Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Barbaros Çetin, gizli salgın olarak adlandırılan LYME hastalığı hakkında uyarıda bulunarak, "Dünya Sağlık Örgütü, gizli salgının her yıl 1 milyardan fazla insana bu hastalıkların bulaştığını ve en az 1 milyon kişinin bu hastalıklardan hayatını kaybettiği duyurdu. Küresel iklim değişikliğinin önlenemez hızı nedeniyle de bu rakam sürekli artmaya başlıyor. Artık Türkiye'de de bu hastalığın farkına varılmalı" dedi.Son 8 yıldır LYME Hastalığı ile ilgili araştırmalar yapan, birçok üniversitede konferans veren Prof.Dr. Barbaros Çetin, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde basın toplantısı yaptı. LYME hastalığına dikkat çekmek istediğini belirten Prof.Dr. Çetin, "Yeryüzünde 117 ülkede LYME bakterisi mevcut ve bunun içinde Türkiye'de var. Bu bakterinin yeryüzünde bio sistemine uyan başka bir canlı yok. İnanılmaz derece 150 gene sahip olan bu bakteri süper bakteri. Böyle bir genetik yapıya sahip canlı yok. Türkiye'nin de arasında bulunduğu 61 ülkede bu hastalık yoğun şekilde yerleşmiştir. Bu hastalık organ nakli, kan yolu, sivrisinek, örümcek, karasinek, at sineği, kene, cinsel yolla, bit ve pireden geçerken vücutta ise lenf sistemiyle dağılıyor" dedi."LYME SİNSİ BİR HASTALIK"1975'li yıllarda Lyme kasabasında ortaya çıkan hastalığın son 40 yılda sadece romatizma benzeri tabloya yol açmadığını ve aynı zamanda vücuda yerleştiği bölgeye göre birçok farklı belirtinin var olacağını belirten Prof.Dr. Barbaros Çetin, "LYME çok sinsi bir hastalık. Dünyada artık büyük taklitçi ismiyle anılmaya başlandı. Şu ana kadar yapılan araştırmalar LYME hastalığının 350'den fazla hastalığı taklit edebileceğini gösterdi. Taklit ettiği bu hastalıkların başında günümüzde hızla yaygınlaşan kronik yorgunluk, huzursuz bacak sendromu, epilepsi, MS, ALS, lupus, Alzheimer, Parkinson, romatoid artrid, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, kalp hastalıkları, kalp krizi, Behçet hastalığı, alerji, beyin tümörü, migren, tiroid hastalıkları, kronik baş ağrısı, fetüs ölümü ve düşük, birçok cilt ve kas hastalığı gelmektedir" dedi.HER YIL ARTIYORYapılan taramalarda LYME'ın beklenenden çok daha yaygın olduğunun ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Çetin, "ABD Salgın Hastalıkları Önleme Merkezi'nin LYME'ın üzerinde gitmeye başlamasıyla ABD'de her yıl 300 bin kişinin hastalığa yakalandığı ortaya çıkmıştır. Tanı konmamış kişilerle birlikte bu rakamın her yıl 4 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. ABD'de yapılan yıllık LYME testi miktarı 3 milyon civarındadır. Sağlık bildirimlerinin daha sıkı olduğu Almanya'da ise her yıl 1 milyon yeni LYME hastası resmi kayıtlara geçmektedir" dedi.TÜRKİYE'DE EN AZ 10 MİLYON KİŞİDE BAKTERİ VARTürkiye'de son yıllarda yapılan ve bilimsel dergilerde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre bazı alanlarda kenelerde LYME bakterisinin yüzde 44-95 oranlarında bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Barbaros Çetin, "Bazı şehirlerde ise 3 kişiden birinin LYME ile enfekte durumda olduğu ortaya konmuştur. Türkiye'de çok yüksek oranda seropozitiflik oranları tespit edilmiştir. Hatay yöresinde yüzde 75, Antalya'da yüzde 35.9, Denizli'de yüzde 18.8, Kayseri'de yüzde 10, Samsun'da yüzde 14, Trabzon'da yüzde 6.6, İzmir'de yüzde 7.8 ve Ankara'da yüzde 6'dır. Ortaya çıkan rakamlar ülkemizin de Amerika ve Almanya gibi LYME'ın çok yaygın olduğu ülkelerden biri olduğunu ve çok acil şekilde yeni araştırmaların ve tedavi yaklaşımlarının şekillenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Aksi halde aynı AIDS'de olduğu gibi, doğru zamanda mücadeleyi başlatan ülkeler ile mücadele yapmayı başaramayan ülkelerin günümüzde bu hastalık yönünden çok farklı noktalarda olması gibi, LYME ile zamanında mücadele etmemenin sonuçları günümüzde ve gelecekte çok büyük acılara sebep olacaktır" dedi.(DHA)
