Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Hz. Muhammed’i (sas) anlama ve anlatma gayesiyle geçen yıl 2 milyon kişinin katıldığı ‘Herkes O’nu Okuyor’ kampanyasına imza atan Peygamber Yolu Derneği, “O’nunla bir ömür” projesi başlattı. Türkiye’yi karış karış gezecek ilahiyatçılar, Peygamberimiz’in yaşadığı hadiseleri, sorunları nasıl çözdüğünü anlatacak.Peygamber Efendimiz’i anlama ve anlatma gayesiyle yola çıkan Peygamber Yolu Derneği, bu gayreti tüm yıla yayma düşüncesiyle “O’nunla Bir Ömür” projesini başlattı. Dernek Başkanı Ali Demirel, “Örneğin şu an Muharrem ayındayız. Efendiler Efendisi, Muharrem ayında boykota maruz kalmıştı. Bu boykot hadisesini Ankara’da ele alacağız. Bu programlar tüm ülkemize yayılacak ve her yerde Efendimiz konuşulacak.” dedi. Efendimiz’in hayatını adeta Nebevi Günlük gibi gün gün kayda geçirme gayretinde olduklarını belirten Demirel, bu çerçevede ortaya çıkan örnekleri ilahiyatçıların şehir şehir gezerek tüm Türkiye’de anlatacağını vurguladı. Projenin Ankara’da yapılan açılış etkinliğinde konuşan ilahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz, Efendimiz’in, peygamberliğinin 7. senesinde ashabıyla birlikte maruz kaldığı boykot hadisesini anlattı. Efendimiz ve ashabına uygulanan 3 yıllık boykotun Muharrem ayında başladığını hatırlatan Haylamaz, Mekke dışına çıkarılan, her türlü irtibat kesilerek yok edilmeye çalışılan Allah Resulü’nün, çektiği sıkıntılara rağmen yolundan dönmediğini vurguladı.Peygamber Yolu Derneği ile Güneş Eğitim ve Kültür Derneği’nin (GÜNEŞDER) Etimesgut Korkut Ata Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlediği etkinliğe çok sayıda davetli katıldı. Kur’an tilavetiyle başlayan programda konuşan Ali Demirel, “Günümüzde yaşanan ve kıyamete kadar yaşanacak bütün sorunların çözümü, Efendimiz’in hayatında bulunuyor.” diyor. 23 yıllık risaleti süresince Efendimiz’in insanları yetiştirmede ve gönüllere girmede kullandığı metotları araştırmak için 40 kişiden oluşan bir araştırmacı grup oluşturduklarını dile getiren Demirel, Efendimiz’in çözüm metotlarını günümüzde de uygulamak için İslami temel eserleri bu araştırmacı gruba dağıttıklarını anlatıyor. Ayrıca geçen yıl uyguladıkları ‘Herkes O’nu Okuyor’ projesinin de büyük ilgi gördüğünü bildiren Demirel, bu projeye 2 milyondan fazla kişinin katıldığını hatırlattı.‘ZOR KULLANILARAK BİTİRİLMİŞ HİÇBİR DÜŞÜNCE YOKTUR’İlahiyatçı-yazar Reşit Haylamaz da peygamberliğinin 7. senesinde Efendimiz’in, ashabıyla birlikte maruz kaldığı boykot hadisesini anlattı. Efendimiz’in zorluklar karşısında gösterdiği sabır ve kararlılığı örnekleriyle açıklayan Haylamaz, “Bugüne ve Efendimiz’in dönemine baktığımız zaman şartlar ve mekânlar farklı olsa da müminlere yapılan zulüm ve eziyetler benzerlik göstermektedir. Nasıl ki aydınlığın karanlığı kovalaması gibi yaşanan sıkıntılar da zamanla bir bir bitmiş ve son bulmuştur. Peygamberlik geldikten sonra Mekke’de bir değişiklik oldu. Emin denildiği zaman herkes O’nu (sas) gösterdi. Bütün bunlar vardı fakat bir taraftan da Efendimiz’e karşı kin ve haset besleyen bir zümre de vardı.” diye konuştu.Efendimiz’in bütün hakaret, işkence, yalan ve karalama kampanyalarına karşı yılmadan hak davasını herkese anlattığının altını çizen Haylamaz, “İnsanlık tarihinde zor kullanılarak bitirilmiş hiçbir düşünce yoktur. O dönemde yaşanmış en somut örneklerden birisi Ebu Cehil’in yaptıklarıdır. Ebu Cehil’in kin ve nefreti hiç kimseye kalıcı zarar vermedi, veremedi. Efendimiz defalarca kapısına gidiyor. Ama Ebu Cehil her defasında Efendimiz (sas)’e hakaret ediyor ve geri çeviriyordu. Yaşanan bunca sıkıntıdan sonra Müslüman olan sahabeler, Efendilerimiz Peygamberimiz (sas)’i sevindirmiştir. Sebat eden Müslümanlar, Efendimiz’i her zaman mutlu etmiştir.” ifadelerini kullandı.
17 Kasım 2014 05:35 | sağlık
Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi.Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi. Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin geçen haziranda düzenlediği ‘Önleme, Tedavi ve Rehabilitasyon Çalıştayı’nda uyuşturucu madde kullanımının boyutları, temel sorunları tartışıldı. Çalıştayda bağımlılık ile ilgili çarpıcı araştırma sonuçları paylaşıldı. Buna göre 2012 yılında İstanbul’un 15 farklı ilçesinde 45 okulda yapılan anket çalışmasında ilk sırada yüzde 45,4 ile nargile kullanımı geliyor. Yani gençler madde bağımlılığına ilk adımı nargile ile atıyor. İkinci sırada ise yüzde 34,2 ile alkol yer alıyor. Aynı araştırma gençler arasında bonzai kullanım oranının yüzde 3,8; esrarın yüzde 2,9, kokainin yüzde 0,6, eroinin ise yüzde 0,4 olduğunu gösteriyor. Kullanım oranı erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek. 4 bin 957 olgu temel alınarak yürütülen analizde nargile, yaşam boyu en az bir kez deneme oranı ile ilk sırada yer alıyor.Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uyuşturucu önemli bir problem. Gaziantep’teki tedavi merkezindeki son araştırmaya göre madde bağımlılığında ortalama yaşın 11 ila 26 olduğu belirlenmiştir.” diyor. İstanbul ve Ankara’da da yapılan araştırmada aynı yaş ortalaması dikkat çekiyor. Karaman, gençlerin nargile kullanmaya başlamasının onları ileriki aşamada uyuşturucuya yönelttiğini söylüyor. Dünyada nargile ile alakalı ilk bilinçlendirme ve farkındalık kampanyasını Yeşilay’ın başlattığını kaydeden Karaman, nargile ile ilgili kampanyanın ciddi geri dönüşleri olduğunu vurguluyor. Karaman, şunları söylüyor: “Kampanya kapsamında nargilenin, gösterildiği gibi masum olmadığını, nargilenin de bir tütün ürünü olduğunu, sigaranın ne kadar zararı varsa nargilenin de en az o kadar zararı olduğunu bu spotla medyaya duyurmuş olduk. Ayrıca nargile spot filmlerini İngilizce, Fransızca ve Arapça dillerine çevirdik. Yakında Arap ülkelerinde Yeşilay’ın nargile spotu yayınlayacak.”
17 Kasım 2014 01:58 | sağlık
Ankara Onkoloji Hastanesinde, maddi durumu iyi olmayan hastalar için toplanan ve piyasa değeri yaklaşık 50 bin TL olan 47 kutu kanser ilacı çalındı.
