Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Aile hekimleri, cumartesi nöbeti başta olmak üzere çeşitli uygulamaları protesto etmek amacıyla bugün yurt genelinde iş bırakıyor. Aile hekimleri yarın da Ankara'da eylem yapacak.
12 Aralık 2014 14:10 | sağlık
Aile hekimleri, cumartesi nöbeti başta olmak üzere çeşitli uygulamaları protesto etmek amacıyla bugün yurt genelinde iş bırakıyor. Aile hekimleri yarın da Ankara'da eylem yapacak.
12 Aralık 2014 12:36 | sağlık
Sel ve su baskınlarının insan sağlığını tehdit ettiğini belirten Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Recep Akdur, "Sellerden sonra ishalle seyreden tüm hastalıklar, özellikle de tifo, kolera ve Hepatit A gibi hastalıklar büyük tehlike oluşturuyor" dedi.
11 Aralık 2014 12:52 | sağlık
Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır." dedi.Erciyes Üniversitesi Genetik ve Kök Hücre Araştırmaları Merkezinde (GEN-KÖK ) kanser ve genetik alan ile ilgili toplantı yapıldı. Hematogenetik Kursu olarak gerçekleştirilen toplantıya Türkiye genelinde hematoloji, kanser, moleküler biyoloji ve genetik alanında önde gelen bilim insanları kanseri ve kanserin genetiğini tartıştı. Deneysel Hematoloji Derneği Başkanı ve Hematogenetik Kursu Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, şu bilgileri verdi: "Amacımız kanser alanında çalışan ve araştırma yapan farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirmekti. Toplantılar düzenleyerek ülkemizde disiplinler arası işbirliğini artırmak, bilgi paylaşımında bulunmak ve bu alanda eğitim alan genç bilim insanları için kurslar düzenlemekti. Bu toplantı ile ilk adımı attık." Erciyes Üniversitesi Hematoloji, Kemik İliği Nakli ve Kök Hücre Tedavileri Merkezi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ali Ünal ise "Bugün artık kanserin genetiğini daha iyi biliyoruz. Hangi kromozom bozukluklarının ve genetik değişimlerin hangi kansere neden olduğunu bilmekteyiz. Tüm kanser hücrelerindeki farklı genetik bozuklukların, kanser hücrelerinin davranışını değiştirebildiğini ve hastalığın seyrini nasıl etkileyeceğini öngörebilmekteyiz. Kanserin iyi yada kötü gidişini veya seyrini önceden belirleyebileceğiz. Ona göre tedavi metodunu değiştirebileceğiz. Kanserdeki genetik değişikliği ve kanser hücresi içerisindeki bozukluğun ortaya çıkardığı kontrolsüz hücre çoğalmasını hedef alarak, kanser hücresini öldürebiliyoruz." diye konuştu. Ankara Üniversitesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezinden Prof. Dr. Osman İlhan da artık kanserin kök hücresini tespit edebildiklerini belirtti. Prof. Dr. İlhan, vücutta dolaşan kanser hücrelerini öldürmekle kanserin tamamen tedavi edilemediğini, kanser kök hücresinin halen yaşayabildiğini ve vücutta çeşitli dokularda saklanabildiğini ifade etti. "Şu anda yapılan kemoterapi, radyoterapi ile kanser hücrelerini öldürebiliyor ve ortadan kaldırabiliyoruz" diyen Prof. Dr. İlhan, şu bilgileri verdi: "Ancak kanser kök hücresini öldüremiyoruz. Kanser kök hücresi, kemoterapi ilaçlarından etkilenmemekte ve radyoterapi ile öldürülememektedir. Şu anda kanser kök hücresini tespit edebiliyoruz. Kanser kök hücresinin genetik yapısını belirleyebiliyoruz. Bu farklı yapıyı hedef alarak kanser kök hücresini ortadan kaldırabilirsek vücuttaki tüm kanseri tamamen yok edebiliriz." Aynı zamanda Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır. Kanser Kök hücresini hedef alan Dendritik hücre tedavisi, kanser aşısı, geleceğin kanser tedavisi olacaktır. Tümör aşısı, kanser aşısı, kanser tedavisinde çığır açan bir tedavi yöntemi olacak ve yakın gelecekte tüm kanserleri kök hücresini tespit ederek ve ona karşı tümör aşısı yaparak tamamen yok edebilmemiz mümkün olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Hematogenetik Kursu Düzenleyicisi Prof. Dr. Yusuf Baran, kanseri tümü ile yok edilebilir bir hastalığa dönüştürmenin temel yolu bu hastalığa neden olan genetik bozuklukları bilmekten geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baran, "Kanserin erken dönemlerinde tanı konmasını sağlayacak belirteçlerin ve etkin tedavisini sağlayacak hedef moleküllerin tespiti, ancak kanserli hücrelerdeki genetik değişimleri belirlemek ile mümkün olacaktır. Kanser gibi kompleks bir hastalığı yenmenin yolu, farklı disiplinlerden bilim insanlarının bir araya gelerek tecrübe ve bilgilerini paylaşmasıdır. Bu bağlamda, ülkemizde ilk defa düzenlenen Hematogenetik kursunda farklı üniversitelerden hematoloji, onkoloji, moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, tıbbi genetik bilim alanlarından 130'un üzerinde bilim insanı oluşturdukları beyin fırtınaları ile kanserle mücadelede ortak bir vizyon oluşturmuşlardır" şeklinde konuştu. (CİHAN)
06 Aralık 2014 19:24 | sağlık
Geçen yıl Türkiye'de 125 bin 305 çift boşandı. Boşanma eşiğine gelmiş birçok çift ise aile içi sorunlarının çözümü için profesyonel destek alacağı bir danışman bulamıyor. Ankara'nın 1 milyona yakın nüfuslu iki ilçesi Çankaya ve Keçiören'de aile danışmanlığı merkezi yok. İstanbul Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin de telefon numarası yok.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) şiddet gören ve uygulayan eşlerle ilgileniyor. Şiddete varmayan sıkıntı yaşayanlar ise Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlükleri bünyesindeki sosyal hizmet merkezlerine yönlendiriliyor. Ancak boşanmanın eşiğine gelmeden çiftlere ücretsiz profesyonel yardım sunacak yeterli aile danışmanı yok. Olan yerlerdeyse uzmana ulaşmak neredeyse imkânsız.Bakanlıkta yaklaşık bin 800 psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı, çocuk gelişim uzmanı ve aile danışmanı görev yapıyor. Bu uzmanların bir kısmı ŞÖNİM'lerde, bir kısmı da sosyal hizmet merkezlerinde çalışıyor. Bu durumda uzman başına yaklaşık 33 bin kişi düşüyor. Bazı şehirlerde tek sosyal hizmet merkezi bulunurken, büyükşehirlerdeki sosyal hizmet merkezi sayısı 2 ile 9 arasında değişiyor. 5 milyondan fazla kişinin yaşadığı Ankara'da biri Ulus'taki il müdürlüğünde, 6'sı ise ilçelerdeki sosyal hizmet merkezleri bünyesinde toplam 7 aile danışmanlık birimi mevcut. Bir milyona yakın nüfusuyla Türkiye'nin en büyük ilçeleri konumundaki Keçiören ve Çankaya'da ise sosyal hizmet merkezi bulunmuyor. Bu ilçelerde oturanlar, 3 aile danışmanının görev yaptığı il müdürlüğündeki merkeze başvuruyor. İstanbul'daki 9 sosyal hizmet merkezinden 3'ü Anadolu yakasında, kalanlar ise Avrupa yakasında. Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin telefon numarası, Güngören'dekinin ise hem adresi hem de telefon numarası il müdürlüğünün internet sitesinde yok. Aile sıkıntılarını çözmek için destek arayanların randevu usulüyle çalışan bu sosyal hizmet merkezlerine nasıl ulaşacağı muamma.ARADIĞINIZ AİLE DANIŞMANINA ŞU ANDA ULAŞILAMIYOREşiyle sıkıntılar yaşayan ailelerin bir telefonla aile danışmanına ulaşması gerekiyor. Ancak Türkiye'deki sistemin birçok eksik ve aksayan yönü var. Destek almak isteyenlerin öncelikle Alo 183'ü bilip araması gerekiyor. Telefondaki görevli, büyükşehirden arıyorsanız size en yakın sosyal hizmet merkezinin numarasını veriyor. Küçük şehirlerde ise genelde il müdürlüğü bünyesindeki sosyal hizmet merkezinin numarası veriliyor. Randevu sisteminin nasıl işlediğini öğrenebilmek için İstanbul Fatih'teki Sosyal Hizmet Merkezi'ni telefonla arayıp, ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamalarını istiyoruz. Görevlinin aktardığı dâhili numarada uzun süre çalan telefonu açan olmuyor. Randevu sisteminin Ankara'daki işleyişle ilgili bilgi edinebilmek için Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nü telefonla arıyoruz. Yine santral görevlisinden ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamasını istiyoruz. Görevlinin aktarmasının ardından telefonu açan kişi ‘burası öfke kontrolü, yanlış yere bağlamışlar' deyip, santral numarasını yeniden aramamızı istiyor. İkinci aramamızda görevli yeniden aktarıyor ve telefonu açan kişi, randevu usulüyle çalıştıklarını belirterek, “Talebiniz halinde uygun gün ve saat belirleyip, kuruma davet ediyoruz.” diyor. Aradan 25 gün geçtikten sonra bu sefer Ankara Altındağ Sosyal Hizmet Merkezi'ni arayıp aile danışmanlarıyla görüşmek istediğimizi belirtiyoruz. Görevli, “Uzmanlarımız haftaya salı gününe kadar eğitimdeler.” cevabını veriyor.