17 Temmuz 2014 15:22 | sağlık
Uyku sırasında nefesin durması şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi, daha çok horlama, baş ağrısı, halsizlik ve gece sık idrara çıkma gibi rahatsızlıklar verir. Uzmanalar, uyku apnesi rahatsızlığının tedavi edilmediği takdirde depresyon, yüksek tansiyon ve hatta kalp krizine neden olabileceği uyarsında bulundu.Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Metin Özkan, uyku apnesi hastalığının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Uyku apnesi hastalığını, uyku sırasında nefesin durması veya yüzeysel hale gelmesi şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Özkan, "Bu nefes durması, gece boyunca defalarca tekrarlayabilmekte ve birkaç saniyelik sürelerden bazen bir iki dakikalık sürelere kadar uzayabilmektedir. Bu esnada solunum çabası devam eder, bir süre sonra artan solunum çabası beyini uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya başlar."dedi. 'ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR' Uyku apnesi rahatsızlığının, genellikle rutin muayenelerde saptanamadığı için tanısının geç konulabildiğine dikkat çeken Özkan "Hastalığın teşhis ve tedavisi için; yetişkinlerde ilaçlarla kontrol edilemeyen hipertansiyon ve şeker, sabah yorgun uyanma, baş ağrısı, gözlerde kanlanma, uykuyu alamama ve özellikle horlama gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Uyku apne sorunu yalnızca erişkin bireylerde değil; fazla kilolu, büyük bademcikleri ya da geniz eti olan çocuklarda da görülebilmektedir. Hastalığın çocuklardaki belirtileri ise; horlama, nefes alırken zorlanma ve gün içinde cansız ya da hiperaktif davranışlardır." diye konuştu.POLİSOMNORGRAFİ İLE TANI KOYULUYOR Prof. Dr. Özkan, uyku apnesinin tanısının polisomnografi testi ile kolaylıkla konulabildiğini söyledi. Özkan, polisomnografinin uyku sırasında beyin dalgaları, göz hareketleri, ağız ve burundan hava akımı, horlama, kalp hızı, bacak hareketleri ve oksijen seviyelerinin ölçümü esasına dayandığını ifade etti. Prof.Dr. Özkan, "Bu işlem için hastaların bir gece uyku odasında kalmaları gerekmektedir. İşlem sırasında vücudun çeşitli noktalarına bağlanan kablolarla alınan sinyaller odanın dışındaki bilgisayara aktarılmaktadır. Sabaha kadar alınan bu kayıtlar incelenmesiyle, uyku süresince solunumun kaç defa durduğu, ne kadar süre ile durduğu, durduğunda oksijen değerlerinin ve kalp hızının nasıl etkilendiği ve derin uykuya dalınıp dalınmadığı gibi birçok parametreye bakma imkanı sağlanmaktadır." dedi.Alınacak basit önemler sayesinde de uyku apnesinin önlenebileceğine dikkat çeken Özkan, "Hastalık için değiştirilebilir risk faktörlerinden en önemlisi obezitedir. Hastalık kilo vererek %50 oranında azaltılabilmektedir. Ayrıca, alkol ve uyku ilaçlarından kaçınarak, sigarayı bırakarak ve sırt üstü yatmayı önleyerek rahatsızlığı azaltmak mümkündür." ifadelerini kullandı. Bu arada burun açıklığını sağlayan spreyler veya elastik bantların horlamayı azalttığını belirten Özkan, bunların uyku apnesi tedavisi için yeterli olamadığına vurgu yaptı. HORLAMA CİHAZLA TEDAVİ EDİLİYOR Hastalığın özgün tedavisinin hava yolunu devamlı açık tutacak basınçlı hava veren cihazların kullanımıyla sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Özkan, "PAP (pozitif havayolu basıncı) cihazları üst hava yollarının uyku sırasında açık kalmasını sağlayarak apneyi önlemektedir. Gece boyunca yüze sıkıca oturan silikon bir maskeyle basınçlı hava veren bu cihazlar, başlangıçta hasta için rahatsız edici görünebilmektedir. Buna rağmen, sabah dinlenmiş ve uykusunu almış olarak uyanan hastalar cihazı kolaylıkla kabul etmektedir." dedi. (CİHAN)
14 Temmuz 2014 10:53 | sağlık
ANKARA (AA) - İngiltere'de yapılan bir çalışma, fazla oturmanın diyabet, kalp hastalıkları ve ölüm riskini artırdığını ortaya koydu.  Leicester ...
