikan Derneği işbirliğiyle Cinnah Caddesi'ndeki Türk-Amerikan Derneği Emin Hekimgil Sanat Galerisi'nde açılan sergi, 21 Eylül'e tarihine kadar görülebilir.
10 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Rey'in Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozlu raflarda bulup ortaya çıkaran Karlıbel, o günden beri eserin notalarının bilgisayara aktarımı için uğraşıyordu. Devamını kendisinden dinleyelim: “Sekiz yıl boyunca notalarını temize çektim. 430 sayfalık eser oldu. Ayrıca hocamın Fatih Senfonisi ve diğer piyano bestelerini bilgisayara aktardım. En büyük arzum bunların yayınlanması. Yayımlanırsa öncelikle hocamın eseri basılmış olacak. Bugüne kadar hiç yapılmadı bu. Ayrıca Türkiye’deki müziği merak edenlerin işine yarayabilir bu eser. Müzik ansiklopedisi niteliğindedir. Lale Devri’nde yaşayan Çelebi Mehmet Efendi ve Fatma’nın aşkını anlatan opera dört perdelik bir abide. Cemal Reşit Rey burada bütün hünerlerini gösteriyor. Sanatını en mükemmel haliyle temsil eden, bize öğreten, ondan kalan en büyük yadigarlardan. 40 yıldan fazla üzerinde uğraştığı bir eser. Kuyumcu titizliği ile işlemiş.” Aydın Karlıbel’in Yahya Kemal Oratoryosu dışında Eyyubiler ve Piri Reis operaları, Atatürk Senfonisi ve marşları bulunuyor. Karlıbel’e bunlar ne zaman seslendirilecek diye soruyoruz: “Daha büyüklere yer veriliyor; Verdi, Puccini, Rossini gibi. Aslında aziz hocamın Çelebi Operası’nın sahnelenmesi en büyük arzumdur.” diyor.
07 Temmuz 2014 18:01 | kültür sanat
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 33 yıldır düzenlediği Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, bu yıl bazı yayınevlerine uygulanan ayrımcılıkla gündeme geldi.İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda açılan fuara Zaman Kitap ve başka 20’ye yakın yayınevi ‘yer darlığı’ gerekçe gösterilerek alınmazken, benzer bir uygulama da Ankara’da yapıldı. Kocatepe Camii’nin avlusunda düzenlenen ve açılışı önceki gün Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler ile Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hasan Kamil Yılmaz’ın katılımıyla yapılan fuara 50’den fazla stantta 80 yayınevi katıldı. Fuara her yıl katılan Zaman Kitap, Ufuk ve Muştu Yayınları’na yer verilmedi. Kaynak Yayın Grubu’nun standı ise her yıl olduğundan daha da küçültüldü. Ancak bazı yayınevlerinin büyük stant kullanmaya devam etmeleri akıllara ‘çifte standart mı yapılıyor?’ sorusunu getirdi.‘YASAL YOLLARA BAŞVURACAĞIZ’ Zaman Kitap Editörü Yusuf Çağlar, yaşananlar karşısında hukuki yollara başvuracaklarını açıkladı. Çağlar, Ankara’daki fuara her yıl katıldıklarını, ‘yer darlığının’ bu fuar için söz konusu olamayacağını söyledi. “Zaten sınırlı sayıda yayınevi katılıyor, yer darlığı söz konusu olamaz.” diyen Çağlar, tersine her yıl stantlarının büyütüldüğünü, çünkü Ankara’daki fuara İstanbul’daki gibi yayınevlerinin fazla ilgi göstermediğini söyledi. Çağlar, “Bu yıl nasıl oldu da birdenbire yer yetmedi anlamış değiliz.” dedi. Yapılan uygulamanın kitaba yönelik ‘kötü bir muamele’ olduğunu vurgulayan Çağlar, bu ayrımcılığın ‘siyasi’ olabileceğini belirtti. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar’ın “İşin teknik boyutunu bilmiyorum ama herhalde yaşanan süreçle alakalıdır.” şeklindeki sözlerini hatırlatan Çağlar, ayrımcılık hakkında yasal haklarını kullanacaklarını da söyledi. Çağlar, “Bu ve benzeri uygulamalara karşılık hangi hukuki mücadele yapılacaksa bunun için adım atacağız.” dedi.Kaynak Yayın Grubu Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Ragıp Coşkun ise yıllardır kullandıkları alanların kendilerinden alınmasına bir anlam veremediklerini belirtti. ‘Yer darlığı’ gerekçe gösterilerek stantlarının küçültülüp çocuk yayınlarına ise yer verilmediğini ifade eden Coşkun, “Fuar yöneticilerine sorduk, ‘çok talep var, yerimiz dar’ denildi. Ancak görüyoruz ki, geçmiş yıllarda büyük stant kullanan yayınevlerine dokunulmamış, bir tek bizim standımız küçültülmüş. Yer darsa onlara niye değil?” şeklinde konuştu.