06 Aralık 2014 03:48 | sağlık
Geçen yıl Türkiye'de 125 bin 305 çift boşandı. Boşanma eşiğine gelmiş birçok çift ise aile içi sorunlarının çözümü için profesyonel destek alacağı bir danışman bulamıyor. Ankara'nın 1 milyona yakın nüfuslu iki ilçesi Çankaya ve Keçiören'de aile danışmanlığı merkezi yok. İstanbul Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin de telefon numarası yok.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) şiddet gören ve uygulayan eşlerle ilgileniyor. Şiddete varmayan sıkıntı yaşayanlar ise Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlükleri bünyesindeki sosyal hizmet merkezlerine yönlendiriliyor. Ancak boşanmanın eşiğine gelmeden çiftlere ücretsiz profesyonel yardım sunacak yeterli aile danışmanı yok. Olan yerlerdeyse uzmana ulaşmak neredeyse imkânsız.Bakanlıkta yaklaşık bin 800 psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı, çocuk gelişim uzmanı ve aile danışmanı görev yapıyor. Bu uzmanların bir kısmı ŞÖNİM'lerde, bir kısmı da sosyal hizmet merkezlerinde çalışıyor. Bu durumda uzman başına yaklaşık 33 bin kişi düşüyor. Bazı şehirlerde tek sosyal hizmet merkezi bulunurken, büyükşehirlerdeki sosyal hizmet merkezi sayısı 2 ile 9 arasında değişiyor. 5 milyondan fazla kişinin yaşadığı Ankara'da biri Ulus'taki il müdürlüğünde, 6'sı ise ilçelerdeki sosyal hizmet merkezleri bünyesinde toplam 7 aile danışmanlık birimi mevcut. Bir milyona yakın nüfusuyla Türkiye'nin en büyük ilçeleri konumundaki Keçiören ve Çankaya'da ise sosyal hizmet merkezi bulunmuyor. Bu ilçelerde oturanlar, 3 aile danışmanının görev yaptığı il müdürlüğündeki merkeze başvuruyor. İstanbul'daki 9 sosyal hizmet merkezinden 3'ü Anadolu yakasında, kalanlar ise Avrupa yakasında. Bayrampaşa ve Eyüp sosyal hizmet merkezinin telefon numarası, Güngören'dekinin ise hem adresi hem de telefon numarası il müdürlüğünün internet sitesinde yok. Aile sıkıntılarını çözmek için destek arayanların randevu usulüyle çalışan bu sosyal hizmet merkezlerine nasıl ulaşacağı muamma.ARADIĞINIZ AİLE DANIŞMANINA ŞU ANDA ULAŞILAMIYOREşiyle sıkıntılar yaşayan ailelerin bir telefonla aile danışmanına ulaşması gerekiyor. Ancak Türkiye'deki sistemin birçok eksik ve aksayan yönü var. Destek almak isteyenlerin öncelikle Alo 183'ü bilip araması gerekiyor. Telefondaki görevli, büyükşehirden arıyorsanız size en yakın sosyal hizmet merkezinin numarasını veriyor. Küçük şehirlerde ise genelde il müdürlüğü bünyesindeki sosyal hizmet merkezinin numarası veriliyor. Randevu sisteminin nasıl işlediğini öğrenebilmek için İstanbul Fatih'teki Sosyal Hizmet Merkezi'ni telefonla arayıp, ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamalarını istiyoruz. Görevlinin aktardığı dâhili numarada uzun süre çalan telefonu açan olmuyor. Randevu sisteminin Ankara'daki işleyişle ilgili bilgi edinebilmek için Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nü telefonla arıyoruz. Yine santral görevlisinden ‘eşiyle sorun yaşayan ailelere danışmanlık hizmeti veren birimi' bağlamasını istiyoruz. Görevlinin aktarmasının ardından telefonu açan kişi ‘burası öfke kontrolü, yanlış yere bağlamışlar' deyip, santral numarasını yeniden aramamızı istiyor. İkinci aramamızda görevli yeniden aktarıyor ve telefonu açan kişi, randevu usulüyle çalıştıklarını belirterek, “Talebiniz halinde uygun gün ve saat belirleyip, kuruma davet ediyoruz.” diyor. Aradan 25 gün geçtikten sonra bu sefer Ankara Altındağ Sosyal Hizmet Merkezi'ni arayıp aile danışmanlarıyla görüşmek istediğimizi belirtiyoruz. Görevli, “Uzmanlarımız haftaya salı gününe kadar eğitimdeler.” cevabını veriyor.
