Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, kadın kanserleri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlik kapsamında Boğaziçi Köprüsü'nde bisiklet sürdü.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, kadın kanserleri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlik kapsamında kapsamında Boğaziçi Köprüsü'nde pedal çevirdi. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı ile Avrupa Jinekoloji Onkoloji Derneğinin iş birliğiyle düzenlenen program çerçevesinde, daha önce Viyana ve Ankara'dan yola çıkan bisikletli gruplar, Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsünde buluştu. Bakan Müezzinoğlu, burada yaptığı konuşmada, kanserden korkmak yerine onunla mücadele etmek gerektiğini söyledi. "Kanserlerin en az üçte birini tedbirlerimizle bireysel olarak önleyebiliyoruz"Kadın kanserlerine karşı duyarlılığı arttırmak için teması, "Kadın kanserlerine Dur Diyoruz" başlıklı bisiklet turu düzenlendiğini belirten Müezzinoğlu, şöyle konuştu: "Kansere karşı mücadelenin esas itibarıyla çok da zor olmadığı inancını topluma, insanlığa yerleştirmek önemli. Çünkü kanserlerin en az üçte birini tedbirlerimizle bireysel olarak önleyebiliyoruz. Üçte birini de erken teşhisle yine yenebiliyoruz. İpin ucu esasında yüzde 70 oranında, bizim elimizdedir. Bizim elimizde olanları iyi yapmak lazım. Toplumun her kesiminde farkındalık oluşturmamız gerekir. Özellikle kadınlarımız bu anlamda, işin lokomotifini üstlenirse, inanıyorum ki başarı çok daha hızlı gelecektir." Konuşmasının ardından Müezzinoğlu ve diğer gruplar, kadın kanserleri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Boğaziçi Köprüsü'nü bisikletle geçti. O sırada köprü tek şeritli olarak trafiğe kapatıldı. Ayrıca etkinlik sırasında pembe balonlar uçuruldu.
15 Mayıs 2016 00:00 | sağlık
Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık, ülkenin bir yıllık kan ihtiyacının 2 milyon ünitenin üzerinde olduğunu belirtti.Türk Kızılayı'ndan yapılan açıklamaya göre, Sağlık Bakanlığı ile yürütülen "Güvenli Kan Temini Programı" kapsamında, kan bağışının önemine dikkati çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak için çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu kapsamda İstanbul Medeniyet Üniversitesinin güney yerleşkesinde "1 dakika için harekete geçin" sloganıyla kan bağışı kampanyası gerçekleştirildi. Türk Kızılayı Genel Başkanı Kınık ve Rektör Prof. Dr. İhsan Karaman da etkinliğe kan vererek destek oldu. Etkinlikte, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Kızılay Kulübü, Yeşilay ve Genç Yeryüzü Doktorları gönüllüleri de kurdukları stantlarla bilgilendirme yaptı. Kınık, etkinlikte yaptığı konuşmada, ülkenin bir yıllık kan ihtiyacının 2 milyon ünitenin üzerinde olduğunu belirterek, ülkede 2005'te 305 bin ünite olan kan bağışı miktarının geçen yıl 1 milyon 938 bine ulaştığını anlattı. Bu bağışların 5 milyonu aşkın hastaya şifa olduğuna dikkati çeken Kınık, kan bağışlarını artırmak için kampanyalar düzenlediklerini aktardı.
06 Mayıs 2016 00:00 | sağlık
nullSağlık Bakanı Müezzinoğlu, "Bir devletin yönetiminde farklı kanallara hizmet eden bir anlayışın olmasını devlet asla kabul etmez. Bunun için bu süreç kararlı bir şekilde, son noktaya gidinceye kadar devam etmelidir." dedi. Müezzinoğlu, başkanlık sistemine ilişkin, "Üniter yapının korunduğu, vatandaşın 10 Ağustos 2014'te seçtiği gibi başkanını seçtiği, illerde veya büyükşehirlerde büyükşehir belediye başkanı nasıl seçiliyorsa, o şekilde başkanını seçtiği bir sistem. Milletvekilleri parlamentoya gelecek. Başkanını da millet yüzde 50'nin üzerinde oyla seçmiş olacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı nasıl seçiliyorsa, Türkiye'nin başkanı da öyle seçilmiş olacak." değerlendirmesinde bulundu. "Mücadele süreci son noktaya kadar devam etmeli" Paralel Devlet Yapılanması ile mücadeleye ilişkin, "Bir devletin yönetiminde farklı kanallara hizmet eden bir anlayışın olmasını devlet asla kabul etmez." ifadelerini kullanan Müezzinoğlu, şöyle devam etti: "Bu ülkeye, bu millete hizmet etmek için kurulan kurumsal yapıların, meşru kanallar dışında bir başka yere göbek bağından, akıl bağından, vicdan bağıyla bağlı olması asla kabul edilemez. Bunun için bu süreç, öyle veya böyle, kararlı bir şekilde, son noktaya gidinceye kadar devam eder ve etmelidir de. Bunu Türkiye 17 Aralık ve 25 Aralık'tan bu yana tüm kurumlarıyla çok kararlı bir şekilde yapıyor." "Sevk zinciri" için önce altyapı kuracağız Bakan Müezzinoğlu, sağlıkta sevk zinciri uygulamasının hayata geçirilmesiyle ilgili, "Önümüzdeki yıl ve gelecek yıl, bu yıla bin adet, gelecek yıla da bin adet güçlendirilmiş aile sağlığı merkezini projelendirdik ve yapımlarına başladık. Bu sistemi kurguladıktan sonra, 2017 sonuna kadar, sevk zinciri sistematiğini kurgulamayı konuşacağız." dedi. Sevk zinciri uygulamasının bir geriye gidiş değil, güçlü sağlık sistemini kurma anlayışı olduğunu vurgulayan Müezzinoğlu, "Bu altyapıyı kurmadan buna geçmeyi düşünmüyoruz. Önce altyapıyı kuracağız. Vatandaşımız önce aile hekimi randevusunu alacak." diye konuştu.