14 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
ANKARA (AA) - İsveçli bilim insanları, her gün alınacak bir aspirinin, kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan yaşlı kadınların kavrama yeteneğinde değişim yaşanma olasılığını azalttığını açıkladı.  "BMJ Open" dergisinde yayınlanan araştırma raporunda, yaşları 70 ile 92 arasında değişen ...
11 Temmuz 2014 10:01 | sağlık
Kızılay, Ege Bölgesi
08 Temmuz 2014 16:12 | sağlık
Balıkesir'in Edremit ilçesinde beyin ölümü gerçekleşen 50 yaşındaki kadının organları, Bursa ve Ankara'da 4 hastaya nakledilecek.
05 Temmuz 2014 11:14 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 10:41 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 04:41 | sağlık
Ramazan ayına has ibadetlerden teravih namazı, bu yıl yaklaşık 700 camide hatimle kıldırılacak. Hem Kur’an-ı Kerim’i baştan sona dinleme hem de cemaatle namaz kılma imkanı sağlayan hatimle teravih namazının hatırı sayılır müdavimleri bulunuyor. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diyenler için ise 23 cami Enderun usulü teravih için kapılarını açıyor.Türkiye’de bu Ramazan yaklaşık 700 camide teravih namazı hatim ile kılınacak. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra birçok ilde hatimli teravih namazı programı olacak.Orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, teravih ve sahuru ile insanların aşk ve şevk ile Allah’a ibadete koştuğu kutlu zaman dilimi Ramazan geldi. Müslümanlar için bir arınma vesilesi olan bu ayda yediden yetmişe herkes cemaatle namaz kılmak için camilere koşuyor. Teravih namazını camide cemaatle kılmanın hazzını yaşamak isteyenlerin yanında, hatimle kılınan teravih namazının müdavimleri de az değil. Bu kapsamda Ramazan ayı boyunca İstanbul’un 38 ilçesindeki 80 camide teravih hatimle kılınacak.Teravih namazını hatimle kılmak isteyenlerin yolu İstanbul’da Fatih Şehzadebaşı, Kadıköy Haydarpaşa ve Beyoğlu Kılıç Ali Paşa camilerinin yanı sıra Üsküdar Bağlarbaşı, Beşiktaş Ertuğrul Tekke Camii ile beraber 80 camiye düşecek. Ankara’da ve İzmir’de ise Gülveren Cami, Sadık Kalemci cami, Elvan Mevlana cami, Muradiye cami ve Hacı Hekim cami hatimli teravih için kapılarını açacak. Ramazan’ın gündüzünü değerlendirmek isteyenler için ise birçok camide öğle ve ikindi namazlarının ardından mukabele okunacak. Eyüp Münzevi Camii ve Ümraniye İmam-ı Azam Camii’nde de hanımlara özel mukabelenin ardından tefsir dersleri yapılacak.Osmanlı’dan günümüze gelen Enderun usulü teravih namazı ise bu Ramazan 23 camide yaşatılacak. Her dört rekâtı farklı makamla kılınan Enderun usulü teravih geleneğini Sultanahmet, Süleymaniye, Eyüpsultan gibi selatin camilerin yanı sıra Şişli Camii, Üsküdar İmam Azam Camii de devam ettiriyor.Enderun usulü teravih namazı nasıl kılınır?Osmanlı Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde uygulanan gelenek şimdilerde birçok camide yeniden hatırlanıyor. Teravih-i Enderun’un özelliği her dört rekâtının, Türk musikisinin farklı makamlarında kılınması ve bu makamlardaki ilahilerle de süslenmesi. Bu namaz kılınırken müezzin makamlar arasında geçişi salavat çekerek yapıyor. Kaynağı Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye dayandırılan teravihte, en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılırken vitir namazı segâh makamında kılınıyor. Osmanlı’nın son dönemine kadar özellikle İstanbul’daki camilerde uygulanan bu usul sayesinde teravihe geç kalan bir kimse, imamın kıldırdığı namazın makamından o anda kaçıncı rekâtın kılındığını anlıyordu.
