Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Reflü, toplumda en sık görülen mide hastalıklarının başında geliyor. Reflü hastaları genellikle hekim kontrolü dışında ilaç kullanarak tanı konulmasını geciktirebiliyor.Vakaların yüzde 15 civarının hekime başvurduğunu söyleyen Liv Hospital Ankara Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Bozkaya,
02 Mayıs 2015 03:01 | sağlık
Reflü, toplumda en sık görülen mide hastalıklarının başında geliyor. Reflü hastaları genellikle hekim kontrolü dışında ilaç kullanarak tanı konulmasını geciktirebiliyor.Vakaların yüzde 15 civarının hekime başvurduğunu söyleyen Liv Hospital Ankara Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Bozkaya,
02 Mayıs 2015 00:00 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
28 Nisan 2015 21:18 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
26 Nisan 2015 18:19 | sağlık
Ankara
26 Nisan 2015 18:19 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
24 Nisan 2015 13:14 | sağlık
Ankara
24 Nisan 2015 10:29 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
22 Nisan 2015 13:01 | sağlık
Ankara
22 Nisan 2015 06:58 | sağlık
Kan bağışı konusunda duyarlılık oluşturmak isteyen üniversite öğrencileri, Türkiye
21 Nisan 2015 23:57 | sağlık
Ankara
20 Nisan 2015 04:53 | sağlık
Kan bağışı konusunda duyarlılık oluşturmak isteyen üniversite öğrencileri, Türkiye
19 Nisan 2015 22:06 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlhan Gölbaşı, uzun seyahatler sonunda bacak toplardamarlarında pıhtılaşma (derin ven trombozu) gelişebileceğini söyledi.Uzun süreli otobüs, uçak, tren yolculuğu yapanları dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yaklaşık 8-10 saat süren yolculuklar sonrasında bacak toplardamarlarında pıhtılaşma oluştuğuna dikkati çekti. Bu durumun sıklıkla, hareketsizliğe, yetersiz sıvı alımına ve genetik yatkınlığa bağlı gelişebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo ayrıca varisleri bulunan hastalarda daha fazla görülebilmektedir. Bacak toplardamarı tıkanmasını takiben bacak aniden şişer, kızarır ve çok şiddetli ağrı yapar" dedi. PIHTI AKCİĞERE GİDERSE Karşılaşılan tablonun en korkulan komplikasyonunun ise bacakta oluşan pıhtının hareket ederek akciğerlere atılması olduğunu aktaran Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo fark edilmez veya etkili tedavi edilmezse ölümcül durumlara neden olabilir. Bundan dolayı derin toplardamar tıkanıklığı gelişen kimsenin acil olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide pıhtı eritici ve kan sulandırıcı ilaçlar uygulanmaktadır. Ayrıca toplardamardaki pıhtının hareket etmesine mani olmak için bu dönemde mümkün olduğunca istirahat edilmesi sağlanmalıdır. Bu hastalar takip eden günler ve aylarda ayakta bulundukları zamanlarda varis çorabı giymeli, yatarken de çıkarmalıdır" diye konuştu. Gölbaşı, bacak toplardamar pıhtılaşmasında en önemli yaklaşımın hastalık gelişmeden önlemini almak olduğunu dile getirdi. Bacak toplardamar pıhtılaşmasını nasıl önleyebiliriz?* Bunun için, uzun seyahate çıkacak hastada varisler varsa, varis çorabı giymesi uygun olacaktır. * Seyahat esnasında oturduğu yerde bacak ve bilek hareketleri yapması gerekmektedir. * Ayrıca uzun yolculuk boyunca sıklıkla ayağa kalkıp bir miktar yürümelidir. * Seyahat boyunca bol miktarda sıvı tüketmelidir. * Seyahat esnasında beli çok sıkan kıyafetten de uzak durmak gerekir. * Mola imkanı varsa mutlaka bu esnada yürüyüşler yapılmalıdır. * Hatta çok riskli kimselerde kan sulandırıcı iğneler yapılmalıdır. * Aynı şekilde daha önceden damar tıkanıklığı gelişen ve tedavisi tamamlanan hastalar kan sulandırıcı ilaç kullanmıyorsa, bunlara da seyahat öncesinde kan sulandırıcı iğnelerin yapılması faydalı olacaktır. (DHA)