19 Nisan 2016 00:00 | sağlık
nullAğrı'nın Doğubayazıt ilçesine 2 yıl önce atanan 26 yaşındaki Kırşehirli Ayşenur Kılıç, hafta içi okulda öğretmenlik yapıyor, hafta sonları da yeşil sahalarda top koşturuyor. Ağrı'nın İran sınırına yakın ilçesi Doğubayazıt'a 2 yıl önce atanan 26 yaşındaki Kırşehirli Ayşenur Kılıç, hafta içi okulda öğretmenlik yaıyor, hafta sonları da yeşil sahalarda top koşturuyor. Doğubayazıt Savcı Hakan Kılıç Ortaokulu'nda Fen Bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Kılıç, ön yargılı şekilde geldiği ilçede şimdi bir yandan öğrencilerini geleceğe hazırlıyor, bir yandan da kaptanlığını yaptığı futbol takımının başarısı için gösterdiği gayretten dolayı ilçe halkının takdirini topluyor. Kadınlar 2. Ligi takımlarından Ağrı Birlik Spor'da top koşturan Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkenin bir ucuna, sınır kapısına atandığı için önceleri tereddütleri olduğunu ve üzüldüğünü söyledi. Ankara'da, büyük şehirde büyüdüğünü ve bu nedenle ilk atandığında zorlandığını anlatan Kılıç, "Burada sosyal aktivite yok, gideceğimiz yer, tanıdığımız mekan yok ama zamanla okul ve öğretmen çevresi ve spora da başlayınca alıştım artık. Bir sıkıntı yaşamıyorum. Zor zamanlar geçirdim ama çok şükür mutluyum." dedi. 10 yıldır lisanslı futbolcu olduğunu belirten Kılıç şöyle konuştu: "Atandıktan 2-3 gün sonra Ağrı Birlik Spor takımından buraya atandığımı duymuşlar ve bana ulaştılar. Burada bir sosyal aktiviteye katılmak istedim ve böylelikle şu an Kadınlar Futbol 2. Lig'de mücadele eden Ağrı Birlik Spor'a katıldım. İnsanlar yeme içmeye nasıl ihtiyaç duyuyorlarsa ben de futbola öyle ihtiyaç duyuyorum. Futbolu sadece erkeklerin değil bayanların da bir şeyler yapacağına inanıyorum. Bu nedenle arkadaşlarımızla birlikte çaba sarf ediyoruz. Buradan kalkıp 18-20 saatlik yollara Ankara'ya veya İzmir'e deplasmana gidiyoruz. Pazar gecesi geri dönüp pazartesi okula gitmek zorunda kalıyorum ama bu benim için tatlı bir yorgunluk oluyor. Hem deşarj oluyor, takımla başarılar elde ettiğimde daha mutlu oluyorum hem de okuldaçocuklarımı gördükçe daha motive oluyorum. Bu beni düşürmüyor ve şu an çok mutluyum." "Doğu'da bayan futboluna sıcak bakılmıyor" Doğu'daki insanların, bayanların futbol oynamasına sıcak bakmadıklarına da değinen Kılıç, "Kendi arkadaş çevremiz bir süre sonra kabulleniyor ama buradaki insanlar pek kabullenmiyorlar çünkü kız çocuklarının bir şeyler yapacağına inanmıyorlar. İnanmadıkları için de çoğu sporcumuza da engel koyuyorlar." ifadelerini kullandı.
19 Nisan 2016 00:00 | sağlık
nullBaşkent'te, 5 gün önce okuldan çıktıktan sonra eve dönmeyen ve İmrahor deresine düştüğü söylenen 8 yaşındaki Serdar Kandemir ile ilgili Ankara Valiliğinden açıklama geldi. 5 gün önce okuldan çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Kandemir'i arama çalışmaları sürüyor. Kandemir'in İmrahor Deresi'ne düştüğü iddia edilmesi üzerine arama çalışmaları derede devam etti. İl Emniyet Müdürlüğü, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, DSİ, ASKİ ve Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesine bağlı ekipler tarafından aranan Kandemir'den şuana kadar bir haber alınamadı. Ankara Valiliği, Serdar Kandemir'i arama çalışmalarına ilişkin şu açıklamayı yaptı: "14.04.2016 Perşembe günü okuldan çıktıktan sonra Çankaya ilçesi İmrahor Mahallesindeki evine dönmeyen ve İmrahor deresine düştüğü değerlendirilen ilkokul 2'nci sınıf öğrencisi Serdar Kandemir'i arama çalışmaları İl Emniyet Müdürlüğü, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, DSİ, ASKİ ve Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesine bağlı ekipler marifetiyle 17.04.2016 tarihine kadar devam etmiştir. Bu çalışmalar kapsamında dereye düştüğü söylenen yerden Akköprü'ye kadar büyük bölümü beton bloklarla kapalı olan kısımlar belli aralıklarla kırılarak dalgıçlar tarafından aranmıştır. 17.04.2016 Pazar günü de Akköprü'den başlamak üzere Temelli'ye kadar olan bölüm 7 ayrı ekip ile aranmış, bu aramalar sonucunda da kayıp çocuk Serdar Kandemir bulunamamıştır. Serdar Kandemir'in kaçırılmış olabileceği ihtimali de değerlendirilerek ilgili ekipler tarafından çalışmalara devam edilmektedir."