06 Aralık 2014 02:00 | sağlık
Doç. Dr. Ahmet Demir, koliğin (bebeklerin şiddetli karın ağrıları nedeniyle yakınmaları) yeni doğan bebeklerde en sık rastlanan sağlık problemlerinin başında geldiğini söyledi. Demir, "Kesin nedeni tam olarak saptanamayan koliğin, en önemli belirtisinin bebeklerin gün içerisinde saatlerce ağlaması." dedi.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Ahmet Demir yeni doğan bebekte kolik ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Ahmet Demir, "Kolik, kesin nedeni bilinmemekle birlikte bebeğin sinir ve bağırsak sisteminin tam olgunlaşmaması ya da gelişmekte olmasından kaynaklanabilir. Ayrıca annenin sigara içmesi, yaşının ileri oluşu ve ilk bebek olma durumu diğer risk faktörleri arasında yer almaktadır." ifadelerini kullandı.3 ayın altındaki bir bebekte adeta durdurulamayan ağlama krizlerinin günde en az üç saat sürebileceğini dile getiren Demir, "Bu tablo, haftada üç gün ve ayda üç haftaya yayılmaktadır. Genelde bu bebekler, akşam saatlerinde ve hemen hemen aynı saatlerde ağlarlar. Ağlama sırasında yüzleri kızarır, karınları belirgin olarak şiştir ve bacaklarını karınlarına doğru çekerler. Bazen kendilerini arkaya doğru atar gibi bazen ellerini yumruk yaparak bazen de bacaklarını tekme atar gibi hareketler yaparak ağlayabilirler." dedi. Koliğin genelde 4. aya doğru düzeldiğini ve tedavisi içinse birçok alternatif bulunduğunu dile getiren Dr. Demir, tedavi seçeneklerinin ana başlıklarını şöyle anlattı:* Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin diyetinin düzenlenmesi.* Mama ile beslenen bebeklerde uygun mamaların seçilmesi.* İlaç tedavisi (gerekmedikçe kullanılmamalı veya endikasyon iyi konulmalı).* Probiyotikler (Faydalı bazı bakterilerin kullanılmasıdır).* Bitki özleri.* Kayropraktik tedavi ve masaj.'TANIYI DOKTOR KOYMALI' Kolik rahatsızlığında tanının konulmasında doktorları adres gösteren Demir, "Kolik tarzında ağlama krizleri olan bebekler, en az bir kez doktor muayenesinden geçmeli ve başka bir hastalık nedeni ile ağlamadıkları kanıtlanmalıdır. Bazen tek bir doktorun dediğiyle yetinmeyen aileler, bebeklerini hastane hastane gezdirmekte ve bu süreç bebeği daha çok yıpratmaktadır." ifadelerini kullandı. Bebeğin ağlama krizine girdiği sırada yapılması gerekenler:* Mümkün olduğunca sakin olun, gerilmeyin.* Güler yüzle bebekle göz teması kurmaya çalışın.* Bebeğinizi bağrınıza basarak karnını ısıtın. Bunu ütü ile ısıtılmış bez ya da ısıtma pedleri ile de yapabilirsiniz.* Bulunduğunuz odada sakinleştirici müzikler açın.* Bebek emziği kullanın.* Rezene ve nane gibi bitki çayları içirmeyi deneyin.* Su ve süpürge sesi bazı bebeklerin hoşuna gidebilir, unutmayın.* Son seçenek olarak bebekle birlikte ufak bir araba yolculuğuna çıkın.(CİHAN)
02 Aralık 2014 17:27 | sağlık
Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır." dedi.Erciyes Üniversitesi Genetik ve Kök Hücre Araştırmaları Merkezinde (GEN-KÖK ) kanser ve genetik alan ile ilgili toplantı yapıldı. Hematogenetik Kursu olarak gerçekleştirilen toplantıya Türkiye genelinde hematoloji, kanser, moleküler biyoloji ve genetik alanında önde gelen bilim insanları kanseri ve kanserin genetiğini tartıştı. Deneysel Hematoloji Derneği Başkanı ve Hematogenetik Kursu Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, şu bilgileri verdi: "Amacımız kanser alanında çalışan ve araştırma yapan farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirmekti. Toplantılar düzenleyerek ülkemizde disiplinler arası işbirliğini artırmak, bilgi paylaşımında bulunmak ve bu alanda eğitim alan genç bilim insanları için kurslar düzenlemekti. Bu toplantı ile ilk adımı attık." Erciyes Üniversitesi Hematoloji, Kemik İliği Nakli ve Kök Hücre Tedavileri Merkezi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ali Ünal ise "Bugün artık kanserin genetiğini daha iyi biliyoruz. Hangi kromozom bozukluklarının ve genetik değişimlerin hangi kansere neden olduğunu bilmekteyiz. Tüm kanser hücrelerindeki farklı genetik bozuklukların, kanser hücrelerinin davranışını değiştirebildiğini ve hastalığın seyrini nasıl etkileyeceğini öngörebilmekteyiz. Kanserin iyi yada kötü gidişini veya seyrini önceden belirleyebileceğiz. Ona göre tedavi metodunu değiştirebileceğiz. Kanserdeki genetik değişikliği ve kanser hücresi içerisindeki bozukluğun ortaya çıkardığı kontrolsüz hücre çoğalmasını hedef alarak, kanser hücresini öldürebiliyoruz." diye konuştu. Ankara Üniversitesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezinden Prof. Dr. Osman İlhan da artık kanserin kök hücresini tespit edebildiklerini belirtti. Prof. Dr. İlhan, vücutta dolaşan kanser hücrelerini öldürmekle kanserin tamamen tedavi edilemediğini, kanser kök hücresinin halen yaşayabildiğini ve vücutta çeşitli dokularda saklanabildiğini ifade etti. "Şu anda yapılan kemoterapi, radyoterapi ile kanser hücrelerini öldürebiliyor ve ortadan kaldırabiliyoruz" diyen Prof. Dr. İlhan, şu bilgileri verdi: "Ancak kanser kök hücresini öldüremiyoruz. Kanser kök hücresi, kemoterapi ilaçlarından etkilenmemekte ve radyoterapi ile öldürülememektedir. Şu anda kanser kök hücresini tespit edebiliyoruz. Kanser kök hücresinin genetik yapısını belirleyebiliyoruz. Bu farklı yapıyı hedef alarak kanser kök hücresini ortadan kaldırabilirsek vücuttaki tüm kanseri tamamen yok edebiliriz." Aynı zamanda Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır. Kanser Kök hücresini hedef alan Dendritik hücre tedavisi, kanser aşısı, geleceğin kanser tedavisi olacaktır. Tümör aşısı, kanser aşısı, kanser tedavisinde çığır açan bir tedavi yöntemi olacak ve yakın gelecekte tüm kanserleri kök hücresini tespit ederek ve ona karşı tümör aşısı yaparak tamamen yok edebilmemiz mümkün olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Hematogenetik Kursu Düzenleyicisi Prof. Dr. Yusuf Baran, kanseri tümü ile yok edilebilir bir hastalığa dönüştürmenin temel yolu bu hastalığa neden olan genetik bozuklukları bilmekten geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baran, "Kanserin erken dönemlerinde tanı konmasını sağlayacak belirteçlerin ve etkin tedavisini sağlayacak hedef moleküllerin tespiti, ancak kanserli hücrelerdeki genetik değişimleri belirlemek ile mümkün olacaktır. Kanser gibi kompleks bir hastalığı yenmenin yolu, farklı disiplinlerden bilim insanlarının bir araya gelerek tecrübe ve bilgilerini paylaşmasıdır. Bu bağlamda, ülkemizde ilk defa düzenlenen Hematogenetik kursunda farklı üniversitelerden hematoloji, onkoloji, moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, tıbbi genetik bilim alanlarından 130'un üzerinde bilim insanı oluşturdukları beyin fırtınaları ile kanserle mücadelede ortak bir vizyon oluşturmuşlardır" şeklinde konuştu. (CİHAN)
02 Aralık 2014 12:07 | sağlık
Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır." dedi.Erciyes Üniversitesi Genetik ve Kök Hücre Araştırmaları Merkezinde (GEN-KÖK ) kanser ve genetik alan ile ilgili toplantı yapıldı. Hematogenetik Kursu olarak gerçekleştirilen toplantıya Türkiye genelinde hematoloji, kanser, moleküler biyoloji ve genetik alanında önde gelen bilim insanları kanseri ve kanserin genetiğini tartıştı. Deneysel Hematoloji Derneği Başkanı ve Hematogenetik Kursu Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, şu bilgileri verdi: "Amacımız kanser alanında çalışan ve araştırma yapan farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirmekti. Toplantılar düzenleyerek ülkemizde disiplinler arası işbirliğini artırmak, bilgi paylaşımında bulunmak ve bu alanda eğitim alan genç bilim insanları için kurslar düzenlemekti. Bu toplantı ile ilk adımı attık." Erciyes Üniversitesi Hematoloji, Kemik İliği Nakli ve Kök Hücre Tedavileri Merkezi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ali Ünal ise "Bugün artık kanserin genetiğini daha iyi biliyoruz. Hangi kromozom bozukluklarının ve genetik değişimlerin hangi kansere neden olduğunu bilmekteyiz. Tüm kanser hücrelerindeki farklı genetik bozuklukların, kanser hücrelerinin davranışını değiştirebildiğini ve hastalığın seyrini nasıl etkileyeceğini öngörebilmekteyiz. Kanserin iyi yada kötü gidişini veya seyrini önceden belirleyebileceğiz. Ona göre tedavi metodunu değiştirebileceğiz. Kanserdeki genetik değişikliği ve kanser hücresi içerisindeki bozukluğun ortaya çıkardığı kontrolsüz hücre çoğalmasını hedef alarak, kanser hücresini öldürebiliyoruz." diye konuştu. Ankara Üniversitesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezinden Prof. Dr. Osman İlhan da artık kanserin kök hücresini tespit edebildiklerini belirtti. Prof. Dr. İlhan, vücutta dolaşan kanser hücrelerini öldürmekle kanserin tamamen tedavi edilemediğini, kanser kök hücresinin halen yaşayabildiğini ve vücutta çeşitli dokularda saklanabildiğini ifade etti. "Şu anda yapılan kemoterapi, radyoterapi ile kanser hücrelerini öldürebiliyor ve ortadan kaldırabiliyoruz" diyen Prof. Dr. İlhan, şu bilgileri verdi: "Ancak kanser kök hücresini öldüremiyoruz. Kanser kök hücresi, kemoterapi ilaçlarından etkilenmemekte ve radyoterapi ile öldürülememektedir. Şu anda kanser kök hücresini tespit edebiliyoruz. Kanser kök hücresinin genetik yapısını belirleyebiliyoruz. Bu farklı yapıyı hedef alarak kanser kök hücresini ortadan kaldırabilirsek vücuttaki tüm kanseri tamamen yok edebiliriz." Aynı zamanda Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Osman İlhan, kanseri kök hücresi ile vurabileceklerini söyledi. İlhan, "Kanser kök hücresinin özelliğini belirleyerek yapılan hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlarla tedavi, hücresel tedaviler, artık kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin önüne geçmiştir. Gelecekte, kemoterapi ve radyoterapinin yerini kök hücre tedavisi alacaktır. Kanser Kök hücresini hedef alan Dendritik hücre tedavisi, kanser aşısı, geleceğin kanser tedavisi olacaktır. Tümör aşısı, kanser aşısı, kanser tedavisinde çığır açan bir tedavi yöntemi olacak ve yakın gelecekte tüm kanserleri kök hücresini tespit ederek ve ona karşı tümör aşısı yaparak tamamen yok edebilmemiz mümkün olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Hematogenetik Kursu Düzenleyicisi Prof. Dr. Yusuf Baran, kanseri tümü ile yok edilebilir bir hastalığa dönüştürmenin temel yolu bu hastalığa neden olan genetik bozuklukları bilmekten geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baran, "Kanserin erken dönemlerinde tanı konmasını sağlayacak belirteçlerin ve etkin tedavisini sağlayacak hedef moleküllerin tespiti, ancak kanserli hücrelerdeki genetik değişimleri belirlemek ile mümkün olacaktır. Kanser gibi kompleks bir hastalığı yenmenin yolu, farklı disiplinlerden bilim insanlarının bir araya gelerek tecrübe ve bilgilerini paylaşmasıdır. Bu bağlamda, ülkemizde ilk defa düzenlenen Hematogenetik kursunda farklı üniversitelerden hematoloji, onkoloji, moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, tıbbi genetik bilim alanlarından 130'un üzerinde bilim insanı oluşturdukları beyin fırtınaları ile kanserle mücadelede ortak bir vizyon oluşturmuşlardır" şeklinde konuştu. (CİHAN)
02 Aralık 2014 11:44 | sağlık
Çocuklar anne-babalarından sonra en çok öğretmenlerini örnek alıyor. Uzmanlar sigara içme gibi kötü alışkanlık kazanan çocuklarda öğretmenlerin etkisine dikkat çekiyor. Özellikle öğretmeniyle sosyal medyada arkadaş olan çocuklar, öğretmenin yayınladığı fotoğrafları dikkatle takip ediyor ve kendine model oluşturuyor.Sosyal medya, neredeyse dünyayı küçük bir köy haline getirdi. Önceleri çok uzak, ulaşılmaz gibi görünen herkesin özel hayatındaki küçük ayrıntılar bile sosyal medyanın tüketim alanına girdi. Öğretmenler gibi etki alanı geniş meslek kitleleri, paylaşım ağlarında yayınladığı fotoğraflarıyla kötü örnek olduğunun farkına bile varmıyor. Turgut Özal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Çağla Gür, bu konuyla ilgili dikkat çekici tespitler yapıyor: “Değerler eğitimiyle ilgili bulgular bize gösteriyor ki; ilköğretim çağındaki çocuklar öğretmenlerini örnek alıyorlar. Olumsuz davranışları ise daha çok örnek alıyorlar. Öğrenci kendi yaptığı olumsuzluğu bir başkasının yaptığıyla meşrulaştırmaya çalışıyor. ‘Öğretmenim de bunu yapıyor’ diyerek mazerete bürümesi kolaylaşıyor. Örneğin sosyal medyada öğretmenini arkadaş olarak ekleyen öğrenci ‘yanlış olsa öğretmenim yapmaz’ diyor.”Özellikle devlet okullarında görev yapan sigara tiryakisi öğretmenlerin okul bahçelerinde öğrencilerin karşısında sigara içmesi de çocuklar üzerinde çok büyük etki oluşturuyor. Ankara’da bazı devlet okullarında bu durum oldukça yaygın ve kanıksanmış boyuta ulaştı. Çağla Gür, ilkokulda başlayan sigara alışkanlığının ilerleyen yaşlarda ciddi tiryakiliğe, hatta farklı bağımlılıklara dönüşebileceğine dikkat çekiyor ve ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Milli Eğitim Bakanlığı, okul çevresinde sigara içilmemesi yönünde bütün öğretmenleri bağlayıcı kararlar alması lazım. Okul aile birlikleri devreye girmeli ve öğrencilere rol model olan öğretmenlerin zararlı alışkanlıklarını okul çevresinde sergilemeleri engellenmeli.”NASİHATLER, ERGENLİKTEN ÖNCE YAPILMALIGazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Bağımlılık Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Zehra Arıkan ise zararlı alışkanlıklarla ilgili bilgilendirmenin ergenlikten çok önce yapılması gerektiğini belirtiyor ve bağımlılıkla mücadelenin üç aşamada gerçekleştirildiğini kaydediyor. Öncelikle başlamayı önleme adına çalışmalar yapılması gerektiğini dile getiren Arıkan, ergenlik çağındakilerin yanında uyuşturucu maddenin sözünü bile etmemek gerektiğini vurguluyor. Uyuşturucu madde bağımlılığının yüzde 75 oranında ergenlik döneminde başladığını dile getiren Arıkan, şu önerilerde bulunuyor: “Ergenlik çağındaki birine bir şeyi yapma demek aslında ‘yap’ demek gibidir. Ergenler, genellikle yapma etme tavsiyelerini dinlemezler. ‘İçsem ne olacak’ ‘bana bir şey olmaz’ diyebilirler. ‘Esrar ot, bağımlılık yapmaz’ gibi yanlış bilgilere itibar edebilirler. Çocuklara seçenek, alternatifler, olanaklar sunmamız lazım. Yararlı şeylere, spora ve sanata yöneltmek gerekiyor. Hayır diyebilen, kendine yetebilen, ilgi alanları olan çocuklar yetiştirmek için onlarla çok küçük yaşlarda kaliteli vakit geçirmek ve sözümüzü dinler hale getirmek gerekiyor.”