25 Haziran 2014 02:00 | sağlık
TÜRKÖK Projesi kapsamında, Kızılay'ın kan bağışçılarından elde edilecek 4,5 milyon donörlük veri tabanının, kök hücre bekleyenlere umut olması bekleniyor.
10 Haziran 2014 12:33 | sağlık
Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin öldüğü maden faciasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti.Madende vefat edenlerin yakınları büyük bir psikolojik yıkım yaşarken, yaralı ve sağ kurtarılan işçilerde de travmanın etkisi sürüyor. Bölgede oluşturulan Psikososyal Destek Birimi ile uzmanlar, travma yaşayan ailelerle bir araya geliyor. Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk ergen psikiyatristleri, ev ziyaretleri gerçekleştirerek bu süreci 10 ay boyunca devam ettireceklerini belirtiyor. İhtiyaç olması durumunda ise bu süreç daha da uzatılabilecek. Türk Kızılayı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nin oluşturduğu Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği, 24 Mayıs’tan beri Soma faciası mağdurlarına yönelik psikososyal destek çalışması yürütüyor. 5 meslek kuruluşundan 3’er uzman, 1 hafta boyunca dönüşümlü olarak Soma’da görev yapıyor. Kınık, Bergama, Savaştepe ve Dursunbey’deki mağdurlara destek sağlayacak uzmanlardan oluşan mobil ekip kurma çalışması ise devam ediyor. Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği, madende babalarını kaybetmenin acısını yaşayan 432 yetimin rehabilitasyonu için de yaz okulu uygulaması yapılıp yapılmamasını tartışıyor.
10 Haziran 2014 02:01 | sağlık
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, emzik ve biberonların bildirimi, piyasa gözetimi ve denetimi işlemleri kapsamında ilk defa Haziran ayı içinde İstanbul ve Ankara'da denetimler gerçekleştirileceğini duyurdu.Emzik ve biberonların bildirimi, piyasa gözetimi ve denetimi işlemleri 31 Ekim 2013 tarihinden itibaren Bakanlığın sorumluluğuna geçtiği ve o tarihten bugüne bakanlık tarafından yürütüldüğüne işaret edilen açıklamada, " 'Emzik, Biberon, Biberon Başlığı, Alıştırma Bardağı, Alıştırma Bardağı Kapağı Ve Benzeri Ürünlerin Üretimi, İthalatı, Piyasa Gözetimi Ve Denetimi İle Bildirim Esaslarına Dair Tebliğ' çerçevesinde üretici ve ithalatçılar ürünlerini piyasa arz etmeden önce Bakanlığımıza bildirmek ve uluslararası akreditasyona sahip veya Bakanlığımızca yetkilendirilmiş laboratuvarlardan alınmış test raporlarını sunmakla yükümlüdürler. " denildi. ÖNLEM VE YAPTIRIMLAR UYGULANACAKSöz konusu ürünlerin, hassas tüketici grubunu oluşturan bebekler tarafından kullanıldığından, bugüne kadar bildirim ve ithalat denetimi gerçekleştirilen bu ürünlere yönelik olarak Türkiye'de ilk defa piyasa gözetimi ve denetimi de yapılacağına işaret eden açıklamada şunlar aktarıldı:"Bu bağlamda, Bakanlığımıza bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya standartlara uygun olmayan ürünleri piyasaya süren firmaların tespit edilmesi amacıyla Haziran ayı içinde İstanbul ve Ankara'da denetimler gerçekleştirilecektir. Denetimlerde, güvenli olmadığından şüphe duyulan ürünlerden alınacak numuneler akredite laboratuvarlarda bisfenol A, nitrozamin, uçucu maddeler, fitalat gibi tehlike oluşturan kimyasallar yönünden kontrol edilecek, ayrıca biberonların gıda ile temasa uygun olup olmadığı incelenecektir. Denetim sonuçlarına göre güvenli olmadığı tespit edilen ürünlerle ilgili olarak gerekli önlem ve yaptırımlar uygulanacaktır. "(CİHAN)
05 Haziran 2014 17:05 | sağlık
Ankara'da imzalanan protokolle Alzheimer gibi beyin hastalıklarının tedavisinde tıbbi beslenme desteğinin etkinliği Türkiye'de araştırılacak.
