Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Kültür Sanat Haberleri


20. Gezici Festivali yarın Ankara’da başlıyor. Eskişehir ve Sinop’a da uğrayacak festivalin ‘Dünya Sineması’ bölümünde dikkat çekici bir film gösterilecek. Altı ünlü yönetmen, ‘Eğer binalar konuşabilseydi, kendileriyle ve bizimle ilgili ne söylerlerdi?’ sorusuna Kültür Katedralleri adlı film ile cevap veriyor. Berlin Filarmoni, Rusya Ulusal Kütüphanesi, Oslo Opera Binası konuşturulan kültür merkezleri arasında.-Bu yıl, 20. yılını kutlayan Gezici Festival, yarın Ankara’da başlıyor. Festival, Ankara’dan sonra 3-7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e, 5-8 Aralık’ta ise Sinop’a konuk olacak. Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla her yıl dikkat çeken festivalde bu yıl Sinema Aşkına!, Dünya Sineması, Türkiye 2014, Gerçeğe Açılan Üç Kapı, Müzede Bir Gün, CANAN: Uyandıran Masallar, Osmanlı’dan Manzaralar, Kısa İyidir ve Çocuk Filmleri bölümleri izleyiciyle buluşuyor.Bu yıl festival kapsamında gösterimi yapılacak Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture), her yıl farklı ülkelerden çarpıcı filmleri izleme imkânı sağlayan Dünya Sineması bölümünde yer alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin katkılarıyla gerçekleşecek gösterimde izleyicisiyle buluşacak olan Kültür Katedralleri, festivalin en ilgi çekici filmlerinden biri olarak öne çıkıyor. Eğer binalar konuşabilseydi, kendileriyle ve bizimle ilgili ne söylerlerdi? Türkiye’de ilk kez gösterilecek Kültür Katedralleri, bu soruya şaşırtıcı cevaplar sunuyor. Yapımcı Wim Wenders, bu üç boyutlu projede kendisi de dahil olmak üzere farklı yönetmenin, her biri gerçek katedral olmasa da “kültür katedrali” olarak değerlendirilen kamusal binalara adanmış kısa filmlerini bir araya getiriyor: Berlin Filarmoni Orkestrası (Wim Wenders), Rusya Ulusal Kütüphanesi (Michael Glawogger), Halden Hapishanesi (Michael Madsen), Salk Enstitüsü (Robert Redford), Oslo Opera Binası (Margreth Olin), Pompidou Merkezi (Karim Aïnouz) beyazperdeye yansıtılıyor. Film seyirciyi adı geçen kültür binalarında gezdirirken onlarla konuşma imkânı sağlıyor.İlk gösterimi Berlin Film Festivali’nde yapılan Kültür Katedralleri, insan eliyle oluşturulan yapıların perspektifinden insan hayatını mercek altına alıyor. Mesela “Ben yeniyken, insanlar beni görünce çok şaşırıyorlardı.” der Pompidou Merkezi. Wenders’in 50 yıllık Berlin Filarmoni binası üzerine çektiği film ise bir zamanlar Potsdam Meydanı’nın yanındaki boş arazide mahsur kalmış fakat artık modernite tarafından kuşatılmış bir yapı üzerine sevimli bir çalışma. Robert Redford’un Kaliforniya’daki Salk Enstitüsü ve oradaki bilim insanları üzerine filmi ise tatlı bir sürpriz. Diğer filmler hakkında ayrıntılı bilgi: www.ankarasinemadernegi.org.Müzede sanat dolu bir gün...Festivalin 20’nci yıl sürprizlerinden “Müzede Bir Gün” bölümünde, bu yıl Venedik Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Başarı’ ödülü alan sinemacı Frederick Wiseman’ın yönettiği National Gallery ve Jem Cohen imzalı Ziyaret Saatleri (Museum Hours) sinemaseverlerle buluşacak. Önceki filmlerinde izleyiciyi Paris Opera Binası, Berkeley Kampüsü ve Central Park’ta gezdiren ve mekanlara ses veren 84 yaşındaki yönetmen Frederick Wiseman imzalı National Gallery, görsel hikâye anlatıcılığının yepyeni bir formu olarak öne çıkıyor. Son dönemde hayranlık duyduğu kurumlara odaklanan Wiseman’ın çizdiği bu üç saatlik National Gallery portresi, sadece görünenin ardına yapılan bir gezinti olarak kalmıyor, duvarda asılı sanat eserleriyle ilgili görünmeyen emeği de öne çıkarıyor. İlk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan film, görsel hikâye anlatımı üzerine bir deneme niteliğinde.New Yorklu sinemacı Cohen’in en ilginç işlerinden biri olan, Locarno Film Festivali’nden ödüllü Ziyaret Saatleri ise orta yaşlı müze bekçisi Johann’ın hikâyesini konu alıyor. Film, Viyana’daki büyük Sanat Tarihi Müzesi’nde geçiyor. Sessizlik içinde sürdürdüğü işi nedeniyle geri planda kalan Johann, müze ziyaretçilerini, onların sanat eserlerini izlediği gibi dikkatle izler. Bu arada, Anne ile karşılaşır. Kuzeninin hastalığı nedeniyle kente gelen Anne ile Johann’ın arasındaki ilişki, Ziyaret Saatleri’nin bir parçasıdır. Film, izleyiciyi hem müze içinde hem de Viyana sokaklarında tuhaf bir gezintiye çıkarıyor. National Gallery, 30 Kasım Pazar günü, Ziyaret Saatleri ise 2 Aralık Salı günü Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde izleyicisiyle buluşacak.