29 Kasım 2014 03:03 | sağlık
Çocuklar anne-babalarından sonra en çok öğretmenlerini örnek alıyor. Uzmanlar sigara içme gibi kötü alışkanlık kazanan çocuklarda öğretmenlerin etkisine dikkat çekiyor. Özellikle öğretmeniyle sosyal medyada arkadaş olan çocuklar, öğretmenin yayınladığı fotoğrafları dikkatle takip ediyor ve kendine model oluşturuyor.Sosyal medya, neredeyse dünyayı küçük bir köy haline getirdi. Önceleri çok uzak, ulaşılmaz gibi görünen herkesin özel hayatındaki küçük ayrıntılar bile sosyal medyanın tüketim alanına girdi. Öğretmenler gibi etki alanı geniş meslek kitleleri, paylaşım ağlarında yayınladığı fotoğraflarıyla kötü örnek olduğunun farkına bile varmıyor. Turgut Özal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Çağla Gür, bu konuyla ilgili dikkat çekici tespitler yapıyor: “Değerler eğitimiyle ilgili bulgular bize gösteriyor ki; ilköğretim çağındaki çocuklar öğretmenlerini örnek alıyorlar. Olumsuz davranışları ise daha çok örnek alıyorlar. Öğrenci kendi yaptığı olumsuzluğu bir başkasının yaptığıyla meşrulaştırmaya çalışıyor. ‘Öğretmenim de bunu yapıyor’ diyerek mazerete bürümesi kolaylaşıyor. Örneğin sosyal medyada öğretmenini arkadaş olarak ekleyen öğrenci ‘yanlış olsa öğretmenim yapmaz’ diyor.”Özellikle devlet okullarında görev yapan sigara tiryakisi öğretmenlerin okul bahçelerinde öğrencilerin karşısında sigara içmesi de çocuklar üzerinde çok büyük etki oluşturuyor. Ankara’da bazı devlet okullarında bu durum oldukça yaygın ve kanıksanmış boyuta ulaştı. Çağla Gür, ilkokulda başlayan sigara alışkanlığının ilerleyen yaşlarda ciddi tiryakiliğe, hatta farklı bağımlılıklara dönüşebileceğine dikkat çekiyor ve ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Milli Eğitim Bakanlığı, okul çevresinde sigara içilmemesi yönünde bütün öğretmenleri bağlayıcı kararlar alması lazım. Okul aile birlikleri devreye girmeli ve öğrencilere rol model olan öğretmenlerin zararlı alışkanlıklarını okul çevresinde sergilemeleri engellenmeli.”NASİHATLER, ERGENLİKTEN ÖNCE YAPILMALIGazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Bağımlılık Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Zehra Arıkan ise zararlı alışkanlıklarla ilgili bilgilendirmenin ergenlikten çok önce yapılması gerektiğini belirtiyor ve bağımlılıkla mücadelenin üç aşamada gerçekleştirildiğini kaydediyor. Öncelikle başlamayı önleme adına çalışmalar yapılması gerektiğini dile getiren Arıkan, ergenlik çağındakilerin yanında uyuşturucu maddenin sözünü bile etmemek gerektiğini vurguluyor. Uyuşturucu madde bağımlılığının yüzde 75 oranında ergenlik döneminde başladığını dile getiren Arıkan, şu önerilerde bulunuyor: “Ergenlik çağındaki birine bir şeyi yapma demek aslında ‘yap’ demek gibidir. Ergenler, genellikle yapma etme tavsiyelerini dinlemezler. ‘İçsem ne olacak’ ‘bana bir şey olmaz’ diyebilirler. ‘Esrar ot, bağımlılık yapmaz’ gibi yanlış bilgilere itibar edebilirler. Çocuklara seçenek, alternatifler, olanaklar sunmamız lazım. Yararlı şeylere, spora ve sanata yöneltmek gerekiyor. Hayır diyebilen, kendine yetebilen, ilgi alanları olan çocuklar yetiştirmek için onlarla çok küçük yaşlarda kaliteli vakit geçirmek ve sözümüzü dinler hale getirmek gerekiyor.”
29 Kasım 2014 02:00 | sağlık
Sağlık Bakanlığı, Türkiye'nin illere göre sezaryen haritasını çıkardı. Bakanlık çalışmasına göre 2014 yılı ilk 8 ayında devlet hastanelerinde normal ve sezaryen doğumlar incelendi. Bakanlık verilerine göre 81 ilde yılın ilk 8 ayında 475 bin 785 doğum gerçekleşti. Bu doğumların 173 bin 231'i yani yüzde 36,4'lük kısmı sezaryen. Sezaryen oranlarında ilk sırada yüzde 74'le Tunceli yer aldı. Tunceli'de gerçekleşen 345 doğumun 257'si sezaryenle oldu. En düşük sezaryen ise yüzde 22 ile Van ve Siirt'te gerçekleşti.Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu (TKHK), "Türkiye'nin Sezaryen Haritası"nı çıkardı. TKHK İstatistik, Analiz ve Raporlama Daire Başkanlığı 81 il Kamu Hastaneleri'nde sağlık faaliyetleri ile ilgili önemli bir rapor hazırladı. Raporda, illerdeki devlet hastanelerindeti doğum oranları ve sezaryen sayıları bilgileri ayrıntılı bir şekilde yer aldı.Çalışmanın önsözünü TKHK Başkanı Uzman Dr. Zafer Çukurova yazdı. Kurumun, 280 bin çalışanı ve 30 milyar TL bütçesi ile Sağlık Bakanlığı'nın en önemli parçası konumunda olduğunu belirten Çukurova, "Kurumumuz, 19 Mart 2012 tarihinde faaliyete başlamıştır. Sağlık hizmetlerinde güven duyulan ve uluslararası alanda referans gösterilen bir kurum olma hedefi ile çalışmaktadır. 2 Kasım 2012 tarihinde ise Kurumumuza bağlı hastanelerin daha etkili, kaliteli ve verimli bir şekilde, profesyonel ve çağdaş bir yönetim anlayışı ile işletilebilmesi için il düzeyinde 88 Kamu Hastane Birliği kurulmuştur." açıklamasında bulundu.Sağlık hizmetlerinde geldiğimiz noktanın tespiti ve 'Sağlıkta 2023 Vizyonu' çerçevesinde kurum vizyonunu tüm paydaşlara aktarmak için böyle bir çalışma yaptıklarına değinen Çukurova, "Bu çerçevede, Kamu Hastane Birliklerine ait yapımızı tanıtmak ve sunulan hizmetlerle ilgili bilgiler sunmak üzere bu çalışma hazırlandı." ifadelerini kullandı.EN DÜŞÜK SEZARYEN ORANI YÜZDE 22 İLE SİİRT VE VAN'DABakanlık verilerine göre TKHK'ya bağlı 88 Kamu Hastane Birliği'ndeki 835 hastanede 2014 yılı ilk 8 ayında yapılan doğumlar tek tek incelendi. Hazırlanan rapora göre 81 ilde yılın ilk 8 ayında 475 bin 785 doğum gerçekleşti. Bu doğumların 173 bin 231'i yani yüzde 36.4'lük kısmı sezaryen.Sezaryenle doğumlarda oran olarak ilk sırada yüzde 74'le Tunceli geliyor. Tunceli'de gerçekleşen 345 doğumun 257'si sezaryenle oldu. En düşük sezaryen ise yüzde 22 ile Van ve Siirt'te gerçekleşti. Siirt'teki 2 bin 744 doğumun 596'sı (yüzde 22) ve Van'daki 15 bin 597 doğumun 3 bin 483'si (yüzde 22) sezaryenle yapıldı.Rapora göre 81 ilden 8'inde (Tunceli yüzde 74, Amasya yüzde 53, Artvin yüzde 52, Kırşehir yüzde 53, Sakarya yüzde 50, Uşak yüzde 56, Zonguldak yüzde 52, Osmaniye yüzde 50) doğumdan biri sezaryenle yapıldı. Sezaryen doğum oranlarının yüzde 30'un altında olduğu 1 il bulunuyor, 57 ilde ise doğumların yüzde 30-50 arası sezaryenle yapıldı.172 BİN SEZARYEN DOĞUMUN 72 BİNİ PRİMER (İLK DOĞUMDA)Bakanlık raporunda, primer (ilk doğumda) sezaryen oranları ile ilgili de önemli verilere ulaşıldı. 