19 Nisan 2016 00:00 | sağlık
nullAnadolu yakasında Ümraniye, Beykoz, Üsküdar, Kadıköy, Maltepe, Kartal, Sancaktepe, Şile ve Pendik'in bazı mahallelerine 19 Nisan'da elektrik verilemeyecek. İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ'den yapılan açıklamaya göre Ümraniye'de 09.00-12.00'da, Yukarı Dudullu Mahallesi, Tavukçuyolu, Uğur, Anıl, Hünkar, Tandoğanay, Şerifali Mahallesi, Hattat, Açıkyüz, Türker, Barbaros, Bayraktar, Başer, Necip Fazıl sokaklarında, 09.00-18.00'da, Esenşehir Mahallesi, Cengizhan Sokak, 09.00-12.00'da, Kazım Karabekir Mahallesi, Aktaş, Sancaklı, Şenay, Korkut, Gerdan, Ordu, Erzurum, Güzeltepe, Vatan, Yaman Evler Mahallesi, Aydede, Bol Ahenk, Düz, Ergenekon, Adem Yavuz, Tek, Küçüksu sokaklarında, 09.00 - 15.00'da, Necip Fazıl Mahallesi, Pekşen, Menteş, Hicazkar, Aybars, Harbiye, Söğütlük sokaklarında elektrik kesintisi yapılacak. Beykoz'da 09.00-12.00'da, Acarlar Mahallesi, 10., 13., 15., 21., 24., 25., 26., 27. ve 28. sokaklara, 00.30-06.30'da, Alibahadır Mahallesi, Riva, Mahmut Şevketpaşa Mahallesi, Cenaplar, Riva Yolu, Zerzavatçı Mahallesi, Şehit Aziz, Beykoz, Şehit Cengiz sokaklarına, 09.00-18:00'da, Akbaba Mahallesi, Bilgin, Bilgin Çıkmazı, Engin Çıkmazı, Kireçli Çıkmazı, Sultan Çıkmazı, Fener, Şehit İrfan, Şehit Murat sokaklarına elektrik verilemeyecek. Üsküdar'da 09.00-12.00'da, Küçüksu Mahallesi, Taşocağı ve Yazmalı sokaklarında, Salacak Mahallesi, Bestekar Selahattin Pınar, Harem İskelesi, Aziz, Selimiye Ambarı, Çeşme-i Kebir, Dayekadın, Kayyum Ahmet, Selimiye Cami, Selimiye Hamamı, Karlık Bayırı, Şerif Kuyusu, Parkaltı, Selimiye Kışla, Selimiye İskele, Selvi Kökü, Aziz Mahmut Hüdayi Mahallesi, Halk, Manastırlı İsmail Hakkı sokaklarında, 09.00-14.00'da, Bulgurlu Mahallesi, Libadiye sokaklarında elektrik kesintisi uygulanacak. Kadıköy'de 09.00-12.00'da, Fenerbahçe Mahallesi, İğrip, Fuatpaşa, Dr. Kazım Lakay, Dr. Faruk Ayanoğlu, Yoğurtçubaşı, Kurukahveci, Tunaman, Gazi Mehmetçik, 18 Mart, Münir Nurettin Selçuk, Kuşlu sokaklarına, Erenköy Mahallesi, Çamlıköşk, Şemsettin Günaltay, Ethem Efendi, Gardenya Çıkmazı, Fahrettin Kerim Gökay, Çiçek, Sahrayı Cedit Mahallesi, Kireçhaneler, Atatürk, Feritbey, Şehit İlhanlar sokaklarına elektrik verilemeyecek. Maltepe'de 14.00-18.00'da, Zümrütevler Mahallesi, Nuran Sokak, 09.00-12.00'da, Fındıklı Mahallesi, Ardıç, Çınar, Yasemin, Sarmaşık, Atatürk, Fırat, Serin, Işık, Limon sokaklarına, Kartal'da 09.00-13.00'da, Hürriyet Mahallesi, Ozanlar Sokak, 14.00-16.00'da, Hürriyet Mahallesi, Kavuklu Sokak, Sultanbeyli'de 09.00-14.00'da, Mimar Sinan Mahallesi, Buket , Özgürlük, Basra, Ritim, Kılıçaslan, Ülker, Selçukhan, Kahyalar, Tabip, İstek sokaklarında, Abdurrahmangazi Mahallesi, Ünver, Karamanoğlu, Selçuklu, Osmangazi Mahallesi, Hanife, Ünver sokaklarında elektrik kesintisi yapılacak. Şile'de 09.00-18.00'da, Çavuş Mahallesi, Bayrak, Seranat, Osman Görgen, Yokuş, Kanarya, Güvercin, Bülbül, Merkez, İkbal, Dünya, Çağlar, Kent sokaklarında, Pendik'te 09.00-18.00'da, Çamçeşme Mahallesi, Tatlıcı Sokak'ta elektrik kesintisi uygulanacak.
19 Nisan 2016 00:00 | sağlık
nullÇanakkale turundan dönen Afyon Kocatepe Üniversitesi öğrencilerini taşıyan otobüs Bursa'nın İnegöl ilçesinde kaza yaptı, kazada 3'ü yabancı uyruklu 8 öğrenci yaralandı. Bursa'nın İnegöl ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 3'ü yabancı uyruklu 8 öğrenci yaralandı. Alınan bilgiye göre, Çanakkale turundan dönen Afyon Kocatepe Üniversitesi öğrencilerini taşıyan Nurullah Avcı idaresindeki 03 BB 023 plakalı otobüs, Bursa-Ankara karayolu Mezit-3 mevkisinde tali yola savruldu. Dere kenarındaki ağaca çarparak durabilen otobüsteki Bangladeşli Golam Kibria, Pakistanlı Shah Nawaz ve Abdur Rahman ile Hüseyin Şen, Celalettin Toydemir, Muhammed Mustafa, Fatih Kılıç ve Onur Kaya yaralandı. Sağlık ekiplerince İnegöl Devlet Hastanesine kaldırılan yaralıların sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
19 Nisan 2016 00:00 | sağlık
Yoğurt, kilo vermek isteyenler için hem sağlıklı bir seçim hem de karbonhidrat-protein içeriğinden dolayı doyurucu.1 porsiyon yoğurt tüketmek günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 30'unu karşılıyor. Ayrıca içeriğinde bulunan probiyotikler bağışıklığı güçlendiriyor ve sindirim sistemini sağlıklı kılıyor.Liv Hospital Ankara Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özturna,
28 Şubat 2016 23:00 | sağlık
Doğumsal olabildiği gibi ilerleyen yaşlarda da ortaya çıkabilen işitme kayıpları, sosyal ve psikolojik problemlere neden olabiliyor. İşitme kaybının konuşma, anlama ve öğrenmeye engel olmaması için erken dönemde teşhis ve tedavi edilmesi büyük önem taşıyor.Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Ozan Gökdoğan,
28 Şubat 2016 23:00 | sağlık
Hamilelik anne adayları için kafalarında sorularla geçen bir dönemdir. Bu dönemde 'Nasıl beslenmeliyim?', 'Ne giymeliyim?' gibi sorulara cevaplar aranır.Hamile kadınlara kış mevsiminde 'eve kapanmayın' uyarısında bulunan uzmanlar, bu aylarda soğuk hava, beslenme ve giydiği kıyafetlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Liv Hospital Ankara Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Sevtap Hamdemir Kılıç, kış gebeliğiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Sevtap Hamdemir, kış hamileliğinin gebeliğin temelini oluşturan beslenme diyeti için daha avantajlı olduğunu belirtti. Hamile kadınlara, 'eve kapanmayın' uyarısında bulunan Prof. Dr. Hamdemir,
10 Şubat 2016 23:00 | sağlık
