Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Uzmanlar, alkol kullanan ve sıklıkla sigara içen orta-ileri yaş erkeklerde görülen gırtlak kanserinin; ses kısıklığı, yutmada güçlük ile nefes darlığı gibi yakınmalarla kendini gösterebileceğini belirtti. Bu belirtilerden herhangi biri ortaya çıktığında vakit kaybetmeden mutlaka doktora başvurulmalı diyen uzmanlar, böylece hastalığın erken teşhis edilmesini sağlayarak tedavi şansının artırılabileceğini vurguladı.Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, ses kısıklığı ve gırtlak kanseri ilişkisi hakkında bilgi verdi. Sigara ve alkolün kanser riskini 10 kat artırdığını söyleyen Prof. Köybaşıoğlu, "Kanser oluşumunda bilinen en önemli etken sigaradır. Sigara kullananlarda kansere yakalanma riski, içmeyenlere göre 4-5 kat kadar daha fazladır. Ayrıca tedavi sonrası sağ kalım oranları sigara kullanan kişilerde kullanmayanlara oranla daha düşüktür. Riski artıran diğer önemli bir faktör de alkol kullanımıdır. Gırtlağın üst kısmının yemek yoluyla yakından ilişki halinde olması, alkolün gırtlağın üst kısmına ve yutak yolunun başlangıç bölümüne temas etmesi bu etkiyi oluşturmaktadır. Sigara kullanımına alkol kullanımı da eklendiğinde kansere yakalanma riski sigara ve alkol kullanmayanlara göre 10 kata kadar artmaktadır. Bunların yanı sıra mide suyunun yukarı kaçması olarak da bilinen reflü hastalığı da gırtlak kanserinin oluşumunda rol oynamaktadır." dedi.Boyun bölgesindeki şişliklere dikkat edilmeli diyen Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, "Gırtlak kanseri, tümörün gırtlaktaki yerleşim yerine göre farklı belirtiler vermektedir. Tümör ses tellerinde ise ilk belirtileri genellikle ses kısıklığı, gırtlağın üst kısmında ise boğazda kitle hissi, kulağa vuran ağrı, yutma zorluğu, gırtlağın alt kısmında ise nefes darlığı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tümör büyüyünce hangi bölge olursa olsun tüm bu belirtiler birlikte görülebilir. Bir diğer önemli belirti de boyun bölgesinde karşılaşılan şişliklerdir. Daha önceden saptanmayan bir şişliğin ortaya çıkması, dikkat çekici boyutlara gelmesi, kanserin boyundaki lenf bezlerine yayıldığının bir işareti olabilir." diye konuştu. Tanı ve tedavi için geç kalınmaması gerektiğini belirten Prof. Köybaşıoğlu şunları ifade etti: "Gırtlak kanserinin tanısı muayene ile gerçekleştirilmektedir. Şüpheli bir durumla karşılaşıldığı takdirde, tümörden parça alınması (biyopsi) gerekmektedir. İşlem sırasında hastaya herhangi bir kesi yapılmadan ağız yoluyla sokulan borulardan gırtlak mikroskop altında incelenmekte ve tümör dokusundan parça alınarak patolojik incelemeye gönderilmektedir. Ardından saptanan bulgularla tümörün klinik evrelemesi yapılmaktadır. Radyolojik inceleme yöntemleriyle de (Tomografi, manyetik rezonans (MR) görüntüleme) ek bilgiler sağlanarak evrelemenin doğruluğu artırılmaktadır.Gırtlak kanserinin tedavisinde kullanılan cerrahi işlemler kısmi gırtlak çıkarılması (parsiyel) ya da gırtlağın tamamının çıkarılması (total larenjektomi) olarak gruplandırılmaktadır. Kısmi teknikler; kesi yapılmadan ağız içinden çalışılarak tümörün aletlerle veya lazer ile çıkarılması ya da boyundan kesi yapılarak çıkarılmasıdır. Ağız içinden yapılan kısmi tekniklerden sonra hastada kalıcı olarak nefes borusunda delik açılması (trakeotomi ) yapılmaz ve hasta normal şekilde beslenir ve nefes alır. Ancak dışardan yapılan kısmi ameliyatlarda bir süre delik açılmasına ihtiyaç duyulur ama sonuçta bu delik kapatılır. Gırtlağın tümünün çıkarıldığı ameliyatlarda ise hasta sesini tamamen kaybeder ve boynunda kalıcı bir delik ile yaşamak durumunda kalır. Ağız yolu ile yutmasında ise bir değişiklik olmaz. Gırtlağın tümünün çıkarıldığı ameliyatlardan sonra hastanın yeniden ses çıkarabilmesi için de pilli cihazlar, yemek borusu sesi çıkarma eğitimi ya da nefes borusuna cihaz takma işlemleri uygulanabilir."Kemoterapi ile tümörün yok edilebileceğini dile getiren Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, "Hastalığın tedavisinde erken dönemlerde radyoterapi tek başına oldukça etkili bir yöntemdir. İleri evrelerde ise tek başına radyoterapi yeterli olmamakta ve kemoterapi ile birlikte (kemoradyoterapi) ya da cerrahi sonrasında ek tedavi (adjuvant) şeklinde devreye girmektedir. İleri evrelerde gırtlağın tamamen çıkarılmasına gerek kalmadan kemoradyoterapi ile organ koruma sağlanarak tümörün yok edilmesi mümkün olabilmektedir. Böylece hasta sesini ve nefes alma fonksiyonlarını kaybetmeden yaşamını sürdürebilir." dedi.Hasta tedavi sonrası kontrollerini kesinlikle aksatmamalı diyen, "Hastaların tedavi sonrasında da yakından takip edilmeleri gereklidir. İlk bir yılda 1.5 ayda bir, 4 yıla kadar 2-3 ayda bir, 4. yıldan sonra da 6 aylık rutin muayeneler yapılmalıdır. Bu sayede tekrar eden ya da uzak organlara yayım (metastaz) yapmış tümörler erkenden saptanabilir. Gırtlağın tam çıkarılmadığı kısmi ameliyatlardan ya da radyoterapiden sonra hastaların sigara ve alkol kullanmaya devam etmeleri kanserin tekrar etme oranını arttırıcı bir faktördür. Takiplerde bu konuya da özellikle dikkat etmek gerekmektedir." diye konuştu.(CİHAN)
29 Eylül 2014 14:49 | sağlık
Kurbanlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak isteyenler, bu yıl da yardım kuruluşlarının düzenlediği kurban kampanyalarına yoğun ilgi gösteriyor. Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Kızılay, Cansuyu ve İHH gibi dernekler, kurban sevincine dünyanın her yerinde yaşayanları ortak edecek.Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Cansuyu, Kızılay ve İHH gibi yardım kuruluşları bu yıl da Türkiye’de ve dünyanın dört bir tarafında kurban kesecek. Kimse Yok mu Derneği, Kurban Bayramı’nda 100 ülkede keseceği 50 bin hisse kurbanla 250 bin aileye ulaşmayı hedefliyor. Bunun yanında yurtiçinde de birçok ilde kesimler yapacak olan dernek, 80 bin aileye ulaşmayı planlıyor. Yurtiçi ve yurtdışında toplamda 22 bin hisse kurban kesmeyi hedefleyen Deniz Feneri Derneği ise bu hisselerin 2 binini Türkiye’de, 20 bin hisselik kısmını ise yurtdışında kesmeyi hedefliyor. Toplamda 100 bin aileye ulaşmak istediklerini kaydeden dernek, yoğun olarak afetlerin yaşandığı ülkeler ve iç savaş nedeniyle zor günler geçiren Afrika bölgesine öncelik verecek. Bu yıl Gazze, Suriye kampları, Irak kampları, Somali kampları, Arakan, Patani, Moro gibi sıkıntılı bölgelere ağırlık vereceklerini açıklayan Cansuyu Derneği ise 1 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Kimse Yok mu Derneği Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Fazlıoğlu, 40 binin üzerindeki hisseyi Doğu ve Güneydoğu’daki ihtiyaç sahibi ailelere ulaştıracaklarını ifade ediyor. Suriyeliler ile ilgili çalışmalarının da olduğunu kaydeden Fazlıoğlu, “Nizip, Gaziantep, Kilis, Yayladağı ve Reyhanlı olmak üzere bazı bölgelerde dağıtım yapacağız. Yaklaşık 4 bin Suriyeli aileye ulaşmayı hedefliyoruz.” diyor. 50 bin kayıtlı gönüllüsü bulunan Kimse Yok mu Derneği, bu Kurban Bayramı’nda da onlar yardımı ile birçok ülke ve ilde dağıtımlarını gerçekleştirecek. Somali, Kamboçya, Filipinler, Burkina Faso, Etiyopya, Filistin, Moğolistan gibi 100 ülkede kurban kesimlerini gerçekleştirmeyi planlayan Kimse Yok mu Derneği, görüşmeler neticelendiği takdirde bu sene Bolivya, Nikaragua, Guatemala gibi ülkelerde ilk defa kurban kesimi gerçekleştirecek. Kimse Yok mu Yurtdışı Yardımlar Koordinatörü Yusuf Yıldırım da kurban kesimi yapılacak bazı ülkeleri şöyle sıraladı: Panama, Meksika, Arnavutluk, Venezuela, Peru, Paraguay, Jamaika, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Yemen, Nepal, Hindistan, Bangladeş, Myanmar, Afganistan. Yusuf Yıldırım, kurban kesim aşaması hakkında şu bilgileri verdi: “Bir kesim yerinde olmazsa olmaz noter, din görevlisi ve bizim görevlilerimiz bulunuyor. Bunlar hem kesim aşamasında hem kesim sonrasında kurban etlerinin tartılmasında muhakkak kontrol ediliyor. Veteriner hekim kurbanlıkları ve etleri kontrol ediyor. Kurbanların başında tek tek isimler okunuyor. Noter huzurunda kayda alınan kurban kesen isimlere ‘Kurbanınız şurada kesilmiştir’ diye bir kısa mesaj gönderiyoruz.”
23 Eylül 2014 07:41 | sağlık
Kurbanlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak isteyenler, bu yıl da yardım kuruluşlarının düzenlediği kurban kampanyalarına yoğun ilgi gösteriyor. Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Kızılay, Cansuyu ve İHH gibi dernekler, kurban sevincine dünyanın her yerinde yaşayanları ortak edecek.Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Cansuyu, Kızılay ve İHH gibi yardım kuruluşları bu yıl da Türkiye’de ve dünyanın dört bir tarafında kurban kesecek. Kimse Yok mu Derneği, Kurban Bayramı’nda 100 ülkede keseceği 50 bin hisse kurbanla 250 bin aileye ulaşmayı hedefliyor. Bunun yanında yurtiçinde de birçok ilde kesimler yapacak olan dernek, 80 bin aileye ulaşmayı planlıyor. Yurtiçi ve yurtdışında toplamda 22 bin hisse kurban kesmeyi hedefleyen Deniz Feneri Derneği ise bu hisselerin 2 binini Türkiye’de, 20 bin hisselik kısmını ise yurtdışında kesmeyi hedefliyor. Toplamda 100 bin aileye ulaşmak istediklerini kaydeden dernek, yoğun olarak afetlerin yaşandığı ülkeler ve iç savaş nedeniyle zor günler geçiren Afrika bölgesine öncelik verecek. Bu yıl Gazze, Suriye kampları, Irak kampları, Somali kampları, Arakan, Patani, Moro gibi sıkıntılı bölgelere ağırlık vereceklerini açıklayan Cansuyu Derneği ise 1 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Kimse Yok mu Derneği Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Fazlıoğlu, 40 binin üzerindeki hisseyi Doğu ve Güneydoğu’daki ihtiyaç sahibi ailelere ulaştıracaklarını ifade ediyor. Suriyeliler ile ilgili çalışmalarının da olduğunu kaydeden Fazlıoğlu, “Nizip, Gaziantep, Kilis, Yayladağı ve Reyhanlı olmak üzere bazı bölgelerde dağıtım yapacağız. Yaklaşık 4 bin Suriyeli aileye ulaşmayı hedefliyoruz.” diyor. 50 bin kayıtlı gönüllüsü bulunan Kimse Yok mu Derneği, bu Kurban Bayramı’nda da onlar yardımı ile birçok ülke ve ilde dağıtımlarını gerçekleştirecek. Somali, Kamboçya, Filipinler, Burkina Faso, Etiyopya, Filistin, Moğolistan gibi 100 ülkede kurban kesimlerini gerçekleştirmeyi planlayan Kimse Yok mu Derneği, görüşmeler neticelendiği takdirde bu sene Bolivya, Nikaragua, Guatemala gibi ülkelerde ilk defa kurban kesimi gerçekleştirecek. Kimse Yok mu Yurtdışı Yardımlar Koordinatörü Yusuf Yıldırım da kurban kesimi yapılacak bazı ülkeleri şöyle sıraladı: Panama, Meksika, Arnavutluk, Venezuela, Peru, Paraguay, Jamaika, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Yemen, Nepal, Hindistan, Bangladeş, Myanmar, Afganistan. Yusuf Yıldırım, kurban kesim aşaması hakkında şu bilgileri verdi: “Bir kesim yerinde olmazsa olmaz noter, din görevlisi ve bizim görevlilerimiz bulunuyor. Bunlar hem kesim aşamasında hem kesim sonrasında kurban etlerinin tartılmasında muhakkak kontrol ediliyor. Veteriner hekim kurbanlıkları ve etleri kontrol ediyor. Kurbanların başında tek tek isimler okunuyor. Noter huzurunda kayda alınan kurban kesen isimlere ‘Kurbanınız şurada kesilmiştir’ diye bir kısa mesaj gönderiyoruz.”