81 ilde gerçekleşen 173 bin 231 sezaryen doğumun 72 bin 999 primer (ilk doğumda) olarak gerçekleşti. Primer sezaryen rakamlarına bakıldığında ilk sırada 7 bin 685'le İstanbul geliyor. İstanbul'u sırasıyla 6 bin 813'le Ankara, 4 bin 249'la İzmir ve 2 bin 800'le Bursa izliyor. En düşük primer sezaryen doğum sıralaması ise şöyle: "Çankırı 97, Ardahan 114, Gümüşhane 128, Edirne 133, Bilecik 135, Bayburt 145, Kırklareli 147."SEZARYEN ORANI İSTANBUL'DA YÜZDE 41, ANKARA'DA YÜZDE 42Büyükşehirlerdeki sezaryen oranları ise yüzde 40'lar civarında. İstanbul'da yılın ilk 8 ayındaki 46 bin 527 doğumun 19 bin 239'u (yüzde 41) sezaryen. Diğer bası büyükşehirlerde ise doğum oranları şu şekilde: "Adana 18 bin 91 doğumun 5 bin 139'u (yüzde 40) sezaryen, Ankara 32 bin 568 doğumun 13 bin 700'ü (yüzde 42) sezaryen, Bursa 16 bin 162 doğumun 6 bin 498'i (yüzde 40) sezaryen, Diyarbakır 18 bin 895 doğumun 4 bin 583'ü (yüzde 24) sezaryen, Erzurum 7 bin 653 doğumun 2 bin 264'ü (yüzde 30) sezaryan, Eskişehir 3 bin 854 doğumun bin 459'u (yüzde 38) sezaryen, İzmir 17 bin 274 doğumun 8 bin 368'i (yüzde 48) sezaryen, Trabzon 3 bin 303 doğumun bin 403'ü (yüzde 42) sezaryen, Şanlıurfa 26 bin 471 doğumun 6 bin 240'ı (yüzde 24) sezaryen."Sağlık Bakanlığı raporuna göre 81 ildeki normal, sezaryen ve primen sezaryen oranları:İller - Toplam doğum - Sezaryen Sayısı (Oranı) - Primer SezaryenAdana 18.091 5.139 (%40) 1.883Adıyaman 7.092 2.482 (%35) 1.107Afyon 3.309 1.190 (%36) 361Ağrı 8.774 2.068 (%24) 1.371Amasya 1.939 1.037 (%53) 420Ankara 32.568 13.700 (%42) 6.813Antalya 9.056 4.322 (%48) 1.665Artvin 908 473 (%52) 205Aydın 5.370 2.114 (%39) 1.206Balıkesir 5.650 2.488 (%44) 858Bilecik 1.013 403 (%40) 135Bingöl 3.187 1.174 (%37) 518Bitlis 4.359 1.040 (% 24) 579Bolu 1.418 655 (%46) 271Burdur 993 487 (% 49) 192Bursa 16.162 6.498 (%40) 2.800Çanakkale 2.017 907 (%45) 341Çankırı 764 299 (%39) 97Çorum 2.893 1.279 (%44) 436Denizli 4.251 1.682 (%40) 588Diyarbakır 18.895 4.583 (%24) 1.908Edirne 947 395 (%42) 133Elazığ 3.405 1.360 (%40) 532Erzincan 1.220 552 (%45) 232Erzurum 7.653 2.264 (%30) 1.005Eskişehir 3.854 1.459 (%38) 583Gaziantep 13.993 4.859 (%35) 1.127Giresun 1.161 568 (%49) 258Gümüşhane 932 295 (%32) 128Hakkari 2.896 1.069 (%37) 273Hatay 12.327 3.824 (%31) 1.091Isparta 1.716 711 (%41) 337Mersin 10.639 4.402 (%41) 1.695İstanbul 46.527 19.239 (%41) 7.685İzmir 17.274 8.368 (%48) 4.249Kars 3.528 1.037 (%29) 662Kastamonu 1.270 485 (%38) 231Kayseri 5.903 2.426 (%41) 1.097Kırklareli 963 382 (%40) 147Kırşehir 1.337 705 (%53) 323Kocaeli 7.870 3.133 (%40) 1.139Konya 14.166 5.098 (%36) 2.240Kütahya 2.541 1.233 (%49) 609Malatya 4.691 1.621 (%35) 521Manisa 6.038 2.331 (%39) 960K.Maraş 9.914 4.108 (%41) 1.696Mardin 11.240 3.205 (%29) 1.044Muğla 3.145 1.521 (%48) 613Muş 5.734 1.350 (%24) 662Nevşehir 1.741 645 (%37) 292Niğde 2.699 782 (%29) 370Ordu 2.862 1.344 (%47) 506Rize 2.113 991 (%47) 422Sakarya 6.439 3.204 (%50) 1.518Samsun 7.228 3.342 (%46) 1.178Siirt 2.744 596 (%22) 311Sinop 980 420 (%43) 191Sivas 4.118 946 (%23) 388Tekirdağ 2.963 1.167 (%39) 490Tokat 3.860 1.566 (%41) 745Trabzon 3.303 1.403 (%42) 513Tunceli 345 257 (%74) 150Şanlıurfa 26.471 6.240 (%24) 2.167Uşak 2.142 1.196 (%56) 439Van 15.597 3.483 (%22) 1.968Yozgat 2.922 1.333 (%46) 681Zonguldak 2.444 1.269 (%52) 577Aksaray 2.498 600 (%24) 191Bayburt 748 273 (%36) 145Karaman 1.979 870 (%44) 330Kırıkkale 951 418 (%44) 243Batman 5.288 1.519 (%29) 705Şırnak 7.100 1.838 (%26) 952Bartın 1.645 741 (%45) 517Ardahan 975 229 (% 23) 114Iğdır 2.039 648 (%32) 345Yalova 875 295 (%34) 181Karabük 823 328 (%40) 328Kilis 3.237 774 (%24) 291Osmaniye 3.511 1.758 (%50) 433Düzce 1.552 736 (%47) 292Toplam475.785 173.231 (%36) 72.999.(CİHAN)
27 Kasım 2014 15:05 | sağlık
Kış mevsiminde beslenmede yapılan hatalara dikkat çeken uzmanlar, en çok yapılan 3 hata arasında, mevsiminde yenmeyen sebze ve meyveler ile meyve suyu tüketimi ve akşam geç saatlerde yemeyi gösteriyor.Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, kışın beslenmede en sık yapılan 3 hatayı şöyle sıraladı: "Mevsiminde yenilmeyen sebze ve meyveler. Yaz sebze ve meyvelerini kışın yemek, hormonlu yiyecek yemek anlamına geliyor. Bu da vücudu olumsuz etkileyebiliyor. Meyveyi bütün olarak yemek yerine çok sayıda meyveyi sıkarak elde edilen meyve suları ve hazır meyve sularıyla çok yüksek oranda kalori almak. Yüksek kalorili yiyecekleri gündüz az miktarda tüketmek yerine uzun kış akşamlarında, metabolizmanın en yavaş olduğu saatlerde tüketerek aşırı kalori almak."Hafif soğuk algınlıklarının bile, bağışıklık sisteminin zayıflığının göstergesi olduğuna dikkat çeken Hamzaoğlu, bağışıklık sisteminin zayıflamasının en önemli nedeninin besin yetersizliği olduğunu söyledi. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için spor yapılmasını tavsiye etti.Diyet konusunda, 'doğru gıdaları, doğru miktarlarda tüketmek önem taşıyor' diyen Hamzaoğlu, şöyle devam etti: "Günlük beslenmemizde sık sık kaçamak yapmamız çok kalori almamıza neden olacağından dikkatli olmalıyız. Örneğin bir kase sütlü tatlı yediysek, o günkü beslenmemizden bir su bardağı süt, bir porsiyon meyve ve bir dilim ekmek hakkımızı yemememiz gerekiyor. Mantı yediysek, o gün ekmek tüketimini azaltmalı, takip eden öğünlerde yağdan zengin başka yiyecek tüketmemeli, süt veya yoğurt hakkımızı da eksiltmeliyiz."KIŞIN NELER TÜKETİLMELİ?Hamzaoğlu, kışın tüketilmesi gereken yiyecekler konusunda şu tavsiyelerde bulundu:* Ara öğünler ile kan şekeri dengede tutulmalıdır.* Ara öğünler, yemek yeme atağını da engelleyeceği için mutlaka yapılmalıdır ara öğün alternatifleri mutlaka lifli ve kana karışma hızı düşük gıdalar olmalı.* Meyve, yoğurt, ayran, lifli çubuklar, tam tahıllı ürünler tüketilmelidir.* Sindirim sisteminizin hareketi, metabolizma hızınızın göstergesidir. Ananas, kivi, elma, armut gibi meyveleri küp küp doğrayarak, içine bir miktar ılık süt, bir veya iki yemek kaşığı kadar kepek ilave edilmiş bir karışım olarak tüketirsek, kabızlık sorununa karşı da önlem almış oluruz.Dünya sağlık örgütünün, haftada en az 3 kez, 45-60 dakika aralıksız spor yapılmasını önerdiğini belirten Hamzaoğlu, sadece diyet yaparak kilo vermenin mümkün olmadığını, doğru beslenme kuralları ve sporu birlikte uygulamanın kilo vermeye yardımcı olacağını sözlerine ekledi.(CİHAN)
