Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Kulak kepçesindeki kıvrımlı yerlerin temizlenmesi amacıyla üretilen kulak çubuklarının, bilinçsizce kullanılması mantardan kulak zarında delinmeye, enfeksiyondan işitme kaybına dek birçok hastalığa yol açabiliyor.
27 Ağustos 2014 12:37 | sağlık
Sıcağın iyice bastırdığı şu günlerde çocuklar havuz ve denizin keyfini çıkartıyor. Ancak temizliğinden emin olunmayan havuz sularının başta kulak enfeksiyonlarına neden olabileceğinin altını çizen Özel Medline Eskişehir Hastanesi'nden Dr. Sevgi Yazıcıoğlu, konuyla ilgili uyarılarda bulundu.Yazıcıoğlu şunları kaydetti:"Birçok kişinin ortak kullanım alanı olan havuzlar, eğer yeterince temiz değilse özellikle çocuk sağlığı için büyük bir tehdit oluşturur. Havuzlara göre daha sağlıklı olan deniz de, eğer atıklarla karışırsa aynı şekilde sağlığı tehdit eder. Bu durumda havuz veya deniz suyunun kulağa kaçması ile çocuklarda dış kulak yolu enfeksiyonları veya kulak zarı iltihabı görülebilir. Bu nedenle gün boyu havuzda veya denizde vakit geçiren çocuklar, çoğu zaman akşam saatlerinde başlayan kulak ağrısı ile acil servisi ziyaret ederler. Kulağa dışarıdan giren mantar, bakteri, virüs gibi mikroplar, önce kaşıntı, ardından iltihaplı, akıntılara neden olabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır. Enfeksiyona bağlı olarak kulak ağrısı, dış kulak yolunda şişme, kulak akıntısı, tıkanma, işitme kaybı görülebilir.Tedavi genellikle; doktor tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilmesi, antibiyotik verilmesi ve sonrasında da kulağın kuru tutulması şeklindedir. Ancak tedavi rahatsızlığın kesin teşhisi ile de farklılık gösterebilir.Kulak iltihabından korunmak için; Havuzun hijyeninden emin olunması durumunda çocuğunuzun girmesine izin verin. Bulunulan yerde deniz imkânı da varsa, havuz yerine denize girmesini sağlayın. Deniz havuza göre daha sağlıklıdır. Çocuğunuzun dış kulak yolu için özel olarak tasarlanmış kulak tıkaçlarını kullanmasını sağlayın. Duştan veya yüzmeden sonra çocuğunuzun kulağında kalan suyu başını sağa ve sola sallayarak çıkarmasına yardımcı olun. Kulak kanalının giriş kısmını pamuklu çubukla aşırıya kaçmadan nazikçe temizleyin. Bir saatten uzun süre su içinde kalmamasına özen gösterin."(DHA)
18 Ağustos 2014 16:02 | sağlık
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 10 Ağustos cumhurbaşkanı seçimleri için 25 ildeki toplam 37 huzur ve bakımevinde kalan 4 bin yaşlı ve engelli yurttaşın oy kullanabilmesi için sandık kuracağını açıkladı.Ancak sığınma evinde kalan yaklaşık 2 bin 500 kadın seçmen için güvenlik gerekçe gösterilerek çözüm bulunmadı. Daha önce 2014 yerel seçimleri öncesinde CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, sığınma evlerinde kalan kadınların da oy kullanabilmesi için kanun teklifi vermiş ancak reddedilmişti. Teklifi yinelemek isteyen Nazlıaka, teklifinin, seçim sonrasına alındığını belirtti. Konuyu Meclis’e taşıyanlardan CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt durumu devletin acizliği olarak yorumlarken, gazeteci Nevval Sevindi ise, “Anayasaya aykırı bir şey çözüm değildir, anayasa çerçevesinde çözüm bulunması gerekiyor.” dedi. Konunun geniş çevrelerce yankı bulması için imza kampanyası başlatan Kadın Çalışmaları Derneği ise mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. Sığınma evinde kalan kadın seçmenlerin oy kullanamamasının anayasaya aykırı olduğunu söyleyen gazeteci Nevval Sevindi, “Yaşlılar yurdunda kalanlar oy kullanabiliyor ama sığınma evinde kalan kadınlar oy kullanamıyor. Kadınlara ciddi bir ayrımcılık yapıldığını düşünüyorum.” dedi. Gökmen Öğüt ise sığınma evlerinde kalan kadınların seçme haklarından yoksun bırakılmalarına tepki göstererek, “Sığınma evindeki kadınların oy kullanamamalarına gerekçe olarak güvenliğin gösterilmesi, devletin ‘ben acizim, bu acizliğimi kabul ediyorum’ demesidir.” şeklinde konuştu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın ‘güvenlik gerekçesiyle oy kullanamıyorlar’ demesinin kaygı verici olduğunu söyleyen Kadın Çalışmaları Derneği Yönetim Kurulu üyeleri, konuyla ilgili kanun düzenlemesi yapılabileceğini belirterek, “Sığınma evinde kalan bir kadın herhangi bir pozisyona adresi gösteremediği için aday olamıyor, seçilme hakkından yoksun bırakılıyor. Güvenlik gerekçesini geçerli bulmuyoruz. Polisi, MİT’i, İstihbaratı, gizli binaları olan bir devlet, kadını oy kullanırken koruyamıyorsa, demek ki aslında sığınma evinde de koruyamıyor.” dedi.
