Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. İlker Durak ve arkadaşları, yaptıkları bilimsel bir çalışma ile sarımsağın kalp damarlarında yüksek kolesterol ile oluşan daralma ve tıkanıklıkları önemli ölçüde gerilettiğini ortaya koydu.Tedavi edilmeyen damar tıkanıklığının kalp krizine yol açtığını belirten Prof. Durak, çalışmayı şöyle anlatıyor: “Bir grup tavşana 4 ay süre ile yüksek kolesterol verildi. Bir diğer gruba da yüksek kolesterol ile birlikte sarımsak ekstresi verildi. 4 ay sonunda sarımsak ekstresi verilen grupta ciddi bir plak yapısı oluşmazken, diğer grupta damarlar büyük oranda tıkandı. Bir diğer çalışmada, tavşanların tıkanan damarları sarımsak ekstresi verilerek izlendi. Tıkanıklıkta önemli ölçüde gerileme görüldü. Ayrıca sarımsak ekstresi, kan lipit seviyelerini düzenliyor, kan basıncını düşürüyor ve vücudun antioksidan gücünü artırıyor.”
22 Ocak 2015 17:05 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. İlker Durak ve arkadaşları, yaptıkları bilimsel bir çalışma ile sarımsağın kalp damarlarında yüksek kolesterol ile oluşan daralma ve tıkanıklıkları önemli ölçüde gerilettiğini ortaya koydu.Tedavi edilmeyen damar tıkanıklığının kalp krizine yol açtığını belirten Prof. Durak, çalışmayı şöyle anlatıyor: “Bir grup tavşana 4 ay süre ile yüksek kolesterol verildi. Bir diğer gruba da yüksek kolesterol ile birlikte sarımsak ekstresi verildi. 4 ay sonunda sarımsak ekstresi verilen grupta ciddi bir plak yapısı oluşmazken, diğer grupta damarlar büyük oranda tıkandı. Bir diğer çalışmada, tavşanların tıkanan damarları sarımsak ekstresi verilerek izlendi. Tıkanıklıkta önemli ölçüde gerileme görüldü. Ayrıca sarımsak ekstresi, kan lipit seviyelerini düzenliyor, kan basıncını düşürüyor ve vücudun antioksidan gücünü artırıyor.”
22 Ocak 2015 02:04 | sağlık
Prof. Dr. Sait Eğrilmez'in katkılarıyla 18 Ocak 2014 tarihinde çıkarılarak yürürlüğe giren kanuni düzenlemeyle göz (kornea) nakli olup ışığa kavuşan hasta sayısı, birinci yılın sonunda iki katına çıktı. ABD'den kornea ithalatına son verildi. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eğrilmez, bu kanunun devrim niteliğinde olduğunu, 2016 yılı sonuna gelindiğinde müracaat edip de kornea nakli yapılmamış hasta kalmayacağını belirtti.KORNEA NAKLİ 2 BİNDEN 4 BİNE ÇIKTISöz konusu kanunla birlikte yaşanan büyük değişim hakkında bilgi veren Başhekim Yardımcısı Eğrilmez, "2014 yılına kadar ancak kişilerin kendi beyanına bağlı olan kornea bağışı, devrim niteliğindeki bir yasayla artık bağışlamanın değil, bağışlamamanın vasiyete dayalı olduğu bir niteliğe büründü. 2014 yılına kadar yılda 2 bin kornea nakli yapılırken bu sayı, 2014 yılında 4 bine çıktı. 5 bin kişinin nakil beklediği ülkemizde, bu yıl 3 bin 400 kişi kornea nakli bekliyor. Ortalama 2,5 sene olan kornea bekleme süresi dokuz aya düştü. Gelecek seneden itibaren kornea bekleme süresinin bir iki aya düşmesini bekliyorum. 2016 yılının sonunda artık hastalarımız kornea beklemeyecek, kornea bankalarındaki kornealar hasta bekleyecek." dedi.SADECE ÜÇ İLDEKİ OTOPSİLER YETERLİKanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte yaşanan en önemli değişikliklerden biri olan adli olgulardan doku nakli yapılabilmesi konusuna da değinen Prof. Dr. Eğrilmez, "Yine devrim niteliğinde bir değişiklik de adli olgularda izin alınmadan, ölen kişilerin korneasının alınması oldu. İzmir'de bu yıl 180 adli olgu, otopsi olgusu kornea vericisi oldu. Ankara ve Bursa'da da bu devam ediyor. Böylece sadece üç büyük ildeki adli olgularla Türkiye'deki kornea ihtiyacının tamamlanması da mümkün olacaktır. Zaten otopsi için açılmış bedenlerden, vücut bütünlüğünü hiç bozmayan korneanın alımı da yeni bir umut olacaktır." diye konuştu.'KORNEA İTHAL ETMEYECEĞİZ'Prof. Dr. Sait Eğrilmez, şunları kaydetti: "Yılda 350 bin kişinin vefat ettiği ülkemizde, 3 bin 500 bağış bulamadığımız için geçen yıl nakilde kullanılan bin kornea ithal edilmiştir ancak otopsi olgularından da alım yoluyla elde edeceğimiz kornealar sayesinde ithalata gerek kalmadı. Kendi kaynaklarımızın yüzde 1'ini kullanmayı başarırsak, ithalata hiç ihtiyaç duymayacağız. Kornealar, alındıktan sonra özel solüsyonlar içerisinde 7 ile 14 gün saklanabiliyor. Biz genellikle bu süre dolmadan alıcıyı evinden çağırıp tahlillerini yaparak, üçüncü veya dördüncü günde nakli gerçekleştiriyoruz. İthal korneaların ise yedi günü yolda geçiyor. Bu durum da büyük bir zaman kaybı yaşanmasına neden oluyor." dedi.(CİHAN)
16 Ocak 2015 16:09 | sağlık
Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren 'altıncı hastalık', kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Uzmanlar, yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalığın çocukları yatağa düşürebileceğini vurguladı.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Ahmet Demir, altıncı hastalık ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Hastalığın neden olduğu yüksek ateşle aileleri tedirgin edebileceğini dile getiren Doç. Demir, "Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni 'Herpes virüs tip 6'dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır." dedi.'HASTALIĞIN BELİRTİSİ YÜKSEK ATEŞ' Altıncı hastalığın en önemli belirtisinin döküntüler öncesinde görülen yüksek ateş olduğuna işaret eden Dr. Demir, "Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır." ifadelerini kullandı. 'HASTALIK BULAŞICI' Hastalığın bulaşıcı olduğunu, hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıkların hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabileceğini dile getiren Dr. Demir şunları söyledi: "Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez."'BOL BOL SIVI TÜKETMELİ'Hastalığa özel bir tedavisinin bulunmadığına dikkat çeken Dr. Demir, "Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır." önerilerinde bulundu. (CİHAN)
12 Ocak 2015 17:12 | sağlık
Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren 'altıncı hastalık', kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Uzmanlar, yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalığın çocukları yatağa düşürebileceğini vurguladı.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Ahmet Demir, altıncı hastalık ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Hastalığın neden olduğu yüksek ateşle aileleri tedirgin edebileceğini dile getiren Doç. Demir, "Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni 'Herpes virüs tip 6'dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır." dedi.'HASTALIĞIN BELİRTİSİ YÜKSEK ATEŞ' Altıncı hastalığın en önemli belirtisinin döküntüler öncesinde görülen yüksek ateş olduğuna işaret eden Dr. Demir, "Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır." ifadelerini kullandı. 'HASTALIK BULAŞICI' Hastalığın bulaşıcı olduğunu, hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıkların hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabileceğini dile getiren Dr. Demir şunları söyledi: "Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez."'BOL BOL SIVI TÜKETMELİ'Hastalığa özel bir tedavisinin bulunmadığına dikkat çeken Dr. Demir, "Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır." önerilerinde bulundu. (CİHAN)
12 Ocak 2015 16:32 | sağlık
Peygamber Efendimiz’in (sas) uyguladığı ve ümmetine tavsiye ettiği tıbbi uygulamalardan oluşan Tıbb-ı Nebevî, dün Ankara’da bir sempozyumda konuşuldu. Alanında uzman birçok bilim adamı, Efendimiz’in (sas) hadislerinde yer alan sağlık tavsiyelerini anlattı.Küresel Doktorlar Uluslararası Anadolu Sağlık Federasyonu’nun (USAF) düzenlediği Tıbb-ı Nebevî Sempozyumu’nda Peygamber Efendimiz’in (sas) uyguladığı ve ümmetine tavsiye ettiği tıbbi uygulamalar masaya yatırıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını USAF Genel Başkanı Doç. Dr. Ekrem Yeter yaptı. Peygamber Efendimiz’in uyguladığı ve ümmetine tavsiye ettiği tıbbi uygulama ve tavsiyelerinden oluşan Tıbb-ı Nebevî’nin kaynak itibarıyla Hz. Âdem’e kadar uzandığını belirten Yeter, “Tıbb-ı Nebevî, bireyin sadece fiziksel ve ruhsal sağlığını değil, toplum içindeki sorumluluklarını, yiyip içmesinden temizliğine, giyimine, uyumasına, evlenmesi ve cinsel yaşamına, iş hayatına kadar hemen her şeyi ilgi sahasına alır.” dedi.Peygamberimiz’in hem kendisi hem de çevresindekilerin sağlığı bozulunca çeşitli tedavi yolları ve tavsiyelerde bulunduğunu aktaran Yeter, “Tıbb-ı Nebevî, ağırlıklı olarak koruyucu hekimlik tarzında yani hastalanmadan hastalıklardan korunma yöntemleri üzerine yoğunlaşmıştır.” diye konuştu. Tıbb-ı Nebevî’de tavsiye edilen zencefil, çörekotu, kekik, incir, zeytinyağı gibi gıdaların bugün modern tıbbın da kabul ettiği çok güçlü antioksidan ve immün sistemini güçlendirici etkiye sahip olduğunu belirtti. Tıbb-ı Nebevî’nin yaratılışa uygun hareket etmek olduğunu belirten Yeter, Peygamberimiz’in ‘Biz acıkmadan yemek yemeyiz, yemek yediğimizde de sofradan doymadan kalkarız. Senede bir kez hacamat yaptırırız.” hadisinin günümüzde obeziteye karşı bir reçete, genç ve sağlıklı kalmanın sırrı olduğunu vurguladı.Tıbb-ı Nebevî şişmanlıktan korur“Tıp Açısından Tıbb-ı Nebevî” konulu sunum yapan Prof. Dr. İrfan Yılmaz, “Tıbb-ı Nebevî’de pislikten ve şişmanlıktan kaçınma şeklinde iki temel uyarı vardır.” diye konuştu. Peygamberimiz’in “İnsanda 360 eklem vardır, her bir eklem için bir sadaka vermek gerekir.” hadisindeki rakamın tesadüfen söylenmediğini belirten Yılmaz, “Bir tıpçı arkadaşımız merak etti tek tek saydı ve insan vücudunda 360 eklem olduğunu ortaya koydu. Bu çok mucizevi bir bilgidir.” şeklinde konuştu.Tıbb-ı Nebevî’ye son zamanlarda büyük bir merak olduğunu söyleyen Prof. Yılmaz, “Ancak son zamanlarda bazı kimseler, bilinçli olarak hadisleri uydurarak insanların zaaflarından istifade ediyor. Örneğin lahana suyunu tavsiye ederken bunun hadislerde geçtiğini söylüyor. Birisi yine turp hakkında hadis uydurmuş. Bunlar işin şarlatanları ve maalesef para tuzakları.” dedi.Yediklerimiz nesillerimizi etkiliyorSempozyumda Doç. Dr. Serkan Çakır da helal gıda konusunda önemli uyarılarda bulundu. “Helal ve temiz olandan yiyiniz.” ayetinin önemli bir ölçü olduğuna dikkat çeken Çakır, “Yediklerimiz nesillerimizi etkiliyor. Helâle hassasiyet gösterilmediği takdirde vebal altında olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.” dedi. Katkı maddelerinin çoğunun yurtdışından geldiğini aktaran Çakır, “Menşei domuz veya helal kesilmeme ihtimali olan sığır gibi hayvanlar olabilir. Bu hususta dikkat etmek gerek.” diye konuştu. Çakır, katkı maddelerinin son yıllarda aşırı bir şekilde tüketilmesi ile özellikle kanser ve kısırlık vakalarının arttığına dikkat çekti.Tıbb-ı Nebevî’ye uydum ve zarar gördüm, diyen yoktur!