Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Ankaralılar için özel derlenmiş haberler. Çeşitli kaynaklardan (hürriyet, milliyet...) Ankara'yla ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Ankara Sağlık Haberleri


Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, damar sertliğinin esas olarak 10-15 yaş aralığında yani çocukluk ve gençlik çağlarında başladığını belirterek, bunun temelinde 'fast-food' tarzı beslenmenin yattığını söyledi.Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yetişkin yaş grubunda kalbi besleyen koroner ve diğer damarlarda gelişen damar sertliğinin tansiyon, sigara, genetik yatkınlık ve sağlıksız beslenme gibi nedenlerden kaynaklandığını belirtti. Genel kanı olarak ileri yaşlarda geliştiği düşünülen damar sertliğinin esasen çocukluk ve gençlik çağlarında başladığını kaydeden Prof. Dr. Gölbaşı, bu çağlardaki damar sertliği gelişiminin, orta yaş ve üzerindeki gelişimden çok farklı olmadığını söyledi. Prof. Dr. Gölbaşı, sağlıksız beslenme ve düzensiz yaşam tarzına bağlı damar problemlerinin temelinin çocukluk yaşlarında atıldığına işaret etti. ÇOCUKLARIN SİGARA KULLANIMI Bu temeller üzerine inşa edilen yapının apartman inşaatı gibi yükselerek damar içersini daralttığını söyleyen Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu risk faktörleriyle birey ne kadar erken yaşta karşılaşırsa o kadar erken problemlerle karşılaşır. Gençlerin ve çocukların sigara kullanımı, sağlıksız beslenmesi çok önemsenmelidir. Genel olarak damar sertliği yaklaşık 10-15 yaşlarında damar duvarında görülmeye başlamaktadır. Bunun temelinde 'fast-food' tarzı beslenme çok etkili" dedi. SAĞLIKLI BESLENİN, GELECEĞE YATIRIM YAPIN Damar serliğine bağlı ani veya uzun süreli damar tıkanıklıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Gölbaşı, bunun 'plak' yırtılmasına bağlı olarak kalp krizine yol açtığını vurguladı. Prof. Dr. İlhan Gölbaşı şöyle konuştu: "Ani tıkanıklığa yol açan, yırtılmaya meyilli hassas plaklar 20- 30'lu yaşlarda oluşur. Bu yaşlarda gösterdiğimiz özen ileriki yıllarda gelişebilecek ani damar tıkanıklığı riskini azaltacaktır. Bunun için çocuk ve gençlerin tansiyon, şeker, kan yağı ve beslenme alışkanlıkları periyodik kontrollere tabi tutulmalıdır. Günümüzde 30'lu yaşlarda kalp krizi gelişmekte ve bypass ameliyatları yapılmaktadır." BİLGİSAYAR BAŞINDA HAREKETSİZ YAŞAM Prof. Dr. Gölbaşı, sağlık harcamalarını azaltmak için orta yaş ve üzerinde alınan önleyici tedbirlerin çocukluk ve gençlik döneminde de alınması gerektiğini söyledi. Bilgisayar başında hareketsiz geçen yaşam ve sağlıksız beslenme tarzını benimseyen çocuk ve gençleri çok erken yaşlarda önemli sağlık problemlerinin beklediğine dikkati çeken Prof. Dr. Gölbaşı şu bilgileri verdi: "Bu dönemde alınan tedbirler daha etkili ve önemlidir, çünkü orta ve ileri yaşta iş işten geçmiş olmaktadır. Bundan dolayı ilköğretim çağından başlayarak sağlıklı beslenmenin kuralları, sigaranın zararları ve sporun faydaları konusunda etkili eğitim programları düzenlenmelidir. Çocuklar mutlaka fast- food tarzı beslenmeden uzak tutulmalıdır." (DHA)