10 Ağustos 2014 01:59 | sağlık
Back-Up Sağlıklı Beslenme Danışmanı Cansu Tektunalı, hareketli şehir yaşamında zinde kalmanızı sağlayacak diyet trendleri ve sağlıklı beslenme önerilerini paylaşıyor.    -Değişen dünyada artık her şey kişiye özel
07 Ağustos 2014 09:29 | sağlık
Prof. Dr. Kayser Çağlar, yüksek tansiyonun böbrekleri tehdit ettiğini söyledi. Çağlar, "Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüs ve inme gibi ciddi hastalıklara neden olan yüksek tansiyon, böbrek yetmezliğinin de en önemli nedenlerinden." diye konuştu.Memorial Ankara Hastanesi Nefroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Çağlar, yüksek tansiyona ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek tansiyonun, hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Çağlar, "Bu rahatsızlığın erken dönemde kontrol altına alınması hayati önem taşıyor." dedi. 'KONTROLSÜZ KAN BASINCI BÖBREK DAMARLARINI DARALTIYOR'Prof. Dr. Çağlar, "Kalpten pompalandıktan sonra kanın organ ve dokulara erişmesi için belirli bir basınç gereklidir. Hipertansiyon, bu basıncın organ ve dokulara zarar verecek düzeyde yükselmesidir. Kan basıncının ölçümü tansiyon ölçüm cihazları ile yapılmaktadır. Bu cihazlarla yapılan ölçümden 'büyük' ve 'küçük' tansiyon olmak üzere iki farklı değer elde edilir. Kan basıncının yüksekliği arttıkça hipertansiyona bağlı kalp ve damar hastalığı gelişme riski de artmaktadır." şeklinde konuştu. Kontrolsüz kan basıncının böbrek damarlarında daralma, zayıflama ve katılaşmaya neden olduğuna da dikkat çeken Çağlar, şunları ifade etti: "Hipertansiyon böylece böbrek damarlarına zarar vererek böbreğin fonksiyonunu bozabilir. Bunun sonucunda böbreğin süzme fonksiyonu azalır ve vücutta oluşan artık ürünleri, fazla su ve tuzu uzaklaştıramaz. Böbrek ayrıca kan basıncının düzenlenmesinde de rol alan bir organdır. Hipertansiyon böbrek yetmezliğine yol açabilirken, böbrek hastalığı da kan basıncını yükseltebilmekte ve kontrolünü güçleştirmektedir."'İDRAR TETKİKİ YAPILMALI'Prof. Dr. Çağlar, böbrek hastalığının tanısında ise idrar tetkiki, bazı kan testleri ve radyolojik incelemeler kullanıldığını söyledi. Çağlar, "İdrar tetkikinde protein görülmesi böbrekte bir hasar olduğunu gösteren ilk işaret olabilir. Bunun dışında, idrarda kan hücrelerinin görülmesi de bir anormalliği işaret eder. Radyolojik olarak ultrasonografi ile böbreklerin incelenmesi de hastalığın değerlendirmesinin çok önemli bir parçasıdır." ifadelerini kullandı.'KAN BASINCI KONTOL ALTINDA TUTULMALI'Prof. Dr. Çağlar, hipertansiyona bağlı olarak gelişebilen böbrek hastalığını önlemenin ancak kan basıncının kontrol altına alınması ile mümkün olabileceğin dile getirdi. Çağlar, "Öncelikle hipertansiyon riski olan kişilerin, kan basınçlarını zaman zaman kontrol ettirmeleri büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı beslenme, tuzdan kısıtlı diyet, fiziksel aktivite, fazla kiloların verilmesi ve sigaranın bırakılması her hipertansiyon hastasının uygulaması gereken önlemlerdir. Bu hastalar ayrıca; doktorları tarafından verilen ilaçları düzenli olarak kullanmalı, evde kan basıncı takiplerini yaparak doktorları ile paylaşmalı, kontrollerini ihmal etmemeli, ilaçlarını doktora danışmadan kesmemeli veya değiştirmemelidir." tavsiyelerinde bulundu.(CİHAN)
04 Ağustos 2014 12:41 | sağlık