27 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
1935-1959 yılları arasında Tan Gazetesi’ne ev sahipliği yapan Cağaloğlu’ndaki Halil Lütfi Dördüncü İşhanı’nın bir kısmı, Tarih Vakfı tarafından Tan Evi adıyla kültür sanat mekânına dönüştürüldü. Tan Evi’nin 4 Aralık’ta açılacak ilk sergisi, tarihe ‘Tan Baskını’ olarak geçen, bir gazetenin demokrasi ve basın özgürlüğü mücadelesine odaklanıyor.4 Aralık 1945’te, basın tarihine kara leke olarak geçen bir olay yaşandı. 1935’te yayın hayatına başlayan, merkezi Cağaloğlu’ndaki Ankara Caddesi’nde bulunan Tan Gazetesi ve matbaası yerle bir edildi. Beyazıt’tan hareket eden ve gitgide genişleyen bir grup, ellerinde balyozlarla matbaanın önüne geldiler ve ne var ne yoksa yağmaladılar. Olayın nedeni, o dönemde gazetenin yönetiminde bulunan Zekeriya ve Sabiha Sertel’in demokrasi mücadelesiydi. Dönemin en önemli kalemlerini barındıran yazar kadrosu ve yepyeni sayfa anlayışıyla Türk gazeteciliğinde bir atılım gerçekleştiren Tan Gazetesi’ne yapılan bu baskın, basın tarihinin olduğu kadar demokrasi mücadelesinin de en önemli sayfalarından. İktidarın kışkırtmasıyla yaşanan Tan Baskını olayı, 69. yıldönümünde bir sergiyle anılıyor.Tan Gazetesi 1935 yılında Ali Naci Karacan, 1936’da Ahmet Emin Yalman’ın başyazarlığında yayımlandı. Zekeriya Sertel ve Halil Lütfi Dördüncü, Yalman’ın ortaklarıydı. 1938 sonunda Ahmet Emin Yalman’ın ayrılmasıyla Zekeriya ve Sabiha Sertel tarafından yönetilen gazete, İkinci Dünya Savaşı yıllarında tek parti rejimi altındaki Türkiye’de savaş karşıtı ve anti-faşist demokrasi cephesinin bayraktarlığını üstlendi. Bu tavır, hem tek parti yönetimini hem de faşizmin yükselişi sırasında güçlenen milliyetçi-ırkçı kesimi rahatsız etti. 1945 yılında doruğa çıkan tepkiler, 4 Aralık 1945’te baskınla noktalandı. Sabiha ve Zekeriya Sertel yargılandılar, beraat ettiler ama ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Halil Lütfi Dördüncü, Tan gazetesini aralıklarla birkaç kere daha çıkardı. 6 Ocak 1959’da, hemen yanındaki binada meydana gelen patlama sonucunda Tan Matbaası binasının da yıkılmasıyla Tan Gazetesi, tarihin tozlu sayfalarına karıştı.Sanatın yeni adresi: Tan EviSergi işte tam bu noktada, Cağaloğlu yokuşunun başında, yıkılan Tan Matbaası’nın yerine inşa edilen Halil Lütfi Dördüncü İşhanı’nda açılıyor. Yeniden düzenlenerek Tan Evi adını alan orta avlulu bodrum katı, bundan böyle hem basın yayın tarihi hem de Cağaloğlu-Sirkeci semt tarihlerine odaklanan Tarih Vakfı etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Yokuşun Başı: Demokrasi Mücadelesinde Tan Gazetesi (1935-1945) sergisi, sergi salonu, kafe, sanat atölyeleri ve kitap satış birimlerinden oluşan Tan Evi’nin ilk etkinliği. Serginin küratörü Gökhan Akçura, tasarımcısı Mehmet Ulusel. Tarih Vakfı, Halil Lütfi Dördüncü İşhanı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti işbirliği ile hazırlanan sergi, TÜYAP, Türkiye Yayıncılar Birliği ve Sirkeci Mansion Hotel’in desteğiyle gerçekleştiriliyor. 31 Mayıs 2015 tarihine kadar devam edecek sergiye, basın yayın tarihine odaklanmış panel, konferans, belgesel gösterimi gibi pek çok yan etkinlik eşlik edecek.‘Demokraside hâlâ yokuş çıkıyoruz’Gökhan Akçura (Küratör): “Serginin adı Yokuşun Başı. İki şeye işaret ediyor bu isim. Bir Cağaloğlu’ndaki o ünlü yokuş. İkincisi de gerçekten demokraside hep yokuş çıkıyor olmamız. O dönemin gazeteleri de tıpkı bugünkü gibi demokrasi sınavından geçemediler. Artık tarihin gerisinde kalması gereken bir olay ne yazık ki hâlâ güncel. Sergide, gazetenin Sertel’lerin yönettiği ilk dönemi (1935-1945) esas aldık. Öncesi ve sonrasındaki döneme de kısaca değiniyoruz. II. Dünya Savaşı’nın öncesinden başlıyor olaylar. Bütün bu süreçte Zekeriya Sertel ve eşi Sabiha Sertel, Almanya, İtalya karşısında net bir tavır aldılar. Mesela Zekeriya Sertel’in savaşın başında yazdığı yazının başlığı “Tan antifaşisttir”. Bu tavırları hem iktidarın hem basındaki diğer odakların hoşuna gitmedi. Zaten savaşın ilk yıllarında Alman yanlısı bir tutum içindeydi hükümet. Bu dönemde de Türkiye’de ırkçı, Türkçü ve Turancı akımlar güçlenmişti. Savaşın sonuna iktidarın da kışkırtmasıyla gazeteye baskın yapıldı.
26 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
Kara anlatı ustası Franz Kafka, 36 yaşındayken babasına bir mektup yazar. Mektubun görünürdeki ilk sebebi, Julie Wohryzek ile nişanlanmasına tepki göstermesidir.Yazımı yaklaşık iki hafta süren bu mektup, “Çok sevgili baba, geçenlerde bir kez, senden korktuğumu öne sürmemin nedenini sormuştun. Genellikle olduğu gibi, verecek hiçbir cevap bulamadım, kısmen tam da sana karşı duyduğum bu korku yüzünden, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek üzere, konuşurken toparlayabileceğimden çok daha fazla ayrıntı gerektiği için…” cümleleriyle başlar ve ilerledikçe bir yüzleşme metni halini alır. Çocukluğundan itibaren üstünde kurduğu o baskıcı, alaycı, ürkütücü baba imgesiyle nasıl baş etmeye çalıştığını, içinde açtığı yaraları, korkuları… Anlatamadığı, söyleyemediği ne varsa hepsini dile getirir Kafka, bu mektup sayesinde.Bu iç döküş yeterli gelmiş olacak ki Kafka, mektubu babasına hiçbir zaman göndermez; ama Max Brod sayesinde “Babaya Mektup” ismiyle sonraki yıllarda kitaplaştırılır bu metin. Kanadalı oyuncu Alon Nashman’ın bu tarihi mektuptan esinlenerek Mark Cassidy ile birlikte hazırladığı “Kafka and Son” oyunu da Avrupa turnesi kapsamında ülkemizde önce Bursa’da, ardından İstanbul İkincikat’ta sahnelendi. Oyunun son durağı ise 19. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali. Hakan Silahsızoğlu ve Feyzan Yılmaz tarafından getirilen oyun, bu akşam saat 20.00’de Ankara Yenimahalle’deki Dört Mevsim Tiyatrosu’nda son kez oynayacak. Alon Nashman, bir buçuk saat süren tek kişilik Kafka performansında yer yer kendisi, ara sıra da babasının rolünü üstleniyor. Kafka’nın o incinmiş ruhunu, babasına duyduğu gizli hayranlığı ve suçlayıcı öfkeyi aynı anda başarıyla yansıtıyor oyuncu. “Tüm yazdıklarım senin hakkındaydı” diyen yazarın gizli ve karanlık dünyasını, yazıyla olan ilişkisini, babası tarafından nasıl kapana kıstırıldığını anlatan, görülmeye değer bu oyun, önemli ödüllerin de sahibi. Mark Cassidy tarafından yönetilen “Kafka and Son”, 2013 yılında Prag Fringe Festivali Üstün Performans Ödülü ve 2011 yılında Brickenden Ödülleri’nde Üstün Prodüksiyon Ödülü aldı.
25 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
Türkiye’de ‘Ey Saraben’ şarkısıyla tanınan ve çok sevilen ve yıllardır performansı dört gözle beklenen İranlı efsane müzisyen Mohsen Namjoo sonunda Türkiye'ye geliyor. Sanatçı, 6. Avea Sıradışı Müzik Konserleri kapsamında 28 Ocak 2015’te Ankara Congrisium’da, 30 Ocak 2015’te İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Salonu’nda konser verecek.California’da yaşayan İranlı sanatçı, söz yazarı, şarkıcı, müzik eğitmeni ve setar çalgıcısı Mohsen Namjoo, 1976 yılında Torbat-e Jam'da doğdu. Namjoo, 12 yaşındayken Nasrollah Nasehpoor ile başladığı müzik eğitimine 18 yaşına kadar devam etti. 1994 yılında Tahran Üniversitesi’nin tiyatro ve müzik fakültesine giren sanatçı burada Alireza Mashayekhi ve Azin Movahed gibi ustalardan da eğitim alırken, Haj Ghorbane Soleimani’den de İran folk müziğini öğrendi.Tahran’da kaydedilen Namjoo’nun ilk albümü Toranj, Eylül 2007’de İran’da yayınlandı. Filmler ve belgeseller için de besteler yapan Namjoo, Amir Hamz ve Mark Lazarz tarafından yönetilen ve uluslararası festivallerde gösterilen Sounds of Silence belgeselinin müziklerini hazırladı. Ayrıca yönetmen Saman Salur’un “Few Kilograms of Dates for the Funeral” filminde de boy gösteren Namjoo'nun İran dışındaki ilk performansı Ocak 2006’daki; “Tehran Hotspot of the International Rotterdam Festival” bünyesindeki solo performansı oldu.2009 yılında İtalya’da piyasaya çıkan “Oy” albümü ile Avrupa müzik sahnesinde de önemli bir yer edinen sanatçı 2010 yılında Payam Entertainment ile giriştiği ortak projesi “Namjoo in A Minor” ile yeni bir topluluk eşliğinde kendine ait şarkıları tekrar yorumladı. Bu proje ile Los Angeles’ta Walt Disney Concert Hall ve Toronto’da Sony Center’da sahne aldı. 2011 yılında raflarda yerini alan “Useless Kisses” ve 2012 yılında, Stanford Üniversitesi performansının canlı kaydını içeren “Alaki” albümleri Payam Entertainment tarafından yayınlanırken, Namjoo'nun son albümü “Trust the Tangerine Peel” ise bu yıl yayınlandı.New York Times tarafından “İran’ın Bob Dylan’ı” olarak gösterilen Mohsen Namjoo, bugünün gençliği adına konuşan, onların ruhuna dokunan ileriyi gören bir sanatçı olarak tanımlanıyor. Klasik ile moderni, geçmiş ile bugünü harmanlayan Namjoo için müzikal olarak gerçek bir yenilikçi denebilir. Konseri biletleri www.biletix.com’da satışa çıktı.