14 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Liv Hospital Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Emzirme Danışmanı Uzm. Dr. Pakize Elif Erkul, anne sütünde bulunan 'hamlet' hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyarak yok ettiğini ve bebeği lösemi, lenfoma gibi kanserlere karşı koruduğunu bildirdi.Erkul tarafından yapılan yazılı açıklamada, anne sütünde bulunan 'hamlet' hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyarak yok ettiğini ve bebeği lösemi, lenfoma gibi kanserlere karşı koruduğunu vurguladı. Yenidoğan dönemindeki beslenmenin sağlık üzerinde hem kısa hem de uzun dönemde önemli etkileri var olduğunu, doğru ve yeterli beslenmenin büyüme ve gelişmenin yanı sıra hastalıklardan korunma için de gerekli olduğunu ifade eden Erkul, ayrıca anne sütünün çocukları, pnömoni, orta kulak iltihabı, menenjit, ishal gibi bulaşıcı hastalıklardan da koruduğunu belirtti.ANNE SÜTÜ İLE BESLENEN ÇOCUKLARIN IQ SEVİYELERİ YÜKSEK OLUYORErkul, bebeklere ilk 6 ay tek başına, 6 aydan sonra da tamamlayıcı gıdalarla birlikle 2 yaşa kadar anne sütü verilmesinin en uygun olduğuna dikkat çekti. Anne sütü alan bebeklerin gelişimsel testlerde daha başarılı oldukları ve IQ puanlarının daha yüksek olduğunun saptandığını kaydeden Erkul, annelerin en çok merek ettikleri ve tedirgin oldukları konunun anne sütünün bebekler için yeterli olup olmaması olduğunu hatırlattı. Erkul, anne sütünün yeterliliğini gösteren en önemli kriter bebeğin kilo alımı olduğunu vurgulayarak, "İlk 1 hafta içinde bebekler doğum kilolarının yüzde 5-10'unu kaybeder. Bebek 15 günlük olduğunda doğum kilosuna dönmüş veya üzerine çıkmış olması ve ilk 6 ay ayda 500 gram veya üzerinde kilo alması anne sütüyle iyi beslendiğinin en iyi kanıtıdır." dedi. EMZİRME, ANNEYİ DE KANSERE KARŞI KORUYOREmzirmenin anneyi kansere karşı korurken aynı zamanda doğumdan sonra rahmin daha çabuk toparlanmasını sağlayarak kansızlık oluşumunu önlediğini belirten Erkul, "Emzirme sayesinde anneler doğum sonrasında daha kolay kilo verir. Anneler bebeklerini emzirerek günde ortalama 500 kalori verilebilir. Aynı zamanda emziren annelerde de meme, yumurtalık ve rahim kanserleri daha az görülür." ifadelerini kullandı.(CİHAN)
12 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Gözler, vücutta birçok hastalığın habercisi olabiliyor. Özellikle göz kapaklarındaki düşüklükler, kimi zaman beyin ve sinirleri etkileyen önemli rahatsızlıklardan kaynaklanabiliyor.Memorial Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü
09 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Orta yaş ve üzeri erkeklerin en sık şikâyet ettiği sık tuvalete gitme, yalnızca iyi huylu prostat büyümesinin değil, mesane ve alt idrar yolu hastalıklarının da habercisi. Prostat büyümesi ile benzer belirtiler veren bu hastalıkların teşhis ve tedavisinde geç kalınması, mesane kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Üroloji Bölümü
02 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi KBB Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mete Kıroğlu, kulak temizleme çubuklarından uzak durulmasını istedi.Prof. Dr. Mete Kıroğlu, sıcakların artmasıyla birlikte insanların daha sık banyoya girdiğini, havuz ve denizlerde serinlik aradığını söyledi. Prof. Dr. Kıroğlu, "İnsanlar genelde duş ve havuz sonrası pamuk sarılı temizleme çubuklarıyla kulaklarını temizlemeye çalışıyor. Bu çok doğru değil. Bu çubuklar dış kulak yolundaki yararlı olan koruyucu salgıyı alarak, burada iltihap oluşmasını kolaylaştırır" dedi. 'HAVLUYLA KURUTUN' Temizlik amacıyla kullanılan pamuklu çubukların kulağa daha çok zarar verdiğini anlatan Prof. Dr. Kıroğlu, şunları kaydetti: "Bilgi sahibi olmayan insanlar temizlik yapmaya çalışırken kulaklarına daha çok zarar veriyor. Çünkü bu çubuklar kullanırken, 'buşon' denilen kulaktaki iri kirler de farkında olmadan ileri doğru itilerek kulak zarına yapıştırılıyor. Kulağınız ıslaksa ve bundan rahatsızlık duyuyorsanız havlu yardımıyla kurutabilirsiniz ama bu çubuklardan uzak durun. Ayrıca kulak, burun ve boğaz sağlığı açısından da rutin doktor kontrolleri ve muayeneleri ihmal edilmemeli." (DHA)