23 Eylül 2014 04:41 | sağlık
Zaman’ın gündeme getirdiği kemik iliği naklinde kardeşi olmayan 55 yaş üstü hastalara getirilen ilik nakli yasağı kaldırıldı. Yeni yönetmeliğe göre ilik nakli olacak hastalara yaş ve hastalık evresine bakılmayacak. Nakil için yaş sınırlaması söz konusu olmayacak ve 55 yaş üstü hastaların kardeşi olmasa bile bulacağı ilik için devletten yardım alabilecekler. Sağlık Bakanlığı’nın geçtiğimiz mart ayında yayımladığı kemik iliği nakline, yaş ve evre şartı getiren yönetmeliği büyük tepki görmüştü. Lösemi hastaları için büyük hayal kırıklığı meydana getiren yönetmeliğe en büyük tepkiyi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Muhit Özcan gösterdi. Özcan, yönetmeliği ‘düzenleme’ olarak değil ‘yasaklama’ olarak nitelendirerek “Yönetmeliğe göre 65 yaşını doldurmuş hastalara ilik nakli yapmak yasak. Bakanlık 55 yaşını doldurmuş bir hastanın kardeşi yoksa dünya ilik bankasına başvurarak dünyadan verici bulmasının da önüne geçiyor.” ifadelerini kullandı. Konunun medyada yer almasıyla hastaların da tepkisini çekti. Yeni bir düzenleme yapan Sağlık Bakanlığı, yönetmelikteki yaş sınırlamasını kaldırdı. Prof. Özcan, “Avrupa Kemik İliği Transplantasyon Cemiyeti’nin yıllardır uyguladığı ve sürekli güncellediği rehber bizde de yayınlanmış oldu.” dedi. Türkiye’de kök hücre nakillerinin, hem kamu hem özel hastanelerde herhangi bir ek ücret talep edilmeksizin devlet tarafından karşılandığını hatırlatan Özcan, “Son on yılda kök hücre nakli yapılan merkez sayısı 5 kat artarken, bu merkezlerde yapılan nakillerde ise 10 katlık bir artış oldu. 2010’da bin 250 nakil yapan Türkiye, 3 yıl sonra 3 binin üzerinde nakil gerçekleştirerek Avrupa’da dördüncü sıraya yükseldi.” dedi.
21 Eylül 2014 04:59 | sağlık
Zaman’ın gündeme getirdiği kemik iliği naklinde kardeşi olmayan 55 yaş üstü hastalara getirilen ilik nakli yasağı kaldırıldı. Yeni yönetmeliğe göre ilik nakli olacak hastalara yaş ve hastalık evresine bakılmayacak. Nakil için yaş sınırlaması söz konusu olmayacak ve 55 yaş üstü hastaların kardeşi olmasa bile bulacağı ilik için devletten yardım alabilecekler. Sağlık Bakanlığı’nın geçtiğimiz mart ayında yayımladığı kemik iliği nakline, yaş ve evre şartı getiren yönetmeliği büyük tepki görmüştü. Lösemi hastaları için büyük hayal kırıklığı meydana getiren yönetmeliğe en büyük tepkiyi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Muhit Özcan gösterdi. Özcan, yönetmeliği ‘düzenleme’ olarak değil ‘yasaklama’ olarak nitelendirerek “Yönetmeliğe göre 65 yaşını doldurmuş hastalara ilik nakli yapmak yasak. Bakanlık 55 yaşını doldurmuş bir hastanın kardeşi yoksa dünya ilik bankasına başvurarak dünyadan verici bulmasının da önüne geçiyor.” ifadelerini kullandı. Konunun medyada yer almasıyla hastaların da tepkisini çekti. Yeni bir düzenleme yapan Sağlık Bakanlığı, yönetmelikteki yaş sınırlamasını kaldırdı. Prof. Özcan, “Avrupa Kemik İliği Transplantasyon Cemiyeti’nin yıllardır uyguladığı ve sürekli güncellediği rehber bizde de yayınlanmış oldu.” dedi. Türkiye’de kök hücre nakillerinin, hem kamu hem özel hastanelerde herhangi bir ek ücret talep edilmeksizin devlet tarafından karşılandığını hatırlatan Özcan, “Son on yılda kök hücre nakli yapılan merkez sayısı 5 kat artarken, bu merkezlerde yapılan nakillerde ise 10 katlık bir artış oldu. 2010’da bin 250 nakil yapan Türkiye, 3 yıl sonra 3 binin üzerinde nakil gerçekleştirerek Avrupa’da dördüncü sıraya yükseldi.” dedi.