04 Haziran 2014 11:55 | sağlık
Türkiye genelinde toplam 3 bin 621 kimsesiz çocuk, koruyucu aile yanında kalıyor. Nevşehir, Bayburt, Tunceli, Kars, Ardahan ve Iğdır illerinde ise hiç koruyucu aile bulunmuyor.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye genelinde 2 bin 984 koruyucu aile yanında 3 bin 621 kimsesiz çocuk kalıyor. Koruyucu aile olmak için başvuruda bulunan ve incelemesi yapılmakta olan aile sayısı ise 4 bin 270. İstatistiklere göre İzmir, en fazla çocuğun koruyucu aile yanında kaldığı il. İzmir’de 300 koruyucu ailenin yanında 338 çocuk kalıyor. İzmir’i, 320 çocukla İstanbul, 188 çocukla Ankara, 154 çocukla Kayseri ve 124 çocukla Bursa takip ediyor. Hedef, devlet kontrolündeki yurt ve yuvalarda kalan kimsesiz çocukların tamamının aile sıcaklığında büyümelerini sağlamak. Hoşgörülü, sabırlı, esneklik gösterebilen, çocuğa güvenli ve şefkatli bir ortam sağlayabilen herkes koruyucu aile olabiliyor.
29 Mayıs 2014 02:00 | sağlık
      Uzun araştırmalar sonucunda Tübitak desteği ile marka sahibi Şebnem Özen tarafından piyasaya sürülen SebiSimyacı Anti-Aging Kr...
26 Mayıs 2014 15:28 | sağlık
Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Sibel Ertek, iyot eksikliğinin tiroid hastalıklarına sebep olduğunu söyledi. Ertek, "Tiroid hastalıklarında sıklıkla görülen belirtiler; boyunda şişlik veya ele gelen yumru, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, ciltte kuruluk, kabalaşma, turuncuya yaklaşan renk değişiklikleri ve artan saç dökülmesidir." dedi.Doç. Dr. Sibel Ertek, iyot eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklara ilişkin bilgi verdi. Sibel Ertek, ailesinde tiroid hastalığı öyküsü olanların risk altında olduğunu vurgulayarak, "Tiroid bezi, görünümü normal olsa da çalışması normal düzeyde olmadığı zaman vücuttaki diğer organları etkileyen başka hastalıklara neden olabilmektedir. Tiroidin çok çalışması olarak bilinen ''hipertiroidi'' ve az çalışması olarak tanımlanan ''hipotiroidi'' rahatsızlıklarının endokrinoloji muayenesi ve basit kan tetkikleri ile anlaşılması son derece kolaydır. Tiroid bezinin büyümesi ise guatr hastalığına yol açmaktadır. Guatr, "nodül" denilen yumruları içerebilmektedir. Nodülün tespit edilmesi durumunda, ultrasonografi ile değerlendirilip yapısının ve boyutlarının belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle ailesinde tiroid kanseri öyküsü olanlarda, radyasyona maruz kalmış kişilerde ve ayrıca nodülün büyük olduğu veya şüpheli özellikler gösterdiği durumlarda bu yumruların kanser hücreleri içerip içermediği mutlaka araştırılmalıdır." açıklamasında bulundu. "Tiroid kanserleri, erken dönemde yakalandıklarında kemoterapi ve radyoterapiye gerek kalmadan tedavi edilebilen hastalıklardır." diyen Ertek, "Tiroid nodüllerinin kanser riskini belirlemede ultrason eşliğinde kullanılan 'tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi' yöntemi, hastalığın tanısının konulmasını ve ameliyata gerek kalmadan tedavi edilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle özellikle ülkemiz gibi tiroid hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroid muayene ve taramaların yapılması hayati önem taşımaktadır." ifadelerini kullandı. Hem dünyada hem de ülkede sıklıkla görülen tiroid hastalıklarının doğru tanı ve uygun tedavi yöntemleri sayesinde önlenebileceğini aktaran Ertek, şunları söyledi: "Tiroid hormonlarına bağlı rahatsızlıkların belirtileri stres veya depresyon gibi başka rahatsızlıkların belirtileriyle karıştırılarak göz ardı edilebilmektedir. Tiroid hastalıklarında sıklıkla görülen belirtiler; boyunda