Sakal, kaş, kirpikler, kol ve bacaklar gibi kıl bulunan her yeri etkileyebilen saçkıran hastalığının sizi esir almasına izin vermeyin. Farklı tedavi yöntemleri bulunan hastalığın erken teşhisi, uzmanların işini oldukça kolaylaştırıyor.Tıp literatüründeki ismiyle alopesi areata (saçkıran), her yaşta görülebilen saç kaybının yaygın bir sebebidir. Hastalık kıl bulunan her yeri etkileyebilmekle beraber genellikle saçlı deride küçük, madeni para büyüklüğünde, yuvarlak kel alanlara sebep olur. Her şeyden önce kişi estetiğini önemli ölçüde bozduğu için hastaların içine kapanmasına sebep olan hastalığa erken müdahale ise dermatologların işini oldukça kolaylaştırıyor. Şifa Üniversitesi Hastanesi dermatologlarından Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa, saçkıran tedavisinde başarı oranı yüksek yöntemler kullandıklarını belirtirken hastalara da önemli uyarılarda bulundu. Bu uyarıların başında ise hastalığın bir an önce teşhisi ve yayılmasına izin vermeden tedaviye geçilmesi geliyor. Hastalığın, bağışıklık sisteminin kıl foliküllerini yabancı olarak algılayıp onlara karşı savaş açması ve bunun sonucunda kılların dökülmesiyle meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Hapa, "Hastalık, tipik olarak saçlı deride bir veya daha fazla kel alanlar, düzgün yamalar şeklinde başlar, inflamasyon veya pullanma görülmez. Genellikle renkli saçlar etkilenir, bu yüzden yaşlılarda kel alan içinde hastalıktan etkilenmeyen birkaç beyaz saçın kaldığına şahit olabilirsiniz. Hasta dermatoloğa geldiğinde, eğer saç kaybı tutulumu sınırlı ise tedavi başarısı yüksektir ancak yaygın hastalıkta başarı oranı düşebilir. Burada erken tanı ve tedavinin önemi büyüktür." diye konuştu. TEDAVİSİ MÜMKÜN Doç. Dr. Hapa'nın verdiği bilgiye göre hastalığın birçok tedavi yöntemi var. Yayılımın sınırlı olduğu hastalarda, lokal steroidli krem ve losyonlar kullanılıyor. Saç kaybının küçük yamalara dönüştüğü durumlarda ise en etkili tedavi yaklaşımı olarak lokal steroid enjeksiyonlar devreye giriyor ancak yaygın ve tedaviye dirençli saçkıranda ise steroid tabletler ve bağışıklık sistemini baskılayan diğer ilaçlar devreye giriyor. Hapa, difensipron tedavisi hakkında ise şu bilgileri verdi: "Sıklıkla alopesi areata tedavisinde kullanılan ve cilde sürüldüğünde alerjik bir reaksiyon oluşturan kimyasal bir maddedir. Saç dökülmesinin yaygın olduğu tüm alopesi areata hastalarında ve her yaşta kullanabiliyoruz. Öncelikle yaygın hastalığı olan çocuklarda ilk tercih tedavi seçeneklerinden biridir. Ağrısız ve acısız bir yöntem olmasının yanısıra ağızdan bir ilaç kullanımına gerek olmaması, difensipron tedavisinin, özellikle yaygın hastalığı olan çocuklarda öncelikli olarak tercih edilmesinde etken olmaktadır." AĞRISIZ BİR YÖNTEM Tedavinin uygulama şekliyle ilgili de bilgi aktaran Fatma Aslı Hapa, "Hasta öncelikle ilacın yüksek bir konsantrasyonu ile saçlı derinin bir bölümünde ilaca karşı duyarlandırılır. Ardından saçların döküldüğü bölgeye ilaç, artan konsantrasyonlarda pamuklu bir çubuk yöntemiyle uygulanır. Tedavi sırasında hiçbir ağrı veya benzeri bir semptom görülmez ancak ilerleyen günlerde ilaç uygulanan bölgelerde kaşıntı, içi su dolu kabarcık, kızarıklık, soyulma, bölgesel lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Tedaviye, her hafta sürülen bölgede saç çıkıncaya kadar devam edilir. Bu, ortalama 8-12 hafta arasındadır ancak saç çıkışı gözlenmese bile tedavi 24 hafta boyunca uygulanır. Saç çıkışı sağlandıktan sonra da en az üç ay daha devam edilir." diye konuştu. (CİHAN)
09 Şubat 2016 23:00 | sağlık
Yıllar önce sağ gözüne yapılan operasyonda yerleştirilemeyen göz içi merceği nedeniyle 23 yıldır sağ gözünü kullanamayan Ebru Bayar'ın gözleri, Ankara'da Doç. Dr. Volkan Hürmeriç tarafından dünyada ilk defa uygulanan bir yöntemle tedavi edildi. SMILE lazer yardımıyla gerçekleştirilen operasyonla ilgili konuşan Doç. Dr. Hürmeriç, "Hipermetrop vakalarda daha önce çok az sayıda uygulanmış bu yöntem başka hastalardan alınan lentikül dokular ile yapılmaktaydı. Oysa biz hastanemizde dünyada ilk defa aynı hastanın iki gözü arasında doku nakli uygulayarak hipermetropi tedavisini gerçekleştirdik." dedi.Yıllar önce geçirdiği göz ameliyatında göz içi merceği yerleştirilemeyen 38 yaşındaki Ebru Bayar'ın 23 yıldır hiç kullanamadığı hipermetrop sağ gözü ile miyopi olan sol gözü dünyada ilk defa kullanılan bir yöntemle tedavi edildi. İlk defa yapılan bir ameliyata başarıyla imza atan Doç. Dr. Volkan Hürmeriç, "Hastamızın tedavi öncesindeki göz muayenesinde sağ gözünde mercek olmadığı için +6.00 derece hipermetrop, sol gözü ise -6.00 derece miyoptu. En son jenerasyon lazer tedavisi olan SMILE lazer tedavisi ile hastamızın gözlüklerinden kurtulmasını planladık. Ve önce hastamızın sol gözünde bulunan miyopi SMILE lazer yöntemiyle düzeltildi. Ardından dünyada ilk defa kullanılan bir yöntem ile hastamızın sol gözünden SMILE lazer yardımıyla çıkartılan lentikül dokusu kullanılarak, sağ gözünde bulunan hipermetropik görme kusuru da düzeltildi." diye konuştu. Ameliyatın normal şartlarda çok büyük bir risk taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Volkan Hürmeriç, hastanın göz içi merceğinin göz duvarına dikilmesi gibi ağır bir operasyon geçirmesi gerekirken uygulanan yöntemle sadece 15 dakikada sağlığına kavuştuğunu söyledi. Gerçekleştirdiği ameliyat yönteminin daha önce hipermetrop vakalarda çok az sayıda uygulanmış olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hürmeriç, şöyle konuştu: "Bu yöntem daha önce başka insanlardan alınan lentikül dokuları ile yapılmaktaydı. Biz bu ameliyatla dünyada ilk defa aynı hastanın iki gözü arasında doku nakli uygulayarak hipermetropi tedavisini başarıyla uygulayarak hastamızı sağlığına kavuşturduk." SMILE LAZER YÖNTEMİNİN DİĞER LAZER YÖNTEMLERİNDEN FARKI Miyop ve astigmatta çok düşük ve çok yüksek derecelerde bile başarılı sonuçlar elde edilen SMILE lazer yöntemi, kişiye özel bıçaksız tedavi olarak lazer teknolojisinde bir devrim olarak kabul ediliyor. 