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatilcileri havuz konusunda uyaran uzmanlar, pis havuz suyunun dış kulak iltihabına neden olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, temiz havuza girilmesi ve kulakların ıslak kalmamasını öneriyor.Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, pis havuz suyunun dış kulak iltihabına (yüzücü kulağı) neden olduğunu belirterek çeşitli önerilerde bulundu. Op. Dr. Bahadır Baykal, "Havuza ve denize girilen yaz aylarında kulak sağlığına daha fazla özen gösterilmelidir. Özellikle kirli havuzlar dış kulak yolu iltihabına yani 'yüzücü kulağına' neden olabiliyor." dedi.Kulakta en sık görülen problemlerin başında kulağa su kaçırılmasının geldiğini söyleyen Baykal, "Kulağa su kaçması ile ortaya bazı sorunlar çıkabilir. Dış kulak yolunda bulunan salgı, soyulan kulak derisi ve dökülen kulak kılları ile birlikte 'buşon' denen sert bir tıkaç oluşturur. Halk arasında kulak kiri diye bilinen bu tıkaç suyu emerek sünger gibi şişer ve kişinin kulağının aniden tıkanmasına sebep olur. Tatile gitmeden önce bir mutlaka kulak burun boğaz, uzmanına başvurmakta ve buşonun temizlenmesinde fayda var." ifadelerini kullandı.Kulakların temizlenmesinin herhangi bir sakıncası olmadığını kaydeden Baykal, "Dış kulak yolunun ortamı hafif asidiktir, bu asit ortam, bakteriler ve mantarlar gibi zararlı mikroplara karşı koruyucu bir bariyer oluşturur. Kulakta bulunan salgı bezleri tarafından üretilen serumen örtüsü de aslında kulak için faydalıdır. Bazen duymayı ve kulağın hava almasını engelleyecek şekilde fazla miktarda biriken serumen buşon hekim tarafından temizlenebilir ve herhangi bir sakıncası yoktur. Temizleme işleminin alışkanlık yapabileceği sanılıyor. Fakat sanıldığının aksine bu işlem kulakta alışkanlık yapmaz." şeklinde konuştu.Baykal sözlerine şöyle devam etti: "Kulağı temizleme çubukları ile sık sık karıştırmak yanlış bir davranıştır. Çünkü kulağı sık karıştırmak oradaki sinir uçlarını uyarır ve daha çok salgı üretilmesine sebep olur. Çok salgı üretimi de kulaklardaki serumenin geriye doğru itilip kulak zarına yapışmasına neden olabilir. Bu durumda kulak ağrısı veya tıkanmaya yol açabilir. Ayrıca bu şekilde dış kulak yolunu kaşımak, nörodermatit denen ve sinir uçlarının uyarılmasından kaynaklanan kulak kaşıntısına neden olabilir. Kaşımak kaşıntıyı tetikler, buda daha çok kaşımak ve dış kulak yolu derisinde yaralar oluşturarak iltihap kapmasına sebep olabilir."Kulakta mevcut olan iltihabın bazı belirtilerle kendini göstereceğini aktaran Baykal, "Kulak deliğinin hemen önündeki kıkırdağa dokunamıyorsanız ve hassasiyet, ağrı mevcut ise dış kulakta enfeksiyon var demektir. Bu şikayetlerin yanında kötü kokulu akıntılar da başlamışsa acilen KBB doktoruna başvurmanızda fayda var." diye konuştu.DIŞ KULAK İLTİHABI EN SIK YAZIN GÖRÜLÜRDış kulak iltihabının yaz ayrılarında daha sık görüldüğünü söyleyen Baykal, "Yaz aylarında insanlar serinlemek ihtiyacı duyarlar. Yaz aylarında havuz veya denize girilmesiyle de dış kulak yoluna dolan sular dış kulak yolu iltihaplarına neden olur. Hatta en büyük nedenidir diyebiliriz. Eğer yeterince temiz olmayan sularda yüzerseniz,dış kulak yolu iltihabına hazırlıklı olmalısınız. Zaten dış kulak yolu iltihabı, daha çok yüzme sonrası görüldüğünden 'yüzücü kulağı' diye adlandırılır. Dış kulak yolunda bulunan psödomonas adlı bakteri nemli ve sıcak ortamlarda üremeyi sever. Kulak kaşıntısına, yeşil renkli kötü kokulu akıntıya ve bunlarla birlikte ağrıya neden olabilir. Mantar oluşumunu tetikleyen faktörlerin arasında ıslak ve nemli bırakılmış kulak yolu da vardır. Bu durumda da kaşıntı,ağrı ve tıkanıklık meydana gelebilir." dedi.İŞİTME CİHAZI KULLANALAR, CİHAZIN HİJYENİNE DİKKAT ETMELİDenize veya havuza giren kişiler işitme cihazı ve kulaklık kullanıyorsa cihazın hijyenine dikkat etmeliler diyen Baykal, "Kulak havalanmasını sağlamak için arada cihazı çıkarmalılar. Düzenli olarak kulak bakımını yaptırmalılar ve kulakta iltihap söz konusuysa tedavilerinin sonuna kadar cihazlarını kullanmamaları gerekir." diye konuştu.(CİHAN)