21 Kasım 2014 16:25 | kültür sanat
Ünlü yazar Franz Kafka’nın ‘Babaya Mektup’ eserinden uyarlanan ve bugüne kadar pek çok festivalde gösterilen ‘Kafka and Son’ adlı tiyatro oyunu ilk kez Türkiye’de sahnelenecek.Başrolünde Alon Nashman’ın rol aldığı oyunu, 22 Kasım 20.30’da, 23 Kasım 19.00'da İkincikat Karaköy'de, daha sonra ise Bursa ve Ankara’da Türkçe altyazı ile izlenebilecek. Türkiye turnesi Hakan Silahsızoğlu ve Feyzan Yılmaz tarafından yürütülmekte olan ‘Kafka and Son’ Kanadalı Theaturtle, Richard Jordan Productions Ltd. ve Assembly Rooms işbirliğiyle sahneleniyor. Başrol oyuncusu Alon Nashman da Avrupa turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor. Oyunun konusu: Franz Kafka, 36 yaşında hâlâ ailesi ile yaşayan, önemsiz bir bürokrat, başarısız bir sanatçı, utangaç bir evlattır. Onun yaşamını yöneten ve mahveden ise baskıcı babası Hermann'dır. Peki ne yapmalıdır? Kafka babasına bu durum içerisinde hayatı ve yarattığı kurgu arasındaki derin bağlantıyı anlattığı 50 sayfalık bir mektup yazar. Mektubunda itiraf ettiği gibi, "Tüm yazdıklarım senin hakkındaydı" der.Oyunun Künyesi: Adaptasyon: Mark Cassidy&Alon Nashman, Oynayan: Alon Nashman, Yöneten: Mark CassidyDekor Tasarım: Marysia Bucholc&Camellia KooIşık Tasarım: Andrea LundyMüzik: Osvaldo Golijov, St. Lawrence String Quartet
20 Kasım 2014 14:52 | kültür sanat
Devlet Tiyatroları’nın Şinasi ve Akün sahneleri olarak kullandığı iki binanın satışı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Emek AŞ’ye ait olan ve Emir Sarıgül ile Ahmet Meriç ortaklığındaki Maritza İnşaat’a satılan sahneler bu sezon sonuna kadar faaliyetlerine devam edecek, yeni sezonda ise boşaltılacak. Böylece Ankara’da sahne sayısı 9’a inecek.Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2015 yılı bütçe görüşmeleri önceki gece yapıldı. Muhalefet millekvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e “tiyatroda sansür, özel tiyatrolara verilen desteklerin muhalif veya yandaş diye ayrılması, sanat kurumlarının mülgasını içeren TÜSAK yasa taslağı, Akün ve Şinasi sahnelerinin satışı, Fazıl Say konserinin CSO programından çıkarılması...” gibi sanat gündemine dair konuları sordu.Bakan Çelik, Şinasi ve Akün sahnelerinin satışı ile ilgili değerlendirme yaparken, bu iki sahnenin yıl sonuna kadar faaliyetlerini sürdüreceğini söyledi. Çelik, konu ile ilgili daha fazla açıklama yapmazken, iki sahnenin de Emek AŞ tarafından Emir Sarıgül ile Ahmet Meriç ortaklığındaki Maritza İnşaat’a satıldığı öğrenildi. Çelik, Devlet Tiyatroları dâhil Kültür Bakanlığı’nın mülkiyetinde taşınmazın bulunmadığını, Bakanlığın tüm sahne ve salonları tahsisli olarak kullandığını açıkladı. Milletvekilleri, Çelik’e Akün ve Şinasi örneğinin bu durumda diğer sahnelerde de yaşanabileceği endişesini dile getirdi.Milletvekillerinin endişe ve soruları konusunda Bakanlığın tasarruflarını anlatan Çelik, özel tiyatrolara desteğin muhalif tiyatrolara gitmemesi ile ilgili de konuştu. ‘Destek alanların yıllardır hep aynı isimler olduğunu ve bu sistemin çoğulculuk adına değişmesi gerektiğini’ savunan Çelik, “Özel tiyatrolara sahnesini oturtması ve oyunun seyirciyle buluşmasına imkân sağlamak için destek veriyoruz, ancak 10 yıldır aynı tiyatrolar destek almış. Peki, ben genç insanlara kaynak aktarmayacak mıyım? 10 yıldır sahnesini oturtamamış birine sırf ideolojik sebeplerle destek vermeye devam mı edeceğim? Niçin ona destek veriyorum da diğerine vermiyorum, diye bir soru sorulduğunda bunun mantıki izahı ne olacaktır? Bunun sebebi şudur: Bir tiyatroya destek verirsiniz, 3 sene geçer, 4 sene geçer sahnesini oturtuyorsa oturtur, oturtamıyorsa arkadan gelen yeni insanlara bu kaynağı aktarmak zorundayız. Bu yapıldığı zaman ‘10 yıldır destek alıyorum, 11 yıl daha 20 yıl daha alacağım’, olmaz. Ben İstanbul’daki gençlere de, yeni tiyatrolara da, Hakkâri’dekine de, Trabzon’dakine de destek vermek zorundayım.”‘Ayrımcılık ve şiddet içeren oyunları sahnelemeyiz’Çelik, özel tiyatrolara destek ve Devlet Tiyatroları’nda oynanacak oyunlarla ilgili kriterlerin olduğunu söyledi. Kürtler, Ermeniler veya herhangi bir grupla ilgili ayrımcılık, cinsel şiddet, soykırım iddiaları gibi konular içeren oyunları sahnelemeyeceklerini, oyuncunun-yazarın siyasi eğiliminin değil, bu kriterlerin önemli olduğunu dile getirdi. Çelik, şimdiye kadar Devlet Tiyatroları’nda Necip Fazıl oyununun oynanmamış olmasının da bir tür ayrımcılık olduğunu, bu hali ile tiyatronun bugüne kadar toplumun her kesimine hitap etmediğini, bir düşüncenin dışlandığını ifade etti. Şimdi Necip Fazıl’ın sahnelenmesinin tiyatroda muhafazakarlaşma değil normalleşmeye işaret ettiğini belirten Çelik, bu konudaki eleştirileri doğru bulmadığını dile getirdi. Aynı eleştirilerin o zaman da yapılmamış olmasına dikkat çeken Çelik, TÜSAK ile ilgili olarak ise eksik bilgilerin olduğunu, içeriğin bilinmeden yorum yapıldığını söyledi.Shakespeare’in Machbet isimli eserinin sansürlendiği iddialarına da değinen Çelik, “Shakespeare oynanmayan bir ülke yok ülkedir. Öyle bir ülkenin ne varlığından ne isminden bahsedilir. Ben kişisel olarak da Shakespeare’i çok severim. Bu bakanlığın perspektifi içinde de çok merkezî bir rol alır Shakespeare. Macbeth isimli oyunun kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil.” dedi.‘Mayısta Fazıl Say konseri var’Milletvekillerinin Fazıl Say konserinin CSO programından çıkarılması konusundaki eleştirilerine ilişkin olarak da Çelik, Say’ın kendisinden önceki iki yılda CSO’nun programlarında hiç yer almadığını belirtti. Mayıs ayında Say’ın bir konserinin olacağını söyleyen Çelik, “Yapılan tüm açıklamalara, yayınlanan tekziplere rağmen hâlâ eserin sahnelenmediği iddia ediliyorsa bu reklam kampanyasıdır. Ama bunu hem sanatçı hem onun arkasından siyasi arkadaşlarımız iddia ederse biz buna şaşırır ve üzülürüz. Benden önceki senelerde 2 sene üst üste hiç oynanmadığı halde bununla ilgili ne kendisi ne siyasiler hiçbir şey gündeme getirmemiş. Şimdi oynandığı halde sansürden bahsediliyor. Buradaki manipülasyonu herkesin takdirine sunuyorum.” dedi.