05 Kasım 2014 13:00 | sağlık
MR her ne kadar bilgisayar tomografisinde olduğu gibi zararlı radyasyon içermese de hastalar belli sürelerle elektromanyetik dalgaya maruz bırakılıyor.Bu da dokularda ısınmaya sebep olabiliyor. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas ve kurduğu proje ekibi manyetik rezonans (MR) tarayıcılarının vücutta zarar verebilecek derecede ısı artışına sebep olup olmadığını araştırdı. Malas’ın araştırma projesi TÜBİTAK ve Turgut Özal Üniversitesi’nden toplam 170 bin TL’lik desteğe layık görüldü. Deney vücut ısısı insanınki gibi 37 °C derece civarında olan koyunlarla yapıldı. İki koyun farklı zamanlarda Bilkent Üniversitesi’nde yer alan Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi’ndeki 3 T MR cihazına sokuldu. Gerekli etik ve hayvan deney izinlerinden sonra gerçekleştirilen bu ilk deneyde bir saatlik MR taramasına giren koyunların vücudunda önemli derecede ısı artışı gözlendi. Bir saat sonunda, vücut ısısının bir koyunda 39,7 °C diğerinde ise ısı artışında kritik seviye olan 40,2 °C’ye ulaştığı saptandı.Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas, deneyle ilgili şunları söyledi: “İnsanlarda koyunlara göre daha etkin bir ısı atımı olduğu için sıcaklık bu seviyelere çıkmıyor olabilir. Ancak ateşli hastalarda ve uzun süren tüm vücut MR’larında dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Amacımız, yaptığımız hayvan deneylerini ileride bilgisayar hesaplamaları yoluyla insan vücudu için tekrarlamak. O zaman MR’ın insan vücuduna olan etkisi hakkında daha kesin bilgiler söyleme imkânımız olacak.” Malas araştırma için Turgut Özal Üniversitesi liderliğinde Bilkent, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi’nden değişik branşlarda akademisyenlerden oluşan bir ekip kurdu. Deneylerde Doç. Dr. Çağdaş Oto, araştırma görevlileri Volkan Açıkel ve Hamza Erguder deneylerde destek verdi.
30 Ekim 2014 02:00 | sağlık
MR her ne kadar bilgisayar tomografisinde olduğu gibi zararlı radyasyon içermese de hastalar belli sürelerle elektromanyetik dalgaya maruz bırakılıyor.Bu da dokularda ısınmaya sebep olabiliyor. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas ve kurduğu proje ekibi manyetik rezonans (MR) tarayıcılarının vücutta zarar verebilecek derecede ısı artışına sebep olup olmadığını araştırdı. Malas’ın araştırma projesi TÜBİTAK ve Turgut Özal Üniversitesi’nden toplam 170 bin TL’lik desteğe layık görüldü. Deney vücut ısısı insanınki gibi 37 °C derece civarında olan koyunlarla yapıldı. İki koyun farklı zamanlarda Bilkent Üniversitesi’nde yer alan Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi’ndeki 3 T MR cihazına sokuldu. Gerekli etik ve hayvan deney izinlerinden sonra gerçekleştirilen bu ilk deneyde bir saatlik MR taramasına giren koyunların vücudunda önemli derecede ısı artışı gözlendi. Bir saat sonunda, vücut ısısının bir koyunda 39,7 °C diğerinde ise ısı artışında kritik seviye olan 40,2 °C’ye ulaştığı saptandı.Yrd. Doç. Dr. Tahir Malas, deneyle ilgili şunları söyledi: “İnsanlarda koyunlara göre daha etkin bir ısı atımı olduğu için sıcaklık bu seviyelere çıkmıyor olabilir. Ancak ateşli hastalarda ve uzun süren tüm vücut MR’larında dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Amacımız, yaptığımız hayvan deneylerini ileride bilgisayar hesaplamaları yoluyla insan vücudu için tekrarlamak. O zaman MR’ın insan vücuduna olan etkisi hakkında daha kesin bilgiler söyleme imkânımız olacak.” Malas araştırma için Turgut Özal Üniversitesi liderliğinde Bilkent, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi’nden değişik branşlarda akademisyenlerden oluşan bir ekip kurdu. Deneylerde Doç. Dr. Çağdaş Oto, araştırma görevlileri Volkan Açıkel ve Hamza Erguder deneylerde destek verdi.
29 Ekim 2014 21:48 | sağlık
Muharrem iftarı Alevi-Sünni buluşmasına sahne oldu. Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Ayrı gayrı değiliz. İmam Hüseyin’in kazanmasını istiyorsak sevgi dolu, merhametli ve adaletli olmalıyız.” dedi.Muharrem ayı vesilesiyle Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu’nun düzenlediği ‘Beraber Sevdik, Beraber Ağladık’ temalı iftar programında kardeşlik havası esti. Toplumun değişik kesimlerinden yoğun katılımın olduğu programda konuşan Federasyon Başkanı Cengiz Hortoğlu, Alevi-İslam inancını kardeşlik duyguları ölçüsünde anlatmaya gayret ettiklerini söyledi. Ankara’daki iftar programı, Dede Seyfullah Koç’un Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Murtaza Şirin Dede’nin okuduğu Lokma Duası’nın ardından da iftar açıldı. CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Önen, BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan, yirmiye yakın Alevi derneğinin yanı sıra değişik kesimlerden çok sayıda davetli katıldı.Alevilerle Sünnilerin arasına nifak tohumları ekmek isteyenlerin varlığına dikkat çeken Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Biz oruç tutma konusunda ortağız. İmam Hüseyin’in acısını yaşama, yasını tutma konusunda ortağız, aşure kaynatma konusunda ortağız, sevgide, kardeşlikte ortağız. Ayrı gayrı değiliz. Bu ortaklıklarımızı bir beraberlik vesilesi görmeliyiz. Eğer İmam Hüseyin’in kazanmasını istiyorsak sevgi dolu, merhametli ve adaletli olmalıyız. İç dünyamızda İmam Hüseyin’e kazandıramazsak, dış dünyadaki Yezit’lerle baş edemeyiz.” şeklinde konuştu.Programın sonunda ‘Bir dede evladı’ olarak takdim edilen Sultan Ana’nın okuduğu mersiye ise salonda bulunanları gözyaşlarına boğdu. Mersiyeyi okurken gözyaşlarına hâkim olamayan Sultan Ana, “Allah bir daha Kerbela acısını yaşatmasın bize. Öyle bir acı ki, yüzyıllardır yüreğimizde kor ateş gibi.” ifadelerini kullandı.