04 Ağustos 2014 10:20 | sağlık
Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Barbaros Çetin, gizli salgın olarak adlandırılan LYME hastalığı hakkında uyarıda bulunarak, "Dünya Sağlık Örgütü, gizli salgının her yıl 1 milyardan fazla insana bu hastalıkların bulaştığını ve en az 1 milyon kişinin bu hastalıklardan hayatını kaybettiği duyurdu. Küresel iklim değişikliğinin önlenemez hızı nedeniyle de bu rakam sürekli artmaya başlıyor. Artık Türkiye'de de bu hastalığın farkına varılmalı" dedi.Son 8 yıldır LYME Hastalığı ile ilgili araştırmalar yapan, birçok üniversitede konferans veren Prof.Dr. Barbaros Çetin, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde basın toplantısı yaptı. LYME hastalığına dikkat çekmek istediğini belirten Prof.Dr. Çetin, "Yeryüzünde 117 ülkede LYME bakterisi mevcut ve bunun içinde Türkiye'de var. Bu bakterinin yeryüzünde bio sistemine uyan başka bir canlı yok. İnanılmaz derece 150 gene sahip olan bu bakteri süper bakteri. Böyle bir genetik yapıya sahip canlı yok. Türkiye'nin de arasında bulunduğu 61 ülkede bu hastalık yoğun şekilde yerleşmiştir. Bu hastalık organ nakli, kan yolu, sivrisinek, örümcek, karasinek, at sineği, kene, cinsel yolla, bit ve pireden geçerken vücutta ise lenf sistemiyle dağılıyor" dedi."LYME SİNSİ BİR HASTALIK"1975'li yıllarda Lyme kasabasında ortaya çıkan hastalığın son 40 yılda sadece romatizma benzeri tabloya yol açmadığını ve aynı zamanda vücuda yerleştiği bölgeye göre birçok farklı belirtinin var olacağını belirten Prof.Dr. Barbaros Çetin, "LYME çok sinsi bir hastalık. Dünyada artık büyük taklitçi ismiyle anılmaya başlandı. Şu ana kadar yapılan araştırmalar LYME hastalığının 350'den fazla hastalığı taklit edebileceğini gösterdi. Taklit ettiği bu hastalıkların başında günümüzde hızla yaygınlaşan kronik yorgunluk, huzursuz bacak sendromu, epilepsi, MS, ALS, lupus, Alzheimer, Parkinson, romatoid artrid, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, kalp hastalıkları, kalp krizi, Behçet hastalığı, alerji, beyin tümörü, migren, tiroid hastalıkları, kronik baş ağrısı, fetüs ölümü ve düşük, birçok cilt ve kas hastalığı gelmektedir" dedi.HER YIL ARTIYORYapılan taramalarda LYME'ın beklenenden çok daha yaygın olduğunun ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Çetin, "ABD Salgın Hastalıkları Önleme Merkezi'nin LYME'ın üzerinde gitmeye başlamasıyla ABD'de her yıl 300 bin kişinin hastalığa yakalandığı ortaya çıkmıştır. Tanı konmamış kişilerle birlikte bu rakamın her yıl 4 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. ABD'de yapılan yıllık LYME testi miktarı 3 milyon civarındadır. Sağlık bildirimlerinin daha sıkı olduğu Almanya'da ise her yıl 1 milyon yeni LYME hastası resmi kayıtlara geçmektedir" dedi.TÜRKİYE'DE EN AZ 10 MİLYON KİŞİDE BAKTERİ VARTürkiye'de son yıllarda yapılan ve bilimsel dergilerde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre bazı alanlarda kenelerde LYME bakterisinin yüzde 44-95 oranlarında bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Barbaros Çetin, "Bazı şehirlerde