19 Nisan 2015 16:05 | sağlık
Kan bağışı konusunda duyarlılık oluşturmak isteyen üniversite öğrencileri, Türkiye
17 Nisan 2015 20:28 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlhan Gölbaşı, uzun seyahatler sonunda bacak toplardamarlarında pıhtılaşma (derin ven trombozu) gelişebileceğini söyledi.Uzun süreli otobüs, uçak, tren yolculuğu yapanları dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yaklaşık 8-10 saat süren yolculuklar sonrasında bacak toplardamarlarında pıhtılaşma oluştuğuna dikkati çekti. Bu durumun sıklıkla, hareketsizliğe, yetersiz sıvı alımına ve genetik yatkınlığa bağlı gelişebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo ayrıca varisleri bulunan hastalarda daha fazla görülebilmektedir. Bacak toplardamarı tıkanmasını takiben bacak aniden şişer, kızarır ve çok şiddetli ağrı yapar" dedi. PIHTI AKCİĞERE GİDERSE Karşılaşılan tablonun en korkulan komplikasyonunun ise bacakta oluşan pıhtının hareket ederek akciğerlere atılması olduğunu aktaran Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo fark edilmez veya etkili tedavi edilmezse ölümcül durumlara neden olabilir. Bundan dolayı derin toplardamar tıkanıklığı gelişen kimsenin acil olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide pıhtı eritici ve kan sulandırıcı ilaçlar uygulanmaktadır. Ayrıca toplardamardaki pıhtının hareket etmesine mani olmak için bu dönemde mümkün olduğunca istirahat edilmesi sağlanmalıdır. Bu hastalar takip eden günler ve aylarda ayakta bulundukları zamanlarda varis çorabı giymeli, yatarken de çıkarmalıdır" diye konuştu. Gölbaşı, bacak toplardamar pıhtılaşmasında en önemli yaklaşımın hastalık gelişmeden önlemini almak olduğunu dile getirdi. Bacak toplardamar pıhtılaşmasını nasıl önleyebiliriz?* Bunun için, uzun seyahate çıkacak hastada varisler varsa, varis çorabı giymesi uygun olacaktır. * Seyahat esnasında oturduğu yerde bacak ve bilek hareketleri yapması gerekmektedir. * Ayrıca uzun yolculuk boyunca sıklıkla ayağa kalkıp bir miktar yürümelidir. * Seyahat boyunca bol miktarda sıvı tüketmelidir. * Seyahat esnasında beli çok sıkan kıyafetten de uzak durmak gerekir. * Mola imkanı varsa mutlaka bu esnada yürüyüşler yapılmalıdır. * Hatta çok riskli kimselerde kan sulandırıcı iğneler yapılmalıdır. * Aynı şekilde daha önceden damar tıkanıklığı gelişen ve tedavisi tamamlanan hastalar kan sulandırıcı ilaç kullanmıyorsa, bunlara da seyahat öncesinde kan sulandırıcı iğnelerin yapılması faydalı olacaktır. (DHA)
17 Nisan 2015 13:13 | sağlık
Fatih Üniversitesi, Kızılay ile birlikte kan bağışı kampanyası başlattı. Üniversitenin Büyükçekmece Kampüsü Mevlana Meydanı
17 Nisan 2015 13:13 | sağlık
Her geçen gün kanser teşhisi konulan hasta sayısı ve buna bağlı ölümler artıyor.Yumurtalık kanseri oranı da oldukça fazla. Her yıl dünyada 500 bin kadın bu hastalığa yakalanıyor. Medicana Ankara Hastanesi Prof. Dr. Yusuf Üstün, hiç doğum yapmamış kadınlarda yumurtalık kanserinin daha sık görüldüğünü kaydediyor. En öldürücü jinekolojik kanserin yumurtalık kanseri olduğunu aktaran Prof. Üstün, yumurtalık kanserinin tarama testi olmadığı için yıllık jinekolojik muayene olmayı öneriyor. Prof. Üstün, rahim kanserinin gelişmiş ülkelerde en sık rastlanan tür olduğunu belirtiyor.