29 Ekim 2014 02:00 | sağlık
Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İncilay Üstündağ, bebeklere 1 yaşına kadar verilmemesi gereken gıdaları sıraladı. Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir.Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de
28 Ekim 2014 17:16 | sağlık
Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İncilay Üstündağ, bebeklere 1 yaşına kadar verilmemesi gereken gıdaları sıraladı. Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir.Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de
28 Ekim 2014 16:40 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Kenan Ateş, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan 'tam gün' yasasıyla nedeniyle böbrek yetmezliği çeken hastaların takibinin uzmanlar tarafından yapılamadığını, bu nedenle ölüm oranlarının yüzde 10'lardan yüzde 15'lere kadar çıktığını söyledi.Türk Nefroloji Derneği tarafından düzenlenen 31. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi Antalya'nın Belek beldesinde yapılıyor. Nefroloji, hipertansiyon, diyaliz ve transplantasyon ile ilgili güncel konuların tartışılacağı kongre, alanlarında uzman 66 yerli ve 12 yabancı konuşmacıyla birlikte bin 200'den fazla katılımcı ile gerçekleştiriliyor.Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Kenan Ateş, böbrek hastalarının yaşadıkları sorunlar ve özel diyalize merkezlerine değindi. Böbrek hastalarının 'tam gün' yasasıyla takibinin zorlaştığına değinen Prof. Dr. Ateş, artık hastaların nefrologlar tarafından değil sertifikalı uzmanlar tarafından yapıldığını söyledi. Bunun nedeni olarak 'tam gün' yasası nedeniyle nefrologların özel diyalize merkezlerinden çalışamaması olduğunu belirten Ateş, "Türkiye'de diyaliz merkezleriyle ilgili bir yönetmelik var. Bu yönetmeliğe göre diyaliz merkezinin bir sorumlu uzmanının olması gerekir. Tam gün yasası çıktıktan sonra Türkiye'de hemodiyaliz hizmetinin büyük kısmı özel diyaliz merkezleri aracılığıyla yürüyor. Hastaların yüzde yaklaşık 70'i özel merkezlerde diyalize giriyor. Tam gün yasasının çıkmasından sonra özel merkezlerde nefroloji uzmanlarının sorumlu uzman olarak görev alması büyük oranda ortadan kalktı. Kalmasıyla birlikte diyalizde bir takım problemler yaşanmaya başlandı. Son dönemde hemodiyalizde özellikle ölüm oranlarında bir artış var. Yüzde 10 civarından yüzde 15'e yükselmiş durumda. Bunun tek nedeni tam gün yasası, sorumlu uzman olamaması değil tabi ki. Hastalar yaşlanıyor, kötü sonuçların olduğu diyabetik hasta oranı giderek artıyor. Diyaliz ücretlerine zam yapılmıyor. Kalite tabi parayla olur. Faktörlerden bir tanesi de bu. Hastaların nefrolog takibi olmadı. Bu bir etken." ifadelerini kullandı."BONZAİ BÖBREKLERİ DE ETKİLİYOR"Kenan Ateş ayrıca son günlerde gençleri ölüme sürükleyen bonzai tehdidine de değindi. Sentetik bir uyuşturucu türü olan bonzai konusunda kongrede 6 bildiri sunulduğunu belirten Ateş, bu uyuşturucunun böbrek yetmezliği nedeniyle de ölümlere yol açtığını kaydetti. Bonzainin böbreği birkaç şekilde etkilediğini anlatan Ateş, kongredeki bildirilere göre incelenen 17 bonzai bağımlısından ikisinin akut böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade etti."56 BİN HASTA VAR"Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş da Türki'ye de 56 bin civarında diyaliz hastası olduğunu açıkladı. Tam gün yasasıyla beraber takipte sıkıntı yaşanmaya başladığını anlatan Odabaş, "Nefroloji uzmanlarının son birkaç yılda sıkıntı yaşanmaya başlandı. Özel hemodiyaliz merkezlerinde maliyet artarken seans ücretlerinin artırılmaması kaliteyi azaltıyor." dedi.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Turgay Arınsoy, dernek tarafından yapılan saha çalışmasının yeni sonuçlarını açıkladı. Çalışmanın 10 yıldır devam ettiğini ilkini 2006'da açıkladıklarını hatırlatan Arınsoy, "2006'daki sonuçlarda her 7 kişiden biri böbrek hastası demiştik. 2011'de yenide aynı hastalara yönelik yaptığımız saha çalışmalarının sonuçlar ortaya çıktı. Her yeni diyalize başlayan 3 hastadan birinin şeker hastası. Hatta bu rakam yüzde 35'e kadar çıktı. Şeker hastalığı maalesef 5 yıl içinde arttı. Bizim ilk çalışmamızda 2006'da yüzde 13'ken 2011'de yattığımızda çalışmada yüzde 18.3'e yükseldiğini gördük. Oldukça ürküten bir artış. Yüzde 20'lere dayanmakta. Erişkin kişilerden 5 kişiden biri şeker hastası gibi bir sonuçla karşı karşıyayız. 2006'da hipertansiyon farkındalık sayısı yüzde 43dü. Bu rakama 5 yıl içinde farkındalık yüzde 70'e çıktı. Bu son derece sevindirici." ifadelerini kullandı.Toplantıya Türk Nefroloji Derneği Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Turgay Arınsoy, Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Kenan Ateş, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş katıldı.(CİHAN)
24 Ekim 2014 16:59 | sağlık
İstismar, toplumun içinde sessizce büyüyen bir tehlike haline geliyor. Üstelik bu trajedi sadece gariban ve ilgisiz aile çocuklarının başına gelmiyor. Uzm. Dr. Fadime Yüksel, istismarın artık toplumun bütün kesimlerinde yaşanan bir risk olduğunu ve Çocuk İzlem Merkezleri’ne kurulduğu günden bu yana dört yılda 9 bin vakanın geldiğini söylüyor. Yüksel, vakaların istismara uğrayan ve olaya tanıklık eden çocuklardan oluştuğunu belirtiyor.Ankara Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) çalışan Uzm. Dr. Fadime Yüksel’in anlattıkları, istismar vakalarının vahametini gözler önüne serdi. Sadece gariban çocukların istismara uğramadığının altını çizen Yüksel, “Doktor çocukları da var, hukukçu çocukları da var, hatta milletvekili çocukları da var. İstismarın cezasını bilen bir avukat bile kendi çocuğuna tacizde bulunabiliyor. Hepimizin çocuğu risk altında.” diyor. Sağlık Bakanlığı’nın, cinsel istismara maruz kalmış çocukların korunmasını sağlamak, örselenmelerini asgariye indirmek amacıyla kurduğu Çocuk İzlem Merkezleri dört yıldır sadece 18 ilde faaliyet gösteriyor. Yüksel, ÇİM’lere 2010 yılından itibaren 9 bin vakası geldiğini söylüyor. Vakaların istismara uğrayan ve olaya tanıklık eden çocuklardan oluştuğunu belirtiyor. 630 cinsel istismar vakası üzerinde yapılmış bir araştırmada çocukların yüzde 79’unun maruz kaldıkları istismarı yalanladıklarını ya da anlatmakta tereddüt yaşadığını aktaran Yüksel, yüzde 22’sinin ifadelerini geri aldığını, çok az bir kısmının olayı anlattığını kaydediyor.Toplumda cinsel istismar konusunda doğru bilinen birçok yanlışın olduğunu belirten Fadime Yüksel, toplumda istismarcıların genellikle erkek olduğu yönünde algı olduğunu fakat kadın vakalarla da karşılaştıklarını dile getiriyor. Bütün çocukların istismara açık olduğunu ifade eden Yüksel, istismara uğrayan çocukların bazı nedenlerle yaşadıkları bu kötü durumu gizleme eğiliminde olduklarını aktarıyor. Bu durumun nedenlerini ise şöyle sıralıyor: “Çocuk, eğer tacizci tanıdık biriyse onu korumak ister. Ailenin parçalanmasından korkar. Yine tacizcinin tehditlerinden korktuğu için konuşmayabilir. Kendisine inanılmayacağını düşünür, utanır hatta suçluluk duygusuna kapılabilir.” Ailelere, çocuklarının istismara maruz kalma konusunda şüphelenmeleri konusunda tavsiyelerde bulunan Yüksel, şunları söylüyor: “İlk olarak çocuğun güveni kazanılmaya çalışılmalı. Anne-babalar, sakin olmalı ve üzüldüklerini, şaşırdıklarını, çocuğa acıdıklarını göstermemeli. Kabullenici bir yaklaşım gösterilmeli ve vaatlerde bulunulmamalı. Olay ortaya çıktıktan sonra ise ebeveynin çocuğun söylediklerine inanması gerekiyor. İlk etapta çocukla saçını okşamak, kucaklamak gibi bedensel temas kurmaktan mutlaka kaçınılmalı. Çocuğa, olanlarda suçu olmadığı söylenilmeli. Ayrıca abartılı tepkilerden kaçınılmalı. Konunun ayrıntıları öğrenilmeye çalışılmamalı. Ve acilen güvenlik, gizlilik gibi ihtiyaçları belirlenmeli. Aile sorduğu soruların kendi merakı için mi yoksa çocuğun yararı için mi olduğunu iyi ayırt etmeli. Çocuğun söylediklerinin doğru olup olmadığını araştırmamalı. Kesinlikle şüpheli kişiyle yüzleştirilmemeli. Son olarak şüpheliyi cezalandıracak vaatlerde bulunulmamalı.”İstismar vakalarında bunlara dikkat!İstismar konusunda hikâye uyduran çocuklar çok azdır.İstismarın kısa ve uzun dönem etkileri vardır.Çocukların görünüş ya da davranışı istismara neden olmaz.İstismarcılar, yüzde 80-95 çocuğun tanıdığı kişilerdir.Olay genellikle çocuğun çevresinde ve bildiği mekânlarda gerçekleşir.Düşük oranda da olsa kadınlar da istismarcı olabilir.Özürlü çocuklardan alınan bilgi güvenilirdir.