27 Kasım 2014 14:51 | sağlık
Bilkent Üniversitesi ve University of Washington araştırmacıları, Hacettepe ve Ankara Üniversitesi
25 Kasım 2014 12:09 | sağlık
Hz. Muhammed’i (sas) anlama ve anlatma gayesiyle geçen yıl 2 milyon kişinin katıldığı ‘Herkes O’nu Okuyor’ kampanyasına imza atan Peygamber Yolu Derneği, “O’nunla bir ömür” projesi başlattı. Türkiye’yi karış karış gezecek ilahiyatçılar, Peygamberimiz’in yaşadığı hadiseleri, sorunları nasıl çözdüğünü anlatacak.Peygamber Efendimiz’i anlama ve anlatma gayesiyle yola çıkan Peygamber Yolu Derneği, bu gayreti tüm yıla yayma düşüncesiyle “O’nunla Bir Ömür” projesini başlattı. Dernek Başkanı Ali Demirel, “Örneğin şu an Muharrem ayındayız. Efendiler Efendisi, Muharrem ayında boykota maruz kalmıştı. Bu boykot hadisesini Ankara’da ele alacağız. Bu programlar tüm ülkemize yayılacak ve her yerde Efendimiz konuşulacak.” dedi. Efendimiz’in hayatını adeta Nebevi Günlük gibi gün gün kayda geçirme gayretinde olduklarını belirten Demirel, bu çerçevede ortaya çıkan örnekleri ilahiyatçıların şehir şehir gezerek tüm Türkiye’de anlatacağını vurguladı. Projenin Ankara’da yapılan açılış etkinliğinde konuşan ilahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz, Efendimiz’in, peygamberliğinin 7. senesinde ashabıyla birlikte maruz kaldığı boykot hadisesini anlattı. Efendimiz ve ashabına uygulanan 3 yıllık boykotun Muharrem ayında başladığını hatırlatan Haylamaz, Mekke dışına çıkarılan, her türlü irtibat kesilerek yok edilmeye çalışılan Allah Resulü’nün, çektiği sıkıntılara rağmen yolundan dönmediğini vurguladı.Peygamber Yolu Derneği ile Güneş Eğitim ve Kültür Derneği’nin (GÜNEŞDER) Etimesgut Korkut Ata Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlediği etkinliğe çok sayıda davetli katıldı. Kur’an tilavetiyle başlayan programda konuşan Ali Demirel, “Günümüzde yaşanan ve kıyamete kadar yaşanacak bütün sorunların çözümü, Efendimiz’in hayatında bulunuyor.” diyor. 23 yıllık risaleti süresince Efendimiz’in insanları yetiştirmede ve gönüllere girmede kullandığı metotları araştırmak için 40 kişiden oluşan bir araştırmacı grup oluşturduklarını dile getiren Demirel, Efendimiz’in çözüm metotlarını günümüzde de uygulamak için İslami temel eserleri bu araştırmacı gruba dağıttıklarını anlatıyor. Ayrıca geçen yıl uyguladıkları ‘Herkes O’nu Okuyor’ projesinin de büyük ilgi gördüğünü bildiren Demirel, bu projeye 2 milyondan fazla kişinin katıldığını hatırlattı.‘ZOR KULLANILARAK BİTİRİLMİŞ HİÇBİR DÜŞÜNCE YOKTUR’İlahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz da peygamberliğinin 7. senesinde Efendimiz’in, ashabıyla birlikte maruz kaldığı boykot hadisesini anlattı. Efendimiz’in zorluklar karşısında gösterdiği sabır ve kararlılığı örnekleriyle açıklayan Haylamaz, “Bugüne ve Efendimiz’in dönemine baktığımız zaman şartlar ve mekânlar farklı olsa da müminlere yapılan zulüm ve eziyetler benzerlik göstermektedir. Nasıl ki aydınlığın karanlığı kovalaması gibi yaşanan sıkıntılar da zamanla bir bir bitmiş ve son bulmuştur. Peygamberlik geldikten sonra Mekke’de bir değişiklik oldu. Emin denildiği zaman herkes O’nu (sas) gösterdi. Bütün bunlar vardı fakat bir taraftan da Efendimiz’e karşı kin ve haset besleyen bir zümre de vardı.” diye konuştu.Efendimiz’in bütün hakaret, işkence, yalan ve karalama kampanyalarına karşı yılmadan hak davasını herkese anlattığının altını çizen Haylamaz, “İnsanlık tarihinde zor kullanılarak bitirilmiş hiçbir düşünce yoktur. O dönemde yaşanmış en somut örneklerden birisi Ebu Cehil’in yaptıklarıdır. Ebu Cehil’in kin ve nefreti hiç kimseye kalıcı zarar vermedi, veremedi. Efendimiz defalarca kapısına gidiyor. Ama Ebu Cehil her defasında Efendimiz (sas)’e hakaret ediyor ve geri çeviriyordu. Yaşanan bunca sıkıntıdan sonra Müslüman olan sahabeler, Efendilerimiz Peygamberimiz (sas)’i sevindirmiştir. Sebat eden Müslümanlar, Efendimiz’i her zaman mutlu etmiştir.” ifadelerini kullandı.
17 Kasım 2014 05:35 | sağlık
Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi.Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi. Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin geçen haziranda düzenlediği ‘Önleme, Tedavi ve Rehabilitasyon Çalıştayı’nda uyuşturucu madde kullanımının boyutları, temel sorunları tartışıldı. Çalıştayda bağımlılık ile ilgili çarpıcı araştırma sonuçları paylaşıldı. Buna göre 2012 yılında İstanbul’un 15 farklı ilçesinde 45 okulda yapılan anket çalışmasında ilk sırada yüzde 45,4 ile nargile kullanımı geliyor. Yani gençler madde bağımlılığına ilk adımı nargile ile atıyor. İkinci sırada ise yüzde 34,2 ile alkol yer alıyor. Aynı araştırma gençler arasında bonzai kullanım oranının yüzde 3,8; esrarın yüzde 2,9, kokainin yüzde 0,6, eroinin ise yüzde 0,4 olduğunu gösteriyor. Kullanım oranı erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek. 4 bin 957 olgu temel alınarak yürütülen analizde nargile, yaşam boyu en az bir kez deneme oranı ile ilk sırada yer alıyor.Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uyuşturucu önemli bir problem. Gaziantep’teki tedavi merkezindeki son araştırmaya göre madde bağımlılığında ortalama yaşın 11 ila 26 olduğu belirlenmiştir.” diyor. İstanbul ve Ankara’da da yapılan araştırmada aynı yaş ortalaması dikkat çekiyor. Karaman, gençlerin nargile kullanmaya başlamasının onları ileriki aşamada uyuşturucuya yönelttiğini söylüyor. Dünyada nargile ile alakalı ilk bilinçlendirme ve farkındalık kampanyasını Yeşilay’ın başlattığını kaydeden Karaman, nargile ile ilgili kampanyanın ciddi geri dönüşleri olduğunu vurguluyor. Karaman, şunları söylüyor: “Kampanya kapsamında nargilenin, gösterildiği gibi masum olmadığını, nargilenin de bir tütün ürünü olduğunu, sigaranın ne kadar zararı varsa nargilenin de en az o kadar zararı olduğunu bu spotla medyaya duyurmuş olduk. Ayrıca nargile spot filmlerini İngilizce, Fransızca ve Arapça dillerine çevirdik. Yakında Arap ülkelerinde Yeşilay’ın nargile spotu yayınlayacak.”
