Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Yeni doğan bebeğe banyo yaptırmak anne-babayı her zaman tedirgin eder. Bu nedenle de büyüklerden yardım alınır. Eğer evde yardım alacağınız büyükleriniz yok ise bazı küçük detaylar ile banyo yaptırmak sizin için de kolay olabilir. Meydan Gazetesi'nde yer alan Satı Kılıçer'in haberine göre; Fatih Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Demirdöven yeni doğan bebeğe banyo yaptırmanın püf noktalarını şöyle sıralıyor: * Yıkamaya başlamadan önce gereksinim duyabileceğiniz her şeyi elinizin altında hazır bulundurun ve banyo suyunun sıcaklığını 32,5 ile 37,5°c arasında olmasına dikkat edin. Mevsime, bebeğin ayına ve evin ısı durumuna göre gerekirse banyo yaptıracağınız odanın ısısını ek ısıtıcılarla uygun dereceye çıkarın. * Küvet bel hizanızda olsun. Böylece hem bebeğe daha iyi hâkim olursunuz, hem de bel sağlığınızı korursunuz. * Bebekler için özel üretilmiş 5.5 pH'lı veya nötr sabun ve gözleri yakmayan şampuan kullanın. Ayrıca suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat edin. * Vücudunu yıkarken; bebeği kolunuzla omzu ve boynunu destekleyerek, bir elinizle koltuk altından diğer elinizle ya kalçalarından ya da bacaklarından kavrayın ve banyo küveti içindeki suya, önce ayak ve bacaklarını daldırarak yavaşça tüm vücudunu başı dışarıda kalacak şekilde sokun. * Banyo sonrası tüm vücudunu ve cilt boğumlarını pamuklu havlu ile yumuşak hareketlerle kurulayın. Kulağını kurulamak için ise sadece dıştan havlu, tülbent veya bir parça pamuk kullanın. Kesinlikle kulak yoluna pamuklu çubuklar uygulamayın. * Banyo sırasında bebeğin kulağına su kaçmasının hiçbir zararı yoktur. Hatta kulak salgılarının ıslanıp yumuşamasını ve daha rahat atılmasını sağlar, tıkaç oluşmasını engeller. Lütfen kulağına su kaçmasın diye kulaklarını tıkamaya çalışıp banyo işini zorlaştırmayın.
20 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Bu yıl hac ibadeti için kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının ilk kafileleri, 21 Ağustos'ta İstanbul ve Ankara'dan yola çıkacak.Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü organizasyonuna başvuran 1 milyon 244 bin 629 vatandaştan yalnızca 59 bin 200 kişi kutsal topraklarda hac vazifesini yerine getirebilecek. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, kutsal topraklara gitmeye hak kazanan vatandaşlardan 30 bin 775'i erkek, 28 bin 425'i kadınlardan oluşuyor. Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre hacıların yaş ortalaması 60'ı bulurken, yaş ortalamasının oldukça üstünde olan hacı adayları da dikkat çekiyor. Bu hacı adaylarından 1919 doğumlu Ayşe Şimşek'in bu senenin en yaşlı hacı adayı olduğu belirtildi. Kocaeli'nde yaşayan 29 Temmuz 2015 doğumlu Esmira Ecrin Yavuz ise bu yılın en küçük hacı adayı olarak kayıtlara geçti. Esmira Ecrin yaklaşık 3 aylık bir bebekken kutsal topraklarda bulunacak. Ayrıca, geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sene de şehit yakınlarına, gazi ve gazi ailelerine 600 kişilik kontenjan ayrıldı. Bu kontenjanın tamamının dolduğu öğrenildi.
19 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Özellikle çocuklarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri geniz eti. Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, geniz etinin her çocukta bulunduğunu ancak yutak bölümüne açılan bölgeyi kapatarak burun tıkanıklığına neden olduğunda gündeme geldiğini aktarıyor.Geniz etinin çocuğun yaşam kalitesini düşürdüğünü belirten Titiz, ağız akıntısı, hırıltılı solumu, sürekli tıkanıklık ile de fark edilebildiğini vurguluyor. Uzman, şunları kaydediyor:
17 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, Sağlık Bakanlığı'nın kök hücre bankası kurulabilmesi için hazırladığı proje kapsamında ilk yıl 50 bin donörden kök hücre toplamayı hedeflerken, 7 aylık sürede 60 bin kişiyi geçtiklerini söyledi.Adana'da düzenlenen bir programa katılan Ahmet Lütfi Akar, 3 yıl içinde kök hücre bilgi bankasının 250 bin kişilik bilgi verisine ulaşması için çalışma yürüttüklerini, bağışçı olmak için 2 tüp kanın yeterli olduğunu kaydetti. Akar şöyle konuştu: "Kök hücre bağışçısı olmak için ilk etapta 2 tüp kan vermek yeterli oluyor. Sadece kök hücre bağışçısı olmak istediğini beyan etmek gerekiyor. Bu kanlar Sağlık Bakanlığı laboratuarlarında gereken işlemlerden geçtikten sonra, sağlık bakanlığının ilgili laboratuarlarında tahlillere, analizlere ve doku açısından gen açısından bir