“Tıbb-ı Nebevî’de Metod ve Yaklaşım Problemi” konulu bir sunum yapan Prof. Dr. Beşir Gözübenli, Tıbb-ı Nebevî ile ilgili geçmişten günümüze muazzam bir bilgi birikimi olduğunu aktardı. Prof. Gözübenli, “Konu bu kitaplarda geçmişten günümüze tanıtılmıştır. Ancak halen çeşitli kütüphanelerde Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir çok yazma eser var.” dedi. Tıbb-ı Nebevî deyince pek çoğunun aklına genellikle hastalıkların tedavisi kapsamındaki tavsiyeler geldiğini belirten Gözübenli, “Dolayısıyla insanların beklentisi de bu yönde oluyor. Oysaki Tıbb-ı Nebevî’ye dair hadislerin önemli bir kısmı hıfzıssıhha yani sağlığın korunması ile ilgilidir. Ancak bazı hastalıklar ilgili müşahede, tedavi ve tavsiyeler de vardır. Ama esas sağlığın korunmasıdır.” diye konuştu. Bu konuda yüzlerce hadis olduğunu söyleyen ilahiyatçı, hadiselerin büyük çoğunluğunun sahih olduğunu belirtti. Tıbb-ı Nebevî’de anlatılan konuların sadece sağlıkla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Gözübenli, hadislerde hayatın her alanına ilişkin mesajlar olduğunu vurguladı. Gözübenli, “Tıbb-ı Nebevî’de anlatılanlara uydum ve zarar gördüm diyen yoktur.” ifadelerini kullandı.Uzman Dr. Figen Barlas Es ise çörek otu ile alakalı Peygamberimiz’in “Şu çörekotunu kullanmaya devam edin çünkü onda ölümden başka her derde deva vardır.” hadisini hatırlattı. Efendimizin hastalandığında bir avuç çörekotunu su ve bal ile karıştırıp içtiğini söyledi. Çörekotunun antikansorejen, antioksidan, antiülser etkisi olduğunu aktaran Es, çörek otunun bağışıklığı arttırdığının ve alerjik rinit üzerinde semptomları giderici etkisi olduğunun kanıtlandığını söyledi.
11 Ocak 2015 02:00 | sağlık
Rahmet Peygamberi’nin (sas) dünyayı teşrif ettiği gece olan Mevlid Kandili, bütün yurtta salavat ve dualarla idrak edildi.Mübarek gecede eller âlem-i İslam’ın kurtuluşu için semaya kalktı. Dün gece Peygamber Efendimiz’i anlamayı ve hayata rehber kılmayı amaçlayan “Herkes O’nu Okuyor”un açılış programı da Ankara’da yapıldı. Salavatlarla başlayan program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam etti. Sanatçı Süleyman Erkişi, okuduğu naatla davetlilere duygu dolu anlar yaşattı. Cevşen-i Kebir ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerif’inin ‘Veladet Bahri’ seslendirildi.Gecede konuşan Peygamber Yolu Derneği Başkanı Ali Demirel, Peygamber Efendimiz’in insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı bir dönemde geldiğini belirterek, “O asla kin ve nefret dilini kullanmadı. Kimseyi incitmedi. Kaba kuvvete başvurmadı. Şahısları değil, sıfatları hedef aldı. Doğru bildiği hakkı söylemekten asla çekinmedi. O’nun temsil ettiği hak, cehalete galip geldi.” dedi.Efendimiz’in gelişiyle insanlığın adeta yeniden doğduğunu söyleyen ilahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz da şunları söyledi: “Herkesi cennete ehil hale getirmek istemişti ancak O’nu anlamadılar. O’na peygamberliğin geldiği daha ilk günden itibaren sözlü ve fiili şiddetin her türlüsünü uyguladılar. O, kendine yakışanı yaptı. O’ndan önceki peygamberler de aynı şeyi yapmıştı. Birçok peygamber adeta bugünkü ifadeyle ‘makul şüphe’yle karşılandı.”
03 Ocak 2015 12:46 | sağlık
Rahmet Peygamberi’nin (sas) dünyayı teşrif ettiği gece olan Mevlid Kandili, bütün yurtta salavat ve dualarla idrak edildi.Mübarek gecede eller âlem-i İslam’ın kurtuluşu için semaya kalktı. Dün gece Peygamber Efendimiz’i anlamayı ve hayata rehber kılmayı amaçlayan “Herkes O’nu Okuyor”un açılış programı da Ankara’da yapıldı. Salavatlarla başlayan program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam etti. Sanatçı Süleyman Erkişi, okuduğu naatla davetlilere duygu dolu anlar yaşattı. Cevşen-i Kebir ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerif’inin ‘Veladet Bahri’ seslendirildi.Gecede konuşan Peygamber Yolu Derneği Başkanı Ali Demirel, Peygamber Efendimiz’in insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı bir dönemde geldiğini belirterek, “O asla kin ve nefret dilini kullanmadı. Kimseyi incitmedi. Kaba kuvvete başvurmadı. Şahısları değil, sıfatları hedef aldı. Doğru bildiği hakkı söylemekten asla çekinmedi. O’nun temsil ettiği hak, cehalete galip geldi.” dedi.Efendimiz’in gelişiyle insanlığın adeta yeniden doğduğunu söyleyen ilahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz da şunları söyledi: “Herkesi cennete ehil hale getirmek istemişti ancak O’nu anlamadılar. O’na peygamberliğin geldiği daha ilk günden itibaren sözlü ve fiili şiddetin her türlüsünü uyguladılar. O, kendine yakışanı yaptı. O’ndan önceki peygamberler de aynı şeyi yapmıştı. Birçok peygamber adeta bugünkü ifadeyle ‘makul şüphe’yle karşılandı.”