20 Kasım 2014 04:25 | kültür sanat
Devlet Tiyatroları’nın Şinasi ve Akün sahneleri olarak kullandığı iki binanın satışı ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Emek AŞ’ye ait olan ve Emir Sarıgül ile Ahmet Meriç ortaklığındaki Maritza İnşaat’a satılan sahneler bu sezon sonuna kadar faaliyetlerine devam edecek, yeni sezonda ise boşaltılacak. Böylece Ankara’da sahne sayısı 9’a inecek.Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2015 yılı bütçe görüşmeleri önceki gece yapıldı. Muhalefet millekvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e “tiyatroda sansür, özel tiyatrolara verilen desteklerin muhalif veya yandaş diye ayrılması, sanat kurumlarının mülgasını içeren TÜSAK yasa taslağı, Akün ve Şinasi sahnelerinin satışı, Fazıl Say konserinin CSO programından çıkarılması...” gibi sanat gündemine dair konuları sordu.Bakan Çelik, Şinasi ve Akün sahnelerinin satışı ile ilgili değerlendirme yaparken, bu iki sahnenin yıl sonuna kadar faaliyetlerini sürdüreceğini söyledi. Çelik, konu ile ilgili daha fazla açıklama yapmazken, iki sahnenin de Emek AŞ tarafından Emir Sarıgül ile Ahmet Meriç ortaklığındaki Maritza İnşaat’a satıldığı öğrenildi. Çelik, Devlet Tiyatroları dâhil Kültür Bakanlığı’nın mülkiyetinde taşınmazın bulunmadığını, Bakanlığın tüm sahne ve salonları tahsisli olarak kullandığını açıkladı. Milletvekilleri, Çelik’e Akün ve Şinasi örneğinin bu durumda diğer sahnelerde de yaşanabileceği endişesini dile getirdi.Milletvekillerinin endişe ve soruları konusunda Bakanlığın tasarruflarını anlatan Çelik, özel tiyatrolara desteğin muhalif tiyatrolara gitmemesi ile ilgili de konuştu. ‘Destek alanların yıllardır hep aynı isimler olduğunu ve bu sistemin çoğulculuk adına değişmesi gerektiğini’ savunan Çelik, “Özel tiyatrolara sahnesini oturtması ve oyunun seyirciyle buluşmasına imkân sağlamak için destek veriyoruz, ancak 10 yıldır aynı tiyatrolar destek almış. Peki, ben genç insanlara kaynak aktarmayacak mıyım? 10 yıldır sahnesini oturtamamış birine sırf ideolojik sebeplerle destek vermeye devam mı edeceğim? Niçin ona destek veriyorum da diğerine vermiyorum, diye bir soru sorulduğunda bunun mantıki izahı ne olacaktır? Bunun sebebi şudur: Bir tiyatroya destek verirsiniz, 3 sene geçer, 4 sene geçer sahnesini oturtuyorsa oturtur, oturtamıyorsa arkadan gelen yeni insanlara bu kaynağı aktarmak zorundayız. Bu yapıldığı zaman ‘10 yıldır destek alıyorum, 11 yıl daha 20 yıl daha alacağım’, olmaz. Ben İstanbul’daki gençlere de, yeni tiyatrolara da, Hakkâri’dekine de, Trabzon’dakine de destek vermek zorundayım.”‘Ayrımcılık ve şiddet içeren oyunları sahnelemeyiz’Çelik, özel tiyatrolara destek ve Devlet Tiyatroları’nda oynanacak oyunlarla ilgili kriterlerin olduğunu söyledi. Kürtler, Ermeniler veya herhangi bir grupla ilgili ayrımcılık, cinsel şiddet, soykırım iddiaları gibi konular içeren oyunları sahnelemeyeceklerini, oyuncunun-yazarın siyasi eğiliminin değil, bu kriterlerin önemli olduğunu dile getirdi. Çelik, şimdiye kadar Devlet Tiyatroları’nda Necip Fazıl oyununun oynanmamış olmasının da bir tür ayrımcılık olduğunu, bu hali ile tiyatronun bugüne kadar toplumun her kesimine hitap etmediğini, bir düşüncenin dışlandığını ifade etti. Şimdi Necip Fazıl’ın sahnelenmesinin tiyatroda muhafazakarlaşma değil normalleşmeye işaret ettiğini belirten Çelik, bu konudaki eleştirileri doğru bulmadığını dile getirdi. Aynı eleştirilerin o zaman da yapılmamış olmasına dikkat çeken Çelik, TÜSAK ile ilgili olarak ise eksik bilgilerin olduğunu, içeriğin bilinmeden yorum yapıldığını söyledi.Shakespeare’in Machbet isimli eserinin sansürlendiği iddialarına da değinen Çelik, “Shakespeare oynanmayan bir ülke yok ülkedir. Öyle bir ülkenin ne varlığından ne isminden bahsedilir. Ben kişisel olarak da Shakespeare’i çok severim. Bu bakanlığın perspektifi içinde de çok merkezî bir rol alır Shakespeare. Macbeth isimli oyunun kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil.” dedi.‘Mayısta Fazıl Say konseri var’Milletvekillerinin Fazıl Say konserinin CSO programından çıkarılması konusundaki eleştirilerine ilişkin olarak da Çelik, Say’ın kendisinden önceki iki yılda CSO’nun programlarında hiç yer almadığını belirtti. Mayıs ayında Say’ın bir konserinin olacağını söyleyen Çelik, “Yapılan tüm açıklamalara, yayınlanan tekziplere rağmen hâlâ eserin sahnelenmediği iddia ediliyorsa bu reklam kampanyasıdır. Ama bunu hem sanatçı hem onun arkasından siyasi arkadaşlarımız iddia ederse biz buna şaşırır ve üzülürüz. Benden önceki senelerde 2 sene üst üste hiç oynanmadığı halde bununla ilgili ne kendisi ne siyasiler hiçbir şey gündeme getirmemiş. Şimdi oynandığı halde sansürden bahsediliyor. Buradaki manipülasyonu herkesin takdirine sunuyorum.” dedi.