takım tahlillere analizlere tabi tutuluyor. Netice itibari ile bir veri bankasına koyuluyor. Biz de şimdiye kadar bu iş doku, kan, kemik iliği veya da kök hücre bankası kurulmadığı için bu ihtiyaçlarımızı yurt dışında olan bu konuda ileri gitmiş kurumlardan temin ediyorduk. Artık bizimde kök hücrelerin toplandığı Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) adlı bir kurumumuz var." BAĞIŞLA BİRLİKTE EŞLEŞME ŞANSIDA ARTACAK Türkiye'de kök hücre bağışı arttıkça, eşleşme sayısının da çoğalacağını belirten Ahmet Lütfi Akar, şöyle konuştu: "Eğer sizin elinizde 250 bin kişilik veri tabanı varsa onlar bilgisayar ortamına taşınmışsa, ihtiyacı olan kişinin bilgileri girildiği zaman mutlaka bir tanesi rast gelecektir diye düşünülüyor. 250 bin o bakımdan tespit edilmiş bir rakamdır. Başarıyla yürüyor. Sağlık Bakanlığı açısından da bizim açımızdan da başarıyla yürüyen bir proje ve Türkiye'nin çok büyük bir ihtiyacını karşılayacak bir projedir. Sağlıkla alakalı, kök hücreyle alakalı, kemik iliği nakli ile alakalı sorunlar artık tarihe dönecek. Tabii ki diğer tarafın tamamen tıbbın ilgilendiği konu. Biz o faktörleri taşıyan insanların bulunması bağışçı olmasıyla görevliyiz. İnsanların ikna edilmesi ve kök hücre bağışçısı olması, iknadan ibaret bizim görevimiz. Bu iknayı yaptıktan sonra teknik olarak devreye sokuyoruz. Kendimize ait analiz tahlilleri öncelikli olarak yapıyor, kanları Sağlık Bakanlığı'na teslim ediyoruz. Bilgileriniz orada bekliyor. Belki 20 yıl bekleyeceksiniz. Ama muhtemelen 20 yıl sonra da olsa birisiyle eşleşecek. O zamanda biraz daha fazla kan alınacak. Bu kandan doku nakli yapılacak. Eğer olmazsa da başka türlü usuller var. Ama böyle korkutulduğu gibi ameliyat masalarına yatırılıp, kaldırılıp gibi durumlar söz konusu değil. Nakli yapacaksınız çok büyük bir sevaba erişeceksiniz." (DHA)
16 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Ankara'da ikamet eden Z.S.İ, A.G. ile evlendi. Çiftin 9 Ağustos 2003 günü F.M. adında bir kızları dünyaya geldi.Bir süre sonra geçimsizlik yaşamaya başlayan çift, 2007'de boşandı. Mahkeme, F.M.'nin velayetini anneye verdi. Soyadlarının farklı olması sebebiyle kızının okulda psikolojik sıkıntı yaşadığını belirten anne, Ankara Batı 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne müracaat ederek kızı F.M.'nin soyadının kendi soyadıyla değiştirilmesini talep etti. Mahkemeye ifade veren anne Z.S.İ.,
10 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Ağustos ayında sıcaklıkların artmasıyla birlikte uzmanlar vatandaşları uyardı. Dahiliye Uzmanı Dr. Serpil Kılınç, sıcaklıkların artmasıyla özellikle kronik rahatsızlığı bulunan hastaların dikkat etmesi gerektiğinin altını çizdi. Kılınç, "Sıcaklıklar kalp-damar hastalıkları için yüksek risk. Sıcaklarla birlikte bacak ve kollardaki damarlar genişleyerek, dolaşımda yavaşlamaya ve kalp hızında artışa neden oluyor. Kalp hızının artması aritmilere, venöz dolaşımın yavaşlaması ise kan basıncında düşmelere, pıhtılaşma eğiliminde artışlara sebep olup, kalp krizi riskini artırır." dedi.Memorial Ankara Hastanesi Dahiliye Bölümü Uz. Dr. Serpil Kılınç, sıcakların arttığı bugünlerde vatandaşlara uyarılarda bulundu. Yaz aylarında sıcaklık artışıyla birlikte vücut ısısı da arttığını, vücut çevre ile etkileşip terleme yoluyla ısı kaybederek dengesini sağlamaya çalıştığını belirten Kılınç, "Uzun süre güneşe veya yüksek sıcaklıktaki ortamlara maruz kalmak, vücut ısısının terlemeyle dengelenememesine ve sıcak çarpması denilen durumun ortaya çıkmasına neden olur." diye konuştu. Sıcak çarpmasının ilk belirtilerinin terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, idrar koyulaşması olarak sıralanabileceğini açıklayan Kılınç, "Sıcaklık artmaya devam ederse cilt kuru sıcak ve kırmızı bir hal alır, vücut ısısı yükselir, solunum ve nabız hızlanır, davranış bozukluğu, bilinç bulanıklığı gelişir." uyarısında bulundu.KRONİK HASTALAR SICAK HAVALARDA DAHA DİKKATLİ OLMALIAşırı sıcakların tetiklediği kronik hastalıklar yaz hastalıklarının ayrı bir boyutunu oluşturduğuna dikkat çeken Kılınç, sıcak havaların kalp-damar hastaları açısından yüksek risk olduğunu söyledi. Kılınç konuşmasına şöyle devam etti: "Sıcaklarla birlikte bacak ve kollardaki damarlar genişleyerek, dolaşımda yavaşlamaya ve kalp hızında artışa neden oluyor. Kalp hızının artması aritmilere, venöz dolaşımın yavaşlaması ise kan basıncında düşmelere, pıhtılaşma eğiliminde artışlara sebep olup, kalp