23 Ekim 2014 18:40 | sağlık
İstismar, toplumun içinde sessizce büyüyen bir tehlike haline geliyor. Üstelik bu trajedi sadece gariban ve ilgisiz aile çocuklarının başına gelmiyor. Uzm. Dr. Fadime Yüksel, istismarın artık toplumun bütün kesimlerinde yaşanan bir risk olduğunu ve Çocuk İzlem Merkezleri’ne ayda 9 bin vakanın geldiğini söylüyor.Ankara Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) çalışan Uzm. Dr. Fadime Yüksel’in anlattıkları, istismar vakalarının vahametini gözler önüne serdi. Sadece gariban çocukların istismara uğramadığının altını çizen Yüksel, “Doktor çocukları da var, hukukçu çocukları da var, hatta milletvekili çocukları da var. İstismarın cezasını bilen bir avukat bile kendi çocuğuna tacizde bulunabiliyor. Hepimizin çocuğu risk altında.” diyor. Sağlık Bakanlığı’nın, cinsel istismara maruz kalmış çocukların korunmasını sağlamak, örselenmelerini asgariye indirmek amacıyla kurduğu Çocuk İzlem Merkezleri dört yıldır sadece 18 ilde faaliyet gösteriyor. Yüksel, ÇİM’lere ayda 9 bin vakası geldiğini söylüyor. 630 cinsel istismar vakası üzerinde yapılmış bir araştırmada çocukların yüzde 79’unun maruz kaldıkları istismarı yalanladıklarını ya da anlatmakta tereddüt yaşadığını aktaran Yüksel, yüzde 22’sinin ifadelerini geri aldığını, çok az bir kısmının olayı anlattığını kaydediyor.Toplumda cinsel istismar konusunda doğru bilinen birçok yanlışın olduğunu belirten Fadime Yüksel, toplumda istismarcıların genellikle erkek olduğu yönünde algı olduğunu fakat kadın vakalarla da karşılaştıklarını dile getiriyor. Bütün çocukların istismara açık olduğunu ifade eden Yüksel, istismara uğrayan çocukların bazı nedenlerle yaşadıkları bu kötü durumu gizleme eğiliminde olduklarını aktarıyor. Bu durumun nedenlerini ise şöyle sıralıyor: “Çocuk, eğer tacizci tanıdık biriyse onu korumak ister. Ailenin parçalanmasından korkar. Yine tacizcinin tehditlerinden korktuğu için konuşmayabilir. Kendisine inanılmayacağını düşünür, utanır hatta suçluluk duygusuna kapılabilir.” Ailelere, çocuklarının istismara maruz kalma konusunda şüphelenmeleri konusunda tavsiyelerde bulunan Yüksel, şunları söylüyor: “İlk olarak çocuğun güveni kazanılmaya çalışılmalı. Anne-babalar, sakin olmalı ve üzüldüklerini, şaşırdıklarını, çocuğa acıdıklarını göstermemeli. Kabullenici bir yaklaşım gösterilmeli ve vaatlerde bulunulmamalı. Olay ortaya çıktıktan sonra ise ebeveynin çocuğun söylediklerine inanması gerekiyor. İlk etapta çocukla saçını okşamak, kucaklamak gibi bedensel temas kurmaktan mutlaka kaçınılmalı. Çocuğa, olanlarda suçu olmadığı söylenilmeli. Ayrıca abartılı tepkilerden kaçınılmalı. Konunun ayrıntıları öğrenilmeye çalışılmamalı. Ve acilen güvenlik, gizlilik gibi ihtiyaçları belirlenmeli. Aile sorduğu soruların kendi merakı için mi yoksa çocuğun yararı için mi olduğunu iyi ayırt etmeli. Çocuğun söylediklerinin doğru olup olmadığını araştırmamalı. Kesinlikle şüpheli kişiyle yüzleştirilmemeli. Son olarak şüpheliyi cezalandıracak vaatlerde bulunulmamalı.”İstismar vakalarında bunlara dikkat!İstismar konusunda hikâye uyduran çocuklar çok azdır.İstismarın kısa ve uzun dönem etkileri vardır.Çocukların görünüş ya da davranışı istismara neden olmaz.İstismarcılar, yüzde 80-95 çocuğun tanıdığı kişilerdir.Olay genellikle çocuğun çevresinde ve bildiği mekânlarda gerçekleşir.Düşük oranda da olsa kadınlar da istismarcı olabilir.Özürlü çocuklardan alınan bilgi güvenilirdir.
23 Ekim 2014 02:00 | sağlık
Soğuk havaların kendini hissettirmesiyle soğuk algınlığı riski de artmaya başladı.Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Fikret İleri, sinüs enfeksiyonunun ilerlemesi durumunda yüz kemiklerinde iltihaplanmalara, körlüğe hatta menenjitten beyin apsesine kadar birçok ciddi rahatsızlığa sebep olacağını belirtti. Hastalığın kronikleştiği durumlarda uygun ilaç tedavisine yanıt alınamayacağı uyarısında bulunan İleri, “Böyle durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Bunun yanında eğer enfeksiyon göze, beyne ve çevre kemik yapılara yayılmışsa yani komplikasyon gelişmişse cerrahi tedavi devreye girmektedir.” dedi. Sinüzitten korunmak için ise şu tavsiyelerde bulundu: “Genel direnci düşürebilecek yorgunluk, uykusuzluk ve dengesiz beslenmeden uzak durulmalı, ıslak saçlarla soğuk havaya çıkılmamalı, klima kullanımına dikkat edilmeli, yaşam alanındaki havanın neminin çok düşük olmamasına özen gösterilmeli.”