03 Ocak 2015 02:36 | sağlık
Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı, 2013-2014 uyuşturucu raporu hazırladı. Emniyet’in araştırmalarında çarpıcı sonuçlar var. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teşkilatının uyuşturucu sorununu kabul etmediğini vurgulayan rapora göre, okullar uyuşturucuyla ilgili inkâr politikası sürdürüyor ve yaşanan olayları örtme yoluna gidiyor.Uyuşturucu problemiyle alakalı İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye genelindeki okullar incelendi. Yapılan araştırmalar sonucu Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teşkilatının hiçbir şekilde uyuşturucu sorununu ve bununla ilgili oluşan problemlerin varlığını kabul etmediği belirtildi. Araştırmalar doğrultusunda raporun sonuç bölümünde, Milli Eğitim kurumlarının uyuşturucu sorununu kabul etmediği, ret veya inkar politikası sürdürdüğü, okullarda yaşanan olayları örtme cihetine gittiğine dikkat çekildi. Ayrıca okullarda aşırı boyutlarda uyuşturucu kullanımı ile çeteleşme sorunu olduğu belirtildi.Emniyetin uyuşturucu raporu hazırlanırken yüzlerce akademisyenle görüşme yapıldı, okullardan gelen şikayetler dikkate alındı. Ayrıca madde kullanan kişiler tespit edilip aileleriyle de birebir görüşüldü. Tüm bu çalışmalar sonucu oluşturulan rapora göre okul müdürlerinin olaylara duyarsız olduğu belirlendi. Okullardaki güvenlik zafiyetinin had safhaya ulaştığı ve çeteleşmenin giderek arttığı belirtildi. Okul çevresinde güvenlik zafiyetleri söz konusu olduğu dile getirilen raporda konu ile ilgili sağlıklı veri tutulmadığı ve rehber öğretmen sıkıntısının çok fazla olduğuna yer verildi.Diyanet, bağımlıyla ilgilenecek din görevlisine sıcak bakmıyorÖzellikle meslek lisesi, teknik liseler ve düz liseden Anadolu lisesine dönüştürülen okullarda aşırı uyuşturucu kullanımı olduğuna dikkat çekilen raporda, yaşanan uyuşturucu problemlerinin ilgili kurumlara iletilmediği ve üstünün örtülmeye çalışılarak etkin işbirliği yapılmasına yanaşılmadığı vurgulandı.Raporda ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı personelinin uyuşturucu konusunda yeterli eğitime sahip olmaması, denetimli serbestlik uygulamasından kaynaklanan ciddi sıkıntılar yaşanması, Yargıtay içtihatlarının uyuşturucu satıcıları tarafından istismar edilmesi gibi bulguların da uyuşturucu probleminin çözülememesinde etkili olduğu ifade edildi. Diyanet camiasının ise dezavantajlı, risk grubundaki gruplara yönelik çalışma yapan din görevlilerine sıcak bakmadığı yönündeki ilginç tespit de raporda yer aldı.
01 Ocak 2015 12:38 | sağlık
Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı, 2013-2014 uyuşturucu raporu hazırladı. Emniyet’in araştırmalarında çarpıcı sonuçlar var. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teşkilatının uyuşturucu sorununu kabul etmediğini vurgulayan rapora göre, okullar uyuşturucuyla ilgili inkâr politikası sürdürüyor ve yaşanan olayları örtme yoluna gidiyor.Uyuşturucu problemiyle alakalı İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye genelindeki okullar incelendi. Yapılan araştırmalar sonucu Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teşkilatının hiçbir şekilde uyuşturucu sorununu ve bununla ilgili oluşan problemlerin varlığını kabul etmediği belirtildi. Araştırmalar doğrultusunda raporun sonuç bölümünde, Milli Eğitim kurumlarının uyuşturucu sorununu kabul etmediği, ret veya inkar politikası sürdürdüğü, okullarda yaşanan olayları örtme cihetine gittiğine dikkat çekildi. Ayrıca okullarda aşırı boyutlarda uyuşturucu kullanımı ile çeteleşme sorunu olduğu belirtildi.Emniyetin uyuşturucu raporu hazırlanırken yüzlerce akademisyenle görüşme yapıldı, okullardan gelen şikayetler dikkate alındı. Ayrıca madde kullanan kişiler tespit edilip aileleriyle de birebir görüşüldü. Tüm bu çalışmalar sonucu oluşturulan rapora göre okul müdürlerinin olaylara duyarsız olduğu belirlendi. Okullardaki güvenlik zafiyetinin had safhaya ulaştığı ve çeteleşmenin giderek arttığı belirtildi. Okul çevresinde güvenlik zafiyetleri söz konusu olduğu dile getirilen raporda konu ile ilgili sağlıklı veri tutulmadığı ve rehber öğretmen sıkıntısının çok fazla olduğuna yer verildi.Diyanet, bağımlıyla ilgilenecek din görevlisine sıcak bakmıyorÖzellikle meslek lisesi, teknik liseler ve düz liseden Anadolu lisesine dönüştürülen okullarda aşırı uyuşturucu kullanımı olduğuna dikkat çekilen raporda, yaşanan uyuşturucu problemlerinin ilgili kurumlara iletilmediği ve üstünün örtülmeye çalışılarak etkin işbirliği yapılmasına yanaşılmadığı vurgulandı.Raporda ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı personelinin uyuşturucu konusunda yeterli eğitime sahip olmaması, denetimli serbestlik uygulamasından kaynaklanan ciddi sıkıntılar yaşanması, Yargıtay içtihatlarının uyuşturucu satıcıları tarafından istismar edilmesi gibi bulguların da uyuşturucu probleminin çözülememesinde etkili olduğu ifade edildi. Diyanet camiasının ise dezavantajlı, risk grubundaki gruplara yönelik çalışma yapan din görevlilerine sıcak bakmadığı yönündeki ilginç tespit de raporda yer aldı.