21 Eylül 2014 01:59 | sağlık
Mide bölgesinde ağrı, şişkinlik, gaz, açlık hissi ve sık yemek yeme isteği ile kendini belli eden gastrit, tedavi edilmezse kronikleşerek mide kanserine doğru giden bir tabloya yol açabiliyor. Uzmanlar, kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmesini önerirken sigaradan da uzak durulması gerektiğini belirtti.Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Doç. Dr. Zülfikar Polat, kronik gastrit ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Gastrit'in bağışıklık sistemi yetersiz kaldığında kronikleşebiliceğini söyleyen Polat, "Kronik gastritin en yaygın görülen nedenlerinden biri yüzde 80-85 oranda mide sıvısı altında yaşayabilen helikobakter piloridir. Bunun dışında kimyasal gastrit, otoimmun gastrit gibi nedenlerle de kronik gastrit gelişebilmektedir. Helikobakter pilori, genellikle çocukluk çağlarında bağışıklık sistemi tam olarak oturmamışken, kirli sulardan bulaşmaktadır." dedi 'GASTRİT DOKU DEĞİŞİKLİKLERİNE BU DURUM DA KANSERE NEDEN OLUYOR'Kronik gastritin ilerledikçe mide bezlerinde çekilmeye ve doku değişikliklerine (atrofik gastrit ve intestinal metaplazi) neden olabileceğini belirten Polat, şunları söyledi: "Mide bezlerinde doku değişiklikleri olan hastalarda mide kanseri dört kat daha fazla görülmektedir. Bu doku değişiklikleri mideden endoskopi ile alınan biyopsilerle saptanabilmektedir. Bu nedenle bu tür hastaların belli zaman aralıklarında endoskopik olarak takip edilmeleri gerekmektedir. Midede ileri derece doku değişikliği saptandığı zaman hasta çok daha yakından takip edilmelidir. Bu bölgeler özel endoskoplarla veya boyama yöntemleri ile tam olarak saptanmalı, endoskopik veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmalı ve hastada kanser oluşmadan tedavi edilmiş olmalıdır." 'YANMIŞ GIDALAR VE SİGARA EN ÖNEMLİ TETİKLEYİCİ'Özellikle yanmış tütsülenmiş gıdaların bu hastalıkta tetikleyici rol oynadığını söyleyen Polat, "Yağlı ve fazla miktarda kırmızı et tüketimi, ızgara ve çok pişmiş etler risk oluşturabilmektedir. Salamura gıdalar, gıdalarda koruyucu olarak kullanılan nitrat içeren gıdalar nitritlere çevrilerek tetiği çekebilmektedir. Bunun yanı sıra antioksidanlar, C ve E vitaminlerinin koruyucu olduğu bilinmektedir. Sigara içimi de mide kanseri riskini en az dört kat artırmaktadır." diye konuştu. Kronik gastrit sorunu yaşayan kişilerin taze sebze meyve tüketmesini öneren Polat, "Gelişen teknoloji ve endoskopi sayesinde bu hastalığın tanısı kolaylıkla konulmakta ve uygun yöntemle tedavi edilebilmektedir. Ayrıca kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve tespit edilmiş ise helikobakter pilori ortadan kaldırılmalıdır." ifadelerini kullandı.(CİHAN)
19 Eylül 2014 15:16 | sağlık
Mide bölgesinde ağrı, şişkinlik, gaz, açlık hissi ve sık yemek yeme isteği ile kendini belli eden gastrit, tedavi edilmezse kronikleşerek mide kanserine doğru giden bir tabloya yol açabiliyor. Uzmanlar, kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmesini önerirken sigaradan da uzak durulması gerektiğini belirtti.Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Doç. Dr. Zülfikar Polat, kronik gastrit ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Gastrit'in bağışıklık sistemi yetersiz kaldığında kronikleşebiliceğini söyleyen Polat, "Kronik gastritin en yaygın görülen nedenlerinden biri yüzde 80-85 oranda mide sıvısı altında yaşayabilen helikobakter piloridir. Bunun dışında kimyasal gastrit, otoimmun gastrit gibi nedenlerle de kronik gastrit gelişebilmektedir. Helikobakter pilori, genellikle çocukluk çağlarında bağışıklık sistemi tam olarak oturmamışken, kirli sulardan bulaşmaktadır." dedi 'GASTRİT DOKU DEĞİŞİKLİKLERİNE BU DURUM DA KANSERE NEDEN OLUYOR'Kronik gastritin ilerledikçe mide bezlerinde çekilmeye ve doku değişikliklerine (atrofik gastrit ve intestinal metaplazi) neden olabileceğini belirten Polat, şunları söyledi: "Mide bezlerinde doku değişiklikleri olan hastalarda mide kanseri dört kat daha fazla görülmektedir. Bu doku değişiklikleri mideden endoskopi ile alınan biyopsilerle saptanabilmektedir. Bu nedenle bu tür hastaların belli zaman aralıklarında endoskopik olarak takip edilmeleri gerekmektedir. Midede ileri derece doku değişikliği saptandığı zaman hasta çok daha yakından takip edilmelidir. Bu bölgeler özel endoskoplarla veya boyama yöntemleri ile tam olarak saptanmalı, endoskopik veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmalı ve hastada kanser oluşmadan tedavi edilmiş olmalıdır." 'YANMIŞ GIDALAR VE SİGARA EN ÖNEMLİ TETİKLEYİCİ'Özellikle yanmış tütsülenmiş gıdaların bu hastalıkta tetikleyici rol oynadığını söyleyen Polat, "Yağlı ve fazla miktarda kırmızı et tüketimi, ızgara ve çok pişmiş etler risk oluşturabilmektedir. Salamura gıdalar, gıdalarda koruyucu olarak kullanılan nitrat içeren gıdalar nitritlere çevrilerek tetiği çekebilmektedir. Bunun yanı sıra antioksidanlar, C ve E vitaminlerinin koruyucu olduğu bilinmektedir. Sigara içimi de mide kanseri riskini en az dört kat artırmaktadır." diye konuştu. Kronik gastrit sorunu yaşayan kişilerin taze sebze meyve tüketmesini öneren Polat, "Gelişen teknoloji ve endoskopi sayesinde bu hastalığın tanısı kolaylıkla konulmakta ve uygun yöntemle tedavi edilebilmektedir. Ayrıca kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve tespit edilmiş ise helikobakter pilori ortadan kaldırılmalıdır." ifadelerini kullandı.(CİHAN)
19 Eylül 2014 12:16 | sağlık
Amerikan Kanser Enstitüsü (NCI) verilerine göre lenfoma görülme sıklığı son 10 yılda artış gösteriyor. ABD
17 Eylül 2014 09:34 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Yerleşkesinde tütün ve tütün ürünlerinin içilmesi yasaklandı.