krizi riskini artırır. Sıvı kaybının artması, dolaşımın yavaşlaması nedeniyle böbreğe gelen kan miktarının azalmasına ve idrar renginde koyulaşmaya ve miktarında azalmaya neden olmakta. Bu durum idrar yolu enfeksiyonu, taş oluşma riskinde artış, akut böbrek yetmezliğine kadar birçok ciddi sağlık problemine yol açabilmekte. Nem oranının artması ve ani ısı artışları migren ataklarını tetiklemekte ve yaz aylarında hastaneye baş ağrısıyla gelen hasta sayısını artırmakta. Hipertansiyonu olup tedavi alan hastalar da sıvı kaybı ve yüksek nemden diğer insanlara göre daha çok etkilenmekte."HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ? * Güneşin yoğun olduğu zamanlarda dışarda bulunmamalı. * Dışarıya çıkarken gözlük ve şapka takılmalı. * Uygun faktörlü güneş koruyucuları kullanılmalı. * İnce ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. * Bol sıvı tüketilmeli. * Hijyen kurallarına dikkat edilmeli. * Yaz aylarında güneşin geç batması yeme içme ve uyku düzeninde değişikliğe neden olmamalı. * Spor serin ortamlarda yapılmalı ve ağır egzersizlerden kaçınılmalı.(CİHAN)
04 Ağustos 2015 00:00 | sağlık
Kazalarda ve acil müdahale gerektiren durumlarda ihtiyaç duyulan ilkyardım bilgisi, çoğu zaman yanlış uygulamalar ile geri dönülmeyecek sonuçlar doğuruyor.Hasta veya yaralı kişiye, profesyonel sağlık yardımı uygulanmadan önce yapılan ilk bakımın önemli olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Acil Servis Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Serkan Şener,
30 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Periferik atardamar hastalığı, genelde bacak atardamarlarında daralma ve tıkanmaya bağlı olarak gelişen, vasküler bir hastalıktır. Hastalık yaşam kalitesini bozar. Yürürken ve hastalığın ileri evrelerinde dinlenme halinde bile bacaklarda ağrı ve kramplara neden olur.Meydan Gazetesi'nde yer alan habere göre; Liv Hospital Ankara Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan İlkay,
29 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Yazın etkisini artıran güneş, vücutta küçük lekelere ve ben oluşumuna yol açabiliyor.Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doktor Bahar Öznur, bazı benlerin cilt kanseri riski taşıyabileceğini ve erken müdahalenin önemli olduğunu kaydediyor. Dünyada görülme sıklığı en hızlı artan kanser türlerinden Malign Melanom lezyonlarının yüzde 70'inin cilt üzerinde geliştiğini kaydeden uzman, yüzde 30'unun da benler üzerinde oluştuğunu vurguluyor. Bahar Öznur,
28 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Türkiye'de 2005 yılında madde bağımlılığından gözaltına alınıp tutuklananların sayısı 4 bin 125 iken, 2012'de aynı durumdan 130 bin 49 şüpheli yakalandı. Uyuşturucu ve madde bağımlılığından yatarak tedavi gören hastalar 2011 yılında 2 bin 117 iken, 2012 yılında yaklaşık yüzde 123'lük bir artışla 4 bin 720 oldu. 2011 yılında Türkiye'de 105 'doğrudan madde bağımlılığı ölüm' olayı meydana gelirken, bir yıl sonra 2012 yılında bu oran yüzde 54,3 artış göstererek 162'ye yükseldi. Türkiye'nin 2013 yılındaki uyuşturucu raporunda ise toplam ölüm sayısı 162 kişi olarak kayıtlara geçti.CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, Türkiye'deki 'uyuşturucu ve keyif verici maddeler' sorununun nedenlerinin araştırılarak etkili ve sürekli çözüm tedbirlerinin alınmasının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verilen Meclis araştırmasının gerekçesinde uyuşturucu bağımlılığının, özellikle gençleri tehdit eden büyük bir tehlike olduğuna dikkat çekildi. "Şartlar ne olursa olsun, kullanılan bütün uyuşturucu maddeler zararlıdır." denilen gerekçede, şunlar kaydedildi: "Başlangıçta zevk için kullanılan, daha sonraları doğru düşünme becerisini ve davranışları olumsuz etkileyen ve yoksunluğunda insanı zor duruma düşüren her madde uyuşturucudur. Uyuşturucu kullanımı; paranoyaya, hissizliğe, dalgınlığa ve öğrenme bozukluğuna sebep olmakta, motivasyonu düşürmekte, fiziksel gelişimi durdurmaktadır. Uyuşturucunun vücutta bıraktığı kalıcı izler, bir sonraki nesli bile olumsuz etkilemektedir. Dünyada ve Türkiye'de hızla yayılan uyuşturucu tehlikesi hiçbir şekilde göz ardı edilmemelidir. Ülkemizde 2005 yılında madde bağımlılığından gözaltına alınıp tutuklananların sayısı 4 bin 125 iken, 2012'de aynı durumdan 130 bin 49 şüpheli yakalanmıştır. Yine ülkemizde 13 ilimizde 22 madde bağımlılığı tedavi merkezi bulunmaktadır. Bu sayı çok yetersizdir ve özellikle son