02 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Türkiye ve dünyada giderek yaygınlaşan obezite birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Karaciğer, Safra Yolları ve Pankreas Cerrahi Ünitesi
01 Haziran 2015 00:00 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Medikal Turizm Derneği Başkanı Dr. Sinan İbiş, "Annelerin çalışması, obezite oranını artırmaktadır. Kardeşi bulunan çocukların yüzde 4.6'sı hafif kilolu, yüzde 4.7'si obez. Kardeşi bulunmayan çocukların yüzde 7.7'si hafif kilolu, yüzde 7.1'i obez." dedi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Medikal Turizm Derneği tarafından 'Çocukluk Çağı Obezitesi' başlıklı konferans 'Fazla Kiloları Taşımayın' temasıyla Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirildi. Konferansta, 'Adölesan Çağındaki Çocukların (11-14 yaş), Velilerinin ve Öğretmenlerinin Obezite Durumları ile beslenme Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi Projesi' kapsamında, Ankara'da 3 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. Dernek Başkanı Dr. Sinan İbiş, araştırmayı kentteki 12 okulda 3 bin 28 çocuk, 130 öğretmen ve 3 bin 51 veliyle birebir görüşerek tamamladıklarını söyledi. Araştırmaya katılan çocukların yüzde 53.2'sinin kız, yüzde 46.8'inin erkek olduğunu anlatan Sinan İbiş, yüzde 87.2'sinin normal, yüzde 5.2'sinin hafif kilolu, yüzde 5.1'inin ise obez durumda bulunduğunu dile getirdi.Öğretmenler ve ailelerle de görüştüklerini vurgulayan İbiş, öğretmen ve velilerin obezite konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı sonucuna ulaştıklarını belirtti. Teknoloji, beslenme alışkanlıkları, evlerdeki yemek düzenleri konusunda araştırmalar yaptıklarını kaydeden İbiş, çocukların özellikle anne ve öğretmenlerini rol model aldıklarına dikkat çekti.SONUÇLAR ORTAYA KONDUİbiş, araştırma sonuçlarıyla ilgili şu çarpıcı sonuçları açıkladı: * Kardeşi bulunan çocukların yüzde 4.6'sı hafif kilolu, yüzde 4.7'si obez. * Kardeşi bulunmayan çocukların yüzde 7.7'si hafif kilolu, yüzde 7.1'i obez. * Düzenli spor yapmayanlarda, diğerlerine göre hafif kilo durumu yüzde 2.7, obezlik ise yüzde 0.6 daha fazla. * Hafif kilolu olma hali, annesi çalışmayan çocuklarda yüzde 4.8 iken, annesi çalışanlarda yüzde 5.7 olarak görüldü. * Annelerin çalışması, obezite oranını artırmaktadır. Annesi çalışmayan çocukların obezlik ihtimali yüzde 0,9 daha düşük. * Babaları çalışmayan çocuklarda obezite yüzde 7.6 görülürken, babası çalışanlarda yüzde 4.9 bulunmuştur. Demek ki babaları çalışmayan çocuklarda obezite görülme oranı yüzde 2.7 daha fazla. * Çocukların aileleriyle kahvaltı yapmaması, hafif kiloluluk oranlarını yüzde 3.7, obezlik oranlarını ise yüzde 2.2 artırmakta. * Evlerinde kahvaltı yapmayan çocuklarda ise hafif kiloluluk yüzde 1.4, obezlik ise yüzde 3.4 daha fazla görülmekte. * Obezite, günlük 0-1 saat televizyon izleyen çocuklarda yüzde 4.3, 1-2 saat izleyenlerde yüzde 4.6, 2-3 saat izleyenlerde 6.1, televizyonu 4 saatten fazla seyredenlerde ise yüzde 6.5. (CİHAN)