01 Ocak 2015 02:00 | sağlık
Sağlık Bakanlığı, kaynak israfı ve atıl kapasitenin oluşmaması için bir planlama dâhilinde diyaliz merkezlerinin durumu ile ilgili bir çalışma yaptı. Çalışma sonucu, hasta başına düşen diyaliz merkezlerinin yeterli sayıya ulaşması nedeniyle 2015 yılında yeni diyaliz merkezi açılmayacak. Bakanlık verilerine göre, ülke genelinde 48 bin 665 hasta ve 12 bin 415 cihaz var. Bir cihaza ortalama 3,5 hasta düşüyor. Yeni merkezlerin açılması ile ilgili çalışma, hasta sayısı 5'i aştığında bölgelerde yeniden değerlendirilecek.Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 81 ile '2015 Yılı Diyaliz Merkezi Planlaması' ile ilgili yazı gönderdi. Bakan adına Müşteşar Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Şencan imzalı yazıda, hasta başına düşen diyaliz merkezlerinin yeterli sayıya ulaşması nedeniyle 2015 yılında yeni diyaliz merkezi açılmayacağı vurgulandı. Yazıda, il sağlık müdürlüklerinden alınan veriler kapsamında hesaplanan hasta/cihaz oranlarının 5'in (beş) altında olması nedeniyle 2015 yılı için ülke genelindeki diyaliz hizmet bölgelerinde yeni diyaliz merkezi açılmasının uygun olmadığı tespit edildiği kaydedildi. Kaynak israfı ve atıl kapasitenin oluşmaması için bir planlama dâhilinde diyaliz merkezlerinin açılmasına izin veren Sağlık Bakanlığı, 48 bin 665 hasta ve 12 bin 415 diyaliz cihazının hizmet verdiğini belirledi. Bu veriler doğrultusunda, 2015 yılında yeni bir diyaliz merkezine ihtiyaç olmadığını tespit eden Bakanlık, yeni merkezlerin açılmasına izin vermeyecek. DİYALİZ CİHAZLARI İSTENEN SEVİYEYE GELDİBakanlık verilerine göre, böbrek hastaları için bir anlamda böbrek görevi gören diyaliz cihazları sayısı ülke genelinde istenen seviyeye geldi. Her yıl kasım ve aralık ayında bir sonraki yıl açılacak olan diyaliz merkezlerini belirleyen Sağlık Bakanlığı, 2015 yılında yeni diyaliz merkezi açılmasına ihtiyaç olmadığını tespit etti. Bir bölgede yeni bir diyaliz merkezi açabilmek için o bölgenin hedef doluluk oranının, hemodiyaliz cihazı başına düşen hasta sayısının 5 veya üstü olması gerektiğini açıklayan Bakanlık, ülke genelinde hasta/diyaliz cihazı oranını 3,5 olarak belirledi.48 BİN KİŞİ DİYALİZE GİRİYORBakanlığın elde ettiği verilere göre; ülke genelinde 48 bin 665 diyaliz hastası için 12 bin 415 diyaliz cihazı hizmet veriyor. Ortalama bir cihaza 3.4 hasta düşüyor. Hem diyalize giren hem de diyaliz cihazı açısından İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa'nın başı çektiği öğrenildi. Buna göre; İstanbul'da 8 bin 694 diyaliz hastasına 1 bin 957 cihaz düşerken, Ankara'da 3 bin 354 hastaya 890 cihaz, İzmir'de 3 bin 23 hastaya 751 cihaz, Bursa'da ise bin 727 hastaya 445 diyaliz cihazı düştüğü kaydedildi.Oranın en fazla olduğu yer 4.76 ile iki kısma ayrılan Muğla Birinci Bölge oldu. 85 cihazın hizmet verdiği bölgede 405 hasta diyalize giriyor. Muğla'yı 4.71 ile Şanlıurfa 1. Bölge ve İstanbul 6. Bölge izledi. İstanbul 2. Bölge de 289 cihaza bin 362 hasta düşüyor. En düşük oran ise Çanakkale 1. Bölge. Burada 4 hastaya 4 cihaz düştü. Oran 1 olarak gerçekleşti.BÖBREK NAKLİ İÇİN SIRADA BEKLEYEN 22 BİN 28 KİŞİ VARSağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'de 28 bin 867 kişi organ nakli için bekliyor. Böbrek nakli için sırada bekleyen 22 bin 28 kişi var. Organ nakli için en çok sırada bekleyenler böbrek yetmezliği olan hastalar. İkinci sırada ise 3 bin 801 ile kornea nakli bekleyenler yer alıyor. Karaciğer nakli içinde bekleyen 2 bin 191 kişi var. En az ise ince bağırsak nakli bekleyen kişi. Şu an da sistemde kayıtlı olan 2 kişi ince bağırsak nakli olmayı bekliyor. Ayrıca, 554 kalp, 34 akciğer, 253 pankreas ve 4 kalp kapakçığı nakli bekleyen hasta bulunuyor. (CİHAN)
25 Aralık 2014 15:24 | sağlık
Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi organ nakli ekibi, Kazakistan tıp tarihinde bir ilke imza attı.Ekip, bir yaşındaki çocuğa karaciğer nakli gerçekleştirdi. Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Ana-Çocuk Bilim ve Tıp Merkezi’nde gerçekleştirilen canlıdan canlıya karaciğer nakli, ülke basınında da geniş yer aldı. Karaciğer sirozu tanısı ile yatırılan bir yaşındaki Jiger Serik’e amcasından alınan karaciğer nakledildi.Türk ekip, ikinci ameliyatı ise Onkoloji Organ Nakli Tıp Merkezi’nde, Hepatit B kaynaklı karaciğer sirozu tanısı ile tedavi gören 48 yaşındaki kadına kocasından alınan karaciğerle yaptı.Kazakistan’da sağlık sektöründe faaliyet gösteren yerel KZK Medikal şirketinin organizasyonu ve sponsorluğu ile gerçekleştirilen bu operasyonda, hastaların sağlık durumunun iyi olduğu ifade edildi. KZK Medikal Müdürü Metin Koçak, Türkiye’nin tıp alanında elde ettiği tecrübeyi Kazakistan ile paylaşmak adına bu organizasyonu düzenlediklerini söyledi. Türkiye’den gelen 14 kişilik ekibin katılımıyla ameliyat yaklaşık 12 saat sürdü. Ameliyatta bir yaşındaki çocuğa amcasının donör olmasıyla yapılan ameliyatla Kazakistan’da bir ilke imza atıldığını vurgulayan Koçak, Başkent Hastanesi’nin Kazakistan’da bu uygulamayı yapan ilk ekip olduğunu belirtti.