21 Ekim 2014 01:59 | sağlık
Uzmanlar, soğuk havaların kendini hissettirmeye başladığı bir dönemde vatandaşları sinüzite karşı uyardı. Çok fazla önemsenmeyen soğuk algınlıklarının bile sinüzitle sonuçlanabileceği belirtildi.Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Fikret İleri, sinüzit ve bu hastalığın tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. İleri, zonklayıcı baş ağrısı, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi şikâyetlerle kendini gösterebilen sinüzitin, yaşam kalitesini düşüren önemli rahatsızlıkların başında geldiğini söyledi. Dr İleri, "Sinüs enfeksiyonu yayılım gösterdiği takdirde yüz kemiklerinde iltihaplanmalara, körlüğe hatta menenjitten beyin apsesine kadar birçok ciddi tabloya neden olabiliyor." dedi.Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını sinüzitin en önemli sebeplerinden biri olarak nitelendiren Dr, İleri, "Çok fazla önemsenmeyen bir soğuk algınlığı sinüzitle sonuçlanabilmektedir. Dolayısıyla bu konuda çok dikkatli olmak ve hastalığın bulaşmaması için tedbir almak veya bulaşmışsa tedavi olmak çok önemlidir. Özellikle alerjik rinit sorunu olan kişilerin mutlaka tedavi olmaları gerekmektedir. Ayrıca burun içinde anatomik bozukluğu bulunanlar, sigara ve alkol gibi alışkanlıkları olanlar da sinüzite daha sık yakalanmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.Bu tür hastalıklara karşı uygun antibiyotik kullanımının gerektiğini ifade eden İleri, "Antibiyotiklerin yanında destek tedavisi de faydalı olmaktadır. Akut vakalarda tedavi süresi genellikle 2 haftayı bulmaktadır. Kronik vakalarda ise alta yatan hastalığın tedavisinin yanında ilaç tedavisi yaklaşık 1 ay sürmektedir." ifadelerini kullandı.'CERRAHİ TEDAVİ GEREKEBİLİR'Hastalığın kronikleştiği durumlarda uygun ilaç tedavisine yanıt alınamayacağı uyarısında bulunan Dr. İleri, "Böyle durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Bunun yanında eğer enfeksiyon göze, beyine ve çevre kemik yapılara yayılmışsa yani komplikasyon gelişmişse yine cerrahi tedavi devreye girmektedir. Cerrahi tedavide yaygın olarak 'endoskopik sinüs cerrahisi' kullanılmaktadır. Kronik bakteriyel sinüzitlerde cerrahi tedavinin başarı şansı oldukça yüksektir." dedi.Dr. İleri, sinüzitten korunmak için ise genel direnci düşürebilecek yorgunluk, uykusuzluk ve dengesiz beslenmeden uzak durulması, ıslak saçlarla soğuk havaya çıkılmaması, klima kullanımına dikkat edilmesi, yaşam alanındaki havanın neminin çok düşük olmamasına özen gösterilmesi önerilerinde bulundu.'DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR'Sinüzitle ilgili yanlış bilinenler ise şunlar:* 'Baş ağrısı genellikle sinüzit belirtisidir.' Yanlış! Baş ağrılarının yaklaşık yüzde 85'inin kaynağı gerilim tipi baş ağrıları, yüzde 10'u migren, sadece yüzde 5'i ise sinüzit benzeri sorunlardır.* 'Geniz akıntısı sadece sinüzitte ortaya çıkar.' Yanlış! Geniz akıntısı birçok nedene bağlı olarak gelişen bir belirtidir. Reflü ve alerjik rinit benzeri pek çok hastalık ve hava kirliği ile sigara alışkanlığına bağlı olarak görülebilir.* 'Sinüzit bir enfeksiyon hastalığıdır.' Yanlış! Enfeksiyon sinüzit hastalığının sadece bir formudur. Geniş bir hastalık grubu olan sinüzitin nazal polip formu, gerek sebebi gerekse tedavisi tamamen farklı bir hastalıktır.* 'Sinüzit ameliyatından sonra hastalık genellikle nükseder.' Yanlış! Uygun tanı ve uygun yapılan cerrahinin başarısı yüzde 90'ın üzerinde seyretmektedir.(CİHAN)
20 Ekim 2014 15:25 | sağlık
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitimin Kültürel Temelleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Sever, çocuklara öğrenme yolunda engel konulmaması gerektiğini belirterek, "Merak duygusu bastırılmış çocuk öğrenemez" dedi.Özel Adana Başkent Okulları, 'Okuma Kültürü ve Etkinliklerle Türkçe Semineri'nin üçüncüsü düzenlendi. Okulun tiyatro salonunda gerçekleşen semineri Prof. Dr. Sedat Sever, yazar Toprak Işık, Dünyalı Dergisi Yayın Yönetmeni Yıldıray Karakiya ve yazar Ferda İzbudak Akıncı yönetti. Yoğun bir katılımla gerçekleştirilen seminerde, izleyiciler merak ettikleri soruları sorma imkanı da buldu.Çocukların okul türü öğrenmede başarılı olmaları ve kendi duygu, düşüncelerinin tanıklığında yaşamlarını yönetebilme yeteneklerini geliştirmeyi konu alan seminerde, Toprak Işık "Çocuklar neden kitap okumalı, çocukların kitap algısı", Ferda İzbudak Akıncı "Bir yazarın gözünden okul kavramı, okuma kültürü nasıl kazanılır?", Yıldıray Karakiya "Çocuk dergileri ve dergi okuma kültürü", Prof. Dr. Sedat Sever "Çocuk ve gençlere okuma kültünü nasıl kazandırılır" konularında görüşlerini aktardı.Temel eserler dışında çağdaş çocuk edebiyatını öğretmenlere tanıtmaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Prof. Dr. Sedat Sever, "Adana'da böyle bir bilimsel etkinliğin gerçekleştirilmiş olması beni çok mutlu etti. Çocukların görsel, işitsel, duyu algıları erken dönemde uyarılmazsa, çocukları öğrenme sürecine katamazsınız. Bu durumda çocuğun doğasındaki öğrenme, bilme ve keşfetme gereksinimlerini bastırırsınız. Merak duygusu bastırılmış çocuk okul türü öğrenmede de başarılı olamaz. Okul türü öğrenmesi başarısız olan bir çocukta herhangi bir ortamda karşılaştığı sorunu iletişim becerisini kullanarak çözemez. Bir çocuğun yaşamında okuma kültürü yoksa o çocuğun yaşamı eksiktir" dedi.Okuma kültürünün öneminin bir kez daha vurgulandığı seminer sonunda katılımcılara sertifikaları verildi.(CİHAN)
20 Ekim 2014 11:21 | sağlık