28 Mayıs 2015 00:00 | sağlık
Reflü, toplumda en sık görülen mide hastalıklarının başında geliyor. Reflü hastaları genellikle hekim kontrolü dışında ilaç kullanarak tanı konulmasını geciktirebiliyor.Vakaların yüzde 15 civarının hekime başvurduğunu söyleyen Liv Hospital Ankara Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Bozkaya,
02 Mayıs 2015 03:01 | sağlık
Reflü, toplumda en sık görülen mide hastalıklarının başında geliyor. Reflü hastaları genellikle hekim kontrolü dışında ilaç kullanarak tanı konulmasını geciktirebiliyor.Vakaların yüzde 15 civarının hekime başvurduğunu söyleyen Liv Hospital Ankara Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Bozkaya,
02 Mayıs 2015 00:00 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
28 Nisan 2015 21:18 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
26 Nisan 2015 18:19 | sağlık
Ankara
26 Nisan 2015 18:19 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
24 Nisan 2015 13:14 | sağlık
Ankara
24 Nisan 2015 10:29 | sağlık
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, karın bölgesinde aşırı yağlanma olan kişilerin kalp damar hastalıkları ve diyabet riski altında olduğunu söyledi. Emiroğlu, dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emiroğlu, obezite ve bu konuda alınması gereken önlemler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitenin; günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edildiğini belirten Emiroğlu, "Obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda yüzde 30 gibi yüksek rakamlara ulaşmakta." dedi. Dünya obezite haritasına bakıldığında, salgın tarzında tüm ülkeleri ilgilendirdiğini görmenin mümkün olduğunu kaydeden Emiroğlu, "Refah düzeyinin ve masa başı işlerin artması, ulaşımın kolaylaşması, bireylerin oturdukları yerden birçok ihtiyaca ulaşıyor olması ve fast food tarzı beslenme alışkanlıklarının yayılması obezitenin her on yılda katlanarak artmasına neden oluyor." hatırlatmasında bulundu. EN TEHLİKELİ YAĞLAR KARIN BÖLGESİNDE YERLEŞENLER Aşırı kilolar kadar bu kiloların dağılımının da hastaya bakışı ve değerlendirmeyi etkilediğini ifade eden Emiroğlu, "Abdominal obezite yani karın ve bel çevresindeki aşırı yağlanma sağlık için gerçek bir alarm durumunu ifade ediyor. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir. Ayrıca abdominal obezite, bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0,85 erkeklerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır. Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki yüzde 10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar. Örneğin yağ dokusundaki 1 kg'lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin yüzde 95'inden fazlası yeniden kilo almaktadır." diye vurguladı. Tip 2 diyabet hastalarında da liposuctionın kilo verilmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Emiroğlu, "Yapılan bir araştırmada büyük miktar yağ aspirasyonu yapılan tip 2 diyabetli 31 hastanın 1 yıl sonraki takiplerinde, ameliyat öncesine göre beden kitle indekslerinin 6,2 azaldığı ve kan şekerlerinin yüzde 18, HbA1c değerinin yüzde 2,3 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Geçmişte, obez hastalar rutin liposuction için aday olarak kabul edilmemiş olsa da günümüzde özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olan