02 Eylül 2014 12:42 | sağlık
Kulak kepçesindeki kıvrımlı yerlerin temizlenmesi amacıyla üretilen kulak çubuklarının, bilinçsizce kullanılması mantardan kulak zarında delinmeye, enfeksiyondan işitme kaybına dek birçok hastalığa yol açabiliyor.
27 Ağustos 2014 12:37 | sağlık
Sıcağın iyice bastırdığı şu günlerde çocuklar havuz ve denizin keyfini çıkartıyor. Ancak temizliğinden emin olunmayan havuz sularının başta kulak enfeksiyonlarına neden olabileceğinin altını çizen Özel Medline Eskişehir Hastanesi'nden Dr. Sevgi Yazıcıoğlu, konuyla ilgili uyarılarda bulundu.Yazıcıoğlu şunları kaydetti:"Birçok kişinin ortak kullanım alanı olan havuzlar, eğer yeterince temiz değilse özellikle çocuk sağlığı için büyük bir tehdit oluşturur. Havuzlara göre daha sağlıklı olan deniz de, eğer atıklarla karışırsa aynı şekilde sağlığı tehdit eder. Bu durumda havuz veya deniz suyunun kulağa kaçması ile çocuklarda dış kulak yolu enfeksiyonları veya kulak zarı iltihabı görülebilir. Bu nedenle gün boyu havuzda veya denizde vakit geçiren çocuklar, çoğu zaman akşam saatlerinde başlayan kulak ağrısı ile acil servisi ziyaret ederler. Kulağa dışarıdan giren mantar, bakteri, virüs gibi mikroplar, önce kaşıntı, ardından iltihaplı, akıntılara neden olabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır. Enfeksiyona bağlı olarak kulak ağrısı, dış kulak yolunda şişme, kulak akıntısı, tıkanma, işitme kaybı görülebilir.Tedavi genellikle; doktor tarafından dış kulak yolunun dikkatlice temizlenmesi, günlük pansumanlar veya damlalarla şişliğin indirilmesi, antibiyotik verilmesi ve sonrasında da kulağın kuru tutulması şeklindedir. Ancak tedavi rahatsızlığın kesin teşhisi ile de farklılık gösterebilir.Kulak iltihabından korunmak için; Havuzun hijyeninden emin olunması durumunda çocuğunuzun girmesine izin verin. Bulunulan yerde deniz imkânı da varsa, havuz yerine denize girmesini sağlayın. Deniz havuza göre daha sağlıklıdır. Çocuğunuzun dış kulak yolu için özel olarak tasarlanmış kulak tıkaçlarını kullanmasını sağlayın. Duştan veya yüzmeden sonra çocuğunuzun kulağında kalan suyu başını sağa ve sola sallayarak çıkarmasına yardımcı olun. Kulak kanalının giriş kısmını pamuklu çubukla aşırıya kaçmadan nazikçe temizleyin. Bir saatten uzun süre su içinde kalmamasına özen gösterin."(DHA)
18 Ağustos 2014 16:02 | sağlık
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 10 Ağustos cumhurbaşkanı seçimleri için 25 ildeki toplam 37 huzur ve bakımevinde kalan 4 bin yaşlı ve engelli yurttaşın oy kullanabilmesi için sandık kuracağını açıkladı.Ancak sığınma evinde kalan yaklaşık 2 bin 500 kadın seçmen için güvenlik gerekçe gösterilerek çözüm bulunmadı. Daha önce 2014 yerel seçimleri öncesinde CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, sığınma evlerinde kalan kadınların da oy kullanabilmesi için kanun teklifi vermiş ancak reddedilmişti. Teklifi yinelemek isteyen Nazlıaka, teklifinin, seçim sonrasına alındığını belirtti. Konuyu Meclis’e taşıyanlardan CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt durumu devletin acizliği olarak yorumlarken, gazeteci Nevval Sevindi ise, “Anayasaya aykırı bir şey çözüm değildir, anayasa çerçevesinde çözüm bulunması gerekiyor.” dedi. Konunun geniş çevrelerce yankı bulması için imza kampanyası başlatan Kadın Çalışmaları Derneği ise mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. Sığınma evinde kalan kadın seçmenlerin oy kullanamamasının anayasaya aykırı olduğunu söyleyen gazeteci Nevval Sevindi, “Yaşlılar yurdunda kalanlar oy kullanabiliyor ama sığınma evinde kalan kadınlar oy kullanamıyor. Kadınlara ciddi bir ayrımcılık yapıldığını düşünüyorum.” dedi. Gökmen Öğüt ise sığınma evlerinde kalan kadınların seçme haklarından yoksun bırakılmalarına tepki göstererek, “Sığınma evindeki kadınların oy kullanamamalarına gerekçe olarak güvenliğin gösterilmesi, devletin ‘ben acizim, bu acizliğimi kabul ediyorum’ demesidir.” şeklinde konuştu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın ‘güvenlik gerekçesiyle oy kullanamıyorlar’ demesinin kaygı verici olduğunu söyleyen Kadın Çalışmaları Derneği Yönetim Kurulu üyeleri, konuyla ilgili kanun düzenlemesi yapılabileceğini belirterek, “Sığınma evinde kalan bir kadın herhangi bir pozisyona adresi gösteremediği için aday olamıyor, seçilme hakkından yoksun bırakılıyor. Güvenlik gerekçesini geçerli bulmuyoruz. Polisi, MİT’i, İstihbaratı, gizli binaları olan bir devlet, kadını oy kullanırken koruyamıyorsa, demek ki aslında sığınma evinde de koruyamıyor.” dedi.