07 Temmuz 2014 14:00 | kültür sanat
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Rey'in Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozlu raflarda bulup ortaya çıkaran Karlıbel, o günden beri eserin notalarının bilgisayara aktarımı için uğraşıyordu. Devamını kendisinden dinleyelim: “Sekiz yıl boyunca notalarını temize çektim. 430 sayfalık eser oldu. Ayrıca hocamın Fatih Senfonisi ve diğer piyano bestelerini bilgisayara aktardım. En büyük arzum bunların yayınlanması. Yayımlanırsa öncelikle hocamın eseri basılmış olacak. Bugüne kadar hiç yapılmadı bu. Ayrıca Türkiye’deki müziği merak edenlerin işine yarayabilir bu eser. Müzik ansiklopedisi niteliğindedir. Lale Devri’nde yaşayan Çelebi Mehmet Efendi ve Fatma’nın aşkını anlatan opera dört perdelik bir abide. Cemal Reşit Rey burada bütün hünerlerini gösteriyor. Sanatını en mükemmel haliyle temsil eden, bize öğreten, ondan kalan en büyük yadigarlardan. 40 yıldan fazla üzerinde uğraştığı bir eser. Kuyumcu titizliği ile işlemiş.” Aydın Karlıbel’in Yahya Kemal Oratoryosu dışında Eyyubiler ve Piri Reis operaları, Atatürk Senfonisi ve marşları bulunuyor. Karlıbel’e bunlar ne zaman seslendirilecek diye soruyoruz: “Daha büyüklere yer veriliyor; Verdi, Puccini, Rossini gibi. Aslında aziz hocamın Çelebi Operası’nın sahnelenmesi en büyük arzumdur.” diyor.
07 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 33 yıldır düzenlediği Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, bu yıl bazı yayınevlerine uygulanan ayrımcılıkla gündeme geldi.İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda açılan fuara Zaman Kitap ve başka 20’ye yakın yayınevi ‘yer darlığı’ gerekçe gösterilerek alınmazken, benzer bir uygulama da Ankara’da yapıldı. Kocatepe Camii’nin avlusunda düzenlenen ve açılışı önceki gün Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler ile Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hasan Kamil Yılmaz’ın katılımıyla yapılan fuara 50’den fazla stantta 80 yayınevi katıldı. Fuara her yıl katılan Zaman Kitap, Ufuk ve Muştu Yayınları’na yer verilmedi. Kaynak Yayın Grubu’nun standı ise her yıl olduğundan daha da küçültüldü. Ancak bazı yayınevlerinin büyük stant kullanmaya devam etmeleri akıllara ‘çifte standart mı yapılıyor?’ sorusunu getirdi.‘YASAL YOLLARA BAŞVURACAĞIZ’ Zaman Kitap Editörü Yusuf Çağlar, yaşananlar karşısında hukuki yollara başvuracaklarını açıkladı. Çağlar, Ankara’daki fuara her yıl katıldıklarını, ‘yer darlığının’ bu fuar için söz konusu olamayacağını söyledi. “Zaten sınırlı sayıda yayınevi katılıyor, yer darlığı söz konusu olamaz.” diyen Çağlar, tersine her yıl stantlarının büyütüldüğünü, çünkü Ankara’daki fuara İstanbul’daki gibi yayınevlerinin fazla ilgi göstermediğini söyledi. Çağlar, “Bu yıl nasıl oldu da birdenbire yer yetmedi anlamış değiliz.” dedi. Yapılan uygulamanın kitaba yönelik ‘kötü bir muamele’ olduğunu vurgulayan Çağlar, bu ayrımcılığın ‘siyasi’ olabileceğini belirtti. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar’ın “İşin teknik boyutunu bilmiyorum ama herhalde yaşanan süreçle alakalıdır.” şeklindeki sözlerini hatırlatan Çağlar, ayrımcılık hakkında yasal haklarını kullanacaklarını da söyledi. Çağlar, “Bu ve benzeri uygulamalara karşılık hangi hukuki mücadele yapılacaksa bunun için adım atacağız.” dedi.Kaynak Yayın Grubu Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Ragıp Coşkun ise yıllardır kullandıkları alanların kendilerinden alınmasına bir anlam veremediklerini belirtti. ‘Yer darlığı’ gerekçe gösterilerek stantlarının küçültülüp çocuk yayınlarına ise yer verilmediğini ifade eden Coşkun, “Fuar yöneticilerine sorduk, ‘çok talep var, yerimiz dar’ denildi. Ancak görüyoruz ki, geçmiş yıllarda büyük stant kullanan yayınevlerine dokunulmamış, bir tek bizim standımız küçültülmüş. Yer darsa onlara niye değil?” şeklinde konuştu.
07 Temmuz 2014 02:00 | kültür sanat
İstanbullu sinemaseverler için ekim ayında bahar havası estiren Filmekimi, her yıl olduğu gibi yine merakla beklenen filmleri programına aldı.İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 13. kez düzenlenecek Filmekimi bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek. İstanbul ayağı 11-17 Ekim tarihlerinde yapılacak 13. Filmekimi, Türkiye’nin farklı şehirlerini dolaşmaya devam edecek.İlk kez Sundance, Cannes, Venedik ve Toronto gibi film festivallerinde görücüye çıkmış 40’a yakın film, bir hafta boyunca gösterilecek. Filmekimi programından açıklanan ilk beş film, David Conenberg, Andrey Zvyagintsev, Mike Leigh, Damien Chazelle ve Abdurrahman Sissako gibi ustalara ait. Kış Uykusu’nun Altın Palmiye aldığı 67. Cannes Film Festivali’nde İngiliz oyuncu Timothy Spall’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandıran ‘Bay Turner’; Rus sinemasının yeni Tarkovski’si Andrey Zyagintsev’in günümüz Rusya’sının toplumsal sorunlarını ele alan filmi ‘Leviathan’; Julianne Moore, Mia Wasikowska, John Cusack, Robert Pattinson’un oynadığı, David Cronenberg’in Hollywood rüyasının yaldızlarını kazıdığı filmi ‘Yıldızlar için Haritalar’, Damien Chazelle’in acımasız bir caz ustasıyla genç öğrencisi arasındaki usta-çırak ilişkisini anlattığı ‘Whiplash’ ve Afrika sinemasının usta ismi Abdurrahman Sissako’nun dünyanın gözü önünde bir kültür katliamına sahne olan Timbuktu’da yaşananları konu alan son filmi ‘Timbuktu’ filmleri, Filmekimi kapsamında sinemaseverlerle buluşacak.2011 yılından bu yana gittiği her şehirde sinemaseverlerin ilgisiyle karşılaşan Filmekimi bu yıl da Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa, Trabzon ve Konya’ya uğrayacak. Ayrıca, Gaziantep’te 2-9 Kasım arasında gerçekleşecek Zeugma Film Festivali’nin yabancı film programını üstlenecek. Filmekimi, Zeugma Film Festivali ve Kırkayak Kültür Merkezi işbirliğinde gerçekleşecek gösterimler, 13. Filmekimi paralelinde düzenlenecek. Filmekimi, geçen yıl 48 bin izleyiciyle buluşmuş, salonlardaki doluluk oranı % 99’a ulaşmıştı.