20 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 1967’de hayata geçirilen ve Türkiye’nin uzun soluklu sosyal sorumluluk projelerinden olan DYO Resim Yarışması’nın bu yıl 36.sı gerçekleştirildi.Özel sektör tarafından düzenlenen ilk resim yarışması olma özelliği de bulunan DYO Resim Yarışması’na bu yıl 992 sanatçı 1574 eserle katıldı. Türkiye dışından Meksika, Azerbaycan ve Polonya’dan da sanatçıların yer aldığı yarışmada, İstanbul, Ankara, Adana ve İzmir’de yapılan elemeler sonucunda 6 eser ödüle layık görüldü ve 67 eser sergilenmeye değer bulundu. Ödüllerin 4’ü pentür, 2’si ise özgün baskı dalındaki eserlere verildi. Yalçın Gökçebağ, Prof. Dr. Zahit Büyükişleyen, Dr. Ümit Gezgin, Prof. Şeniz Aksoy, Prof. Mümtaz Sağlam, Doç. Dr. Hasan Kıran, Prof. Zafer Gençaydın, Prof. Cuma Ocaklı ve Prof. Aydın Ayan’ın jüriliğinde ödül alan isimler ise şöyle: Ayşe Bilir, Gülveli Kaya, Erdal Kocabey, Belit Sak, Seyit Mehmet Buçukoğlu ve Necla Tosmur. Ödül kazanan tablolarla birlikte sergilenmeye değer bulunan 67 eser, 5 Aralık’a kadar Cemal Reşit Rey’de, sonra da Ankara, İzmir, Eskişehir, Adana, Şanlıurfa ve Samsun’da sanatseverlerle buluşacak.
20 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
Tiyatro dünyasının nabzını tutmak, tiyatro üzerine konuşmaya, düşünmeye, tartışmaya kapı aralamak için yola çıkan Kulis Tiyatro dergisinin ilk sayısı yayımlandı.İnternet yayıncılığının matbu eserlere yaşam şansı tanımadığı bir dönemde basılı olarak yayına geçme cesareti gösteren Kulis Tiyatro, sanatın merkezi olarak sadece İstanbul, Ankara, İzmir’i gören bir anlayış yerine Türkiye’nin her yerinde profesyonel veya amatör olarak perde açan tüm tiyatro gruplarının gündemini takip eden, Anadolu’da soluk alıp veren tiyatronun nabzını tutan bir yayın anlayışı ile tiyatro denildiğinde salonlara koşan izleyicilere ulaşmayı hedefliyor. Tiyatro gruplarının çabasının daha aktif bir şekilde duyurulabilir hale gelmesi, sahne görselliğinin medya da daha sık yer alması gibi işin yayıncılık tarafını dert edinen bir grup tiyatrocu, gazeteci ve yazar; 2008 yılından itibaren bu mesele üzerinde çalışıyor. Altı yıldır süren bu hummalı çalışma 1 Kasım itibariyle ete kemiğe büründü.Tiyatro dünyasının nabzını tutmak, tiyatro üzerine konuşmaya, düşünmeye, tartışmaya kapı aralamak niyetiyle yola çıktıklarını belirten Kulis Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Ayşe Şahinboy Doğan, tiyatro medyasında yeni bir sayfa açarak kültür sanat okuyucusunun tiyatro ile bağını kuvvetlendirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Görselliği olmayan bir sanatın, ürünün kitleler açısından bir değerinin olmadığını vurgulayan Doğan, yaptığı açıklamada, Tiyatro Kulis Dergisi ve tiyatro-medya ilişkisi üzerine şu değerlendirmelerde bulunuyor:“1960’larda, 1970’lerde çıkan dergilerin görsel kullanımı bugünkülerden daha fazlaydı. Tiyatro sahnesinde olup bitenler yayın yoluyla güçlü bir şekilde kitlelere aktarılabiliyordu. Radyoların gücünü de unutmamak gerekir. Bu da tiyatroya olan ilgiyi, merakı sürekli canlı tutuyordu. Günümüzde bir sinema filminin tanıtım videosu milyonlarca kişi tarafından izleniyor, sahnelere ait foto galeriler tıklanma rekorları kırıyor. Bizim tiyatrolarımız için böyle bir şey söz konusu değil. Tiyatronun görselleştirilememesi, kitlelerin ilgisini, bilgisini günden güne azaltıyor. Tiyatronun kitle iletişim araçlarıyla popüler hale getirilmesinin önünde bir engel yok. Tiyatro medya için isabetli içerik üretemiyor. Medyada genelde sinema sektöründen gelen hazır içerik tercih ediliyor. Tiyatro dünyasında ise sinema kadar güçlü içerik akışı yok. Medya, tiyatro için özel haber üretme noktasında bir gayret sarfetmiyor.Kulis Tiyatro Dergisi olarak bu içeriğin üretilmesinde rol oynayacağız. Daha çok araştırmaya dayalı popüler konuları ve özel röportajları dergide yayınlarken, tiyatro dünyasına ait güncel haberleri de derginin adına kurulacak internet sitesi üzerinden anlık duyuracağız. Sosyal medya projelerimiz de devreye girdiğinde bir çeşit tiyatro ajansı, tiyatro medyası gibi çalışacağız. Kültür sanat gazeteciliği kavramına tiyatro muhabirlerini de ekleyeceğiz. Tiyatro kulislerinden muhabirlerin, tiyatro sahnelerinin önünden kameraların eksik olmadığı bir dönemi hayal ediyoruz. ” Tiyatroya yerli bakışKulis Tiyatro Dergisi’nde Anadolu da unutulmamış. Doğan, “Sanatın merkezi olarak sadece İstanbul, Ankara, İzmir’i gören bir anlayış yerine Türkiye’nin her yerinde profesyonel veya amatör olarak perde açan tüm tiyatro gruplarının gündemini takip eden, Anadolu’da soluk alıp veren tiyatronun nabzını tutan bir yayın anlayışını benimsiyoruz” diyor.Kulis Tiyatro Dergisi, Darülbedayi’nin kurucularından Antonio’nun 100 yıl önce ‘Tiyatromuzu yaşatmak için ne yapmalıyız?’ sorusuna verdiği “Yerli eserler oynayın, azizim” cevabından yola çıkarak; kendi öz kaynaklarımızın zenginliği daha çok ortaya çıkan eserlerin, dilin, geçmişin peşine düşüyor. İki aylık periyotla çıkacak olan derginin imtiyaz sahipliğini Tiyatro Külliyen Genel Sanat Yönetmeni Osman Doğan, Yayın Yönetmenliğini Ayşe Şahinboy Doğan; Yayın Koordinatörlüğünü Gülcan Tezcan üstleniyor.
19 Kasım 2014 15:13 | kültür sanat
Karadeniz müziğinin sevilen ismi Resul Dindar’ın ikinci albümü “Dalgalan Karadeniz” (Esen Müzik) yayınlandı. Sanatçının kendi söz ve bestelerinin de yer aldığı albümde 14 eser bulunuyor.Sanatçı, yeni şarkılarının da yer aldığı besteleri ve Karadeniz türkülerini 28 Kasım’da Eskişehir 222 Park Retro Hall saat 22.002de, 3 Aralık’ta Jolly Joker Ankara saat 22.00’de, Trabzon KTÜ AKM saat 20.30’da, İzmit Sabancı Kültür Merkezi’nde saat 20.30’da, 20 AralıK’ta İsviçre Zürih Stadthalle Dietikon saat 21.00’de seslendirecek.
19 Kasım 2014 15:13 | kültür sanat
Türkiye sinemasındaki yeni bakışları keşfetmesiyle tanınan 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne film başvuruları devam ediyor.12-22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat-1 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek festivale son başvuru 28 Kasım Cuma. 2014-2015 yapımı kurmaca uzun, belgesel ve kısa filmlerin kabul edileceği festivale başvuru ve kısalar öneri formuna festivalin web sitesi www.ifistanbul.com’dan ulaşabilirsiniz.Yapılacak değerlendirme sonucu belgesel ve kurmaca uzun filmler, !f İstanbul’un Türkiye’den ve/ya Türkiye hakkında, yeni, bakışları değiştirebilecek filmleri bir araya getirdiği “Ev” bölümünde gösterilecek. Başvuran filmler arasından bir film ise, festivalin yarışmalı bölümü “Keş!f”te yarışacak. !f İstanbul’un ilk kez 2008’de başlattığı ve dünyadan ve Türkiye’den genç yetenekleri keşfettiği yarışmasında “yılın en ilham verici yönetmeni” seçiliyor ve filmin yönetmeni 15.000 dolar para ödülünün sahibi oluyor. Festivalin geçen yıl başlayan yeni yarışmalı bölümü “Aşk & Başka Bi’ Dünya” ise, aktivist temalı filmleri ağırlayacak ve başvuru yapan kurmaca ya da belgesel filmlerden biri de bu bölümde Türkiye adına yarışacak. Bu yarışmanın birincisini bekleyen ödül ise 10.000 dolar olacak.Kısaları !fçiler öneriyor!f İstanbul’un “Türkiye’den Kısalar” bölümü geçen yıl olduğu gibi, yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlanıyor. “Türkiye’den Kısalar”a yapılacak öneriler için tür, konu, teknik ve süre gibi kısıtlamalar aranmıyor; Türkiyeli yönetmenlerin hareketli görüntüyle ürettikleri 2014 yapımı ‘her şey’ öneri olarak sunulabiliyor. Bu öneriler arasından !f İstanbul’un tematik seçkiler halinde derleyerek programlayacağı “Türkiye’den Kısalar” seçkisi İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. 12-22 Şubat tarihlerinde İstanbul’da yapılacak gösterimlerde izleyicinin seçeceği bir kısanın yönetmeni de, uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.