17 Kasım 2014 01:58 | sağlık
Ankara Onkoloji Hastanesinde, maddi durumu iyi olmayan hastalar için toplanan ve piyasa değeri yaklaşık 50 bin TL olan 47 kutu kanser ilacı çalındı.
05 Kasım 2014 13:00 | sağlık
MR her ne kadar bilgisayar tomografisinde olduğu gibi zararlı radyasyon içermese de hastalar belli sürelerle elektromanyetik dalgaya maruz bırakılıyor.Bu da dokularda ısınmaya sebep olabiliyor. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas ve kurduğu proje ekibi manyetik rezonans (MR) tarayıcılarının vücutta zarar verebilecek derecede ısı artışına sebep olup olmadığını araştırdı. Malas’ın araştırma projesi TÜBİTAK ve Turgut Özal Üniversitesi’nden toplam 170 bin TL’lik desteğe layık görüldü. Deney vücut ısısı insanınki gibi 37 °C derece civarında olan koyunlarla yapıldı. İki koyun farklı zamanlarda Bilkent Üniversitesi’nde yer alan Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi’ndeki 3 T MR cihazına sokuldu. Gerekli etik ve hayvan deney izinlerinden sonra gerçekleştirilen bu ilk deneyde bir saatlik MR taramasına giren koyunların vücudunda önemli derecede ısı artışı gözlendi. Bir saat sonunda, vücut ısısının bir koyunda 39,7 °C diğerinde ise ısı artışında kritik seviye olan 40,2 °C’ye ulaştığı saptandı.Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas, deneyle ilgili şunları söyledi: “İnsanlarda koyunlara göre daha etkin bir ısı atımı olduğu için sıcaklık bu seviyelere çıkmıyor olabilir. Ancak ateşli hastalarda ve uzun süren tüm vücut MR’larında dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Amacımız, yaptığımız hayvan deneylerini ileride bilgisayar hesaplamaları yoluyla insan vücudu için tekrarlamak. O zaman MR’ın insan vücuduna olan etkisi hakkında daha kesin bilgiler söyleme imkânımız olacak.” Malas araştırma için Turgut Özal Üniversitesi liderliğinde Bilkent, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi’nden değişik branşlarda akademisyenlerden oluşan bir ekip kurdu. Deneylerde Doç. Dr. Çağdaş Oto, araştırma görevlileri Volkan Açıkel ve Hamza Erguder deneylerde destek verdi.
30 Ekim 2014 02:00 | sağlık
MR her ne kadar bilgisayar tomografisinde olduğu gibi zararlı radyasyon içermese de hastalar belli sürelerle elektromanyetik dalgaya maruz bırakılıyor.Bu da dokularda ısınmaya sebep olabiliyor. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas ve kurduğu proje ekibi manyetik rezonans (MR) tarayıcılarının vücutta zarar verebilecek derecede ısı artışına sebep olup olmadığını araştırdı. Malas’ın araştırma projesi TÜBİTAK ve Turgut Özal Üniversitesi’nden toplam 170 bin TL’lik desteğe layık görüldü. Deney vücut ısısı insanınki gibi 37 °C derece civarında olan koyunlarla yapıldı. İki koyun farklı zamanlarda Bilkent Üniversitesi’nde yer alan Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi’ndeki 3 T MR cihazına sokuldu. Gerekli etik ve hayvan deney izinlerinden sonra gerçekleştirilen bu ilk deneyde bir saatlik MR taramasına giren koyunların vücudunda önemli derecede ısı artışı gözlendi. Bir saat sonunda, vücut ısısının bir koyunda 39,7 °C diğerinde ise ısı artışında kritik seviye olan 40,2 °C’ye ulaştığı saptandı.Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas, deneyle ilgili şunları söyledi: “İnsanlarda koyunlara göre daha etkin bir ısı atımı olduğu için sıcaklık bu seviyelere çıkmıyor olabilir. Ancak ateşli hastalarda ve uzun süren tüm vücut MR’larında dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Amacımız, yaptığımız hayvan deneylerini ileride bilgisayar hesaplamaları yoluyla insan vücudu için tekrarlamak. O zaman MR’ın insan vücuduna olan etkisi hakkında daha kesin bilgiler söyleme imkânımız olacak.” Malas araştırma için Turgut Özal Üniversitesi liderliğinde Bilkent, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi’nden değişik branşlarda akademisyenlerden oluşan bir ekip kurdu. Deneylerde Doç. Dr. Çağdaş Oto, araştırma görevlileri Volkan Açıkel ve Hamza Erguder deneylerde destek verdi.
29 Ekim 2014 21:48 | sağlık
Muharrem iftarı Alevi-Sünni buluşmasına sahne oldu. Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Ayrı gayrı değiliz. İmam Hüseyin’in kazanmasını istiyorsak sevgi dolu, merhametli ve adaletli olmalıyız.” dedi.Muharrem ayı vesilesiyle Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu’nun düzenlediği ‘Beraber Sevdik, Beraber Ağladık’ temalı iftar programında kardeşlik havası esti. Toplumun değişik kesimlerinden yoğun katılımın olduğu programda konuşan Federasyon Başkanı Cengiz Hortoğlu, Alevi-İslam inancını kardeşlik duyguları ölçüsünde anlatmaya gayret ettiklerini söyledi. Ankara’daki iftar programı, Dede Seyfullah Koç’un Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Murtaza Şirin Dede’nin okuduğu Lokma Duası’nın ardından da iftar açıldı. CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Önen, BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan, yirmiye yakın Alevi derneğinin yanı sıra değişik kesimlerden çok sayıda davetli katıldı.Alevilerle Sünnilerin arasına nifak tohumları ekmek isteyenlerin varlığına dikkat çeken Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Biz oruç tutma konusunda ortağız. İmam Hüseyin’in acısını yaşama, yasını tutma konusunda ortağız, aşure kaynatma konusunda ortağız, sevgide, kardeşlikte ortağız. Ayrı gayrı değiliz. Bu ortaklıklarımızı bir beraberlik vesilesi görmeliyiz. Eğer İmam Hüseyin’in kazanmasını istiyorsak sevgi dolu, merhametli ve adaletli olmalıyız. İç dünyamızda İmam Hüseyin’e kazandıramazsak, dış dünyadaki Yezit’lerle baş edemeyiz.” şeklinde konuştu.Programın sonunda ‘Bir dede evladı’ olarak takdim edilen Sultan Ana’nın okuduğu mersiye ise salonda bulunanları gözyaşlarına boğdu. Mersiyeyi okurken gözyaşlarına hâkim olamayan Sultan Ana, “Allah bir daha Kerbela acısını yaşatmasın bize. Öyle bir acı ki, yüzyıllardır yüreğimizde kor ateş gibi.” ifadelerini kullandı.
29 Ekim 2014 02:00 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  9.0.230