3. nesil lazer teknolojisi olarak kullanılan SMILE lazer yöntemi diğer lazer sistemlerine göre tedavide birçok yeniliği ve avantajı da beraberinde getiriyor. LASIK ve LASEK lazer sisteminden sonra kullanılmaya başlanan SMILE lazer yönteminin en büyük avantajı LASIK'te olduğu gibi korneada büyük bir kesi yapılmıyor. Klasik lazer yönteminde gözün kornea tabakasından kapak (flep) kaldırılarak lazer ışını kaldırılan kapağın altına uygulanıyor. Özel bir Femto lazerle uygulanan SMILE lazer yönteminde ise göz bozukluğu korneadan kapak kaldırılmadan düzeltiliyor. Böylelikle LASIK cerrahisindeki kapak (flep) ile ilgili karşı karşıya kalınan komplikasyonlar SMILE lazer cerrahi yönteminde yaşanmıyor. (CİHAN)
04 Şubat 2016 23:00 | sağlık
Kış aylarında artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Özellikle kış mevsiminde kapalı ortamlarda daha uzun süre vakit geçirilmesi mikropların daha sık yayılmasına neden oluyor.Ailelerin kreş ve okullarda çok daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıda bulunan Liv Hospital Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pakize Elif Erkul kış hastalıkları konusunda önemli bilgiler verdi. HANGİ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK RİSK ALTINDA? Özellikle kreşe ve okula giden çocuklar, kreşe-okula giden kardeşi olan bebekler, kalabalık ailelerdeki çocuklar, prematüre doğan, anne sütü almayan, evde sigaraya maruz kalan, belenme bozukluğu, kalp hastalığı, astım, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olan, kanser tedavisi gören çocuklar. KORUNMA YOLLARI NELERDİR? NORMAL DOĞUM: Bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması daha doğumla birlikte başlar. Özellikle normal doğumla dünyaya gelen bebekler anneden faydalı bakterileri alarak hayata 1-0 önde başlar. ANNE SÜTÜ: Çocukları enfeksiyonlara karşı koruma anne sütü vermekle devam eder. Anne sütü alan bebeklerin orta kulak enfeksiyonu, zatüre, ishal gibi pek çok hastalığı geçirmediği veya daha hafif geçirdiği kanıtlanmıştır. Doğumdan itibaren ilk 6 ay tek başına, daha sonra tamamlayıcı gıdalarla beraber 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi bebeğin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacaktır. BESLENME: Anne sütü yanında bebek ve çocuk beslenmesi vücut direncinin sağlanması ve enfeksiyonlara yakalanmanın azaltılması açısından çok önemlidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin-mineral ve eser elementler yönünden her yaşa uygun dengeli bir beslenme çok önemlidir. Her yaş grubu çocuk için mutlaka her gün süt –süt ürünleri, yumurta, et, meyve-sebze, tahıllar ve baklagillerin tüketilmesi önem taşır. Özellikle yumurta en değerli protein kaynağı olup çocuk beslenmesinde çok önemlidir ve günlük tüketilmelidir. Et ürünlerinden kırmızı et ve balık vazgeçilmezdir. Özellikle soğuk su balıkları (somon, hamsi, mezgit, uskumru) bol miktarda omega 3 balık yağı içerdiklerinden haftada 2 kez tüketilmesi uygun olacaktır. Omega 3 balık yağları çocuklarda vücut direncini artırmanın yanı sıra beyin ve göz gelişimi için de çok önemlidir. Yeterli balık tüketmeyen çocuklarda omega 3 balık yağı içeren preparatlar verilebilir. EL YIKAMA: Solunum yolu hastalıklarının özellikle kreşe ve okula giden çocuklarda kış döneminde sık gözlenmesi nedeniyle hijyen kurallarına dikkat etmek ve özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Virüsleri ve bakterilerin vücuda en kolay geçiş yolu ellerdir. Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır. SİGARADAN KORUMA: Evde sigara içilmemeli ve çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır. AŞILAR: Aşılama çocukları enfeksiyonlardan koruyan en önemli silahtır. Rutin aşılar dışında rotavirüs (ishal aşısı) aşısı, grip aşısı, meningokok aşısı (bir menenjit etkeni) ve ergenlerde boğmaca ve rahim kanseri aşılarının yapılması çok önemlidir. D VİTAMİNİ: Özellikle kışın gözden kaçan bir durum da D vitamini eksikliğidir. Ülkemizde 1 yaşa kadar olan çocuklar düzenli D vitamini almasına karşın daha sonra D vitamini kullanılmamaktadır. Son yıllarda D vitamininin sadece kemik ve diş yapısını güçlendirmediği aynı zamanda eksikliğinde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı saptanmıştır. D vitamininin en önemli kaynağı güneştir. Günde en az 15 dakika kolların ve yüzün direkt güneş alması (Cam ya da perde arkasından alınması faydalı değildir) yeterlidir. Ancak kışın bu mümkün olmadığından D vitamini eksiklikleri ortaya çıkmaktadır. Günlük 400-800 ünite D vitamininin damla olarak alınması çocuğunuzu D vitamini eksikliğine karşı koruyacaktır. Çocuğunuz sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa kanda D vitamini düzeyine bakılarak uygun tedavi verilebilir. (CİHAN)
20 Ocak 2016 23:00 | sağlık