04 Temmuz 2014 01:59 | kültür sanat
Ankara CerModern’de 6 Mayıs’ta açılan “Picasso Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler” sergisi 20 Temmuz’da sona eriyor.Picasso’nun doğduğu evden ve Málaga’daki Museo Casa Natal Koleksiyonu’ndan seçilen 56 gravür, 8 seramik ve sanatçının çocukluk dönemine ait özel eşyaları bulunan, bugüne dek binlerce kişinin gezdiği sergiyi görmek için son birkaç hafta kaldı. Küratörlüğünü Mario Virgilio M. Arroyo’nun yaptığı sergi, Picasso Vakfı ve Picasso Evi Müzesi işbirliğinde gerçekleştirildi. Sanatçının çocukluk döneminden patik, gömlek gibi kişisel eşyalarının da yer aldığı sergi, Picasso’nun sanatçı kimliğinden önce Malagalı sıradan bir çocuk olduğunun vurgusunu öne çıkarıyor. Sergi farklı tema ve teknikler göz önünde bulundurularak 4 ana bölümden oluşuyor: İki yeni bakış, aile meseleleri, sarsıcı güzellik, şövalyenin yola çıkışı. Son haftalara özel olarak sergi, hafta içi her gün saat 15.00’te, hafta sonu 13.00-15.00 ve 17.00 saatlerinde rehber eşliğinde gezilebilir. (www.cermodern.org)
02 Temmuz 2014 01:59 | kültür sanat
Kültür, manzara ve doğa turizmi için dünyada tercih edilen önemli turizm bölgelerden biri olan Kapadokya, film, dergi ve televizyon kanalları yapımcılarının da gözde çekim merkezi durumunda bulunuyor. Mayıs ayı içerisinde çok sayıda Rus, Japon, Alman, Fransız, İtalyan ve Türk yapımcı Kapadokya'da program çekimi gerçekleştirdi.Kapadokya, 400'ü aşkın tüf kayalara oyulu kilise, 200'ü aşkın yeraltı şehri, eşsiz peribacaları ve vadilerini bünyesinde barındırması sonucunda yerli ve yabancı film şirketi, dergi ve televizyon kanallarının da çekim merkezi oldu. Nevşehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, Mayıs ayı içerisinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü'nden aldıkları izin sonucunda, Rusya, Japonya, Almanya, Fransa, İtalya'dan televizyon kanalları, dergi ve fotoğrafçılar Kapadokya'da çekim yaptı.Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü'nün izinleri sonucunda, Japonya yapım firması CLEAS tarafından 'Travel Salad' isimli program, Alman-Fransız Kültür Kanalı olan Arte TV adına Vincet TV tarafından yürütülen 'Türkiye Macerası' isimli belgesel, Gazeteci Kari Graham Cushing tarafından müze ve örenyeri gibi tarihi ve turistik yerlerde tanıtım amaçlı çekim, Alman Ursula ve Hajo Pfaffendorf tarafından tanıtım amaçlı çekim, İtalya'nın haftalık moda dergilerinden olan DİVA e DONNA'nın fotoğraf çekimi yapıldı.Ayrıca bölgede, TRT Turizm ve Belgesel kanalında yayınlanacak Nevşehir'in tanıtımıyla ilgili program, TRT Okul kanalında yayınlanacak Otobüs Durağı isimli yarışma programı, Ankara Cumhuriyet Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinin bölgeyi tanıtıcı çekimleri, Show TV'de yayınlanan Ezgi Sertel'in sunduğu Lezzet Haritası program çekimleri, ARZ Celtıc Films' in 'Dreamboat-Mutluluğa Yolculuk' isimli filmin çekimleri de gerçekleştirildi.(CİHAN)
30 Haziran 2014 14:32 | kültür sanat

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  10.0.915