yıllarda ivedilikle artırılmayı beklemektedir. Uyuşturucu ve madde bağımlılığından yatarak tedavi gören hastalar incelendiğinde; 2011 yılında 2 bin 117 iken, 2012 yılında yaklaşık yüzde 123'lük bir artışla 4 bin 720 olmuştur. Bununla birlikte, 2011 yılında ülkemizde 105 'doğrudan madde bağımlılığı ölüm' olayı meydana gelirken, bir yıl sonra 2012 yılında bu oran yüzde 54,3 artış göstererek 162'ye yükselmiştir. Türkiye'nin 2013 yılındaki uyuşturucu raporunda ise toplam ölüm sayısı 162 kişi olarak kayıtlara geçmişti. Raporda dikkat çeken bir başka detay ise uyuşturucu madde kullanıcılarının başlama nedenleri olmuştur. Uyuşturucuya başlama nedenlerinin başında yüzde 48.98 ile arkadaş etkisi gelirken, merak nedeniyle başlayanların ise yüzde 23.71 olduğu kaydedilmiştir. Türkiye'de 2014 yılında 7'si kadın 232 kişinin doğrudan, 12'si kadın 416 kişinin de dolaylı olmak üzere 648 kişinin uyuşturucudan hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Uyuşturucuya bağlı dolaylı ölen 416 kişinin ölüm nedeni olarak, yüksekten düşme, suda boğulma, elektrik yaralanması, mide kanaması, kalp-damar hastalığı, akciğer enfeksiyonu, beyin kanaması, yanık, kanser, cinayet ve elle boğma olarak kayıtlara geçmiştir. Uyuşturucu madde kullanıcılarının yüzde 69.74'ünün ilköğretim mezunu olduğu, madde kullanıcılarının yüzde 66.49'unun hiç evlenmemiş veya yalnız yaşayanlardan oluştuğu ifade edilmiştir. Uyuşturucu ve madde bağımlılığının önlenebilmesi için toplumun her kesimine önemli görevler düşmektedir. Uyuşturucu ve yasaklı madde kullanan kişilerin tedavi olabileceği düşüncesi toplumda yaygınlaşmalıdır. Özellikle tedavi ilkelerini yerine getiren kişilerde uyuşturucu maddeyi bırakma oranı çok yüksektir. Kullanıcılar arasında tedavisi olmadığı yolunda yerleşen kanının değiştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizdeki uyuşturucu ve keyif verici maddeler sorununun nedenlerinin araştırılarak etkili ve sürekli çözüm tedbirlerin alınmasının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılması elzemdir." (CİHAN)
19 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Ramazan Bayramı ile birlikte eski beslenme alışkanlıklarına geri dönülmesi ile ilgili uzmanlar uyarılarda bulundu. Diyetisyen Emine Yüzbaşıoğlu, özellikle bayramın vazgeçilmezleri olan baklava, börek, çikolata ve şeker gibi enerji içeriği yüksek ikramların dikkatsiz tüketimi kan şekerini hızla yükselterek ciddi sağlık problemlerine davetiye çıkardığını belirtti.Memorial Ankara Hastanesi Diyetisyeni Emine Yüzbaşıoğlu, Ramazan Bayramı ile eski beslenme düzenine dönülmesi ve öğün sayısının birden artması metabolizmanın dengesini bozarak kilo alımı ve çeşitli hastalıklara neden olabileceğine dikkat çekti. Bayram nedeniyle tatlı tüketimine dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Yüzbaşıoğlu, bayramı sağlıkla geçirmek için dikkat edilmesi gerekenler hususları aktardı.BAYRAM SABAHINDA POĞAÇA VE KIZARTMA YEMEYİNSağlıklı yaşam için çok önemli olan kahvaltının bayramda daha fazla önem kazandığını belirten Yüzbaşıoğlu, "Ramazan boyunca oruç tutarken yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak ve güne hazırlamak için bayram sabahında mutlaka kahvaltı yapılmalı." dedi. Kahvaltının içeriğinin de önemine vurgu yapan Yüzbaşıoğlu, "Börek, poğaça, kızartma gibi mideyi yoracak ağır yiyecekler yerine; peynir, zeytin, haşlanmış yumurta ve söğüş salata gibi hafif yiyeceklerden oluşan bir menü seçilmeli." diye konuştu.BAYRAMDA ARA ÖĞÜNLERİN ATLANMASI HİPOGLİSEMİ HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİRKahvaltıdan sonra ara öğün yapmanın metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olacağını ifade eden Yüzbaşıoğlu, ara öğünün vücudun şeker dengesini sağlayarak şeker düşmesi olarak adlandırılan hipoglisemiyi önleyeceğini belirtti. Yüzbaşıoğlu, "Ramazan ayı boyunca uzun saatler boyunca aç kalmaya alışan kişilerin bayramda ara öğünleri atlamaları hipoglisemi oluşumuna ve sonrasında daha çok yemek yeme isteğinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bayram gezmeleri sırasında ara öğün yapmaya fırsat bulamamak gibi bir durum söz konusu olmamalıdır. Çantada bulundurulan kuru meyve ve yemişler sağlıklı bir ara öğün için yeterli olacaktır. Ara öğünlerin atlanması hipogliseminin ortaya çıkmasına ve misafirlikteki ikramlara hayır denilememesine neden olacak. Bu durum da ciddi sindirim sorunlarının yaşanmasına neden olabilir." diye uyardı. BAYRAM