Aniden ortaya çıkan görme kaybı, konuşma bozuklukları, yürüme problemleri, geçmeyen baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi yakınmalar beyin tümörünün habercisi olabilir. Uzmanlar, oluşturduğu hayati risk nedeni ile başlangıçta korkutucu bir tabloya neden olan beyin tümörleri, doğru zamanda doğru tedavi yöntemlerinin uygulanmasıyla kontrol altına alınabildiğini söyledi.Memorial Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan, beyin tümörleri hakkında bilgi verdi. Kötü huylu tümörlerin hızlı ve agresif yayılma eğiliminde olduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan şunları dile getirdi:"Vücudumuzdaki normal hücreler zamanla yaşlanır ve yeni hücrelerle yer değiştirir. Buna karşın tümör hücreleri kontrolsüz olarak çoğalır ve diğer yaşlı hücreler gibi ölüp ortamdan uzaklaştırılamazlar. Beyin tümörleri beynin içinde ya da komşuluğunda yer alan anormal hücre kümeleridir. Bu lezyonlar kafatası içinde bir yer işgal eder ve bu nedenle beyne baskı oluşturarak klinik bulgu veya şikayetlere neden olurlar. Birçok nörolojik hastalık beyin tümörleri ile benzer şikayet ve bulgulara neden olabilir. Beyin tümörleri kısaca benign yani iyi huylu ve malign yani kötü huylu olarak iki grupta toplanabilir. Kötü huylu tümörler beyinde gelişen kanser olup, iyi huylu tümörlere göre çok daha hızlı büyür ve çevre dokuya agresif biçimde yayılma eğilimi gösterir. Bazı iyi huylu tümörler zaman içinde kötü huyluya dönüşüm gösterebilirler.NÖROLOJİK FONKSİYON KAYBINA NEDEN OLABİLİRBeyin tümörleri ister iyi ister kötü huylu olsun belli bir boyuta ulaştıktan sonra kafa içinde basınç artışına neden olarak beyni bir tarafa doğru itebilir veya beynin dokusu ya da sinirleri işgal ederek fonksiyon kaybına yol açabilirler. Beynin farklı bölgeleri değişik işlevlerden sorumludur ve bu nedenle tümörün yerleşimine göre birbirinden çok farklı klinik bulgular ortaya çıkabilir.BEYİN TÜMÖRLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?* Daha önce hiç olmadığı halde hastanın nöbet geçirmesi (sara),* Vücudun bir kısmında duyu veya kuvvet kaybı gelişmesi,* Kısa zamanda gelişen görme kaybı, çift görme veya işitme kaybı* Hafıza ve davranış bozuklukları,* Konuşma bozuklukları, dengesizlik ve yürüme problemleri* Hormonal bozukluklar ve buna bağlı klinik semptomlar (erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi, kortizol yetmezliği veya fazlalığı…)* Baş ağrısı ile birlikte bulantı, kusmaTANIDA MR VE BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ GENELLİKLE YETERLİ BİLGİ SAĞLIYORHastada beyin tümörüne işaret eden bulgular olması durumunda ilk yapılması gereken, hastanın tam nörolojik muayenesinin yapılmasıdır. Eğer muayene bulguları bir tümör olasılığını düşündürüyorsa hastaya MR ve gerekirse ek olarak bilgisayarlı tomografi çekilmelidir. Tümör tanısında bu tetkikler genellikle yeterli bilgi sağlamakla birlikte, daha ileri bilgi edinmek ve tedavinin planlanması amacı ile fonksiyonel MR (fMR), MR-Angiografi, önemli lif demetlerinin görüntülenebilmesi amacı ile traktografi (DTI) ve/veya selektif beyin anjiyografisi yapılması gerekebilir. Anılan tetkikler genellikle tümörün niteliği ve davranışı hakkında tama yakın bilgi sağlar, bununla birlikte bazı durumlarda önceden biyopsi alınması gerekebilir.TÜMÖRÜN HÜCRE TİPİNİ VE BİYOLOJİK DAVRANIŞINI BELİRLEMEK GİDEREK KOLAYLAŞIYORTümörün kesin tanısı tümör dokusunun histolojik incelenmesi ile konulur. Son yıllarda standart yöntemlerle yapılan incelemelere ilave olarak kullanılmaya başlanan immünhistokimyasal paneller ve genetik analizler tümörün hücre tipini ve muhtemel biyolojik davranışını belirlemede çok etkili olmakta ve ideal tedavi şemasınının seçiminde önemli rol oynamaktadır.BEYİN TÜMÖRLERİNİN TEDAVİ YÖNTEMİ KİŞİYE ÖZEL OLARAK BELİRLENMELİTümör tedavisinde temel amaç; hastanın yaşam kalitesinden ödün vermeden tümörü yok etmek veya en azından hastalıksız sağkalım süresini olabildiğince uzatmaktır. Beyin tümörlerinin tedavisinde ilk ve en önemli seçenek lezyonun cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Cerrahi tedavide belirleyici olan faktörler tümörün tipi, yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve hastada operasyon kararını etkileyebilecek ek sistemik problemlerin olup olmamasıdır. İyi huylu tümörlerin tam ya da tama yakın çıkarılması ile ek tedaviye gerek duyulmadan uzun ve sağlıklı bir yaşam elde edilebilir. Kötü huylu tümörlerde cerrahi tedaviye ek olarak hastaya radyoterapi ve kemoterapi verilmesi gerekir ve bu yöntemler hastalığın tekrarlama olasılığını azaltarak sağlıklı yaşam süresini uzatır. Son zamanlarda stereotaksik hedefleme sistemleri ile donatılan radyoterapi cihazları bir yandan olası yan etkileri azaltırken tedavinin etkinliğini önemli ölçüde artırabilmektedir. Beyin tümörlerinin yerleşimleri nedeni ile hastada tedavi öncesi ve sonrasında fonksiyon kaybı gelişebilir ve bu durumda fizik tedavi ve rehabilitasyon programının uygulanması gerekebilir. Beyin tümörü olan bir hastada beyin tümörlerinin tedavisi sırasında ve sonrasında hastaya psikolojik danışma ve yardım sağlanması giderek önem kazanmaktadır."(CİHAN)
12 Ocak 2016 23:00 | sağlık
Dünyadaki ilk pizzacı Napoli'de açıldığından bu yana geçen 277 yılda şüphesiz çok şey değişti. Bu lezzetin insanları etkileme kapasitesi ise bir an olsun düşmedi. Bugün bütün dünyada, her 5 restorandan 1 tanesi pizzacı. 5'te 1 kuralı
02 Ocak 2016 23:00 | sağlık