19 Kasım 2014 14:19 | kültür sanat
Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılında dünya sinemasının en yeni filmlerini izleme fırsatı sunuyor.28 Kasım - 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım - 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 - 7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 - 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak. Dünya ve Türkiye sinemasının seçkin örneklerini yurdun değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da farklı ülkelerden en yeni ve çarpıcı filmleri izleme olanağı sağlıyor. Dönüş ile tanınan, Elena ile daha da sevilen Andrey Zvyagintsev’in dördüncü uzun metrajlı filmi Leviathan, Rusya’da küçük bir kasabada yaşayan Kolya’nın hikayesini seyirciyle buluşturuyor. Thomas Hobbes’un “Leviathan” adlı kitabında devleti temsil eden canavara gönderme yapan ve Cannes’dan En İyi Senaryo ödülünü kazanan film, evi ve arazisi elinden alınmak istenen otomobil tamircisi Kolya’nın mücadelesini beyazperdeye taşıyor. Leviathan, Rusya’nın Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar adayı.Yönetmenliğini Levan Koguashvili’nin yaptığı İlk Randevu (Blind Dates), orta yaş yalnızlığını samimi bir şekilde beyazperdeye yansıtıyor. Ailesi ile birlikte yaşayan 40’lı yaşlarındaki bekar öğretmen Sandro’nun, öğrencisinin annesi Manana ile ilişkisi, kadının kıskanç kocasının hapisten çıkıp Sandro’yu şoförü olarak işe almasıyla beklenmedik şekilde ilerliyor.Dostoyevsky’nin “Beyaz Geceler” hikayesinden uyarlanan, Kazak yönetmen Nariman Turebayev imzalı Beyaz Gece (Adventure), gece bekçisi Marat’ın her akşam aynı sokakta ve aynı yerde bekleyen gizemli kadına duyduğu tek taraflı aşkın ve sonrasında başlayan arkadaşlıklarının hikayesini konu alıyor.Jean-Pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin yeni filmleri İki Gün, Bir Gece (Two Days, One Night), yine sosyal bir konuya; işsizliğe temas ediyor. Fransa’da bir taşra kasabasında yaşayan ve güneş panelleri üreten bir fabrikada işçi olan Sandra, geçirdiği depresyon nedeniyle bir süre devam edemediği işine dönmek üzereyken, işten kovulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu öğreniyor. Bin avroluk primi kaybetmemek için Sandra’nın işten çıkartılması yönünde oy kullanan iş arkadaşlarını iki gün ve bir gece boyunca tek tek ziyaret eden Sandra, onları primden vazgeçmeleri konusunda ikna etmeye çalışıyor. Kapitalizmin çirkin yüzünü güçlü ve etkili anlatımlarıyla sinemaya aktaran Dardenne Kardeşlerin filmi, Belçika’nın Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar adayı. Viviane Amselem’in Boşanma Davası (Gett: The Trial of Viviane Amsalem), 20 yıllık mutsuz evliliğini bitirmek isteyen Viviane’in, buna karşı çıkan pasif-agresif kocası Elisha ile haham hakimlere karşı yıllar süren mücadelesini konu alıyor. Yönetmenliğini Shlomi Elkabetz ve filmin başrol oyuncusu Ronit Elkabetz’in üstlendiği filmde, İsrail’de evlilik kurumuyla ilgili kararların haham hakimlerin kontrolünde olması ve boşanmanın ancak kocanın rızasıyla mümkün olabileceği çarpıcı şekilde anlatılıyor. Film, İsrail’in Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar adayı. Eğer binalar konuşabilseydi, kendileriyle ve bizimle ilgili ne söylerlerdi? Kültür Katedralleri (Cathedrals of Culture), bu soruya şaşırtıcı yanıtlar sunuyor. Bu üç boyutlu projede, birbirinden farklı altı ikonik bina, dünyaca ünlü altı yönetmen (Wim Wenders, Michael Glawogger, Michael Madsen, Robert Redford, Margreth Olin, Karim Aïnouz) tarafından beyazperdeye yansıtılıyor. Film seyirciyi; Berlin Filarmoni, Rusya Ulusal Kütüphanesi, Halden Hapishanesi, Salk Enstitüsü, Oslo Opera Binası ve Pompidou Merkezi’nde gezdiriyor. İlk gösterimi Berlin Film Festivali’nde yapılan Kültür Katedralleri, insan eliyle oluşturulan yapıların perspektifinden insan hayatını mercek altına alıyor.Yönetmenliğini Pedro Pires ve Robert Lepage’ın yaptığı Üçleme (Tryptique); zihin, dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi birbirine bağlı üç hayat ve üç farklı karakter üzerinden inceliyor. Lepage’ın tiyatro oyunu Lipsynch’ten sinemaya uyarlanan film; şizofreni hastası Michelle, beynindeki tümör nedeniyle konuşma kabiliyetini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olan kardeşi Marie ve Marie’nin önce doktoru sonra da sevgilisi olan Thomas’ın hayal ve gerçekle örülü hikayesini konu alıyor.Kara mizahın önde gelen temsilcilerinden Norveçli usta yönetmen Bent Hamer’ın yazıp yönettiği 1001 Gram (1001 Grams), kısa süre önce boşanmış işkolik bilim insanı Marie’nin, Paris’te katıldığı önemli bir bilim konferansında kendini yepyeni bir dünyanın içinde bulmasını anlatıyor. Bu sıra dışı komedi filmi, Norveç’in Yabancı Dilde En İyi Film dalında 2015 Oscar adayı.
19 Kasım 2014 14:17 | kültür sanat
Karadeniz müziğinin sevilen ismi Resul Dindar’ın ikinci albümü “Dalgalan Karadeniz” (Esen Müzik) yayınlandı. Sanatçının kendi söz ve bestelerinin de yer aldığı albümde 14 eser bulunuyor.Sanatçı, yeni şarkılarının da yer aldığı besteleri ve Karadeniz türkülerini 28 Kasım’da Eskişehir 222 Park Retro Hall saat 22.002de, 3 Aralık’ta Jolly Joker Ankara saat 22.00’de, Trabzon KTÜ AKM saat 20.30’da, İzmit Sabancı Kültür Merkezi’nde saat 20.30’da, 20 AralıK’ta İsviçre Zürih Stadthalle Dietikon saat 21.00’de seslendirecek.