ZİYARETLERİNDE İKRAM TABAĞINI BİTİRMEK İÇİN UĞRAŞMAYINİkramların oldukça bol olması bayramlarda tansiyon ve şeker yükselmesi, reflü, taşikardi gibi ciddi sağlık sorunlarının daha sık görülmesine sebep olabileceğini ifade eden Yüzbaşıoğlu, "Bayram ziyaretlerinde önünüze gelen ikram tabağının içindeki her şeyi yemek yerine ikramlıklardan tercih yaparak bu sorun ortadan kaldırılabilir. Örneğin, bir ziyarette dolmayı tercih ediliyorsa, diğerinde hafif bir tatlı, diğerinde sadece su seçilebilir. Tercih edilen ikramların porsiyonlarına dikkat edilmeli." şeklinde konuştu. BAYRAMDA BAKLAVA YERİNE SÜT TATLILARI VE YAZ MEYVELERİNİ SEÇİNBayram denilince ilk akla gelen tatlının baklava olduğunu söyleyen Yüzbaşıoğlu, şekerli tatlılara karşı vatandaşları uyardı. Karbonhidrat ve yağ içeriği çok yüksek olan baklava tüketimi, hem içeriği hem de ramazanda yavaşlayan metabolizmanın etkisiyle daha fazla kilo alımına sebep olabileceğini vurgulayan Yüzbaşıoğlu, "Hem ikram için hazırlanan tatlılarda, hem de tüketilen tatlılarda sütlü tatlıyı tercih ederek daha sağlıklı bir tercih yapılabilir. Sıcak havalarda hafif sütlü tatlılar ve dondurma tercih edilebilir." dedi.BAYRAMDA ŞEKERİ DENGELEMEK İÇİN AZ ŞEKERLİ İÇECEKLER TERCİH EDİLMELİYaz günlerine rastlayan bayramda sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Yüzbaşıoğlu, "Günde en az 1,5-2 litre su içilmeli. Çikolata ve tatlı tüketimiyle alınan fazla şekeri dengelemek amacıyla su dışında tercih edilen içecekler şekerli içecekler değil, ayran, soda, komposto, az şekerli limonata olmalı. Çay ve kahve tüketimine dikkat edilmeli, bu içeceklerin yüksek tansiyon ve taşikardiye neden olduğu unutulmamalı." ifadelerinde bulundu.BİR ÖĞÜNDE ET TERCİH ETTİYSENİZ DİĞER ÖĞÜNDE SEBZE YEMEĞİ TERCİH EDİLMELİÇoğu insanın bayram sofralarında sevdikleri ile birlikte uzun vakitler geçirdiğini belirten Yüzbaşıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: "Bu durum ramazanda dinlenen mideyi çok yoracağından çeşitli sağlık problemlerine zemin hazırlamakta. Öğlen ve akşam yemeklerinde dikkat edilmesi gereken hususlardan biri saat diğeri ise içerik. Ziyaretlerde tüketilen ikramlar sonrasında açlık hissinin olmaması bayramlarda öğle yemeklerinin atlanmasına, akşam yemeklerinin de geç saatlerine kaymasına neden olmakta. Bu dengesizlik bayramda kilo alımını hızlandırarak sağlık problemlerini artırmakta. Saatli yenilmesi gereken öğle ve akşam yemeğinin içeriğinde bir öğün et varsa diğer öğün sebze, çorba, salata, yoğurt veya ayran olmalı. Yemekler az yağlı olmalı, pilav, makarna ve mantıdan kaçınılmalı. Kepek, çavdar, tam buğday gibi posalı ekmekler tercih edilmeli."(CİHAN)
15 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Osman Ersoy, ince bağırsak hastalıklarında "kapsül endoskopi" olarak adlandırılan ve kapsül kameralı teşhisin önemini anlattı. Ersoy, "Kapsül kamerası ile 8 saat kayıt alıyor. Böylelikle sebebi bilinmeyen kanamada kanamanın yeri veya sebebi, demir eksikliğinin nedeni, crohn hastalığı, ince bağırsak tümörleri başta olmak üzere pek çok hastalık saptanabiliyor" dedi.Prof. Dr. Ersoy, kapsül endoskopi uygulaması hakkında bilgi verdi. Kapsül endoskopi olarak adlandırılan işlemde hastaların kamerayı kapsül olarak yuttuktan sonra teşhis sürecinin başladığını belirterek, "Kapsül endoskopi ince barsak mukozasını değerlendirmek için geliştirilmiş non-invaziv görüntüleme yöntemidir. Kapsül endoskopi sistemi; kapsül, kayıt cihazı ve bilgisayar sisteminden oluşmaktadır. Kapsül 26x11 mm boyutunda ve 3-4 gr ağırlığındadır. Kapsülün içerisinde ışık kaynağı, pil ve fotoğraf çekme ünitesi yer almaktadır. Kapsül saniyede 2 fotoğraf çekebilmektedir. Çekilen fotoğraflar radyo dalgaları ile kayıt cihazına ulaşarak burada depolanmaktadır. Kapsülün pil ömrü yaklaşık 8 saattir. Bu sürenin sonunda fotoğraf çekme işlemi sona ermektedir. Kayıt cihazında depolanan fotoğraflar özel geliştirilmiş programlar ile bilgisayar ortamında video haline dönüştürülmektedir" dedi. Prof. Dr. Ersoy, "Kapsül kamerası ile 8 saat kayıt alıyor, böylelikle sebebi bilinmeyen kanamada kanamanın yeri veya sebebi, demir eksikliğinin nedeni, crohn hastalığı, ince bağırsak tümörleri başta olmak üzere pek çok hastalık saptanabiliyor?" değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Ersoy, kapsül endoskopinin mide hastalıklarının teşhis edilmesinde kullanılmadığının da altını çizerek, "Maalesef kapsül hastalar tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Kapsül endoskopi mide için uygulanmamaktadır. Özellikle sebebi belirlenemeyen gastrointestinal kanamada kapsül endoskopisi yapılmasının şartı, önceden endoskopi ve kolonoskopi işlemlerinin yapılıp kanamanın nedeninin veya yerinin tespit edilememiş olmasıdır" dedi. (DHA)