Manisa Özel Sekiz Eylül Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Buse Telli, kış aylarında vücut ısısının artmasına yardımcı olduğu için tarçın tüketilmesini önerdi. Telli, tarçının metabolizmayı hızlandırarak, yağ yakmayı sağladığını ve kilo artışını da engellediğini söyledi.Kış aylarında soğuk havalardan şikayetçi olan vatandaşlara tarçın tüketmelerini öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Buse Telli, kolesterolü dengelediğini, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, hastalıklara karşı koruduğunu vurguladı. Telli, "Tarçının birçok faydası var. Özellikle şeker düşürücü özelliği var. Demlediğimiz çayların içerisine çubuk tarçını atarsak hem antioksidan özelliğinden yararlanırız, hem de şekerimizi yükseltmemiş oluruz. Aynı zamanda çubuk tarçını normal sularımızın içerisine atarak da kullanabiliriz. Tarçın nezle, soğuk algınlığı ve grip hastalıklarında da kullanabiliriz. Toz halinde sütlerimize katabiliriz. Salebin üzerinde de kullanabiliriz. Tarçın daha çok sıcak içeceklere yakışır" dedi. Metabolizmayı hızlandırarak yağ yakıyor Tarçının metabolizmayı hızlandırarak, yağ yakışına yardımcı olduğunu belirten diyetisyen Buse Telli, "Kışın vücut ısımız artınca doğal olarak enerji ihtiyacımız da artar. Bununla birlikte fiziksel aktivitemizin azalması kilo artışına yol açar. Tarçının yağ yakımında önemli bir etkisi vardır. Fiziksel aktivitemiz olmadığında metabolizmamızı hızlandırarak tarçın sayesinde zayıflayabiliriz. Toz tarçın tadında yoğunluğa yol açtığı için, bu tattan hoşlanmayanlar çubuk tarçını kullanabilirler" diye konuştu. (DHA)
24 Aralık 2015 23:00 | sağlık
Cilt kuruluğunun kaşıntıyla kendini gösterdiğini ve birçok dermatolojik ve sistemik hastalığa eşlik ettiğini belirten Liv Hospital Ankara Dermatoloji Uzmanı Dr. Sevil Özdöl, "Çok sık duş almak, uzun süre duşta kalmak, fazla kese yapmak, temizleyen ve cildi kurutan ürünleri sık kullanmak, cilt kuruluğunu arttıran en önemli faktörlerdir" dedi.Derinin iklim, çevre, yaşam tarzı gibi dış faktörlerden etkilendiği gibi, ilaçlar ve dahili hastalıklar gibi iç faktörlerden de etkilendiğini ifade eden Özdöl, kuru cilde neden olan çevresel etkenleri; sıcak su, deterjanlar, giysilerden dolayı oluşan sürtünme, sık hava yolculuğu, rüzgara maruz kalmak, çevre kirliliği, klima ve diğer kimyasal maddeler olarak sıraladı. Kuru derinin, derinin en üst tabakasının nem içeriğinin azalmasıyla oluştuğunu bildiren Özdöl, sıcağa ve soğuğa maruz kalan ciltte su kaybının artacağını ve bu artışın cildin kurumasına neden olacağını belirtti. Bu nedenle dönemsel kuruluk dendiğinde 'kış kaşıntısı' olarak da bilinen soğuğa bağlı cilt kuruluğunun akla geldiğini vurgulayan Özdöl, düşük neme bağlı olarak gelişen bu tablodan korunmak için mutlaka koruyucu giysiler giyilmesini, nemlendirici kullanılmasını önerdi. Cilt kuruluğunun ciltte gerilme, pul pul soyulma, kepeklenme, kaşıntı gibi şikayetlere sebep olduğunu ifade eden Özdöl, kızarıklık, kepeklenme, kaşıntı ile giden kuruluğun egzamaya da yol açabileceğini dile getirdi. CİLT KURULUĞUNU ENGELLEK İÇİN NELER YAPILMALI? * Bulunduğunuz ortamı nemlendirin. * Duş sıklığı ve süresini kısaltın. * Kurutmayan cilt temizlik ürünleri kullanarak cilt kuruluğunun başlamasına veya ilerlemesine engel olun. * Özellikle ofis ortamında çalışanlar, klimanın neden olduğu düşük neme bağlı cilt kuruluğundan şikayet edebilirler. Odanın nem oranının düşük olmamasına dikkat edin. * Dengeli beslenin. Doymamış yağ asitlerinin diyette olması cilt bariyerinin kuvvetlenmesi açısından önemlidir. * Nemlendirici ürün uygulamalarının cildin kendi nemini korumasında, kazanmasında ve dış faktörlerden en az düzeyde etkilenmesindeki rolü ise tartışılamaz. Lanolin, üre, gliserin, pantenol, petrolatum (vazelin) gibi maddeler içeren nemlendiriciler banyodan çıkar çıkmaz cildi fazla kurulamadan hafif nemli cilde uygulanmalıdır. * Soğuk havalarda açıkta kalan bölgeleri, özellikle ellerimizi eldivenle korumamız gerekir. * Çok dar giysiler sürtünmeye bağlı deride kuruluk ve iritasyona neden olabileceğinden kıyafet seçimine de dikkat edilmelidir.
15 Aralık 2015 23:00 | sağlık
Hipertansiyon hastası olan her 3 kişiden biri ilaç tedavisine cevap alamıyor. İlacın etki etmediği dirençli hipertansiyon hastalarına ise artık yeni bir yöntem olan şah damarı pili uygulanıyor.Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Doç. Dr. Barış Durukan, şah damarı pili yöntemiyle dirençli hipertansiyon tedavisi hakkında bilgi verdi. Vücutta dolaşan temiz kanın atardamarlara uyguladığı basıncın belli bir seviyenin üzerine çıkmasının 'hipertansiyon' olarak adlandırıldığını belirten Durukan, "Günümüzde hipertansiyonun tedavisi için oldukça etkin ilaçlar bulunmaktadır. Buna karşılık hipertansiyon hastalarında ilaç kullanım oranları yüzde 50'nin altındadır. İlaç kullanan hastalarda kan basıncının etkin kontrolü ancak her 2 hastadan 1'inde sağlanabilmektedir." dedi. DİRENÇLİ HİPERTANSİYON HASTALARINDA DİYABET RİSKİ YÜKSEKHipertansiyon hastalarının önemli bir kısmında ilaçlara dirençli hipertansiyon saptandığını kaydeden Durukan, şu bilgileri verdi: "Bu hastalarda kan basıncı, içinde idrar söktürücü de bulunan 3 ilaç kullanımına rağmen kontrol altına alınamamaktadır. Özellikle bu vakalarda obezite, kalp, diyabet ve kronik böbrek hastalığı gibi risk faktörleri oluşmakta ve bu durum hastanın diğer organ sistemlerini de tehdit etmektedir. Dirençli hipertansiyon hastalarındaki tedavi güçlüğü nedeniyle yeni tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Şah damarı pili bu yöntemlerden biridir. Aslında ileri evre kalp yetmezliği tedavisinde yeni bir yaklaşım olan şah damarı pili, dirençli hipertansiyon hastalarında da etkin bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Pil, şah damarı üzerine yerleştirilen bir uyarıcı ve göğüs kası içine yerleştirilen kablo ile bağlı olduğu bir batarya sisteminden oluşmaktadır. İşlem, kalp pili takılmasına benzer, ancak daha kolay bir şekilde hızlıca yerleştirilmektedir."