14 Nisan 2015 16:43 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlhan Gölbaşı, uzun seyahatler sonunda bacak toplardamarlarında pıhtılaşma (derin ven trombozu) gelişebileceğini söyledi.Uzun süreli otobüs, uçak, tren yolculuğu yapanları dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yaklaşık 8-10 saat süren yolculuklar sonrasında bacak toplardamarlarında pıhtılaşma oluştuğuna dikkati çekti. Bu durumun sıklıkla, hareketsizliğe, yetersiz sıvı alımına ve genetik yatkınlığa bağlı gelişebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo ayrıca varisleri bulunan hastalarda daha fazla görülebilmektedir. Bacak toplardamarı tıkanmasını takiben bacak aniden şişer, kızarır ve çok şiddetli ağrı yapar" dedi. PIHTI AKCİĞERE GİDERSE Karşılaşılan tablonun en korkulan komplikasyonunun ise bacakta oluşan pıhtının hareket ederek akciğerlere atılması olduğunu aktaran Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo fark edilmez veya etkili tedavi edilmezse ölümcül durumlara neden olabilir. Bundan dolayı derin toplardamar tıkanıklığı gelişen kimsenin acil olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide pıhtı eritici ve kan sulandırıcı ilaçlar uygulanmaktadır. Ayrıca toplardamardaki pıhtının hareket etmesine mani olmak için bu dönemde mümkün olduğunca istirahat edilmesi sağlanmalıdır. Bu hastalar takip eden günler ve aylarda ayakta bulundukları zamanlarda varis çorabı giymeli, yatarken de çıkarmalıdır" diye konuştu. Gölbaşı, bacak toplardamar pıhtılaşmasında en önemli yaklaşımın hastalık gelişmeden önlemini almak olduğunu dile getirdi. Bacak toplardamar pıhtılaşmasını nasıl önleyebiliriz?* Bunun için, uzun seyahate çıkacak hastada varisler varsa, varis çorabı giymesi uygun olacaktır. * Seyahat esnasında oturduğu yerde bacak ve bilek hareketleri yapması gerekmektedir. * Ayrıca uzun yolculuk boyunca sıklıkla ayağa kalkıp bir miktar yürümelidir. * Seyahat boyunca bol miktarda sıvı tüketmelidir. * Seyahat esnasında beli çok sıkan kıyafetten de uzak durmak gerekir. * Mola imkanı varsa mutlaka bu esnada yürüyüşler yapılmalıdır. * Hatta çok riskli kimselerde kan sulandırıcı iğneler yapılmalıdır. * Aynı şekilde daha önceden damar tıkanıklığı gelişen ve tedavisi tamamlanan hastalar kan sulandırıcı ilaç kullanmıyorsa, bunlara da seyahat öncesinde kan sulandırıcı iğnelerin yapılması faydalı olacaktır. (DHA)
14 Nisan 2015 15:39 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlhan Gölbaşı, uzun seyahatler sonunda bacak toplardamarlarında pıhtılaşma (derin ven trombozu) gelişebileceğini söyledi.Uzun süreli otobüs, uçak, tren yolculuğu yapanları dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yaklaşık 8-10 saat süren yolculuklar sonrasında bacak toplardamarlarında pıhtılaşma oluştuğuna dikkati çekti. Bu durumun sıklıkla, hareketsizliğe, yetersiz sıvı alımına ve genetik yatkınlığa bağlı gelişebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo ayrıca varisleri bulunan hastalarda daha fazla görülebilmektedir. Bacak toplardamarı tıkanmasını takiben bacak aniden şişer, kızarır ve çok şiddetli ağrı yapar" dedi. PIHTI AKCİĞERE GİDERSE Karşılaşılan tablonun en korkulan komplikasyonunun ise bacakta oluşan pıhtının hareket ederek akciğerlere atılması olduğunu aktaran Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo fark edilmez veya etkili tedavi edilmezse ölümcül durumlara neden olabilir. Bundan dolayı derin toplardamar tıkanıklığı gelişen kimsenin acil olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide pıhtı eritici ve kan sulandırıcı ilaçlar uygulanmaktadır. Ayrıca toplardamardaki pıhtının hareket etmesine mani olmak için bu dönemde mümkün olduğunca istirahat edilmesi sağlanmalıdır. Bu hastalar takip eden günler ve aylarda ayakta bulundukları zamanlarda varis çorabı giymeli, yatarken de çıkarmalıdır" diye konuştu. Gölbaşı, bacak toplardamar pıhtılaşmasında en önemli yaklaşımın hastalık gelişmeden önlemini almak olduğunu dile getirdi. Bacak toplardamar pıhtılaşmasını nasıl önleyebiliriz?* Bunun için, uzun seyahate çıkacak hastada varisler varsa, varis çorabı giymesi uygun olacaktır. * Seyahat esnasında oturduğu yerde bacak ve bilek hareketleri yapması gerekmektedir. * Ayrıca uzun yolculuk boyunca sıklıkla ayağa kalkıp bir miktar yürümelidir. * Seyahat boyunca bol miktarda sıvı tüketmelidir. * Seyahat esnasında beli çok sıkan kıyafetten de uzak durmak gerekir. * Mola imkanı varsa mutlaka bu esnada yürüyüşler yapılmalıdır. * Hatta çok riskli kimselerde kan sulandırıcı iğneler yapılmalıdır. * Aynı şekilde daha önceden damar tıkanıklığı gelişen ve tedavisi tamamlanan hastalar kan sulandırıcı ilaç kullanmıyorsa, bunlara da seyahat öncesinde kan sulandırıcı iğnelerin yapılması faydalı olacaktır. (DHA)
14 Nisan 2015 11:38 | sağlık
Fatih Üniversitesi, Kızılay ile birlikte kan bağışı kampanyası başlattı. Üniversitenin Büyükçekmece Kampüsü Mevlana Meydanı
13 Nisan 2015 20:43 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.108