19 Kasım 2014 10:13 | kültür sanat
Bir tuvalde kırmızı tramvay, güvercinler, cami avluları ya da meydanlar görürseniz bilin ki, o resmin sanatçısı Faruk Cimok’tur.Eserlerinde genelde 1950’li yılların atmosferini yansıtmayı seven sanatçının yeni ‘İstanbul Resimleri’, 20 Kasım’dan itibaren Peker Sanat Galerisi’nde sergilenecek. Cimok’un, resimlerinde hep bir nostalji vardır, ama yaşadığı zamana asla kayıtsız değildir sanatçı. İstanbul’un çeşitli semtlerinden çalıştığı kalabalık, bol figürlü kompozisyonlarında şehrin ekonomik, sosyal ve kültürel hareketliliğini bütün açıklığıyla belgeler. Resimlerinde insansız bir açı görmek ise neredeyse mümkün değildir. Yollarda yürüyenler, köşe başlarında, kafelerde bir araya gelip sohbet edenler, akşam yemeğinde buluşanlar, sinemaya gidenler, sokak müzisyenleriyle coşan çocuklar… Ankara’da 18 Aralık’a kadar açık kalacak sergide, İstanbul’a dair kimi gerçek, kimi nostalji 52 kare yer alacak. (www.pekersanat.com)
18 Kasım 2014 02:48 | kültür sanat
Unutulmaya yüz tutan Balkan müziklerini ile türkülerimizi seslendiren Kanadalı sanatçı Brenna MacCrimmon 5. “Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri”nin son konuğu olarak 13 Aralık Cumartesi akşamı İstanbul’a geliyor.Mustafa Kemal Merkezi (MKM) Attila İlhan Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak olan MacCrimmon yakından bildiğimiz türkülere getirdiği yorumuyla ülkemizde çok sevilmişti. Türk halk müziğine 1980'lerde ilgi duymaya başlayan ve Kanada’daOrkestar Keyifadlı bir grubu olan Brenna MacCrimmon, uluslararası alanda Türk Halk Müziği ezgilerini söyleyen yabancı sanatçıların başında geliyor. Balkan müziğine ilgisi Ankara Radyosu kayıtlarını dinleyerek başlıyor… Türk Müziği'ne ilgisinin Ontario'da bir kütüphane ziyareti ile başladığını belirten MacCrimmon, orada rastlantı sonucu dinlediği Ankara Radyosu kayıtları sonrası bu müziğe karşı duygusal bir bağ geliştirdiğini belirtiyor. Sanatçı o günlerle ilgili: "Balkan müziklerini duyunca, çok farklı şeyler hissettim. Ritimleri, makamları çok hoştu. Sesler çok güzeldi. Özellikle kadın sesleri... Çok güçlüydü, aynı zamanda da duygusal. Sadece dinleyip bırakmak istemedim" diyor. Toronto Üniveristesi'nde etnikmüzikolojidersleri de alan MacCrimmon, sonrasında tanıştığı sanatçılardan bağlama dersleri almaya başlıyor. Unutulmaya yüz tutan halk müziği arşivlerini araştıran veBalkan müziği üzerine tezi nedeniyle Türk müziği üzerine de çalışmalar yapan MacCrimmon, unutulan halk müziği arşivlerini araştırıyor. Sonunda ise bu iş uzaktan yapılmaz deyip 1985'te İstanbul'a geliyor. 5 yıl İstanbul'da yaşayan sanatçı, Trakya ve Balkanlar'ı karış karış dolaşıyor. Bu kültürün yalnız müziği ile değil insanları ile de bütünleşiyor ve Türkçe öğreniyor. Nezahat Bayram, Kadriye Latifova, Safiye Ayla, Perihan Altındağ Sözeri gibi sanatçıları çok beğendiğini ifade eden MacCrimmon, 1998’te klarnet ustası Selim Sesler ile beraber Karşılama adlı bir albüm yapıyor ve bu albüm ile June Ödülü'nü kazanıyor. Rumeli müziği olarak bilinen, Balkan Türk ezgilerinden oluşan 3 albümü olan Brenna MacCrimmon başta Baba Zula olmak üzere pek çok sanatçı ile birlikte çalışıyor, konser verip televizyon programlarında da yer alıyor. MacCrimmon, ünlü yönetmen Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası :(Crossing the Bridge) filmde ise 'Ben Bir Martı Olsam” ve ''Penceresi Yola Karşı' adlı türküleri seslendirmişti.
18 Kasım 2014 02:47 | kültür sanat
Unutulmaya yüz tutan Balkan müziklerini ile türkülerimizi seslendiren Kanadalı sanatçı Brenna MacCrimmon 5. “Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri”nin son konuğu olarak 13 Aralık Cumartesi akşamı İstanbul’a geliyor.Mustafa Kemal Merkezi (MKM) Attila İlhan Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak olan MacCrimmon yakından bildiğimiz türkülere getirdiği yorumuyla ülkemizde çok sevilmişti. Türk halk müziğine 1980'lerde ilgi duymaya başlayan ve Kanada’da Orkestar Keyif adlı bir grubu olan Brenna MacCrimmon, uluslararası alanda Türk Halk Müziği ezgilerini söyleyen yabancı sanatçıların başında geliyor. Balkan müziğine ilgisi Ankara Radyosu kayıtlarını dinleyerek başlıyor… Türk Müziği'ne ilgisinin Ontario'da bir kütüphane ziyareti ile başladığını belirten MacCrimmon, orada rastlantı sonucu dinlediği Ankara Radyosu kayıtları sonrası bu müziğe karşı duygusal bir bağ geliştirdiğini belirtiyor. Sanatçı o günlerle ilgili: "Balkan müziklerini duyunca, çok farklı şeyler hissettim. Ritimleri, makamları çok hoştu. Sesler çok güzeldi. Özellikle kadın sesleri... Çok güçlüydü, aynı zamanda da duygusal. Sadece dinleyip bırakmak istemedim" diyor. Toronto Üniveristesi'nde etnik müzikoloji dersleri de alan MacCrimmon, sonrasında tanıştığı sanatçılardan bağlama dersleri almaya başlıyor. Unutulmaya yüz tutan halk müziği arşivlerini araştıran ve Balkan müziği üzerine tezi nedeniyle Türk müziği üzerine de çalışmalar yapan MacCrimmon, unutulan halk müziği arşivlerini araştırıyor. Sonunda ise bu iş uzaktan yapılmaz deyip 1985'te İstanbul'a geliyor. 5 yıl İstanbul'da yaşayan sanatçı, Trakya ve Balkanlar'ı karış karış dolaşıyor. Bu kültürün yalnız müziği ile değil insanları ile de bütünleşiyor ve Türkçe öğreniyor. Nezahat Bayram, Kadriye Latifova, Safiye Ayla, Perihan Altındağ Sözeri gibi sanatçıları çok beğendiğini ifade eden MacCrimmon, 1998’te klarnet ustası Selim Sesler ile beraber Karşılama adlı bir albüm yapıyor ve bu albüm ile June Ödülü'nü kazanıyor. Rumeli müziği olarak bilinen, Balkan Türk ezgilerinden oluşan 3 albümü olan Brenna MacCrimmon başta Baba Zula olmak üzere pek çok sanatçı ile birlikte çalışıyor, konser verip televizyon programlarında da yer alıyor. MacCrimmon, ünlü yönetmen Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası : (Crossing the Bridge) filmde ise 'Ben Bir Martı Olsam” ve ''Penceresi Yola Karşı' adlı türküleri seslendirmişti.