ise 3 kişiden birinin LYME ile enfekte durumda olduğu ortaya konmuştur. Türkiye'de çok yüksek oranda seropozitiflik oranları tespit edilmiştir. Hatay yöresinde yüzde 75, Antalya'da yüzde 35.9, Denizli'de yüzde 18.8, Kayseri'de yüzde 10, Samsun'da yüzde 14, Trabzon'da yüzde 6.6, İzmir'de yüzde 7.8 ve Ankara'da yüzde 6'dır. Ortaya çıkan rakamlar ülkemizin de Amerika ve Almanya gibi LYME'ın çok yaygın olduğu ülkelerden biri olduğunu ve çok acil şekilde yeni araştırmaların ve tedavi yaklaşımlarının şekillenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Aksi halde aynı AIDS'de olduğu gibi, doğru zamanda mücadeleyi başlatan ülkeler ile mücadele yapmayı başaramayan ülkelerin günümüzde bu hastalık yönünden çok farklı noktalarda olması gibi, LYME ile zamanında mücadele etmemenin sonuçları günümüzde ve gelecekte çok büyük acılara sebep olacaktır" dedi.(DHA)
17 Temmuz 2014 15:22 | sağlık
Uyku sırasında nefesin durması şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi, daha çok horlama, baş ağrısı, halsizlik ve gece sık idrara çıkma gibi rahatsızlıklar verir. Uzmanalar, uyku apnesi rahatsızlığının tedavi edilmediği takdirde depresyon, yüksek tansiyon ve hatta kalp krizine neden olabileceği uyarsında bulundu.Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Metin Özkan, uyku apnesi hastalığının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Uyku apnesi hastalığını, uyku sırasında nefesin durması veya yüzeysel hale gelmesi şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Özkan, "Bu nefes durması, gece boyunca defalarca tekrarlayabilmekte ve birkaç saniyelik sürelerden bazen bir iki dakikalık sürelere kadar uzayabilmektedir. Bu esnada solunum çabası devam eder, bir süre sonra artan solunum çabası beyini uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya başlar."dedi. 'ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR' Uyku apnesi rahatsızlığının, genellikle rutin muayenelerde saptanamadığı için tanısının geç konulabildiğine dikkat çeken Özkan "Hastalığın teşhis ve tedavisi için; yetişkinlerde ilaçlarla kontrol edilemeyen hipertansiyon ve şeker, sabah yorgun uyanma, baş ağrısı, gözlerde kanlanma, uykuyu alamama ve özellikle horlama gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Uyku apne sorunu yalnızca erişkin bireylerde değil; fazla kilolu, büyük bademcikleri ya da geniz eti olan çocuklarda da görülebilmektedir. Hastalığın çocuklardaki belirtileri ise; horlama, nefes alırken zorlanma ve gün içinde cansız ya da hiperaktif davranışlardır." diye konuştu.POLİSOMNORGRAFİ İLE TANI KOYULUYOR Prof. Dr. Özkan, uyku apnesinin tanısının polisomnografi testi ile kolaylıkla konulabildiğini söyledi. Özkan, polisomnografinin uyku sırasında beyin dalgaları, göz hareketleri, ağız ve burundan hava akımı, horlama, kalp hızı, bacak hareketleri ve oksijen seviyelerinin ölçümü esasına dayandığını ifade etti. Prof.Dr. Özkan, "Bu işlem için hastaların bir gece uyku odasında kalmaları gerekmektedir. İşlem sırasında vücudun çeşitli noktalarına bağlanan kablolarla alınan sinyaller odanın dışındaki bilgisayara aktarılmaktadır. Sabaha kadar alınan bu kayıtlar incelenmesiyle, uyku süresince solunumun kaç defa durduğu, ne kadar süre ile durduğu, durduğunda oksijen değerlerinin ve kalp hızının nasıl etkilendiği ve derin uykuya dalınıp dalınmadığı gibi birçok parametreye bakma imkanı sağlanmaktadır." dedi.Alınacak basit önemler sayesinde de uyku apnesinin önlenebileceğine dikkat çeken Özkan, "Hastalık