08 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Dış kulak yolunun mantar enfeksiyonları, en çok yaz aylarında görülüyor. Sıcak, nemli ve rutubetli ortamlarda oluşan bu hastalık, çoğunlukla havuz veya deniz sonrasında meydana geliyor. Kulak mantarının aşırı terleyen ve kulaklarını karıştırmayı alışkanlık haline getiren kişilerde daha sık rastlandığını vurgulayan uzmanlar, bu hastalığın zamanında müdahale edilip tedavi edilmediği takdirde ciddi problemlere yol açabildiğini belirtti. Central Hospital'dan Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Ümit Hardal, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Genelde aşırı terleyen ve kulaklarını karıştırmayı alışkanlık haline getiren insanlarda kulak mantarının sık göründüğüne dikkat çeken Hardal, ''Kulak mantarı, dar kanalda genişleyen yangılı dokunun yeterince yer bulamaması nedeniyle son derece ciddi bir ağrı ve kaşıntı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu hastalık ısı, nem ve tozlu havanın olduğu subtropikal ve tropikal bölgelerde yaşayan kişilerde daha fazla görülmekle birlikte, tüm dünyada yaygın olan bir enfeksiyondur. Genellikle aşırı terleyen ve kulaklarını karıştırmayı alışkanlık haline getiren insanlarda daha sıkça görülür.''dedi.KULAKLARI KARIŞTIRMAK HASTALIĞI İLERLETİRKulakları karıştırmanın hastalığı ilerlettiğini belirten Hardal, ''Kulak mantarı tek veya her iki kulakta da görülebilir. Hastalık kendini kaşıntı, kötü kokulu akıntı, şiddetli ağrı, çınlama ve işitme kaybı olarak gösterir. Bazı durumlarda kulak kepçesinde ve boyundaki lenf bezlerinde şişmeler de meydana gelebilir. Ağrının oluşması mantarın derinlere kadar indiğini gösterir. Özellikle kulakları karıştırmak, hastalığın kulağın derinliklerine kadar ilerlemesine yol açabilir. Bu sebeple kulağa asla müdahale edilmemelidir.''ifadelerini kullandı.TEDAVİ EDİLMEZSE İŞİTME KAYBINA SEBEP OLABİLİR Hastalığın tedavi edilmediği takdirde işitme kaybına yol açabileceğini belirten Ümit Hardal, ''Kulak mantarı zamanında teşhis ve tedavi edilmediğinde kulak zarında delinmeye ve işitme kaybına yol açabilir. Kulak mantarı ayrıca çevre kemik dokulara da yayılabilir. Bu nedenle kulak mantarını düşündürecek belirtiler görüldüğünde mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurulmalıdır. ''şeklinde konuştu.BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ZAYIF OLANLAR RİSK ALTINDA Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin risk altında olduğunu vurgulayan Hardal, ''Kulak mantarı herkeste görülebilen bir rahatsızlık değildir. Kulak mantarının oluşabilmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan en büyük faktörlerden biri nemdir. Rutubetli, nem oranı yüksek ve sıcak iklime sahip bölgelerde yaşayan kişilerde kulak mantarı görülme oranı daha fazladır. Ayrıca yüzücülerde uzun süreli suyla temasa bağlı kulak mantarı sıkça görülür. Kulak mantarı bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde daha kolay gelişir. Hamileler, şeker hastaları, lösemi ve lenfoma hastaları, kemoterapi gören hastalar ve kortizonlu ilaç kullanan hastalar risk grubundadır. Kulak temizleme çubuğunu sık kullanmak ve başörtüsü de mantar oluşumunu arttıran diğer etkenlerdir. İşitme cihazı kullanan bazı hastalarda da kulak mantarı görülebilir. İşitme cihazı kulak içindeki deriyi travmaya uğratabileceğinden mantar oluşabilir.''diye konuştu. Kulak mantarından nasıl korunuruz? * Kulak içerisine yabancı cisim veya parmakla müdahale edilmemelidir. * Kulak temizliğine özen gösterilmelidir. * Pamuklu çubuklar asla kullanılmamalıdır. * Dış kulak bir bezle silinerek temizlenmelidir. * Banyo, deniz veya havuz sonrası kulaklar nemli bırakılmamalı, iyice kurulanmalıdır. * Aşırı nemli, rutubetli ve sıcak yerlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. * İşitme cihazı kullanılıyorsa iyi dezenfekte edilmelidir. * Mantar oluşumunu tetikleyen acı biber, domates, kızartma ve çikolata gibi besinlerden uzak durulmalıdır. * Kalabalık havuzlara girmekten kaçınılmalıdır. * Kulak damlaları açıldıktan sonra, sadece 15 gün kullanılmalıdır. * Kulak kaşındıktan sonra suyla temas ettirilmemelidir.(CİHAN)