10 Ağustos 2014 01:59 | sağlık
Back-Up Sağlıklı Beslenme Danışmanı Cansu Tektunalı, hareketli şehir yaşamında zinde kalmanızı sağlayacak diyet trendleri ve sağlıklı beslenme önerilerini paylaşıyor.    -Değişen dünyada artık her şey kişiye özel
07 Ağustos 2014 09:29 | sağlık
Prof. Dr. Kayser Çağlar, yüksek tansiyonun böbrekleri tehdit ettiğini söyledi. Çağlar, "Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüs ve inme gibi ciddi hastalıklara neden olan yüksek tansiyon, böbrek yetmezliğinin de en önemli nedenlerinden." diye konuştu.Memorial Ankara Hastanesi Nefroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Çağlar, yüksek tansiyona ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek tansiyonun, hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Çağlar, "Bu rahatsızlığın erken dönemde kontrol altına alınması hayati önem taşıyor." dedi. 'KONTROLSÜZ KAN BASINCI BÖBREK DAMARLARINI DARALTIYOR'Prof. Dr. Çağlar, "Kalpten pompalandıktan sonra kanın organ ve dokulara erişmesi için belirli bir basınç gereklidir. Hipertansiyon, bu basıncın organ ve dokulara zarar verecek düzeyde yükselmesidir. Kan basıncının ölçümü tansiyon ölçüm cihazları ile yapılmaktadır. Bu cihazlarla yapılan ölçümden 'büyük' ve 'küçük' tansiyon olmak üzere iki farklı değer elde edilir. Kan basıncının yüksekliği arttıkça hipertansiyona bağlı kalp ve damar hastalığı gelişme riski de artmaktadır." şeklinde konuştu. Kontrolsüz kan basıncının böbrek damarlarında daralma, zayıflama ve katılaşmaya neden olduğuna da dikkat çeken Çağlar, şunları ifade etti: "Hipertansiyon böylece böbrek damarlarına zarar vererek böbreğin fonksiyonunu bozabilir. Bunun sonucunda böbreğin süzme fonksiyonu azalır ve vücutta oluşan artık ürünleri, fazla su ve tuzu uzaklaştıramaz. Böbrek ayrıca kan basıncının düzenlenmesinde de rol alan bir organdır. Hipertansiyon böbrek yetmezliğine yol açabilirken, böbrek hastalığı da kan basıncını yükseltebilmekte ve kontrolünü güçleştirmektedir."'İDRAR TETKİKİ YAPILMALI'Prof. Dr. Çağlar, böbrek hastalığının tanısında ise idrar tetkiki, bazı kan testleri ve radyolojik incelemeler kullanıldığını söyledi. Çağlar, "İdrar tetkikinde protein görülmesi böbrekte bir hasar olduğunu gösteren ilk işaret olabilir. Bunun dışında, idrarda kan hücrelerinin görülmesi de bir anormalliği işaret eder. Radyolojik olarak ultrasonografi ile böbreklerin incelenmesi de hastalığın değerlendirmesinin çok önemli bir parçasıdır." ifadelerini kullandı.'KAN BASINCI KONTOL ALTINDA TUTULMALI'Prof. Dr. Çağlar, hipertansiyona bağlı olarak gelişebilen böbrek hastalığını önlemenin ancak kan basıncının kontrol altına alınması ile mümkün olabileceğin dile getirdi. Çağlar, "Öncelikle hipertansiyon riski olan kişilerin, kan basınçlarını zaman zaman kontrol ettirmeleri büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı beslenme, tuzdan kısıtlı diyet, fiziksel aktivite, fazla kiloların verilmesi ve sigaranın bırakılması her hipertansiyon hastasının uygulaması gereken önlemlerdir. Bu hastalar ayrıca; doktorları tarafından verilen ilaçları düzenli olarak kullanmalı, evde kan basıncı takiplerini yaparak doktorları ile paylaşmalı, kontrollerini ihmal etmemeli, ilaçlarını doktora danışmadan kesmemeli veya değiştirmemelidir." tavsiyelerinde bulundu.(CİHAN)
04 Ağustos 2014 12:41 | sağlık
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatilcileri havuz konusunda uyaran uzmanlar, pis havuz suyunun dış kulak iltihabına neden olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, temiz havuza girilmesi ve kulakların ıslak kalmamasını öneriyor.Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrrahi Uzmanı Op.Dr. Bahadır Baykal, pis havuz suyunun dış kulak iltihabına (yüzücü kulağı) neden olduğunu belirterek çeşitli önerilerde bulundu. Op. Dr. Bahadır Baykal, "Havuza ve denize girilen yaz aylarında kulak sağlığına daha fazla özen gösterilmelidir. Özellikle kirli havuzlar dış kulak yolu iltihabına yani 'yüzücü kulağına' neden olabiliyor." dedi.Kulakta en sık görülen problemlerin başında kulağa su kaçırılmasının geldiğini söyleyen Baykal, "Kulağa su kaçması ile ortaya bazı sorunlar çıkabilir. Dış kulak yolunda bulunan salgı, soyulan kulak derisi ve dökülen kulak kılları ile birlikte 'buşon' denen sert bir tıkaç oluşturur. Halk arasında kulak kiri diye bilinen bu tıkaç suyu emerek sünger gibi şişer ve kişinin kulağının aniden tıkanmasına sebep olur. Tatile gitmeden önce bir mutlaka kulak burun boğaz, uzmanına başvurmakta ve buşonun temizlenmesinde fayda var." ifadelerini kullandı.Kulakların temizlenmesinin herhangi bir sakıncası olmadığını kaydeden Baykal, "Dış kulak yolunun ortamı hafif asidiktir, bu asit ortam, bakteriler ve mantarlar gibi zararlı mikroplara karşı koruyucu bir bariyer oluşturur. Kulakta bulunan salgı bezleri tarafından üretilen serumen örtüsü de aslında kulak için faydalıdır. Bazen duymayı ve kulağın hava almasını engelleyecek şekilde fazla miktarda biriken serumen buşon hekim tarafından temizlenebilir ve herhangi bir sakıncası yoktur. Temizleme işleminin alışkanlık yapabileceği sanılıyor. Fakat sanıldığının aksine bu işlem kulakta alışkanlık yapmaz." şeklinde konuştu.Baykal sözlerine şöyle devam etti: "Kulağı temizleme çubukları ile sık sık