için değiştirilebilir risk faktörlerinden en önemlisi obezitedir. Hastalık kilo vererek %50 oranında azaltılabilmektedir. Ayrıca, alkol ve uyku ilaçlarından kaçınarak, sigarayı bırakarak ve sırt üstü yatmayı önleyerek rahatsızlığı azaltmak mümkündür." ifadelerini kullandı. Bu arada burun açıklığını sağlayan spreyler veya elastik bantların horlamayı azalttığını belirten Özkan, bunların uyku apnesi tedavisi için yeterli olamadığına vurgu yaptı. HORLAMA CİHAZLA TEDAVİ EDİLİYOR Hastalığın özgün tedavisinin hava yolunu devamlı açık tutacak basınçlı hava veren cihazların kullanımıyla sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Özkan, "PAP (pozitif havayolu basıncı) cihazları üst hava yollarının uyku sırasında açık kalmasını sağlayarak apneyi önlemektedir. Gece boyunca yüze sıkıca oturan silikon bir maskeyle basınçlı hava veren bu cihazlar, başlangıçta hasta için rahatsız edici görünebilmektedir. Buna rağmen, sabah dinlenmiş ve uykusunu almış olarak uyanan hastalar cihazı kolaylıkla kabul etmektedir." dedi. (CİHAN)
14 Temmuz 2014 10:53 | sağlık
ANKARA (AA) - İngiltere'de yapılan bir çalışma, fazla oturmanın diyabet, kalp hastalıkları ve ölüm riskini artırdığını ortaya koydu.  Leicester ...
14 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
ANKARA (AA) - İsveçli bilim insanları, her gün alınacak bir aspirinin, kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan yaşlı kadınların kavrama yeteneğinde değişim yaşanma olasılığını azalttığını açıkladı.  "BMJ Open" dergisinde yayınlanan araştırma raporunda, yaşları 70 ile 92 arasında değişen ...
11 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
Kızılay, Ege Bölgesi
08 Temmuz 2014 16:12 | sağlık
Balıkesir'in Edremit ilçesinde beyin ölümü gerçekleşen 50 yaşındaki kadının organları, Bursa ve Ankara'da 4 hastaya nakledilecek.
05 Temmuz 2014 11:14 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 10:41 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 04:41 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 02:00 | sağlık
TÜRKÖK Projesi kapsamında, Kızılay'ın kan bağışçılarından elde edilecek 4,5 milyon donörlük veri tabanının, kök hücre bekleyenlere umut olması bekleniyor.
10 Haziran 2014 12:33 | sağlık
Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin öldüğü maden faciasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti.Madende vefat edenlerin yakınları büyük bir psikolojik yıkım yaşarken, yaralı ve sağ kurtarılan işçilerde de travmanın etkisi sürüyor. Bölgede oluşturulan Psikososyal Destek Birimi ile uzmanlar, travma yaşayan ailelerle bir araya geliyor. Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk ergen psikiyatristleri, ev ziyaretleri gerçekleştirerek bu süreci 10 ay boyunca devam ettireceklerini belirtiyor. İhtiyaç olması durumunda ise bu süreç daha da uzatılabilecek. Türk Kızılayı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nin oluşturduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği, 24 Mayıs’tan beri Soma faciası mağdurlarına yönelik psikososyal destek çalışması yürütüyor. 5 meslek kuruluşundan 3’er uzman, 1 hafta boyunca dönüşümlü olarak Soma’da görev yapıyor. Kınık, Bergama, Savaştepe ve Dursunbey’deki mağdurlara destek sağlayacak uzmanlardan oluşan mobil ekip kurma çalışması ise devam ediyor. Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği, madende babalarını kaybetmenin acısını yaşayan 432 yetimin rehabilitasyonu için de yaz okulu uygulaması yapılıp yapılmamasını tartışıyor.