şişlik veya ele gelen yumru, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, ciltte kuruluk, kabalaşma, turuncuya yaklaşan renk değişiklikleri ve artan saç dökülmesidir. Bunların yanı sıra tiroidin az çalıştığı hipotiroidi durumunda çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlük, tiroidin çok çalıştığı hipertiroidi rahatsızlığında ise aşırı terleme ve sıcağa tahammülsüzlük belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların en yaygın belirtilerinden bir diğeri ise göz çıkıklığıdır. Bu belirtilerin bir veya birden fazlasının kendisinde olduğunu düşünen kişiler, muayene ve tetkikler için endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanına başvurmalıdır." (CİHAN)
26 Mayıs 2014 12:33 | sağlık
Lösemi hastaları için hayatî öneme sahip ilik naklinde yeni bir düzenleme yapıldı. Buna göre ilik nakli olacak hastaların yaş ve hastalık evresine bakılacak. 55 yaş üstü hastaların kardeşi yoksa bulacağı ilik için devletten yardım alamayacak.Kemik iliği nakline, yaş ve evre şartı getiren bir düzenleme yapıldı. Sağlık Bakanlığı'nın mart ayında yayınlanan bu düzenlemesi hekimlerden büyük tepki gördü. Çünkü yönetmeliğe göre, kişinin kendinden, aile içi ve dışından yapılacak kemik iliği nakilleri için ilk olarak hastalığın hangi evrede olduğuna bakılacak. İleri yaştaki hastalarda komplikasyon, nüks ve ölüm oranlarının yüksekliği dikkate alınarak akraba dışı nakillerde 55, kardeşten nakillerde ise 65 yaş üstü için bilim kurulu kararı aranacak. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Muhit Özcan, yönetmeliği ‘düzenleme' olarak değil ‘yasaklama' olarak nitelendirdi. “Yönetmeliğe göre 65 yaşını doldurmuş hastalara ilik nakli yapmak yasak. Bakanlık 55 yaşını doldurmuş bir hastanın kardeşi yoksa dünya ilik bankasına başvurarak dünyadan verici bulmasının da önüne geçiyor.” diye konuştu.Türkiye'de kök hücre nakilleri, hem kamu hem özel hastanelerde herhangi bir ek ücret talep edilmeksizin devlet tarafından karşılanıyor. Son on yılda kök hücre nakli yapılan merkez sayısı 5 kat artarken, bu merkezlerde yapılan nakillerde ise 10 katlık bir artış oldu. 2010'da bin 250 nakil yapan Türkiye, 3 yıl sonra 3 binin üzerinde nakil gerçekleştirerek Avrupa'da dördüncü sıraya yükseldi. Nakil sayısının hızlı bir artış göstermesi, Sağlık Bakanlığı'nı bu konuda yeni bir düzenleme yapmaya yöneltti. Bakanlık, lösemi başta olmak üzere çeşitli kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan kemik iliği nakilleri (kök hücre nakli) için yeni kriterler belirledi. Sosyal Güvenlik Kurumu da (SGK) yeni kriterlere göre geri ödeme yapacağını açıkladı. Yeni düzenlemeye göre, kemik iliği nakilleri bakanlığın yetişkin ve çocuklara yönelik, kişinin kendinden, aile içi ve dışından vericiler için ayrı ayrı belirlediği bu kriterler gözetilerek yapılacak. Ancak söz konusu düzenleme kök hücre merkezlerinde nakil operasyonunu gerçekleştiren hekimler tarafından büyük tepki gördü. Prof. Dr. Muhit Özcan, dünyada hiçbir ülkede olmayan yaş sınırlamasının hastaları şaşkına çevirdiğini ve üniversitelerden itirazlar olduğunu söyledi. Türkiye'de son yıllarda kök hücre naklinin büyük mesafe kat ettiğini hatırlatan Prof. Özcan, Avrupa'da yılda 5-6 bin nakil yapan ülkeler olduğunu aktardı. Özcan, 55 yaş üstü bir hastanın kardeşi yoksa nakil yapılamayacağını, hastanın dünyadan bir verici bulması durumunda ise masraflarının devlet tarafından karşılanmamasına bir anlam veremediklerini söyledi. “55 yaş üstü bir hastanın kardeşi yoksa onu o şekilde bırakalım mı? Bakanlık genelgeyi yeniden gözden geçirmeli.” ifadelerini kullandı.