17 Kasım 2014 17:40 | kültür sanat
Sahaflar Sokağı'nda 'eski'ye yolculukSahaflar Sokağı'nda buluşalım: İstanbul Tüyap Kitap Fuarı 16 Kasım pazar günü sona eriyor. Fuarın 4. salonunda her yıl olduğu gibi bu yıl da sahaflar sokağı açıldı. İstanbul ve Ankara'dan katılan sahaflar sayesinde kitap sevdalısı okurlar yüzyıllık belgelere, dergi ve Osmanlıca kitaplara ulaşmak imkânı buldu.Müdavimler de fuarda: Tüyap Kitap Fuarı'na uğrayan kitap okurlarıyla buluşan sahaflar ilgiden pek memnun. Arada bir kendilerini ziyaret eden müdavimleriyle birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyorlar.Eski yeni dergiler bir arada: Sahaflar Sokağı'nın dükkânlarında # tarih'in sayılarını da bulabiliyorsunuz Sırat-ı Mustakim'in sayılarını da... Eski ile yeni dergiler bir arada, tıp tarihi ile edebiyat, İslam düşüncesi ile ziraat, musikî eseri ile askerî mâlumat farklı farklı tezgâhlarda sergileniyor.Mazinin sesleri Long Play'lerde: Sahaflar Sokağı'nın plak sergisi de pek muntazam. Bob Marley'den Klasik Türk Musikisi'ne, Neşe Karaböcek'ten Cat Setevens'a pek çok meşhur isim dükkânlarda sergileniyor.Ankara sahaflarının temsilcisi: Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara'dan fuara katılan Anadolu Sahaf'ın sahibi Gökhan Tuğ, Tüyap Sahaflar Sokağı'ndaki yerini aldı.Ergun Hiçyılmaz kitaplarını imzalıyor: Tüyap Kitap Fuarı'nda sahaf dükkânı açan ilk isim olan ve yayımladığı araştırma kitaplarıyla fuarda yer alan Ergun Hiçyılmaz, bu yıl da sahaflar sokağındaki standında okurlarıyla buluşuyor.Dergiler, kitaplar, belgeler...: Sahaf dükkânlarında Sahaflar Sokağı'ndan geçen her yaştan okur için sayısız kitap, dergi, gazete ve belge bulunuyor.Sahafları kitap fuarlarına alıştıran isim: Emin Nedret İşli, yıl boyunca pek çok ilde düzenlenen kitap fuarına sahafları da dahil etmek için özel bir mesai harcıyor. Sahaflar Sokağı'nın mimarı da, mucidi de o. Fotoğrafta bu sahafımız Zaman Kitap standında kitaplı bir sohbet esnasında görülüyor.Yayıncılardan Sahaflar sokağına ilgi: Büyük Doğu Yayınları'nın temsilcisi Emrah Kısakürek hiç tartışmasız fuarın yayıncıları içinde sahafları en çok ziyaret eden ismi. Fotoğraf albümünün fuar hatıraları kısmı için Kırkambar Sahaf'ta karşılaştığı Hattat Ali Toy'la bir cemiyet fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmiyor.Sahaflarla sohbet: Tüyap Kitap Fuarı'na uğrayan okurların iyi bir final için, mutlaka sahaflar sokağından geçmesi gerekir. Unutmayın sahafların yüzyıllık kitapları kadar sohbetleri de pek güzeldir, pek keyiflidir.
15 Kasım 2014 02:04 | kültür sanat
Güher ve Süher Pekinel kardeşler, yurtdışında önemli bir yer edinmiş ve başarıları herkesçe malum sanatçılarımızdan.Küçük yaşlardan itibaren sahnelerde piyano icralarıyla boy gösteren, sayısız konser veren, dünyanın en önemli orkestra ve şefleriyle birlikte çalan Pekinel’lerle önceki akşam bir araya geldik. Konu bu kez onlar değil, beş yıl önce 40 yıllık deneyimlerini ve birikimlerini aktarmak üzere Anadolu’nun her yerinden bir araya getirdikleri üstün yetenekli gençlerdi. “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesiyle Adana, Ankara, Antalya, Aydın gibi şehirlerden seçilen, yaşları 15 ile 23 arasında değişen bu genç yetenekler, Pekinel’lerin direktörlüğünde hem eğitimlerine devam ediyorlar hem de yarışmalara katılıyor ve en iyi konservatuarlara yönlendiriliyorlar.“GENÇLERE DEVLET DESTEĞİ ŞART”Pekinel’ler elbette vakitlerini daha çok konser vererek, daha fazla ülkede müziklerini icra ederek geçirebilirler ve kimse onlara gençlerle ilgilenmedikleri için sitem etmez, ancak onlar bunu büyük bir adanmışlıkla yapıyor. Bu gençler için sponsor arıyor, gelişimleri için ellerinden gelenin fazlasını ortaya koyuyorlar. Viyola, viyolin, viyolonsel, piyano gibi enstrümanlar çalan ve şimdiden uluslararası yarışmalarda altı birincilik ve iki üçüncülük derecesi kazanan 11 gencin sponsorluğunu ise üç yıllığına Tüpraş üstlendi. Güher ve Süher Pekinel’in bu noktada en büyük amacı, ellerinden tuttukları müzisyenlerin bir an önce kendi yollarında ilerleyecek düzeye gelmeleri; böylece yerlerine yeni yeteneklerin seçilebilmesi ve bu fırsattan daha fazla gencin yararlanabilmesi. Sohbetin bir yerinde konu Harika Çocuk Yasası’na da geliyor. Pekinel’lerin dileği, buradaki 11 genç gibi, daha fazla üstün yetenekli çocuğun devlet desteğiyle eğitim imkanına kavuşması.Zürich Tonhalle’de yaptıkları son konserlerinin canlı kaydı da DVD olarak çıkan genç yetenekler bu akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda saat 20.00’de bir konser verecek. Pekinel’lerin fidanları bu konserde Pablo Serasate, Franz Liszt, Friedrich Chopin, Adnan Saygun, Sergei Rachmaninoff ve Felix Mendelssohn Bartholdy’nin eserlerini icra edecekler.
15 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
CHP'nin Kültür ve Sanat Platformu üyesi vekillerden CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Akün Sahnesi önüne gelerek burada satışa tepkilerini dile getirdi.Karakaş, Şinasi ve Akün'ün satışının engellenmesi için dayanışma içinde olduklarını, satışı engellemek için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. Sahnelerin açık ihale yapılmadan satıldığına ilişkin, mülkün sahibi Emek İnşaat'ın açıklaması olduğunu hatırlatan Karakaş, tiyatroların kamuya ait olduğunu ve çok uygun koşullarda halkı sanatla buluşturduğunu söyledi. Sahneleri kaldırmanın, sanatı yok etmekle eş değer olduğunu belirten Karakaş, sahnelerin geri alınmasını istediklerini söyledi. CHP olarak söz konusu satışa, sahnelerin kapatılmasına karşı olduklarını aktaran Ercan Karakaş, sanatçıların yanında olduklarını belirtti. Karakaş, “Satışı engellemek için elimizden geleni yapacağız. Meclis'te arkadaşlarımız soru önergeleriyle, gündem dışı konuşmalarla satışı gündemde tutacaklar.” dedi. Karakaş, yapılacak eylemlere destek vereceklerini de söyledi. Karakaş'ın bir diğer eleştirisi de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bütçesine oldu. Bakanlığın bütçesinin az olduğunu aktardı. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'i de, sahnelerin satışına, sansür tartışmalarına sessiz kaldığı gerekçesi ile eleştirdi. Vekiller açıklamanın ardından, Akün Sahnesi'nde Macbeth oyununu izledi.
15 Kasım 2014 02:00 | kültür sanat
‘Kemanı Ağlatan Adam’ olarak tanınan dünyaca ünlü keman virtüözü Fars asıllı ABD vatandaşıFarid Farjad, 5 Aralık’ta Congressium Ankara’da konser verecek.Türkiye’ye pek çok konser veren sanatçı, 5. Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri kapsamında Şubat ayında İstanbullu dinleyicilerine Ayrılık, Ağlayan Keman, Sarı Gelin, Şimdi Sana Dönmek Var Sevgili gibi eserleriyle unutulmaz bir gece yaşatmıştı. Her fırsatta Türkiye'yi ve Türk insanını çok sevdiğini ifade eden Farjad, "Eğer bir gün bu dünyadan gidersem, burada gömülmek istiyorum. Kendimi bu topraklara, bu coğrafyaya daha yakın hissediyorum“ diyor. 5. Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri, 13 Aralık’ta MM Attila İlhan Salonu’nda Brenna MacCrimmon’la devam edecek.
13 Kasım 2014 20:38 | kültür sanat

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.067