10 Haziran 2014 02:01 | sağlık
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, emzik ve biberonların bildirimi, piyasa gözetimi ve denetimi işlemleri kapsamında ilk defa Haziran ayı içinde İstanbul ve Ankara'da denetimler gerçekleştirileceğini duyurdu.Emzik ve biberonların bildirimi, piyasa gözetimi ve denetimi işlemleri 31 Ekim 2013 tarihinden itibaren Bakanlığın sorumluluğuna geçtiği ve o tarihten bugüne bakanlık tarafından yürütüldüğüne işaret edilen açıklamada, " 'Emzik, Biberon, Biberon Başlığı, Alıştırma Bardağı, Alıştırma Bardağı Kapağı Ve Benzeri Ürünlerin Üretimi, İthalatı, Piyasa Gözetimi Ve Denetimi İle Bildirim Esaslarına Dair Tebliğ' çerçevesinde üretici ve ithalatçılar ürünlerini piyasa arz etmeden önce Bakanlığımıza bildirmek ve uluslararası akreditasyona sahip veya Bakanlığımızca yetkilendirilmiş laboratuvarlardan alınmış test raporlarını sunmakla yükümlüdürler. " denildi. ÖNLEM VE YAPTIRIMLAR UYGULANACAKSöz konusu ürünlerin, hassas tüketici grubunu oluşturan bebekler tarafından kullanıldığından, bugüne kadar bildirim ve ithalat denetimi gerçekleştirilen bu ürünlere yönelik olarak Türkiye'de ilk defa piyasa gözetimi ve denetimi de yapılacağına işaret eden açıklamada şunlar aktarıldı:"Bu bağlamda, Bakanlığımıza bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya standartlara uygun olmayan ürünleri piyasaya süren firmaların tespit edilmesi amacıyla Haziran ayı içinde İstanbul ve Ankara'da denetimler gerçekleştirilecektir. Denetimlerde, güvenli olmadığından şüphe duyulan ürünlerden alınacak numuneler akredite laboratuvarlarda bisfenol A, nitrozamin, uçucu maddeler, fitalat gibi tehlike oluşturan kimyasallar yönünden kontrol edilecek, ayrıca biberonların gıda ile temasa uygun olup olmadığı incelenecektir. Denetim sonuçlarına göre güvenli olmadığı tespit edilen ürünlerle ilgili olarak gerekli önlem ve yaptırımlar uygulanacaktır. "(CİHAN)
05 Haziran 2014 17:05 | sağlık
Ankara'da imzalanan protokolle Alzheimer gibi beyin hastalıklarının tedavisinde tıbbi beslenme desteğinin etkinliği Türkiye'de araştırılacak.
04 Haziran 2014 11:55 | sağlık
Türkiye genelinde toplam 3 bin 621 kimsesiz çocuk, koruyucu aile yanında kalıyor. Nevşehir, Bayburt, Tunceli, Kars, Ardahan ve Iğdır illerinde ise hiç koruyucu aile bulunmuyor.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye genelinde 2 bin 984 koruyucu aile yanında 3 bin 621 kimsesiz çocuk kalıyor. Koruyucu aile olmak için başvuruda bulunan ve incelemesi yapılmakta olan aile sayısı ise 4 bin 270. İstatistiklere göre İzmir, en fazla çocuğun koruyucu aile yanında kaldığı il. İzmir’de 300 koruyucu ailenin yanında 338 çocuk kalıyor. İzmir’i, 320 çocukla İstanbul, 188 çocukla Ankara, 154 çocukla Kayseri ve 124 çocukla Bursa takip ediyor. Hedef, devlet kontrolündeki yurt ve yuvalarda kalan kimsesiz çocukların tamamının aile sıcaklığında büyümelerini sağlamak. Hoşgörülü, sabırlı, esneklik gösterebilen, çocuğa güvenli ve şefkatli bir ortam sağlayabilen herkes koruyucu aile olabiliyor.
29 Mayıs 2014 02:00 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  8.0.173