07 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Genel olarak daha önce varis bulunmayan kadınların yüzde 15- 20'sinde hamilelik esnasında varis geliştiğini aktaran Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, "Varisin yüzde 70-80'i gebeliğin ilk 3 ayında ortaya çıkar.Gebeliğin ilk aylarında veya haftalarında daha sık görülmesinin en önemli nedeni bu dönemde salınan yüksek hormondur. Gebede varis gelişimine en büyük katkıyı, rahim adalelerini gevşeten hormon yapar" dedi. Hamilelik esnasında varislerin kendini çok çeşitli şekillerde gösterebildiğini belirten Gölbaşı, en sık baldır ve diz arkası bölgelerde görüldüğüne dikkat çekti. Gebelikte görülen bu varislerin önemli kısmının doğumu takiben 3 aylık sürede kaybolduğunu anlatan Gölbaşı, "Ancak özellikle çok doğum yapmış kadınlarda kapakçıklarda kalıcı bozulmalar gelişebilmekte. Buna bağlı doğum sonrası ilerleyen yıllarda varisler gelişmektedir" diye konuştu. Engellemek mümkün Gebelerde varis oluşumunu engellenmesi için; * Ayakta uzun süreli sabit kalınmamalı. * Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapılmalı. * Kilo alımından sakınılmalı. * Gün içerisinde sık sık bacaklar uzatılarak dinlendirilmeli. * Uyurken sol yana dönerek, rahmin ana toplardamarı sıkıştırması önlenmeli. * Bacak altına yükseltecek yastık konulmalı. * Gün boyunca kanın bacakta göllenmesini engellemek için, diz altı hafif basınçlı varis çorapları giyilmeli. * Beslenmeye özel önem önem verilmeli. * Kabızlığı engellemek için bol sıvı alınmalı ve posalı gıdalar tüketilmeli. (DHA)
03 Temmuz 2015 00:00 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, damar sertliğinin esas olarak 10-15 yaş aralığında yani çocukluk ve gençlik çağlarında başladığını belirterek, bunun temelinde 'fast-food' tarzı beslenmenin yattığını söyledi.Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yetişkin yaş grubunda kalbi besleyen koroner ve diğer damarlarda gelişen damar sertliğinin tansiyon, sigara, genetik yatkınlık ve sağlıksız beslenme gibi nedenlerden kaynaklandığını belirtti. Genel kanı olarak ileri yaşlarda geliştiği düşünülen damar sertliğinin esasen çocukluk ve gençlik çağlarında başladığını kaydeden Prof. Dr. Gölbaşı, bu çağlardaki damar sertliği gelişiminin, orta yaş ve üzerindeki gelişimden çok farklı olmadığını söyledi. Prof. Dr. Gölbaşı, sağlıksız beslenme ve düzensiz yaşam tarzına bağlı damar problemlerinin temelinin çocukluk yaşlarında atıldığına işaret etti. ÇOCUKLARIN SİGARA KULLANIMI Bu temeller üzerine inşa edilen yapının apartman inşaatı gibi yükselerek damar içersini daralttığını söyleyen Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu risk faktörleriyle birey ne kadar erken yaşta karşılaşırsa o kadar erken problemlerle karşılaşır. Gençlerin ve çocukların sigara kullanımı, sağlıksız beslenmesi çok önemsenmelidir. Genel olarak damar sertliği yaklaşık 10-15 yaşlarında damar duvarında görülmeye başlamaktadır. Bunun temelinde 'fast-food' tarzı beslenme çok etkili" dedi. SAĞLIKLI BESLENİN, GELECEĞE YATIRIM YAPIN Damar serliğine bağlı ani veya uzun süreli damar tıkanıklıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Gölbaşı, bunun 'plak' yırtılmasına bağlı olarak kalp krizine yol açtığını vurguladı. Prof. Dr. İlhan Gölbaşı şöyle konuştu: "Ani tıkanıklığa yol açan, yırtılmaya meyilli hassas plaklar 20- 30'lu yaşlarda oluşur. Bu yaşlarda gösterdiğimiz özen ileriki yıllarda gelişebilecek ani damar tıkanıklığı riskini azaltacaktır. Bunun için çocuk ve gençlerin tansiyon, şeker, kan yağı ve beslenme alışkanlıkları periyodik kontrollere tabi tutulmalıdır. Günümüzde 30'lu yaşlarda kalp krizi gelişmekte ve bypass ameliyatları yapılmaktadır." BİLGİSAYAR BAŞINDA HAREKETSİZ YAŞAM Prof. Dr. Gölbaşı, sağlık harcamalarını azaltmak için orta yaş ve üzerinde alınan önleyici tedbirlerin çocukluk ve gençlik döneminde de alınması gerektiğini söyledi. Bilgisayar başında hareketsiz geçen yaşam ve sağlıksız beslenme tarzını benimseyen çocuk ve gençleri çok erken yaşlarda önemli sağlık problemlerinin beklediğine dikkati çeken Prof. Dr. Gölbaşı şu bilgileri verdi: "Bu dönemde alınan tedbirler daha etkili ve önemlidir, çünkü orta ve ileri yaşta iş işten geçmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilköğretim çağından başlayarak sağlıklı beslenmenin kuralları, sigaranın zararları ve sporun faydaları konusunda etkili eğitim programları düzenlenmelidir. Çocuklar mutlaka fast- food tarzı beslenmeden uzak tutulmalıdır." (DHA)