26 Mayıs 2014 05:11 | sağlık
Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, kişiyi günlük hayatında zorlamayacak, doğru planlanmış bir diyet programı sayesinde beslenme alışkanlıkları değiştirilerek başarılı sonuçlar alınabileceğini söyledi. Yüzbaşıoğlu, "Diyete başlayanlar 'Acaba kilo verebilir miyim? Versem bu kilomu koruyabilir miyim?' gibi motivasyonu etkileyecek sorularla kendilerini yormamalıdır." dedi.Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, diyet yaparken başarılı olmanın yollarını sıraladı. Yüzbaşıoğlu, "Kilo vermek isteyen birçok kişi sık sık diyete başlamakta fakat bir süre sonra pek çok farklı nedenle diyet programına sadık kalamamaktadır. Kişiyi günlük hayatında zorlamayacak, doğru planlanmış bir diyet programı sayesinde beslenme alışkanlıkları değiştirilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Diyete başlayanlar 'Acaba kilo verebilir miyim, versem bu kilomu koruyabilir miyim?' gibi motivasyonu etkileyecek sorularla kendilerini yormamalıdır. 'İlk ay 8 kilo veririm' gibi büyük hedefler koymak yerine gerçekçi hedeflerle ve kendilerini strese sokmadan diyete başlayabilirler. 'Ayda 1 kilo versem bile yılda 12 kilo eder' diye düşünerek rahatlayabilir, yapabileceklerine inanarak ve kendilerini cesaretlendirebilirler." ifadelerini kullandı.Sık sık tartılmanın yanlış olduğunu ifade eden Yüzbaşıoğlu, "Kilo takibi amacıyla sık sık tartılmak yanlış bir yöntemdir. Sağlıklı bir diyetle kilo değişimi ayda 4-6 kilodur. Buna göre haftada 1-1,5 kilo kaybı normaldir. Fazlasını beklemek hayal kırıklığına sebep olabilir. Uygun tartılma sıklığı haftada bir ve sabahları aç karnına olmalıdır. Gün içinde farklı saatlerde birkaç kez tartılmak ise moral bozmaya ve motivasyonun azalmasına neden olacaktır." diye konuştu.Kilo verilmeye başlanırsa kişilerin kendilerine ödül vermesi gerektiğini söyleyen Yüzbaşıoğlu, "Diyet programına başladıktan bir süre sonra kilo vermeye başlanırsa, verilen kilolar için kişiler kendilerini ödüllendirebilirler ancak bu ödüllendirme diyeti bozarak olmamalıdır. Kendilerine ödül olarak; beğendikleri bir kıyafeti alabilir, saç modellerini değiştirebilir ya da uzun zamandır görmek istedikleri bir yere gidebilirler. Bu şekilde motivasyon artırılabilir. Diyet süresince motivasyonu yüksek tutabilmek amacıyla verilen her kilo için sevinmek önemlidir. Verilen kilo miktarı ne olursa olsun, diyet yapan kişiler başarılarını takdir etmelilerdir. Bardağın dolu tarafını görmek diyetin uzun süreli olmasına ve başarıyla sonuçlanmasına sebep olacaktır." şeklinde konuştu.(CİHAN)
20 Mayıs 2014 15:39 | sağlık
 Aniden başlanıp çabuk bırakılan diyetler ise kişinin daha fazla kilo almasına neden olmakla kalmayıp, sağlık açısından da tehlikeli olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü
20 Mayıs 2014 14:21 | sağlık