ŞAH DAMARINA YERLEŞTİRİLEN PİL, KAN BASINCINI DÜŞÜRÜYORŞah damarına yerleştirilen pilin kan basıncını düşürdüğünü kaydeden Durukan, "Pil, şah damarı üzerine basit bir cerrahi işlem ile konulmaktadır. Şah damarı üzerinde doğal olarak bulunan bir reseptör, normal şartlar altında kan basıncı yükselmesine tepki olarak parasempatik sistemi uyarmakta ve kan basıncını düşürmektedir. Bu tepki, hipertansiyon hastalarında etkin olarak kan basıncını düşürmeye yeterli olmamaktadır. Ancak şah damarı üzerine cerrahi işlemle yerleştirilen pil, bu bölgeye sürekli uyarı vermekte ve etkin kan basıncı düşüşü sağlamaktadır." şeklinde konuştu.ŞAH DAMARI PİLİ UYGULAMASI NASIL YAPILIR?"Şah damarı pili uygulaması hipertansiyon tanı ve tedavisini üstelenen kardiyoloji, iç hastalıkları ya da nefroloji bölümleri tarafından verilmektedir. Uygulama ise kalp ve damar cerrahisi bölümü tarafından yapılmaktadır. İşlemin bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Hasta işlem sonrasında aynı gün taburcu edilebilmektedir. TEDAVİYE KISA SÜREDE CEVAP ALINIYORTedaviden yaklaşık 1 ay içinde etkin cevap alınmaktadır. Bu yeni yöntem, özellikle dirençli hipertansiyona bağlı uç organ hasarından kaçınmak ve kan basıncı kontrolünde oldukça etkindir. Uygulama teknik alt yapısı uygun, yeterli cerrahi tecrübeye sahip merkezlerde yapılmalıdır."ŞAH DAMARI PİLİ TAKILDIKTAN SONRA NELERE DİKKAT EDİLMELİ?* Kan basıncı günde en az 2 kez ölçülmeli ve doktorla iletişimde olunmalı* Tuzlu ve yağlı besinlerden kaçınılmalı* Tansiyon ilaçlarına doktorun önerdiği şekilde devam edilmeli* Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli ve düzenli egzersiz yapılmalı* Kilo fazlası varsa verilmeli ve sağlıklı kilo kontrolü sağlanmalı* Şeker hastalığı varsa kontrol altında tutulmalı* Rutin kontroller ihmal edilmemeli.(CİHAN)
29 Kasım 2015 23:00 | sağlık
Terör olaylarının artması ve savaş çanlarının çalmasıyla birlikte toplumsal kaygı da gittikçe artıyor. Ankara'nın göbeğinde bombalar patlıyor, Doğu'da insanlar keskin nişancıların hedefi olmamak için beyaz bayraklarla hastaneye gidebiliyor, sınırda çatışmalar artıyor ve Suriye'deki iç savaşın yavaş yavaş Türkiye'ye sıçraması endişeyle izleniyor.Ancak bir yandan da toplumun bir grubu devlet eliyle ciddi bir ötekileştirmeye maruz bırakılıyor, nefret operasyonlarıyla masum öğretmenler ve işadamları gözaltına alınıyor. Gazeteciler tutuklanıyor. Yaşanan tüm bu olumsuzluklar, toplumda psikolojik açıdan ciddi etkiler bırakıyor.Sema Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Vedat Bilgiç,
25 Kasım 2015 23:00 | sağlık
Akciğer kanseri, dünyada en çok öldüren kanser olarak yerini koruyor. Uzmanlar, tüm dünyada kanser olgularının yüzde 13-14'ünden ve kanser ölümlerinin yüzde 20'sini oluşturan akciğer kanseri üzerinde duruyor. Son araştırmalara göre genellikle ağız yoluyla verilen ilaçlarla uygulanan hedefe yönelik tedavi, hastalar için umut ışığı oluyor.Liv Hospital Ankara Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Gönüllü, akciğer kanserinin tedavisiyle ilgili bilgi verdi. Gönüllü, son zamanlarda en umut verici sonuçların genetik şifrelerindeki bozuklukları saptanan akciğer kanserli hastalarda kullanılan 'hedefe yönelik tedavi' çalışmalarından geldiğini söyledi. Gönüllü, "Hedefe yönelik tedavi şekli kemoterapiye tamamlayıcı ya da tek başına olarak çoğunlukla ağız yolundan verilen ilaçlarla yapılıyor. Yan etkisi hem daha az hem de kişinin yaşam kalitesinin artmasını sağlayan bu tedavi akciğer kanserli hastalar için umut ışığı." dedi. EN BÜYÜK NEDEN SİGARA Akciğer kanseri gelişiminden yüzde 90 oranında sigaranın sorumlu olduğunu söyleyen Gönüllü, şöyle konuştu: "Sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlerden 24 – 36 kat daha fazladır. Pasif sigara içiminde risk yüzde 3,5'tur. Sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi, içilen sigara sayısı ile tütün ve sigara tipi (filtreli, filtresiz, puro, düşük tar ve nikotin içeriği vb.) akciğer kanseri gelişme riskini etkiler. Kanser olmayanlar, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH), amfizem, damar hastalıkları ve kalp hastalıklarından birine yakalanarak hayatını kaybetme olasılığı yüksektir. Burada da rol oynayan faktörler ailemizden bize aktarılan genlerdir. Ailesinde kanserli yakını olanlarda akciğer kanseri gelişme riski daha da artmaktadır. Kanserli hastaların birinci derece yakınlarında akciğer kanseri riski 2,4 kat daha yüksek bulunmuştur. Sigarayı bıraktıkları halde akciğer kanserine yakalananlar da vardır. Bunun da nedeni, bırakmadan önce kanserleşme sürecinin başlamış olması ve bu sürecin 10 yıl sürmesidir. Yine de, sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra akciğer kanseri riski yüzde 50 azalmaktadır." Akciğer kanserinde tanı konulduktan sonra değişikliklerin rutin olarak test edildiğini belirten Gönüllü, "Saptanmaları durumunda kemoterapiye ilave ya da tek başına bu değişiklikleri hedefleyen ilaçlar kullanılıyor. Hedefe yönelik tedavi yönteminde amaç, hastanın genetik şifresindeki sorunu tanımlayıp, bu küçük farklılığı tespit edebilen ve kanser hücresini normal hücreden ayırabilen ilaçların geliştirilerek organizmanın hastalıkla mücadelede daha da güçlenmesini sağlamaktır. Bu tedavi, tümörün çeşidine, bağışıklık sisteminin yeterliliğine ve tedavi ekibinin görüşüne göre planlanır. Akciğer kanseri saptanan hastalara tablet şeklinde verilen hedefe yönelik ajanlar ile hastaların bir kısmında kemoterapiye oranla çok daha iyi yanıt elde edilir. Üstelik yan etki daha azdır ve yaşam kalitesi artmaktadır." dedi. (CİHAN)
15 Kasım 2015 23:00 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.239