14 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Liv Hospital Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Emzirme Danışmanı Uzm. Dr. Pakize Elif Erkul, anne sütünde bulunan 'hamlet' hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyarak yok ettiğini ve bebeği lösemi, lenfoma gibi kanserlere karşı koruduğunu bildirdi.Erkul tarafından yapılan yazılı açıklamada, anne sütünde bulunan 'hamlet' hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyarak yok ettiğini ve bebeği lösemi, lenfoma gibi kanserlere karşı koruduğunu vurguladı. Yenidoğan dönemindeki beslenmenin sağlık üzerinde hem kısa hem de uzun dönemde önemli etkileri var olduğunu, doğru ve yeterli beslenmenin büyüme ve gelişmenin yanı sıra hastalıklardan korunma için de gerekli olduğunu ifade eden Erkul, ayrıca anne sütünün çocukları, pnömoni, orta kulak iltihabı, menenjit, ishal gibi bulaşıcı hastalıklardan da koruduğunu belirtti.ANNE SÜTÜ İLE BESLENEN ÇOCUKLARIN IQ SEVİYELERİ YÜKSEK OLUYORErkul, bebeklere ilk 6 ay tek başına, 6 aydan sonra da tamamlayıcı gıdalarla birlikle 2 yaşa kadar anne sütü verilmesinin en uygun olduğuna dikkat çekti. Anne sütü alan bebeklerin gelişimsel testlerde daha başarılı oldukları ve IQ puanlarının daha yüksek olduğunun saptandığını kaydeden Erkul, annelerin en çok merek ettikleri ve tedirgin oldukları konunun anne sütünün bebekler için yeterli olup olmaması olduğunu hatırlattı. Erkul, anne sütünün yeterliliğini gösteren en önemli kriter bebeğin kilo alımı olduğunu vurgulayarak, "İlk 1 hafta içinde bebekler doğum kilolarının yüzde 5-10'unu kaybeder. Bebek 15 günlük olduğunda doğum kilosuna dönmüş veya üzerine çıkmış olması ve ilk 6 ay ayda 500 gram veya üzerinde kilo alması anne sütüyle iyi beslendiğinin en iyi kanıtıdır." dedi. EMZİRME, ANNEYİ DE KANSERE KARŞI KORUYOREmzirmenin anneyi kansere karşı korurken aynı zamanda doğumdan sonra rahmin daha çabuk toparlanmasını sağlayarak kansızlık oluşumunu önlediğini belirten Erkul, "Emzirme sayesinde anneler doğum sonrasında daha kolay kilo verir. Anneler bebeklerini emzirerek günde ortalama 500 kalori verilebilir. Aynı zamanda emziren annelerde de meme, yumurtalık ve rahim kanserleri daha az görülür." ifadelerini kullandı.(CİHAN)
12 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Gözler, vücutta birçok hastalığın habercisi olabiliyor. Özellikle göz kapaklarındaki düşüklükler, kimi zaman beyin ve sinirleri etkileyen önemli rahatsızlıklardan kaynaklanabiliyor.Memorial Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü
09 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Orta yaş ve üzeri erkeklerin en sık şikâyet ettiği sık tuvalete gitme, yalnızca iyi huylu prostat büyümesinin değil, mesane ve alt idrar yolu hastalıklarının da habercisi. Prostat büyümesi ile benzer belirtiler veren bu hastalıkların teşhis ve tedavisinde geç kalınması, mesane kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Üroloji Bölümü
02 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi KBB Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mete Kıroğlu, kulak temizleme çubuklarından uzak durulmasını istedi.Prof. Dr. Mete Kıroğlu, sıcakların artmasıyla birlikte insanların daha sık banyoya girdiğini, havuz ve denizlerde serinlik aradığını söyledi. Prof. Dr. Kıroğlu, "İnsanlar genelde duş ve havuz sonrası pamuk sarılı temizleme çubuklarıyla kulaklarını temizlemeye çalışıyor. Bu çok doğru değil. Bu çubuklar dış kulak yolundaki yararlı olan koruyucu salgıyı alarak, burada iltihap oluşmasını kolaylaştırır" dedi. 'HAVLUYLA KURUTUN' Temizlik amacıyla kullanılan pamuklu çubukların kulağa daha çok zarar verdiğini anlatan Prof. Dr. Kıroğlu, şunları kaydetti: "Bilgi sahibi olmayan insanlar temizlik yapmaya çalışırken kulaklarına daha çok zarar veriyor. Çünkü bu çubuklar kullanırken, 'buşon' denilen kulaktaki iri kirler de farkında olmadan ileri doğru itilerek kulak zarına yapıştırılıyor. Kulağınız ıslaksa ve bundan rahatsızlık duyuyorsanız havlu yardımıyla kurutabilirsiniz ama bu çubuklardan uzak durun. Ayrıca kulak, burun ve boğaz sağlığı açısından da rutin doktor kontrolleri ve muayeneleri ihmal edilmemeli." (DHA)
02 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Türkiye ve dünyada giderek yaygınlaşan obezite birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Karaciğer, Safra Yolları ve Pankreas Cerrahi Ünitesi
01 Haziran 2015 00:00 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.058