karıştırmak yanlış bir davranıştır. Çünkü kulağı sık karıştırmak oradaki sinir uçlarını uyarır ve daha çok salgı üretilmesine sebep olur. Çok salgı üretimi de kulaklardaki serumenin geriye doğru itilip kulak zarına yapışmasına neden olabilir. Bu durumda kulak ağrısı veya tıkanmaya yol açabilir. Ayrıca bu şekilde dış kulak yolunu kaşımak, nörodermatit denen ve sinir uçlarının uyarılmasından kaynaklanan kulak kaşıntısına neden olabilir. Kaşımak kaşıntıyı tetikler, buda daha çok kaşımak ve dış kulak yolu derisinde yaralar oluşturarak iltihap kapmasına sebep olabilir."Kulakta mevcut olan iltihabın bazı belirtilerle kendini göstereceğini aktaran Baykal, "Kulak deliğinin hemen önündeki kıkırdağa dokunamıyorsanız ve hassasiyet, ağrı mevcut ise dış kulakta enfeksiyon var demektir. Bu şikayetlerin yanında kötü kokulu akıntılar da başlamışsa acilen KBB doktoruna başvurmanızda fayda var." diye konuştu.DIŞ KULAK İLTİHABI EN SIK YAZIN GÖRÜLÜRDış kulak iltihabının yaz ayrılarında daha sık görüldüğünü söyleyen Baykal, "Yaz aylarında insanlar serinlemek ihtiyacı duyarlar. Yaz aylarında havuz veya denize girilmesiyle de dış kulak yoluna dolan sular dış kulak yolu iltihaplarına neden olur. Hatta en büyük nedenidir diyebiliriz. Eğer yeterince temiz olmayan sularda yüzerseniz,dış kulak yolu iltihabına hazırlıklı olmalısınız. Zaten dış kulak yolu iltihabı, daha çok yüzme sonrası görüldüğünden 'yüzücü kulağı' diye adlandırılır. Dış kulak yolunda bulunan psödomonas adlı bakteri nemli ve sıcak ortamlarda üremeyi sever. Kulak kaşıntısına, yeşil renkli kötü kokulu akıntıya ve bunlarla birlikte ağrıya neden olabilir. Mantar oluşumunu tetikleyen faktörlerin arasında ıslak ve nemli bırakılmış kulak yolu da vardır. Bu durumda da kaşıntı,ağrı ve tıkanıklık meydana gelebilir." dedi.İŞİTME CİHAZI KULLANALAR, CİHAZIN HİJYENİNE DİKKAT ETMELİDenize veya havuza giren kişiler işitme cihazı ve kulaklık kullanıyorsa cihazın hijyenine dikkat etmeliler diyen Baykal, "Kulak havalanmasını sağlamak için arada cihazı çıkarmalılar. Düzenli olarak kulak bakımını yaptırmalılar ve kulakta iltihap söz konusuysa tedavilerinin sonuna kadar cihazlarını kullanmamaları gerekir." diye konuştu.(CİHAN)
04 Ağustos 2014 10:20 | sağlık
Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Barbaros Çetin, gizli salgın olarak adlandırılan LYME hastalığı hakkında uyarıda bulunarak, "Dünya Sağlık Örgütü, gizli salgının her yıl 1 milyardan fazla insana bu hastalıkların bulaştığını ve en az 1 milyon kişinin bu hastalıklardan hayatını kaybettiği duyurdu. Küresel iklim değişikliğinin önlenemez hızı nedeniyle de bu rakam sürekli artmaya başlıyor. Artık Türkiye'de de bu hastalığın farkına varılmalı" dedi.Son 8 yıldır LYME Hastalığı ile ilgili araştırmalar yapan, birçok üniversitede konferans veren Prof.Dr. Barbaros Çetin, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde basın toplantısı yaptı. LYME hastalığına dikkat çekmek istediğini belirten Prof.Dr. Çetin, "Yeryüzünde 117 ülkede LYME bakterisi mevcut ve bunun içinde Türkiye'de var. Bu bakterinin yeryüzünde bio sistemine uyan başka bir canlı yok. İnanılmaz derece 150 gene sahip olan bu bakteri süper bakteri. Böyle bir genetik yapıya sahip canlı yok. Türkiye'nin de arasında bulunduğu 61 ülkede bu hastalık yoğun şekilde yerleşmiştir. Bu hastalık organ nakli, kan yolu, sivrisinek, örümcek, karasinek, at sineği, kene, cinsel yolla, bit ve pireden geçerken vücutta ise lenf sistemiyle dağılıyor" dedi."LYME SİNSİ BİR HASTALIK"1975'li yıllarda Lyme kasabasında ortaya çıkan hastalığın son 40 yılda sadece romatizma benzeri tabloya yol açmadığını ve aynı zamanda vücuda yerleştiği bölgeye göre birçok farklı belirtinin var olacağını belirten Prof.Dr. Barbaros Çetin, "LYME çok sinsi bir hastalık. Dünyada artık büyük taklitçi ismiyle anılmaya başlandı. Şu ana kadar yapılan araştırmalar LYME hastalığının 350'den fazla hastalığı taklit edebileceğini gösterdi. Taklit ettiği bu hastalıkların başında günümüzde hızla yaygınlaşan kronik yorgunluk, huzursuz bacak sendromu, epilepsi, MS, ALS, lupus, Alzheimer, Parkinson, romatoid artrid, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, kalp hastalıkları, kalp krizi, Behçet hastalığı, alerji, beyin tümörü, migren, tiroid hastalıkları, kronik baş ağrısı, fetüs ölümü ve düşük, birçok cilt ve kas hastalığı gelmektedir" dedi.HER YIL ARTIYORYapılan taramalarda LYME'ın beklenenden çok daha yaygın olduğunun ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Çetin, "ABD Salgın Hastalıkları Önleme Merkezi'nin LYME'ın üzerinde gitmeye başlamasıyla ABD'de her yıl 300 bin kişinin hastalığa yakalandığı ortaya çıkmıştır. Tanı konmamış kişilerle birlikte bu rakamın her yıl 4 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. ABD'de yapılan yıllık LYME testi miktarı 3 milyon civarındadır. Sağlık bildirimlerinin daha sıkı olduğu Almanya'da ise her yıl 1 milyon yeni LYME hastası resmi kayıtlara geçmektedir" dedi.TÜRKİYE'DE EN AZ 10 MİLYON KİŞİDE BAKTERİ VARTürkiye'de son yıllarda yapılan ve bilimsel dergilerde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre bazı alanlarda kenelerde LYME bakterisinin yüzde 44-95 oranlarında bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Barbaros Çetin, "Bazı