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri için sevenlerinin dualar okuduğu ‘Bediüzzaman mevlitleri’ 14 yıl aradan sonra yeniden başladı. Dün Ankara Kocatepe Camii’nde gerçekleştirilen programda Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce seveni Bediüzzaman Hazretleri için Kur’an-ı Kerim okudu.Büyük İslam âlimi ve müceddidi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ruhu için Ankara Kocatepe Camii’nde öğle namazını müteakiben Kur’an-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif okundu. Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce Risale-i Nur talebesi, Kocatepe Camii’ne sığmadı. Valilikten izin alınamadığı için 14 yıl yapılamayan mevlidi, misafirler cami avlusundan dinlemek zorunda kaldı.Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz, insanların uzun zamandır beklediği bu buluşmanın adeta bir bayram sevinci oluşturduğunu belirtti. En son 2000 yılında ‘Bediüzzaman mevlidi’ düzenlediklerini hatırlatan Güleçyüz, “2001 yılında 11 Eylül olaylarının Türkiye’deki yansımalarını gerekçe göstererek, valilik bize bir tebligat yaptı. ‘Bunu yapmayın’ dedi. O günden bu zamana kadar yapmamıza müsaade edilmedi. İlgili resmî mercilerde hemen her yıl yoklama yaptık. Ama gördük ki pek müsait değil. 14 yıl aradan sonra tekrar yapmış olmamız şunu gösterdi ki; Türkiye artık yavaş yavaş o keyfî engellemelerin yapılabildiği ortamdan bir ölçüde uzaklaşmaya başlıyor.” dedi.Bu mevlidi yaptıkları gibi Risale-i Nur’lar üzerindeki bandrol engelinin de kalkması gerektiğini vurgulayan Güleçyüz, “Bugün bandrol engelinin 200’üncü günü. Devlet tekeli saçmalığının da bertaraf edildiği günlere de erişmeyi ümit ediyoruz. Bu hizmetler keyfî bir engelle karşılaşmadan gelişerek devam etsin. Çünkü bu hizmetlere bütün insanlığın ihtiyacı var.” ifadesini kullandı.Bediüzzaman Hazretleri’nin, Kur’an’ın bu zamana bakan mesajlarını eserlerinde ortaya koyan bir âlim olduğunu dile getiren Güleçyüz, “Üstad diyor ki ‘Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşir.’ Bunun tezahürlerini her alanda görüyoruz. Bu zamanın insanlarının ihtiyaç duyduğu ne varsa Üstad’ın eserlerinde mevcuttur. Bu eserlere bu kadar sahip çıkılması, okunması, dünya dillerine çevrilmesi ve üniversitelerde akademik mahfillerde çok ciddi çalışmalara konu edilmesinin, uluslararası sempozyumlarda ele alınmasının altında Kur’an’dan beslenmesi var.” diye konuştu.Bediüzzaman’ın devlet yöneticileri ta-rafından yeterince anlaşılamadığını belirten Güleçyüz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üstad vefatına yakın bir beyanatında diyor ki: ‘Büyük kafalar beni anlamıyor.’ Maalesef eğer anlaşılabilmiş olsaydı, gerekleri yapılabilmiş olsaydı bu sıkıntıları yaşamazdık. Kobani olaylarını yaşamazdık. Irak, Suriye bu halde olmazdı. Kürt meselesi olarak isimlendirilen mesele olmazdı. Terör meselesi olmazdı. Ahlakî problemler olmazdı. Çok daha farklı bir iklimde yaşıyor olurduk.”Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey’in oğlu Muhammed Nur Sungur, 14 yıl gibi uzun bir süredir bu programın yapılamamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtti. Sungur, “Üstad’ın hatırasının her zaman yâd edilmesi lazım. Çünkü Üstad’ımız bu ülkeye ve İslam âlemine ışık tutan, ışık bir şahsiyet. İnşallah bu mevlit de büyük hayırlara vesile olur kanaatindeyim. En azından böyle bir dönemde, uhuvvete, tesanüde, birliğe, beraberliğe vesile olması bakımından inşallah ehemmiyet arz ediyor. Tertipleyenlerden Allah razı olsun.” dedi. Bediüzzaman’ın ‘Asayişe bin hâkim ve savcı kadar hizmet ettim.’ şeklindeki ifadelerini de hatırlatan Sungur, “Risale-i Nur talebeleri asayişin muhafızlarıdır. Hiçbir şekilde Risale-i Nur’dan istifade eden, feyzalan insanlar, teröre, anarşiye, bozgunculuğa bulaşmazlar. Bunları bu şekilde itham edenler de maalesef tarihî bir yanılgı içerisindeler.” ifadelerini kullandı. Sungur, bütün meselenin Risale-i Nur’ları okuyup yaşamakta gizli olduğunu kaydetti.Programda konuşan Yeni Asya Yönetim Kurulu üyesi Ali Vapurlu, “İlki 28 Ekim 1990 tarihinde Kocatepe Camii’nde okutulan Bediüzzaman mevlitleri o tarihten 2000’e kadar aralıksız yapıldı. 2001’de valilik onay vermediği, sonraki yıllarda da ‘olur’ alınamayacağı görüldüğü için gerçekleşmedi. Yeniden idrak edebilmeyi bizlere nasip eden Rabb’imize sonsuz hamd ü senalar olsun.” dedi.Bediüzzaman Said Nursi’nin tespitlerini aktaran Vapurlu, “Bu hakikatleri göz önünde bulundurup her zamankinden daha fazla saflarımızı sıklaştırarak dahili ve harici fitne ve fesat odaklarının oyunlarına gelmeden ve tuzaklarına düşmeden birliğimizi ve beraberliğimizi koruyarak memleketimizin ve milletimizin müspet iman ve Kur’an hizmetlerini tehdit eden tehlikelere karşı her zamankinden daha fazla dikkatli ve duyarlı olmalıyız.” diye konuştu.
20 Ekim 2014 04:29 | sağlık
Büyük İslâm âlimi ve Kur’ân müfessiri Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin vefatının 44. yılı münasebetiyle pazar günü Ankara Kocatepe Camii’nde mevlit okutulacak.Yeni Asya Gazetesi tarafından düzenlenen mevlit programı öğle namazından sonra Kur’ân-ı Kerim okunması ile başlayacak. Mevlidi takiben hatim ve mevlit duası yapılacak. Program ikindi namazı ile sona erecek. Mevlide bakanlar, siyasî parti yöneticileri, milletvekilleri, bürokratlar, üniversite mensupları, gazeteciler ile sivil toplum örgütleri temsilcileri ve çok sayıda kişi davet edildi. Her kesime açık olan mevlide katılımın yüksek olması bekleniyor. İlki 28 Ekim 1990 tarihinde Kocatepe Camii’nde okutulan Bediüzzaman mevlitleri o tarihten 2000 yılına kadar aralıksız yapılmış; 2001’de valilik “onay” vermediği, sonraki yıllarda da “olur” alınamayacağı görüldüğü için gerçekleşmemişti.