20 Aralık 2014 02:09 | sağlık
Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi organ nakli ekibi, Kazakistan tıp tarihinde bir ilke imza attı.Ekip, bir yaşındaki çocuğa karaciğer nakli gerçekleştirdi. Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Ana-Çocuk Bilim ve Tıp Merkezi’nde gerçekleştirilen canlıdan canlıya karaciğer nakli, ülke basınında da geniş yer aldı. Karaciğer sirozu tanısı ile yatırılan bir yaşındaki Jiger Serik’e amcasından alınan karaciğer nakledildi.Türk ekip, ikinci ameliyatı ise Onkoloji Organ Nakli Tıp Merkezi’nde, Hepatit B kaynaklı karaciğer sirozu tanısı ile tedavi gören 48 yaşındaki kadına kocasından alınan karaciğerle yaptı.Kazakistan’da sağlık sektöründe faaliyet gösteren yerel KZK Medikal şirketinin organizasyonu ve sponsorluğu ile gerçekleştirilen bu operasyonda, hastaların sağlık durumunun iyi olduğu ifade edildi. KZK Medikal Müdürü Metin Koçak, Türkiye’nin tıp alanında elde ettiği tecrübeyi Kazakistan ile paylaşmak adına bu organizasyonu düzenlediklerini söyledi. Türkiye’den gelen 14 kişilik ekibin katılımıyla ameliyat yaklaşık 12 saat sürdü. Ameliyatta bir yaşındaki çocuğa amcasının donör olmasıyla yapılan ameliyatla Kazakistan’da bir ilke imza atıldığını vurgulayan Koçak, Başkent Hastanesi’nin Kazakistan’da bu uygulamayı yapan ilk ekip olduğunu belirtti.
20 Aralık 2014 02:00 | sağlık
Aile hekimleri, cumartesi nöbeti başta olmak üzere çeşitli uygulamaları protesto etmek amacıyla bugün yurt genelinde iş bırakıyor. Aile hekimleri yarın da Ankara'da eylem yapacak.
12 Aralık 2014 14:10 | sağlık
Aile hekimleri, cumartesi nöbeti başta olmak üzere çeşitli uygulamaları protesto etmek amacıyla bugün yurt genelinde iş bırakıyor. Aile hekimleri yarın da Ankara'da eylem yapacak.
12 Aralık 2014 12:36 | sağlık
Sel ve su baskınlarının insan sağlığını tehdit ettiğini belirten Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Recep Akdur, "Sellerden sonra ishalle seyreden tüm hastalıklar, özellikle de tifo, kolera ve Hepatit A gibi hastalıklar büyük tehlike oluşturuyor" dedi.
11 Aralık 2014 12:52 | sağlık
Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır." dedi.Erciyes Üniversitesi Genetik ve Kök Hücre Araştırmaları Merkezinde (GEN-KÖK ) kanser ve genetik alan ile ilgili toplantı yapıldı. Hematogenetik Kursu olarak gerçekleştirilen toplantıya Türkiye genelinde hematoloji, kanser, moleküler biyoloji ve genetik alanında önde gelen bilim insanları kanseri ve kanserin genetiğini tartıştı. Deneysel Hematoloji Derneği Başkanı ve Hematogenetik Kursu Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, şu bilgileri verdi: "Amacımız kanser alanında çalışan ve araştırma yapan farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirmekti. Toplantılar düzenleyerek ülkemizde disiplinler arası işbirliğini artırmak, bilgi paylaşımında bulunmak ve bu alanda eğitim alan genç bilim insanları için kurslar düzenlemekti. Bu toplantı ile ilk adımı attık." Erciyes Üniversitesi Hematoloji, Kemik İliği Nakli ve Kök Hücre Tedavileri Merkezi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ali Ünal ise "Bugün artık kanserin genetiğini daha iyi biliyoruz. Hangi kromozom bozukluklarının ve genetik değişimlerin hangi kansere neden olduğunu bilmekteyiz. Tüm kanser hücrelerindeki farklı genetik bozuklukların, kanser hücrelerinin davranışını değiştirebildiğini ve hastalığın seyrini nasıl etkileyeceğini öngörebilmekteyiz. Kanserin iyi yada kötü gidişini veya seyrini önceden belirleyebileceğiz. Ona göre tedavi metodunu değiştirebileceğiz. Kanserdeki genetik değişikliği ve kanser hücresi içerisindeki bozukluğun ortaya çıkardığı kontrolsüz hücre çoğalmasını hedef alarak, kanser hücresini öldürebiliyoruz." diye konuştu. Ankara Üniversitesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezinden Prof. Dr. Osman İlhan da artık kanserin kök hücresini tespit edebildiklerini belirtti. Prof. Dr. İlhan, vücutta dolaşan kanser hücrelerini öldürmekle kanserin tamamen tedavi edilemediğini, kanser kök hücresinin halen yaşayabildiğini ve vücutta çeşitli dokularda saklanabildiğini ifade etti. "Şu anda yapılan kemoterapi, radyoterapi ile kanser hücrelerini öldürebiliyor ve ortadan kaldırabiliyoruz" diyen Prof. Dr. İlhan, şu bilgileri verdi: "Ancak kanser kök hücresini öldüremiyoruz. Kanser kök hücresi, kemoterapi ilaçlarından etkilenmemekte ve radyoterapi ile öldürülememektedir. Şu anda kanser kök hücresini tespit edebiliyoruz. Kanser kök hücresinin genetik yapısını belirleyebiliyoruz. Bu farklı yapıyı hedef alarak kanser kök hücresini ortadan kaldırabilirsek vücuttaki tüm kanseri tamamen yok edebiliriz." Aynı zamanda Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır. Kanser Kök hücresini hedef alan Dendritik hücre tedavisi, kanser aşısı, geleceğin kanser tedavisi olacaktır. Tümör