hastalara uygulanan liposuction hem kan şekerinin dengelenmesi sağlıyor hem de kalp damar hastalığı riskini azaltıyor. Öte yandan yapılan liposuction ile hasta hızlı biçimde ve önemli oranda yağ kaybettiği için moral ve motivasyonu kalan kilolarından da hızla kurtulması için önemli avantaj sağlıyor." açıklamasında bulundu. Dünyada en yaygın uygulanan obezite ameliyatlarının gastrik bypass operasyonu, ayarlanabilir mide bandı ve tüp mide ameliyatı olduğunu hatırlatan Emiroğlu, ancak seçilmiş hastalarda liposuctionın obezite tedavisinde önemli yeri olduğunun açık olduğunu dile getirdi. (CİHAN)
22 Nisan 2015 13:01 | sağlık
Ankara
22 Nisan 2015 06:58 | sağlık
Kan bağışı konusunda duyarlılık oluşturmak isteyen üniversite öğrencileri, Türkiye
21 Nisan 2015 23:57 | sağlık
Ankara
20 Nisan 2015 04:53 | sağlık
Kan bağışı konusunda duyarlılık oluşturmak isteyen üniversite öğrencileri, Türkiye
19 Nisan 2015 22:06 | sağlık
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlhan Gölbaşı, uzun seyahatler sonunda bacak toplardamarlarında pıhtılaşma (derin ven trombozu) gelişebileceğini söyledi.Uzun süreli otobüs, uçak, tren yolculuğu yapanları dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. İlhan Gölbaşı, yaklaşık 8-10 saat süren yolculuklar sonrasında bacak toplardamarlarında pıhtılaşma oluştuğuna dikkati çekti. Bu durumun sıklıkla, hareketsizliğe, yetersiz sıvı alımına ve genetik yatkınlığa bağlı gelişebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo ayrıca varisleri bulunan hastalarda daha fazla görülebilmektedir. Bacak toplardamarı tıkanmasını takiben bacak aniden şişer, kızarır ve çok şiddetli ağrı yapar" dedi. PIHTI AKCİĞERE GİDERSE Karşılaşılan tablonun en korkulan komplikasyonunun ise bacakta oluşan pıhtının hareket ederek akciğerlere atılması olduğunu aktaran Prof. Dr. Gölbaşı, "Bu tablo fark edilmez veya etkili tedavi edilmezse ölümcül durumlara neden olabilir. Bundan dolayı derin toplardamar tıkanıklığı gelişen kimsenin acil olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide pıhtı eritici ve kan sulandırıcı ilaçlar uygulanmaktadır. Ayrıca toplardamardaki pıhtının hareket etmesine mani olmak için bu dönemde mümkün olduğunca istirahat edilmesi sağlanmalıdır. Bu hastalar takip eden günler ve aylarda ayakta bulundukları zamanlarda varis çorabı giymeli, yatarken de çıkarmalıdır" diye konuştu. Gölbaşı, bacak toplardamar pıhtılaşmasında en önemli yaklaşımın hastalık gelişmeden önlemini almak olduğunu dile getirdi. Bacak toplardamar pıhtılaşmasını nasıl önleyebiliriz?* Bunun için, uzun seyahate çıkacak hastada varisler varsa, varis çorabı giymesi uygun olacaktır. * Seyahat esnasında oturduğu yerde bacak ve bilek hareketleri yapması gerekmektedir. * Ayrıca uzun yolculuk boyunca sıklıkla ayağa kalkıp bir miktar yürümelidir. * Seyahat boyunca bol miktarda sıvı tüketmelidir. * Seyahat esnasında beli çok sıkan kıyafetten de uzak durmak gerekir. * Mola imkanı varsa mutlaka bu esnada yürüyüşler yapılmalıdır. * Hatta çok riskli kimselerde kan sulandırıcı iğneler yapılmalıdır. * Aynı şekilde daha önceden damar tıkanıklığı gelişen ve tedavisi tamamlanan hastalar kan sulandırıcı ilaç kullanmıyorsa, bunlara da seyahat öncesinde kan sulandırıcı iğnelerin yapılması faydalı olacaktır. (DHA)
19 Nisan 2015 16:05 | sağlık

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 ankaradaki.com,  75.8.847