18 Ekim 2014 02:00 | sağlık
Sağlık Bakanlığı, organ bağışı konusunda farkındalığı artırmak amacıyla 'kısa film' yarışması düzenliyor. Amatör film yapımcılarını organ bağışı temasında, orijinal kısa filmleriyle katılacağı yarışmanın birincisine GoPro Hero3 Aksiyon Kamera hediye edilecek.Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse ettiği ve Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün Yararlanıcı Kuruluş olduğu 'Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım' projesi çalışmaları devam ediyor. Proje çerçevesinde 2014 Organ Bağışı Kısa Film (Sosyal Reklam) Yarışması düzenliyor. Amatör film yapımcılarını organ bağışı temasında, orijinal kısa filmleriyle bu yarışmaya katılabilecek. 2014 Organ Bağışı Kısa Film yarışmasının amacı organ bağışı konusundaki farkındalığını artırmak, katılımcıların bu konuya sinema perspektifinden eğilmelerini sağlamak olarak belirlendi. Ödül kazanan film 22 Ocak 2015 tarihinde ilan edilecek. Yarışmayı kazanan kısa film sahibi GoPro Hero3 Aksiyon Kamera kazanacak. Ekim ayında başlayan yarışmaya katılmak için son tarih 26 Aralık 2014 saat 16:00 olarak açıklandı. Kazanan katılımcı 29 Ocak 2015 tarihinde Ankara'da yapılacak olan proje toplantısında ödülünü alacak. Başvuru ile ilgili tüm detaylar için www.organbagisiprojesi.com adresinden öğrenilebilecek. (CİHAN)
14 Ekim 2014 11:58 | sağlık
Havaların soğuması ile birlikte sıcaklık ve nem oranı değişiklikleri, kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması gibi nedenler, çocukların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde alınacak basit önlemlerle çocukların hastalıklara yakalanmayıp sağlıklı kalmaları mümkün olabileceğini belirtiyor.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Ahmet Demir, çocukları sonbaharda hastalıklardan korumanın yolları hakkında bilgiler verdi.Çocukların kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak tutulması gerektiğini belirten Doç. Dr. Ahmet Demir, "Çocuklar soğuk havalarda kalabalık ortamlarda daha fazla vakit geçirmekte ve başta üst solunum yolları olmak üzere damlacık yolu ile bulaşan enfeksiyonlara daha fazla yakalanmaktadırlar. Sonbaharın gelişiyle bademcik iltihapları da artış göstermektedir. Çocukların hastalıkları süresince okul, alışveriş merkezi gibi kalabalık ortamlardan uzak tutulmaları salgın riskini azaltacaktır." dediKULAKTA AĞRI, KAŞINTI VE AKINTIYI ÖNEMSEYİNKulak ağrısı, kaşıntısı ve akıntısının ciddiye alınması ve hemen hekime baş vurulmasını ifade den Ahmet Demir, "Kulak enfeksiyonları, dış kulak yolu veya orta kulak iltihabı şeklinde kendini göstermektedir.Dış kulak yolu enfeksiyonları sonbahar ve kış aylarında artmaktadır. Kulakta ağrı, ateş, akıntı veya kaşıntı olması durumunda vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Orta kulak iltihapları, çocukta işitme kaybı, menenjit, yumuşak doku ve komşu kemik yapılarda enfeksiyon gibi ciddi komplikasyonlara yol açma riski nedeniyle ciddiye alınmalı ve bir uzmana başvurmada geç kalınmamalıdır.Orta kulak enfeksiyonları, sıklıkla üst solunum yolları enfeksiyonuyla birliktelik göstermektedir. Dolayısıyla üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak, kulak enfeksiyon riskini de azaltacaktır. Orta kulak iltihapları, enfeksiyonuz sıvı birikimi, kronik sıvı toplanması veya akut enfeksiyon şeklinde kendini gösterebileceği için her zaman antibiyotik tedavisi gerektirmez. O nedenle dikkatle incelenmeli ve ilaç kararı doğru verilmelidir." ifadelerini kullandı.GÖZDEKİ ŞİKAYETLER İHMAL EDİLMEMELİGözde kanlanma, çapaklanma, batma, yeşil akıntı, göz çevresinde şişme gibi şikayetlerle ortaya çıkan göz enfeksiyonları, erken önlem alınmaz ve doğru tedavi edilmezse tüm göz küresini kapsayan yaygın bir enfeksiyona dönüşe bileceğine kaydeden Demir, "Göz enfeksiyonlarının kaynağı genelde; yıkanmamış ellerle göze temas edilmesi ve çocuğun yüzüne karşı enfekte bireyin hapşırması ya da öksürmesidir.Göz enfeksiyonlarından korunmada temel yaklaşım kullanılan su kaynaklarının hijyenik olmasıdır. Diğer önemli nokta el yıkamadır, çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hapşıran, öksüren, aksıran bireyler ve döküntüsü olan çocuklar mümkün oldukça diğer çocuklardan uzak durmalı veya maske takmalıdır." şeklinde konuştu.MİKROPLARA 5 KARDEŞ GÖSTERİNÇocukların değişik gıdalarla beslenmeleri, ortamdaki tuvaletlerin temizlik durumu, bağırsak enfeksiyonlarına yakalanma risklerini artırdığını belirten Demir, "Bağırsak enfeksiyonlarından korunmada en önemli yol, el yıkamadır.İshal ve kusma durumlarında dikkat edilmesi gereken bol sıvı alımının sağlanmasıdır. Böylelikle vücudun sıvı, elektrolit ve metabolik dengesi bozulmayacak ve şikâyetler çoğunlukla kendiliğinden iyileşecektir. İshal dönemlerinde özellikle beş gıda günlük olarak bolca tüketilmelidir. Bunlar mikroplara "Beş kardeş" gösterme şeklinde de ifade edebileceğimiz su, ayran, yoğurt, taze sıkılmış meyve suları ve çeşitli çorbalardır. Eğer çocukta kanlı ishal, dirençli kusmalar ve ateş varsa zaman kaybedilmeden doktora başvurulmalıdır. Gerekli testlerden sonra uygun tedaviler planlanmalıdır." dediANNE BABALARIN ALMASI GEREKEN ÖNLEMLERDoç. Dr. Ahmet Demir, anne babaların alması gereken önlemleri şöyle sıraladı:* Çocuğunuzu havanın sıcaklığına göre giydirin. Kalın parçalar yerine ince katlar ile ortam ısısına uyum sağlayabilir.* Gün içerisinde 4 besin grubundan da ölçülü bir şekilde almasına özen gösterin. Çocuğunuzu abur cuburlardan uzak tutun, onun yerine meyve ve yoğurt gibi sağlıklı ara öğünler tüketmesini sağlayın.* Çocuklara asitli içecekler ve hazır meyve suları vermeyin. Onun yerine suyu sevdirmek için ilgisini çekebilecek bardaklar alabilirsiniz.* Mevsime göre uyku düzenini oluşturun, mutlaka rahat bir yatakta ve uygun bir ortamda uyumasını sağlayın. * Onu mümkün olduğunca sigara dumanından uzak tutun. * Huzurlu bir aile ortamının çocuk sağlığı için çok önemli olduğunu unutmayın.(CİHAN)
13 Ekim 2014 12:19 | sağlık
Uzmanlar, alkol kullanan ve sıklıkla sigara içen orta-ileri yaş erkeklerde görülen gırtlak kanserinin; ses kısıklığı, yutmada güçlük ile nefes darlığı gibi yakınmalarla kendini gösterebileceğini belirtti. Bu belirtilerden herhangi biri ortaya çıktığında vakit kaybetmeden mutlaka doktora başvurulmalı diyen uzmanlar, böylece hastalığın erken teşhis edilmesini sağlayarak tedavi şansının artırılabileceğini vurguladı.Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, ses kısıklığı ve gırtlak kanseri ilişkisi hakkında bilgi verdi. Sigara ve alkolün kanser riskini 10 kat artırdığını söyleyen Prof. Köybaşıoğlu, "Kanser oluşumunda bilinen en önemli etken sigaradır. Sigara kullananlarda kansere yakalanma riski, içmeyenlere göre 4-5 kat kadar daha fazladır. Ayrıca tedavi sonrası sağ kalım oranları sigara kullanan kişilerde kullanmayanlara oranla daha düşüktür. Riski artıran diğer önemli bir faktör de alkol kullanımıdır. Gırtlağın üst kısmının yemek yoluyla yakından ilişki halinde olması, alkolün gırtlağın üst kısmına ve yutak yolunun başlangıç bölümüne temas etmesi bu etkiyi oluşturmaktadır. Sigara kullanımına alkol kullanımı da eklendiğinde kansere yakalanma riski sigara ve alkol kullanmayanlara göre 10 kata kadar artmaktadır. Bunların yanı sıra mide suyunun yukarı kaçması olarak da bilinen reflü hastalığı da gırtlak kanserinin oluşumunda rol oynamaktadır." dedi.Boyun bölgesindeki şişliklere dikkat edilmeli diyen Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, "Gırtlak kanseri, tümörün gırtlaktaki yerleşim yerine göre farklı belirtiler vermektedir. Tümör ses tellerinde ise ilk belirtileri genellikle ses kısıklığı, gırtlağın üst kısmında ise boğazda kitle hissi, kulağa vuran ağrı, yutma zorluğu, gırtlağın alt kısmında ise nefes darlığı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Tümör büyüyünce hangi bölge olursa olsun tüm bu belirtiler birlikte görülebilir. Bir diğer önemli belirti de boyun bölgesinde karşılaşılan şişliklerdir. Daha önceden saptanmayan bir şişliğin ortaya çıkması, dikkat çekici boyutlara gelmesi, kanserin boyundaki lenf bezlerine yayıldığının bir işareti olabilir." diye konuştu. Tanı ve tedavi için geç kalınmaması gerektiğini belirten Prof. Köybaşıoğlu şunları ifade etti: "Gırtlak kanserinin tanısı muayene ile gerçekleştirilmektedir. Şüpheli bir durumla karşılaşıldığı takdirde, tümörden parça alınması (biyopsi) gerekmektedir. İşlem sırasında hastaya herhangi bir kesi yapılmadan ağız yoluyla sokulan borulardan gırtlak mikroskop altında incelenmekte ve tümör dokusundan parça alınarak patolojik incelemeye gönderilmektedir. Ardından saptanan bulgularla tümörün klinik evrelemesi yapılmaktadır. Radyolojik inceleme yöntemleriyle de (Tomografi, manyetik rezonans (MR) görüntüleme) ek bilgiler sağlanarak evrelemenin doğruluğu artırılmaktadır.Gırtlak kanserinin tedavisinde kullanılan cerrahi işlemler kısmi gırtlak çıkarılması (parsiyel) ya da gırtlağın tamamının çıkarılması (total larenjektomi) olarak gruplandırılmaktadır. Kısmi teknikler; kesi yapılmadan ağız içinden çalışılarak tümörün aletlerle veya lazer ile çıkarılması ya da boyundan kesi yapılarak çıkarılmasıdır. Ağız içinden yapılan kısmi tekniklerden sonra hastada kalıcı olarak nefes borusunda delik açılması (trakeotomi ) yapılmaz ve hasta normal şekilde beslenir ve nefes alır. Ancak dışardan yapılan kısmi ameliyatlarda bir süre delik açılmasına ihtiyaç duyulur ama sonuçta bu delik kapatılır. Gırtlağın tümünün çıkarıldığı ameliyatlarda ise hasta sesini tamamen kaybeder ve boynunda kalıcı bir delik ile yaşamak durumunda kalır. Ağız yolu ile yutmasında ise bir değişiklik olmaz. Gırtlağın tümünün çıkarıldığı ameliyatlardan sonra hastanın yeniden ses çıkarabilmesi için de pilli cihazlar, yemek borusu sesi çıkarma eğitimi ya da nefes borusuna cihaz takma işlemleri uygulanabilir."Kemoterapi ile tümörün yok edilebileceğini dile getiren Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, "Hastalığın tedavisinde erken dönemlerde radyoterapi tek başına oldukça etkili bir yöntemdir. İleri evrelerde ise tek başına radyoterapi yeterli olmamakta ve kemoterapi ile birlikte (kemoradyoterapi) ya da cerrahi sonrasında ek tedavi (adjuvant) şeklinde devreye girmektedir. İleri evrelerde gırtlağın tamamen çıkarılmasına gerek kalmadan kemoradyoterapi ile organ koruma sağlanarak tümörün yok edilmesi mümkün olabilmektedir. Böylece hasta sesini ve nefes alma fonksiyonlarını kaybetmeden yaşamını sürdürebilir." dedi.Hasta tedavi sonrası kontrollerini kesinlikle aksatmamalı diyen, "Hastaların tedavi sonrasında da yakından takip edilmeleri gereklidir. İlk bir yılda 1.5 ayda bir, 4 yıla kadar 2-3 ayda bir, 4. yıldan sonra da 6 aylık rutin muayeneler yapılmalıdır. Bu sayede tekrar eden ya da uzak organlara yayım (metastaz) yapmış tümörler erkenden saptanabilir. Gırtlağın tam çıkarılmadığı kısmi ameliyatlardan ya da radyoterapiden sonra hastaların sigara ve alkol kullanmaya devam etmeleri kanserin tekrar etme oranını arttırıcı bir faktördür. Takiplerde bu konuya da özellikle dikkat etmek gerekmektedir." diye konuştu.(CİHAN)
29 Eylül 2014 14:49 | sağlık
Kurbanlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak isteyenler, bu yıl da yardım kuruluşlarının düzenlediği kurban kampanyalarına yoğun ilgi gösteriyor. Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Kızılay, Cansuyu ve İHH gibi dernekler, kurban sevincine dünyanın her yerinde yaşayanları ortak edecek.Kimse Yok mu, Deniz Feneri, Cansuyu, Kızılay ve İHH gibi yardım kuruluşları bu yıl da Türkiye’de ve dünyanın dört bir tarafında kurban kesecek. Kimse Yok mu Derneği, Kurban Bayramı’nda 100 ülkede keseceği 50 bin hisse kurbanla 250 bin aileye ulaşmayı hedefliyor. Bunun yanında yurtiçinde de birçok ilde kesimler yapacak olan dernek, 80 bin aileye ulaşmayı planlıyor. Yurtiçi ve yurtdışında toplamda 22 bin hisse kurban kesmeyi hedefleyen Deniz Feneri Derneği ise bu hisselerin 2 binini Türkiye’de, 20 bin hisselik kısmını ise yurtdışında kesmeyi hedefliyor. Toplamda 100 bin aileye ulaşmak istediklerini kaydeden dernek, yoğun olarak afetlerin yaşandığı ülkeler ve iç savaş nedeniyle zor günler geçiren Afrika bölgesine öncelik verecek. Bu yıl Gazze, Suriye kampları, Irak kampları, Somali kampları, Arakan, Patani, Moro gibi sıkıntılı bölgelere ağırlık vereceklerini açıklayan Cansuyu Derneği ise 1 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Kimse Yok mu Derneği Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Fazlıoğlu, 40 binin üzerindeki hisseyi Doğu ve Güneydoğu’daki ihtiyaç sahibi ailelere ulaştıracaklarını ifade ediyor. Suriyeliler ile ilgili çalışmalarının da olduğunu kaydeden Fazlıoğlu, “Nizip, Gaziantep, Kilis, Yayladağı ve Reyhanlı olmak üzere bazı bölgelerde dağıtım yapacağız. Yaklaşık 4 bin Suriyeli aileye ulaşmayı hedefliyoruz.” diyor. 50 bin kayıtlı gönüllüsü bulunan Kimse Yok mu Derneği, bu Kurban Bayramı’nda da onlar yardımı ile birçok ülke ve ilde dağıtımlarını gerçekleştirecek. Somali, Kamboçya, Filipinler, Burkina Faso, Etiyopya, Filistin, Moğolistan gibi 100 ülkede kurban kesimlerini gerçekleştirmeyi planlayan Kimse Yok mu Derneği, görüşmeler neticelendiği takdirde bu sene Bolivya, Nikaragua, Guatemala gibi ülkelerde ilk defa kurban kesimi gerçekleştirecek. Kimse Yok mu Yurtdışı Yardımlar Koordinatörü Yusuf Yıldırım da kurban kesimi yapılacak bazı ülkeleri şöyle sıraladı: Panama, Meksika, Arnavutluk, Venezuela, Peru, Paraguay, Jamaika, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Yemen, Nepal, Hindistan, Bangladeş, Myanmar, Afganistan. Yusuf Yıldırım, kurban kesim aşaması hakkında şu bilgileri verdi: “Bir kesim yerinde olmazsa olmaz noter, din görevlisi ve bizim görevlilerimiz bulunuyor. Bunlar hem kesim aşamasında hem kesim sonrasında kurban etlerinin tartılmasında muhakkak kontrol ediliyor. Veteriner hekim kurbanlıkları ve etleri kontrol ediyor. Kurbanların başında tek tek isimler okunuyor. Noter huzurunda kayda alınan kurban kesen isimlere ‘Kurbanınız şurada kesilmiştir’ diye bir kısa mesaj gönderiyoruz.”
23 Eylül 2014 07:41 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  6.0.064