şehirlerde ise 3 kişiden birinin LYME ile enfekte durumda olduğu ortaya konmuştur. Türkiye'de çok yüksek oranda seropozitiflik oranları tespit edilmiştir. Hatay yöresinde yüzde 75, Antalya'da yüzde 35.9, Denizli'de yüzde 18.8, Kayseri'de yüzde 10, Samsun'da yüzde 14, Trabzon'da yüzde 6.6, İzmir'de yüzde 7.8 ve Ankara'da yüzde 6'dır. Ortaya çıkan rakamlar ülkemizin de Amerika ve Almanya gibi LYME'ın çok yaygın olduğu ülkelerden biri olduğunu ve çok acil şekilde yeni araştırmaların ve tedavi yaklaşımlarının şekillenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Aksi halde aynı AIDS'de olduğu gibi, doğru zamanda mücadeleyi başlatan ülkeler ile mücadele yapmayı başaramayan ülkelerin günümüzde bu hastalık yönünden çok farklı noktalarda olması gibi, LYME ile zamanında mücadele etmemenin sonuçları günümüzde ve gelecekte çok büyük acılara sebep olacaktır" dedi.(DHA)
17 Temmuz 2014 15:22 | sağlık
Uyku sırasında nefesin durması şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi, daha çok horlama, baş ağrısı, halsizlik ve gece sık idrara çıkma gibi rahatsızlıklar verir. Uzmanalar, uyku apnesi rahatsızlığının tedavi edilmediği takdirde depresyon, yüksek tansiyon ve hatta kalp krizine neden olabileceği uyarsında bulundu.Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Metin Özkan, uyku apnesi hastalığının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Uyku apnesi hastalığını, uyku sırasında nefesin durması veya yüzeysel hale gelmesi şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Özkan, "Bu nefes durması, gece boyunca defalarca tekrarlayabilmekte ve birkaç saniyelik sürelerden bazen bir iki dakikalık sürelere kadar uzayabilmektedir. Bu esnada solunum çabası devam eder, bir süre sonra artan solunum çabası beyini uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya başlar."dedi. 'ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR' Uyku apnesi rahatsızlığının, genellikle rutin muayenelerde saptanamadığı için tanısının geç konulabildiğine dikkat çeken Özkan "Hastalığın teşhis ve tedavisi için; yetişkinlerde ilaçlarla kontrol edilemeyen hipertansiyon ve şeker, sabah yorgun uyanma, baş ağrısı, gözlerde kanlanma, uykuyu alamama ve özellikle horlama gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Uyku apne sorunu yalnızca erişkin bireylerde değil; fazla kilolu, büyük bademcikleri ya da geniz eti olan çocuklarda da görülebilmektedir. Hastalığın çocuklardaki belirtileri ise; horlama, nefes alırken zorlanma ve gün içinde cansız ya da hiperaktif davranışlardır." diye konuştu.POLİSOMNORGRAFİ İLE TANI KOYULUYOR Prof. Dr. Özkan, uyku apnesinin tanısının polisomnografi testi ile kolaylıkla konulabildiğini söyledi. Özkan, polisomnografinin uyku sırasında beyin dalgaları, göz hareketleri, ağız ve burundan hava akımı, horlama, kalp hızı, bacak hareketleri ve oksijen seviyelerinin ölçümü esasına dayandığını ifade etti. Prof.Dr. Özkan, "Bu işlem için hastaların bir gece uyku odasında kalmaları gerekmektedir. İşlem sırasında vücudun çeşitli noktalarına bağlanan kablolarla alınan sinyaller odanın dışındaki bilgisayara aktarılmaktadır. Sabaha kadar alınan bu kayıtlar incelenmesiyle, uyku süresince solunumun kaç defa durduğu, ne kadar süre ile durduğu, durduğunda oksijen değerlerinin ve kalp hızının nasıl etkilendiği ve derin uykuya dalınıp dalınmadığı gibi birçok parametreye bakma imkanı sağlanmaktadır." dedi.Alınacak basit önemler sayesinde de uyku apnesinin önlenebileceğine dikkat çeken Özkan, "Hastalık için değiştirilebilir risk faktörlerinden en önemlisi obezitedir. Hastalık kilo vererek %50 oranında azaltılabilmektedir. Ayrıca, alkol ve uyku ilaçlarından kaçınarak, sigarayı bırakarak ve sırt üstü yatmayı önleyerek rahatsızlığı azaltmak mümkündür." ifadelerini kullandı. Bu arada burun açıklığını sağlayan spreyler veya elastik bantların horlamayı azalttığını belirten Özkan, bunların uyku apnesi tedavisi için yeterli olamadığına vurgu yaptı. HORLAMA CİHAZLA TEDAVİ EDİLİYOR Hastalığın özgün tedavisinin hava yolunu devamlı açık tutacak basınçlı hava veren cihazların kullanımıyla sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Özkan, "PAP (pozitif havayolu basıncı) cihazları üst hava yollarının uyku sırasında açık kalmasını sağlayarak apneyi önlemektedir. Gece boyunca yüze sıkıca oturan silikon bir maskeyle basınçlı hava veren bu cihazlar, başlangıçta hasta için rahatsız edici görünebilmektedir. Buna rağmen, sabah dinlenmiş ve uykusunu almış olarak uyanan hastalar cihazı kolaylıkla kabul etmektedir." dedi. (CİHAN)
14 Temmuz 2014 10:53 | sağlık
ANKARA (AA) - İngiltere'de yapılan bir çalışma, fazla oturmanın diyabet, kalp hastalıkları ve ölüm riskini artırdığını ortaya koydu.  Leicester ...
14 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
ANKARA (AA) - İsveçli bilim insanları, her gün alınacak bir aspirinin, kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan yaşlı kadınların kavrama yeteneğinde değişim yaşanma olasılığını azalttığını açıkladı.  "BMJ Open" dergisinde yayınlanan araştırma raporunda, yaşları 70 ile 92 arasında değişen ...
11 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
Kızılay, Ege Bölgesi
08 Temmuz 2014 16:12 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.062