aşısı, kanser aşısı, kanser tedavisinde çığır açan bir tedavi yöntemi olacak ve yakın gelecekte tüm kanserleri kök hücresini tespit ederek ve ona karşı tümör aşısı yaparak tamamen yok edebilmemiz mümkün olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Hematogenetik Kursu Düzenleyicisi Prof. Dr. Yusuf Baran, kanseri tümü ile yok edilebilir bir hastalığa dönüştürmenin temel yolu bu hastalığa neden olan genetik bozuklukları bilmekten geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baran, "Kanserin erken dönemlerinde tanı konmasını sağlayacak belirteçlerin ve etkin tedavisini sağlayacak hedef moleküllerin tespiti, ancak kanserli hücrelerdeki genetik değişimleri belirlemek ile mümkün olacaktır. Kanser gibi kompleks bir hastalığı yenmenin yolu, farklı disiplinlerden bilim insanlarının bir araya gelerek tecrübe ve bilgilerini paylaşmasıdır. Bu bağlamda, ülkemizde ilk defa düzenlenen Hematogenetik kursunda farklı üniversitelerden hematoloji, onkoloji, moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, tıbbi genetik bilim alanlarından 130'un üzerinde bilim insanı oluşturdukları beyin fırtınaları ile kanserle mücadelede ortak bir vizyon oluşturmuşlardır" şeklinde konuştu. (CİHAN)
06 Aralık 2014 19:24 | sağlık
Geçen yıl Türkiye'de 125 bin 305 çift boşandı. Boşanma eşiğine gelmiş birçok çift ise aile içi sorunlarının çözümü için profesyonel destek alacağı bir danışman bulamıyor. Ankara'nın 1 milyona yakın nüfuslu iki ilçesi Çankaya ve Keçiören'de aile danışmanlığı merkezi yok. İstanbul Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin de telefon numarası yok.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) şiddet gören ve uygulayan eşlerle ilgileniyor. Şiddete varmayan sıkıntı yaşayanlar ise Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlükleri bünyesindeki sosyal hizmet merkezlerine yönlendiriliyor. Ancak boşanmanın eşiğine gelmeden çiftlere ücretsiz profesyonel yardım sunacak yeterli aile danışmanı yok. Olan yerlerdeyse uzmana ulaşmak neredeyse imkânsız.Bakanlıkta yaklaşık bin 800 psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı, çocuk gelişim uzmanı ve aile danışmanı görev yapıyor. Bu uzmanların bir kısmı ŞÖNİM'lerde, bir kısmı da sosyal hizmet merkezlerinde çalışıyor. Bu durumda uzman başına yaklaşık 33 bin kişi düşüyor. Bazı şehirlerde tek sosyal hizmet merkezi bulunurken, büyükşehirlerdeki sosyal hizmet merkezi sayısı 2 ile 9 arasında değişiyor. 5 milyondan fazla kişinin yaşadığı Ankara'da biri Ulus'taki il müdürlüğünde, 6'sı ise ilçelerdeki sosyal hizmet merkezleri bünyesinde toplam 7 aile danışmanlık birimi mevcut. Bir milyona yakın nüfusuyla Türkiye'nin en büyük ilçeleri konumundaki Keçiören ve Çankaya'da ise sosyal hizmet merkezi bulunmuyor. Bu ilçelerde oturanlar, 3 aile danışmanının görev yaptığı il müdürlüğündeki merkeze başvuruyor. İstanbul'daki 9 sosyal hizmet merkezinden 3'ü Anadolu yakasında, kalanlar ise Avrupa yakasında. Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin telefon numarası, Güngören'dekinin ise hem adresi hem de telefon numarası il müdürlüğünün internet sitesinde yok. Aile sıkıntılarını çözmek için destek arayanların randevu usulüyle çalışan bu sosyal hizmet merkezlerine nasıl ulaşacağı muamma.ARADIĞINIZ AİLE DANIŞMANINA ŞU ANDA ULAŞILAMIYOREşiyle sıkıntılar yaşayan ailelerin bir telefonla aile danışmanına ulaşması gerekiyor. Ancak Türkiye'deki sistemin birçok eksik ve aksayan yönü var. Destek almak isteyenlerin öncelikle Alo 183'ü bilip araması gerekiyor. Telefondaki görevli, büyükşehirden arıyorsanız size en yakın sosyal hizmet merkezinin numarasını veriyor. Küçük şehirlerde ise genelde il müdürlüğü bünyesindeki sosyal hizmet merkezinin numarası veriliyor. Randevu sisteminin nasıl işlediğini öğrenebilmek için İstanbul Fatih'teki Sosyal Hizmet Merkezi'ni telefonla arayıp, ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamalarını istiyoruz. Görevlinin aktardığı dâhili numarada uzun süre çalan telefonu açan olmuyor. Randevu sisteminin Ankara'daki işleyişle ilgili bilgi edinebilmek için Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nü telefonla arıyoruz. Yine santral görevlisinden ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamasını istiyoruz. Görevlinin aktarmasının ardından telefonu açan kişi ‘burası öfke kontrolü, yanlış yere bağlamışlar' deyip, santral numarasını yeniden aramamızı istiyor. İkinci aramamızda görevli yeniden aktarıyor ve telefonu açan kişi, randevu usulüyle çalıştıklarını belirterek, “Talebiniz halinde uygun gün ve saat belirleyip, kuruma davet ediyoruz.” diyor. Aradan 25 gün geçtikten sonra bu sefer Ankara Altındağ Sosyal Hizmet Merkezi'ni arayıp aile danışmanlarıyla görüşmek istediğimizi belirtiyoruz. Görevli, “Uzmanlarımız haftaya salı gününe kadar eğitimdeler.” cevabını veriyor.