Sağlık Bakanlığı ile Türk Kızılayı arasında kan ilaçlarının üretilebilmesine imkan tanıyan iki protokol imzalandı.Kan temini ve plazmadan elde edilecek ilaçlar konusunda imzalanan protokoller sayesinde, Türkiye'de kan ürünleri ve 'Plazma Fraksinasyonu' imal eden fabrika kurulacak. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, plazmadan elde edilen ürünlere 2013 yılında 577 milyon lira ödendiğini belirtti. Plazmadan üretilen ürünlere, 2012 yılında 441 milyon lira ödenirken, 2013 yılında bu rakamın 577 milyon liraya yükseldiğini anlatan Müezzinoğlu, "Bir projeksiyona yansıtıldığında bu rakam gelecek yıl 709 milyon, 2015 yılında 848 milyon ve 2022 yılında 1 milyar 821 milyar liraya yükselecek. Bugünün koşullarıyla gidersek tamamen dışarıya ödeyeceğimiz rakamlar. Bu anlamda Türk Kızılayı ile plazmadan ürün elde edilmesi başarılı bir şekilde yönetebilir ve ülkemize kazandırabilirsek, bu yol açan bir örnek olacak." dedi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar ile kan temini ve plazmadan elde edilecek ilaçlar konusunda protokol imzaladı. Kızılay Orta Anadolu Kan Merkezi'nde düzenlenen imza töreninde konuşan Akar, Soma'daki maden faciasında hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diledi. Soma'da maden faciasının yaşanması ile birlikte Türk Kızılayı olarak Sağlık Bakanlığı'yla kan stoklarını gözden geçirdiklerini belirten Akar, "Bölgedeki kan stoklarımızın mükemmel bir şekilde olduğu ve bütün ihtiyaçlara yeteceğini tespit etti. Çok şükür ki bölgede hastanelere kaldırılan yaralı insanlarımız için ilave bir kana ihtiyaç olmadı ve stoklarımız kafi geldi." diye konuştu."KIZILAY KAN İHTİYACIMIZIN YÜZDE 85'İNİ KARŞILIYOR"Sağlık Bakanlığı ile Türk Kızılayı arasında iki protokol imzaladıklarını belirten Akar, "Bir tanesi Kan Tedarik Sistemi ile alakalı ve ikincisi plazma temini ile alakalı protokol. Kan tedarik sistemi kapsamında Sağlık Bakanlığı ile 2005 yılından bu yana ortak çalışma yürütüyoruz. Hükümetimiz ve Meclisimiz, çıkartılan kan kanunu ile kan toplama ile ilgili Kızılayı yetkilendirmiştir. 2005 yılından bu yana düzgün ve istikrarlı bir şekilde yapılan çalışmalarla kan temini başarılmış 2005 yılında 305 bin ünite kan toplanırken, bugün bu yıl itibariyle 1 milyon 900 bin ünite kan topluyoruz. Her yıl artan ve Sağlık Bakanlığımızın bize gösterdiği hedefleri aşan bir grafiktir. Bu yılki toplayacağımız 1 milyon 900 bin ünite kan miktarı, Türkiye ihtiyacının yüzde 85'lik kısmını içermektedir. İnşallah önümüzdeki 2 yıl tedbirler alınarak ve gereken çalışmalar yapılarak kan ihtiyacının yüzde 100'ünü karşılar hale geleceğiz." şeklinde konuştu.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, plazmadan elde edilen ürünlere 2013 yılında 577 milyon lira ödendiğini söyledi. Plazmadan üretilen ürünlere 2012 yılında 441 milyon lira ödenirken, 2013 yılında bu rakamın 577 milyon liraya yükseldiğini anlatan Müezzinoğlu, "Bir projeksiyona yansıtıldığında bu rakam gelecek yıl 709 milyon, 2015 yılında 848 milyon ve 2022 yılında 1 milyar 821 milyar liraya yükselecek. Bugünün koşullarıyla gidersek tamamen dışarıya ödeyeceğimiz rakamlar. Artık cari açığımızı büyüten tedavi giderlerimizi cari açığımızı azaltacak, hatta kapatacak üretim stratejilerine dönmeyi planlıyoruz. Bu anlamda Türkiye, ilaç ve tıbbi cihaz kurumumuzun bu anlamda katkılarıyla önümüzdeki dönemde yerli üretim gerek ilaç ve tıbbi cihaz alanında çalışmalarımızı geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu anlamda Türk Kızılayı ile plazmadan ürün elde edilmesi başarılı bir şekilde yönetebilir ve ülkemize kazandırabilirsek bu yol açan bir örnek olacak." diye ifade etti. Konuşmaların ardından Müezzinoğlu ve Akar, protokolleri imzaladı.(CİHAN)
20 Mayıs 2014 12:10 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.051