06 Aralık 2014 03:48 | sağlık
Geçen yıl Türkiye'de 125 bin 305 çift boşandı. Boşanma eşiğine gelmiş birçok çift ise aile içi sorunlarının çözümü için profesyonel destek alacağı bir danışman bulamıyor. Ankara'nın 1 milyona yakın nüfuslu iki ilçesi Çankaya ve Keçiören'de aile danışmanlığı merkezi yok. İstanbul Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin de telefon numarası yok.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) şiddet gören ve uygulayan eşlerle ilgileniyor. Şiddete varmayan sıkıntı yaşayanlar ise Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlükleri bünyesindeki sosyal hizmet merkezlerine yönlendiriliyor. Ancak boşanmanın eşiğine gelmeden çiftlere ücretsiz profesyonel yardım sunacak yeterli aile danışmanı yok. Olan yerlerdeyse uzmana ulaşmak neredeyse imkânsız.Bakanlıkta yaklaşık bin 800 psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı, çocuk gelişim uzmanı ve aile danışmanı görev yapıyor. Bu uzmanların bir kısmı ŞÖNİM'lerde, bir kısmı da sosyal hizmet merkezlerinde çalışıyor. Bu durumda uzman başına yaklaşık 33 bin kişi düşüyor. Bazı şehirlerde tek sosyal hizmet merkezi bulunurken, büyükşehirlerdeki sosyal hizmet merkezi sayısı 2 ile 9 arasında değişiyor. 5 milyondan fazla kişinin yaşadığı Ankara'da biri Ulus'taki il müdürlüğünde, 6'sı ise ilçelerdeki sosyal hizmet merkezleri bünyesinde toplam 7 aile danışmanlık birimi mevcut. Bir milyona yakın nüfusuyla Türkiye'nin en büyük ilçeleri konumundaki Keçiören ve Çankaya'da ise sosyal hizmet merkezi bulunmuyor. Bu ilçelerde oturanlar, 3 aile danışmanının görev yaptığı il müdürlüğündeki merkeze başvuruyor. İstanbul'daki 9 sosyal hizmet merkezinden 3'ü Anadolu yakasında, kalanlar ise Avrupa yakasında. Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin telefon numarası, Güngören'dekinin ise hem adresi hem de telefon numarası il müdürlüğünün internet sitesinde yok. Aile sıkıntılarını çözmek için destek arayanların randevu usulüyle çalışan bu sosyal hizmet merkezlerine nasıl ulaşacağı muamma.ARADIĞINIZ AİLE DANIŞMANINA ŞU ANDA ULAŞILAMIYOREşiyle sıkıntılar yaşayan ailelerin bir telefonla aile danışmanına ulaşması gerekiyor. Ancak Türkiye'deki sistemin birçok eksik ve aksayan yönü var. Destek almak isteyenlerin öncelikle Alo 183'ü bilip araması gerekiyor. Telefondaki görevli, büyükşehirden arıyorsanız size en yakın sosyal hizmet merkezinin numarasını veriyor. Küçük şehirlerde ise genelde il müdürlüğü bünyesindeki sosyal hizmet merkezinin numarası veriliyor. Randevu sisteminin nasıl işlediğini öğrenebilmek için İstanbul Fatih'teki Sosyal Hizmet Merkezi'ni telefonla arayıp, ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamalarını istiyoruz. Görevlinin aktardığı dâhili numarada uzun süre çalan telefonu açan olmuyor. Randevu sisteminin Ankara'daki işleyişle ilgili bilgi edinebilmek için Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nü telefonla arıyoruz. Yine santral görevlisinden ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamasını istiyoruz. Görevlinin aktarmasının ardından telefonu açan kişi ‘burası öfke kontrolü, yanlış yere bağlamışlar' deyip, santral numarasını yeniden aramamızı istiyor. İkinci aramamızda görevli yeniden aktarıyor ve telefonu açan kişi, randevu usulüyle çalıştıklarını belirterek, “Talebiniz halinde uygun gün ve saat belirleyip, kuruma davet ediyoruz.” diyor. Aradan 25 gün geçtikten sonra bu sefer Ankara Altındağ Sosyal Hizmet Merkezi'ni arayıp aile danışmanlarıyla görüşmek istediğimizi belirtiyoruz. Görevli, “Uzmanlarımız haftaya salı gününe kadar eğitimdeler.” cevabını veriyor.
06 Aralık 2014 02:00 | sağlık
Doç. Dr. Ahmet Demir, koliğin (bebeklerin şiddetli karın ağrıları nedeniyle yakınmaları) yeni doğan bebeklerde en sık rastlanan sağlık problemlerinin başında geldiğini söyledi. Demir, "Kesin nedeni tam olarak saptanamayan koliğin, en önemli belirtisinin bebeklerin gün içerisinde saatlerce ağlaması." dedi.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Ahmet Demir yeni doğan bebekte kolik ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Ahmet Demir, "Kolik, kesin nedeni bilinmemekle birlikte bebeğin sinir ve bağırsak sisteminin tam olgunlaşmaması ya da gelişmekte olmasından kaynaklanabilir. Ayrıca annenin sigara içmesi, yaşının ileri oluşu ve ilk bebek olma durumu diğer risk faktörleri arasında yer almaktadır." ifadelerini kullandı.3 ayın altındaki bir bebekte adeta durdurulamayan ağlama krizlerinin günde en az üç saat sürebileceğini dile getiren Demir, "Bu tablo, haftada üç gün ve ayda üç haftaya yayılmaktadır. Genelde bu bebekler, akşam saatlerinde ve hemen hemen aynı saatlerde ağlarlar. Ağlama sırasında yüzleri kızarır, karınları belirgin olarak şiştir ve bacaklarını karınlarına doğru çekerler. Bazen kendilerini arkaya doğru atar gibi bazen ellerini yumruk yaparak bazen de bacaklarını tekme atar gibi hareketler yaparak ağlayabilirler." dedi. Koliğin genelde 4. aya doğru düzeldiğini ve tedavisi içinse birçok alternatif bulunduğunu dile getiren Dr. Demir, tedavi seçeneklerinin ana başlıklarını şöyle anlattı:* Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin diyetinin düzenlenmesi.* Mama ile beslenen bebeklerde uygun mamaların seçilmesi.* İlaç tedavisi (gerekmedikçe kullanılmamalı veya endikasyon iyi konulmalı).* Probiyotikler (Faydalı bazı bakterilerin kullanılmasıdır).* Bitki özleri.* Kayropraktik tedavi ve masaj.'TANIYI DOKTOR KOYMALI' Kolik rahatsızlığında tanının konulmasında doktorları adres gösteren Demir, "Kolik tarzında ağlama krizleri olan bebekler, en az bir kez doktor muayenesinden geçmeli ve başka bir hastalık nedeni ile ağlamadıkları kanıtlanmalıdır. Bazen tek bir doktorun dediğiyle yetinmeyen aileler, bebeklerini hastane hastane gezdirmekte ve bu süreç bebeği daha çok yıpratmaktadır." ifadelerini kullandı. Bebeğin ağlama krizine girdiği sırada yapılması gerekenler:* Mümkün olduğunca sakin olun, gerilmeyin.* Güler yüzle bebekle göz teması kurmaya çalışın.* Bebeğinizi bağrınıza basarak karnını ısıtın. Bunu ütü ile ısıtılmış bez ya da ısıtma pedleri ile de yapabilirsiniz.* Bulunduğunuz odada sakinleştirici müzikler açın.* Bebek emziği kullanın.* Rezene ve nane gibi bitki çayları içirmeyi deneyin.* Su ve süpürge sesi bazı bebeklerin hoşuna gidebilir, unutmayın.* Son seçenek olarak bebekle birlikte ufak bir araba yolculuğuna çıkın.(CİHAN)
02 Aralık 2014 17:27 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.150